# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SLIPKNOT – Vol.3: (The Subliminal Verses)
| 04.08.2010

Yazı boyunca adı hiç anılmayacak olsa da, merhumun anısına.

Masanın üzerindeki vazoyu moleküllerine ayıracak çocuk, bebekliğinde kirlettiği bezden de belli olabiliyor bir yerde. Puşkin’in ilk Dostoyevski romanı İnsancıklar’ı okuduktan sonra, ağızcağızından çıkan ilk kelimeler bütünü “Gogol’dan da büyük bir yazar olacak bu!”, Slipknot için daha ilk günlerden evrime uğratmıştı: “Korn’dan da büyük olacak bu”.

Çıktıkları ilk dönem ve ertesinde “fabrika gürültüsünden” öteye gidemediği iddia edilen bir sound’a imza atmış bu 9 Maskeli Beşler farklıydı ve Amerika’nın Kiss’den sonra görmüş olduğu en büyük gizemdi (yazar burada La Fontaine’e selam etmekte). Aslına bakarsanız, çıktığı hafta Billboard listelerinde bir numara olan “All Hope is Gone”a giden süreç şaşırtıcı değil. Anavatanlarında “büyüklükle” orantılı olan kasadaki yeşilin hesabı ise yine Gogol’den: “Pantera’dan da fazla satar bu.”

Kendi isimlerini taşıyan albümlerindeki “Amerikan kırosu-vari” tavır, sertlik, bilinmezlik, enstrüman kalabalığına rağmen kestirmeden giden sound ve radyo dostu şarkılar sayesinde gündeme oturan grup, ardından gelen “Iowa”da “Pantera taktiğini” benimsemiş, tutan ilk albümün ardından daha da setleşmiş, beste yapılarındaysa enstrüman kabiliyeti ve konser etkeni etkisini artırmıştı. Seçilen bu yolun gideriyse hit sayısındaki düşüştü. Çok satmanın getirdiği “paradan anlayan Scream 2 figüranları” gibi negatif anlamdaki birçok eleştiriyi de içinde bulundukları bu dönemi düşünürken göz önüne almak gerek.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, People = Bullshit’in intro’sunu gruptan ve nu-metal etiketinden habersiz olarak dinleyen ve orta halli bir müzik kulağına sahip dinleyici, ortadaki şeyi herhangi bir teknik death metal şarkısına benzetmez mi? Peki tamam, altyapısal DJ zımbırtılarını ve “here we go again, motherfucker” gibi fütursuzlukları şutlamak gerekebilir.

Sıra “Vol. 3: The Subliminal Verses”a geldiğindeyse kafalardaki soru şuydu: İlk albümün melodiye bulanmış nakarata dayalı yapısı ile ikinci albümün “kodu mu oturtan” duruşu tek potada eritilip, ortaya çıkan şeye şekil verilebilir mi? Aslında bir anlamda daha üçüncü adımlarında kontrol edemeyecekleri bir canavar yaratmaktı grubun niyeti. Bu sürecin sonucunda Amerikan Metal Müzik Tarihi -Demokrat eyaletlerde ders olarak okutulmalı- için bir kilometre taşı meydana getirdiler. Aslında formülizasyon basitti. Albümü farklı kılan; bildiğimiz metalcore kalıbının kendi dinamikleri içerisinde çok iyi anlaşan bir grup tarafından cilalanarak enstrüman bolluğunun şarkıya sırıtmayacak bir şekilde yedirilmesi ve icrası görece kolay, mükemmel şarkılar yazılmasından ibaretti.

Kayıt sürecine baktığımızdaysa, albüm öncesinde patlak veren spekülasyonlar ve albüm sonrasındaki röportajlardan anladığımız tek şey ortada bir kaosun olduğu. Müzik yapmaktan öte “albüm yapayım, plak şirketiyle anlaşayım, satayım, turlayayım” kafasına geç yaşlarda girmiş bu 9 adam, “Vol. 3″nin kayıt sürecinde 30’lu yaşlarındaydı. Hemen hemen müzik için olgunluk çağı diyebileceğimiz bu dönemlerinde grup elemanları müzik kariyerleri için ayrı maceralar peşindeydi. Portföyüne bakacak olursak en az bir Dream Theater, Savatage gibi bünyesinden onca grup çıkarmış bir oluşumdur Slipknot ve “Vol. 3″ de tam bu hengamenin içinde doğmuştu.

Prodüktör olarak her türlü müziği yemiş bitirmiş, Billboard listelerinin zirvesini her daim belirleyen, kimine göre “müzik profesörü” kimine göreyse “piyasa” olarak nitelenen Rick Rubin’le çalışan grup, mekan olaraksa yine Rubin’in daha şimdiden efsane olmuş, birçok büyük ismin ölümsüz eserlerinin kaydedildiği The Mansion’ında karar kılmıştı. İlk başlarda Rubin’in projeden projeye atlayarak çalışma prensibi grubu bu zaman zarfı içerisinde tedirgin etse de süreç sonunda ortaya çıkan malzeme, bu durumun gruba yaradığını gösteriyor. Yine yapılan açıklamalar, The Mansion’ın kaotik yapısının grubun bestelerine olumlu anlamda etki ettiği yönünde. İlgi çeken bir diğer noktaysa grubun o zamana kadar yapmış olduğu en “rahat” parçalardaki Corey Taylor vokallerinin, bu denli bir profesyonellik beklemeyen diğer üyeleri şaşırtmış olması.

Bir saati aşkın süreli bu “gürültü yumağını” sökmeye başladığımızdaysa, görülecek ilk şey radyo dostu olan şarkıların (hit’lerin) fazlalığı. The Blister Exists’i uçarılığa kaçıran perküsyonları, enstrüman kullanımı ve geri vokallerin ağırlığıyla ilerleyen Pulse Of The Maggots, Circle’ın dibe vuran yaylıları ve sonuna eklenen kısım ile Welcome’a açılan bir kapı işlevindeki sample’larıyla, hepsi yerinde kullanılmış güzel fikirler içeren şarkılar. Diğerlerinin yanında sönük kalsa da tadını groove’undan alan Three Nil, distortion’a bulanmasa rahatlıkla bir hard rock şarkısı olabileceğine inandığım Before I Forget, fazlasıyla mükemmel olan Vermillion pt.1-2’lar ve konser kalabalıkları için biçilmiş kaftan Opium Of The People yakıp yıkıp yok eden paslanmaz şarkılar. Dur kalklı yapısıyla The Nameless’a geldiğimizdeyse birçok yaratıcı fikrin çorba olmadan mükemmele giden yolculuğunu görüyoruz.

(#0)’nun introdaki turntable numaraları, (#1)’ın twin’leri, (#7) ve (#4)’un groove’dan kopmayan gitarları, kanal vokallere eklenmiş (#2), (#3) ve (#6)’in diplerden gelen haykırış-ımsı-ları. Bütün bunlara ek olarak, kökleri “soğuk ülkelerden” gelen brutale bağlanan akustik gitar numarasının Amerikan düzensizliği (bkz. ucuz Hollywood filmlerindeki genç ergenimizin odası) ile modifiye edilişi, “kral” bir şarkı. Bunun yanında “hiç edilmiş en iyi 10 rif” arasına girebilecek kapasitede olan Dimebag-vari iki güzelim rifin The Virus of Life’a kurban edilişini belirtmek gerek.

Toplamak gerekirse, belki şimdi çoğumuz için bir anlam ifade etmeyen bu grubun taş gibi bir albümü bu. Bir Grammy ve Roadrunner Records anketlerine göre şirket bünyesinden çıkan en iyi video da cabası. Mevcudiyeti daha şimdiden tartışılmaya başlanmış olan Slipknot’ın ise ileride efsane olarak anılacak olmasının başlıca etmeni bu albümdür.

ihsan

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.20/10, Toplam oy: 220)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2004
Şirket
Roadrunner
Kadro
(#8) Corey Taylor: Vokal
(#7) Mick Thomson: Gitar
(#4) Jim Root : Gitar
(#2) Paul Gray: Bas
(#1) Joey Jordison: Davul
(#6) Shawn Crahan: Perküsyon
(#3) Chris Fehn: Perküsyon
(#0) Sid Wilson: Turntable
(#5) Craig Jones: Klavye, sample'lar
Şarkılar
1. "Prelude 3.0"
2. "The Blister Exists"
3. "Three Nil"
4. "Duality"
5. "Opium of the People"
6. "Circle"
7. "Welcome"
8. "Vermilion"
9. "Pulse of the Maggots"
10. "Before I Forget"
11. "Vermilion Pt. 2"
12. "The Nameless"
13. "The Virus of Life"
14. "Danger – Keep Away"
  Yorum alanı

“SLIPKNOT – Vol.3: (The Subliminal Verses)” yazısına 43 yorum var

  1. duraganyolcu says:

    Bütün Nu Metal parçaları “Duality” kalitesinde olsa neredeyse hiç sevmediğim bu türün delisi olurdum. Bu albüm Nu Metal adına mükemmel bir örnek kesinlikle.

  2. heat says:

    kritik notunu sert metalciler bombalamış. ne de olsa slipknot liseli grubu yeeaaa

    darth sidious

    @heat, aynını ben diycektim. slipknot tü kaka ama korn 10 numaradır şimdi öyle dememek lazım dimi eheh :)

    vermilion dinlediğim ilk slipknot şarkısı olması dolayısıyla en sevdiğim şarkısıdır. albüm mükemmel yoruma gerek görmüyorum. bence 10 alır, iowa da 12 (ya iowa diye sorabilceklere cevaben eklenmiştir ^^ )

  3. Sambalici says:

    Bu albümü yazmayı düşünüyordum ama unutmuştum, güzel kritik olmuş. Son yıllarda mainstream metal namına çıkan en iyi albüm olabilir Vol3. Gaz patlaması yaratan Iowa sonrası tam dengede bir albüm, hastasıyım. Lars’ın da Rick Rubin’i seçme nedenini açıklarken verdiği referanslardan biri bu albümdü.

    heat

    @Sambalici, keşke lars dengesizi de son albümde jordison gibi çalabilseydi

    Sambalici

    bi konserde yerine çalmıştı ya, yeni albüm öncesi lars’ı zehirleyelim hastaneye yatsın böylece yerine jordison çalsın albümde heh :D

  4. Dinlerim bu albümü arada. Bana göre de en iyi albümüdür Slipknot’ın. Three Nill ve The Nameless çok başarılı parçalar, özellikle rif bakımından. All Hope is Gone’ı da sindiremedim daha. Sulfur, Psychosocial ve Dead Memories’i dinleyip geçiyorum sürekli.

  5. havitetty says:

    Uzun uzun dinlediğim yegane Nu-Metal albümü diyebilirim. Cidden çok başarılı.

    Ayrıca konsere gelsin lan Slipknot!

  6. Rauf says:

    çok büyükler çooooooooook

  7. Berca B. says:

    Eskiden Slipknot dinlemek ayıp sayılırdı. Kaç kişi sevmesine rağmen rahat rahat söyleyemezdi sevdiğini. Tabi o zamanlar tarz faşizmi doruk noktasındaydı. Şimdi allahtan bu faşizm biraz duruldu da insanlar rahat rahat belli grupları konuşabiliyor, dinleyebiliyor.

    Ben de çevremden etkilenip yıllarca dinlemedim Slipknot’ı. Bir tek Heretic’s Anthem’i biliyordum, onu da çok sevmiştim aslında ama kimseye söylememiştim, benim sırrım olarak kalmıştı ehehe. Başka da hiçbir şarkılarını araştırmamıştım sonra. 2-3 hafta önce ilk defa All Hope is Gone albümünü dinledim, baya da sevdim. Ama bana tam nu-metal gibi gelmiyor bunların yaptığı ya. Adını da koyamıyorum tam ama nu-metal değilmiş gibi geliyor. Ya da bilmiyorum, benim bir şekilde dinlediğim hiçbir nu-metal grubuna benzemiyorlar.

    heat

    @Berca B., aynen katılıyorum. ben hiçbir zaman nu metal ile slipknot’ı yanyana düşünemedim mesela. bence cayır cayır alternatif metal yapıyolar. (cayır cayır alternatif metal)

    bir de şöyle bişey var gibi, gördüğüm kadarıyla slipknot dinleyerek metal müziğe giren insanların sayısı da hızla artıyor. çevremde gördüğüm 14-15 yaşında cocukların hepsi ilk olarak slipknot’la girmiş olaya. o açıdan da önemli bi yerde bu grup. bazen benim de pek hoşuma gitmiyo tabi çocukların slipknot’u judas priest’den pantera’dan önce keşfetmesi ama napalım lan kollarını mı keselim overkill’i geç keşfettiler diye…

    ihsan

    @Berca B., aslına bakarsan nu metal’in en büyük grupları arasında sound bakımından pek bir benzerlik yok. kısacası bu işin mainstream cephesinde ortak bir sound üzerinde görüş birliliği yok. aynen trash’in 4 büyüğündeki olan durum gibi, hani orada megadeth ile metallica arasında biraz benzerlik vardır dersin köklerden dolayı ama slayer’ı anthrax’a baktın mı çıkamazsın içinden, birde işin içine overkill’iydi testament’i sacred reich’leri girdi mi iyice amerikan salatasına döner ortalık. ama bu sorunu metalcore’u, glam’i, melodic-death’i yaşamıyor. burda da temel sorun linkin park’ı, mudvayne’i, disturbed’ü, korn’u ne bileyim p.o.d’si, s.o.a.d’ı falan deli satan grupları bu türün ama aralarında genre olarak nu metal etiketi yapıştırılmasından başka bir fark yok bana kalırsa.-hah rap tarzındaki hızlı vokal partisyonlarına giriyorlar bence işe bu yönden bakılmamalı, heavy metal’in her türünde bu vokal çok yaygındır. en yakın örnek; herhangi bir slayer şarkısı-
    aslında bu sorunsalın çözümü underground da yatıyor gibime geliyor, ama bırakın ülkemizde underground nü’cüyü, açıklıkla “favorim progresive şeyler olsada korn dinlerkende kafa sallarım” diyen pek olmadığı için bu olay pek aydınlanamıyor. :)

    Sambalici

    slipknot bariz nu-metal ilk albüm sonrası Iowa ile başlayan süreçte tarz olarak da aştı zaten nu-metal’i, ki mainstream kalmak için tarzda oynama yapmaya mecburlardı, misal bakınız Linkin Park. son albüm All Hope Is Gone’un nu-metal ile gıdım alakası yok zaten.

  8. Berca B. says:

    Bu arada ikinci videodaki şarkının adı her neyse mükemmelmiş, çok sevdim.

    Ömer Kuş

    @Berca B., Duality olur kendisi. Ay puş may fingırs intu may aaaaaaaaaaaaaays.

  9. Ahmet Saraçoğlu says:

    Nu metal kötüdür gibi dertlerim yok, küçük görmem o türü genelde, ama slipknot’a çok ısınamadım şimdiye kadar. yani sadece metal dinleyen adamlarca övülen bazı şarkıları bile çok çekici gelmiyo genel olarak. ama mesela wait and bleed’e hastayım. çok seviyorum onu.

    enver yılmaz

    @Ahmet Saraçoğlu, yeni(bu albüm ve sonrası) slipknot albümlerine ve şarkılarına hiç ısınamadım. ben de wait and bleed’i; ama özellikle onun bulunduğu slipknot ve ondan sonra gelen iowa albümlerini çok seviyorum.

    bu albümle birlikte belki büyük oynamaya başladılar, ama eski yaratıcı hallerinden de uzaklaştılar.

  10. lacrymosa says:

    Şu ana kadar hiç Slipknot dinlememiş biri olarak herhangi -olumlu veyahut olumsuz- bi’ yorumda bulunamayacağım ama, belki de Dostoyevski’ye duyduğum hayranlık ve saygıdan olsa gerek, bahsi geçen kritiğin giriş kısmı, şu ana kadar sitede okuduğum en iyi girişlerden birtanesi. Eline sağlık. Lakin şunu belirteyim de eksikliği naçizane kapatmış olayım. Dostoyevki, vakt-i zamanında, kendisi ve çağdaşları için, ” Biz Gogol’ün kaputundan çıktık zaten.” demiş ve olaya noktayı koymuştur.

    ihsan

    @lacrymosa, evet çok teşekkür ederim yorumun için. dilerim ki gerçek anlamda yazan her kişi o paltoyu anlıkda olsa koklamış olsun. Kaput’u merak eden varsa diye söylüyorum, Gogol’ün Bir Delinin Güncesi’nde bulunan kısa-temel bir öyküdür, okuyan olursa diye.

    havitetty

    @ihsan, Genelde Palto adıyla da bilinebilen bir öykü, bulmak isteyeceklere yardımcı olması açısından bunu da ekleyelim.

  11. Ömer Kuş says:

    Duality, Vermillion 1-2, Blister Exists, Before I Forget, Wait and Bleed, çok şukela şarkılar. Bu arada yazıda People = Bullshit diye geçmiş şarkı ismi, People = Shit değil miydi?

    ihsan

    @Ömer Kuş, evet haklısın, yanlışlık olmuş.

  12. Ufuk says:

    zamanında o önyargılılardan biri de bendim. çok mu değiştim? hayır. hala öyle hastaları olduğumu söyleyemem. ama kendileriyle aynı kategoriye sokulan limp bizkit, linkin park gibilerinin yanında şaheser kaldıklarını düşünüyorum. soad, korn falan da bariz daha iyi gruplar. gerçi herkes limp bizkit’ten iyidir de neyse..

  13. heat says:

    hani hiçbir grup için bunu söylemem ama limb bizkit cidden çok boktan bir grup. şu Wes Borland ne kadar abartılıyor öyle ya.

    Avcı

    @heat, ve @ Ufuk Limp Bizkit’in yeni albümü Gold Cobra çıkmış piyasaya.Çok yakında kritiğini burada görebilirsiniz hehe. (:

    İşin esprisi bir yana Slipknot’un atmosferik şarkıları[Prosthetics-Skin Ticket-Gehenna] nedense çok hoşuma gidiyor.Özellikle son albümdeki Gehenna şarkısı gerçekten güzel olmuş.

    Berca B.

    @Avcı, Limp Bizkit iyice “eski yıllarından çok uzakta olan Nba oyuncusu” tadı vermeye başladı. Hatta Limp Bizkit’in Nba karşılığı bence Steve Francis.

    Avcı

    @Berca B., Bence Limp Bizkit’i bir Nba oyuncusuyla eşleştireceksek bu hiçbir şey yapmadan sadece fizikle NBA’den milyonları götüren Jerome James olmalıdır (:

    Exorsexist

    @Avcı, bence grant hill yada tracy mcgrady olur.

  14. önder says:

    Soytarılar… yaptıkları müzik çöpü boylamalı.. sivilceli ergen grubudur.. kesinlikle dinlenmemeli…. diye düşünürdüm eskiden ama artık zevkle dinliyorum :P

  15. Ugur says:

    Sıkılmadan baştan sona dinleyebildiğim tek slipknot albümüdür.Lisedeyken (7 sene önce) “çok pis nu metalci” olan ben bu türün hep linkin park’larıyla limp bizkit’leriyle ilgilenmiş, Slipknot’ı birçok kişinin aksine fazla gürültülü bulmuştum.Ne var ki biraz isteksizce cd’sini aldığım ve isteksizce dinlemeye başladığım bu albüm grubu gözümde gerçek bir metal grubu olarak hem büyütmüş hem de “gerçek metal” konusunda yavaş yavaş aydınlanmamı sağlamıştır.Bu yüzden bu albümü yarattıkları için kendilerine teşekkürleri bir borç bilirim.

  16. ismail vilehand says:

    bence bütün Slipknot albümleri arasında uzak ara en zayıfı. hatta bir Slipknot sever olarak sıralamam şöyle;

    Iowa > Slipknot > All Hope Is Gone > Vol. 3: (The Subliminal Verses)

    tabi tek başına değerlendirirsek kesinlikle enfes bir albüm. genel anlamdaki en zayıf noktası ise Corey’nin kariyeri boyunca sergilediği en düşük vokal performansının bu albümde olmasıdır. ilk albümdeki vokal performansıyla bu şarkıları okusa belki herşey çok daha farklı olabilirdi. ama böylesi bile fazlasıyla iyi. nu-metal akımını hiç benimsememiş ve sevmemiş biri olarak bile Slipknot hastası olabildim. ön yargılarından dolayı hala şu grubu dinlemeyenler var ise kesinlikle çok şey kaybediyorlar…

    Blakkheim

    @ismail vilehand, Yazdığın bu yorumun akabinde “aa slipknot” demem, hemen ardından bu kritiği okumaya başlamam ve okumam Duality videosuna geldiği andan beri 6-7 kere videoyu başa alıp alıp şarkıyı dinlemem..Gece gece nerden gaza geldim ya.

    Seni de, Travincal’daki diğer arkadaşlarını da sevmiyorum İsmail.

    Ay puş may fingırs intu maaaaay-aaaayyys!! of bak gene..

    ben

    @ismail vilehand, Iowa hayvandır.Arabada filan dinlememek gerekir. (Hoş hiçbir metal albümünü arabada dinlememek gerekir o ayrı) Hep bu abilerle konsere çıkıp 10. adam olarak bira tenekesini çalmak istemişimdir. (ha?)

    den4x

    @ben, benim de hayattaki en büyük hayallerimden biri olabilir şu ahhah

  17. Bu albümü dinliyorum şu anda da o yüzden yazayım dedim: felaket şarkı şu Pulse of the Maggots. Üşenmezsem All Hope is Gone kritiği yazacağım bakalım, benden önce biri yazacak olursa da canı sağolsun artık.

  18. Kıvanç says:

    Bir zamanlar en sevdiğim grup olan Slipknot’ın en sevdiğim albümü.

  19. Deniz says:

    Sorun şu ki (off çok pis genellicem ya gece gece valla hevesim de kaçtı aslında) hiçbir nu-metal parçasının devamlılığı yok. İlk dinleyişte tamam güzel falan diyorsun da 3 gün sonra insan bütün alacağını alıyor ve bir daha yüzüne bakmıyor. Bunun sebebi bence direk veriyor grup elinde ne varsa. Geri planda birşey kalmıyor. İnsan “lan şurayı nasıl atlamışım?!” da demiyor. Ondan dolayı ilk planda şarkıları guitar pro’da dinliyorum. Eğer hoşuma giden müzikal numaralar görürsem albümü bulup dinliyorum.

  20. illuminati says:

    Sanırım In Flames gitaristi bu gruba ‘nu metal değil, modernleştirilmiş death metal yapıyorlar.’ demişti. (yanlış olabilir) Eğer böyle bir şey varsa tamamen katılıyorum, çok başarılı bir albüm bence de.

  21. Chuck Reis says:

    ilk albüm ve iowa bariz nu metaldi. ama bu albümün nu metalle ile uzaktan yakından alakası yok.

  22. atoutlemonde says:

    Küçümsemek için söylemiyorum ama metal müziğe geçiş dönemlerinde LP ile birlikte en önde gelen gruplardandır slipknot. Ben de zamanında çok dinledim ama artık nedense dinleyemiyorum. Ancak before i forget, duality, pulse of the maggots, vermilion gibi şarkıları ayda yılda bi kere de olsa dinler nostalji yaparım. 8/10

  23. deadhouse says:

    Bu albüm cidden efsane ya. Hunharca dinledim bugün.

  24. mrdSRP says:

    Albüm güzel ama, ben olsam 9 değil, 8-8,5/10 falan verirdim (Slipkot fanıyım)

  25. Slipknot’ın en deneysel işi. Enstrümantal açıdan aşmış bir albüm.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.