# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
BETWEEN THE BURIED AND ME – Alaska
| 24.08.2010

Bırak dağınık kalsın.

“BETWEEN THE BURIED AND ME tüm seks pozisyonlarında usta, muhteşem bir vücudu olan çok güzel bir sarışın gibi; ama o kadar sık pozisyon değiştiriyor ki hiçbirinin tadını alamıyorsunuz.”

“Alaska” çıktığı sıralarda okuduğum bir kritik böyle diyordu. Albümün notu bir hayli düşüktü ve grup kafası karışık olmakla suçlanıyordu.

Hmm.

BETWEEN THE BURIED AND ME sevenlerin benden nefret etmesini sağlayacak şerrrrrrefsiz bir giriş yapayım hadi. Grupla tanışmam 2005 yılına rastlar. O dönemde BETWEEN THE BURIED AND ME “Alaska”yı çıkarmış, THE DILLINGER ESCAPE PLAN’in alt grubu olarak turlamaktaydı.

Şu an bu satırları yazan adi insan da grubun turne programı dahilindeki şehirlerden birinde ikamet etmekte olduğundan, bu nefis konserde bulunma fırsatını yakalamıştı (Bir taşla iki artislik birden yapmak).

O konserde grup kısa ama öz bir setlist sunmuş (bu albümün ilk dört şarkısı ve önceki albümlerden hatırlayamadığım iki şarkı), ses sisteminin de temizliği sayesinde o gece sadece THE DILLINGER ESCAPE PLAN için orada olan beni bayağı bir ambale etmişti.

Hani sahneyi çalmak denir ya, bir grup kendinden sonraki gruba göre daha etkileyici bir performans ortaya koyar falan; o tarz bir durum olmadı, DILLINGER gelip ortalığı sikertti tabii ama, orada olup da benim gibi grupla ilk kez karşılaşan kesim için çok acayip bir sürpriz olduğu da ortadaydı. Olduğum yerde dikilip şöyle monologlara sahne oldum:

“Davulcu iyiymiş.”
“Gitarlar da baya iyi lan.”
“Davulcu bildiğin ökü- höst lan naaptı!”
“Fakat vokalistin yerinde duramaması?”
“Baslar sağlam.”
(En sevdiğim)
“Nası grup lan bu?”

Neden adeta böyle bir mevsim meyvesi kıvamına bürünüp olan biteni anlayamaz hale geldiğimi sorarsanız, daha önce hiç duymadığınız bir grup sahneye çıkar ve şu anda hayatta en sevdiğim şarkılardan biri olan şöyle bir şarkıyla konsere girerse sizin haliniz nice olurdu sorarım size.

Uzatmayalım, BETWEEN THE BURIED AND ME’yle böyle güzel bir şekilde tanıştım. Neydi beni bu adamların müziğine çeken? Melodiler mi? Çok iyi müzisyen olmaları mı? Şarkılarında birbirinden farklı tatlar barındırmaları mı? Yoo dostum yoo.

Müzikte yeni kurallar koymak, normlar belirlemek zor şey. Şöyle bir bakınca, son zamanlarda yepyeni dalgalar yaratan grup sayısının bir ayağın tırnaklarını geçmediğini görüyoruz. BETWEEN THE BURIED AND ME için bir akım başlatma ya da normları belirleme durumu söz konusu olmasa da, onları farklı kılan bir yan var. Kurallara uymama.

BETWEEN THE BURIED AND ME böyle kural tanımayan, kafalarına göre hareket eden, efendime söyleyeyim müziğin huzuru ve refahı için konmuş kuralları hiçe sayan birtakım haysiyetsiz insanlardan oluşuyor. Girişmiş, mısraymış, köprüymüş, nakaratmış, beyefendiler bunları hiç mi hiç sallamıyorlar, kendi bildiklerine takılıyorlar.

Ne de güzel yapıyolar.

Şimdilerde değişmiş olsa da, o dönemde metal basınında bu gruba dair iki bakış açısı vardı. İlki, grubun bu değişken tavrını ve üstün müzisyenliğini seven ve öven kesim; ikincisi de grubun çok yetenekli, ancak şarkı yazmayan, sadece farklı bölümleri arka arkaya çalan müzisyenlerden oluştuğunu düşünen kesim.

Bakın o dönemki başka bir yabancı kritik ne diyor:

“Karmakarışık, “az bazen çoktan daha iyidir” tezini doğrulayan, allak bullak bir albüm. Eğer biri size bu grubun dehasından söz ederse, ya o kişi yalan söylüyordur, ya da ben bu albümü anlayamamışımdır.”

Riske giriyorum ve ikinci şıkkı seçiyorum. Anlayamamışsın abicim. Olmamış yani. Zorlamanın bir manası yok.

Geyiği bırakıp objektif bakarsak aslında iki durumun da geçerli olması gerekmiyor. “Colors“la bu duvarı yıkıp neredeyse her kesimden muazzam düzeyde övgüler aldılarsa da, “Alaska” düşünüldüğünde herkesin farklı uçlardan yaklaşabileceği ve “zevkler-renkler” durumunun tam olarak geçerli olduğu bir müzik var ortada. Zira üstteki alıntıyı yaptığım yazar albüme 1,5/10 vermiş, aynı siteden başka bir yazar ise 9,5/10 vermişti. Yeterince açık sanırım.

Devam edelim. BETWEEN THE BURIED AND ME’yi, Dimebag Darrell’ın anısına ithaf ettikleri bu albümde kariyerine yeni başlıyor olarak görebiliriz. Grubun en önemli elemanlarından davulcu Blake Richardson, basçı Dan Briggs ve gitarist Dustie Waring’in gruba katıldığı albüm olan “Alaska” bu yönüyle de BETWEEN THE BURIED AND ME adına bir milat. Zaten ilk iki albüm “Between the Buried and Me” ve “The Silent Circus”ın, “Alaska” ve sonrasıyla boy ölçüşemez oluşu da buradan kaynaklanıyor.

Müziğe baktığımızda grubun alışılageldik şarkı yapılarını kırmak adına elinden geleni ardına koymadığını görüyoruz. Şarkılar özellikle ilk dinlemelerde hiçbir şekilde kalıba oturmayan bir profil çiziyorlar. Dinledikçe alışılan bu durum, zamanla, tıpkı eve gelen ve zamanla evin hükümdarlığını ele geçiren bir kedi gibi BETWEEN THE BURIED AND ME’nin buyruklarını kabul etmenize ve şaşkınlığınızın hayranlığa dönüşmesine yol açıyor. Sürekli değişen yapılar altına sokulan pek çok türün ilerlettiği “Alaska”, sonradan daha progresif, daha olgun deryalara akacak BETWEEN THE BURIED AND ME müziğine oranla daha hırçın, daha yırtıcı ve kontrol edilemez bir havada. Death metal ve deathcore etkisinin sonraki albümlere oranla kendini daha bir gösterdiği, bahsettiğimiz grup BETWEEN THE BURIED AND ME olduğundan neyse ki akımlara kapılıp breakdown’lara bulanmayan, “Colors”ın izlerini içinde barındırmasına rağmen yine de kafalarındaki fikirlerin daha yeni yeni oluşma safhasında olduğunu da hissettiren türde ufak detayların da kendilerine yer bulduğu bir albüm “Alaska”.

Biraz uzun oldu sanki ama benim açımdan yazması zevkli bir yazı oldu. BETWEEN THE BURIED AND ME müziğinin tam olarak kategorize edilememesi, onlarla ilgili konuşmayı, haklarında yorum yapmayı eğlenceli kılıyor. Öyle ya da böyle, bu devirde kimse bana “Böyle şarkı olmaz, şarkı dediğin şöyle olmalı” demesin. Yüz binlerce grubun aynı formüller dahilinde hareket ettiği müzik içerisinde, minimal de olsalar, BETWEEN THE BURIED AND ME’ninki gibi hareketlere, sarsmalara ihtiyaç var. Varsın bir grup da kurallara göre oynamasın, varsın sırf bu aykırı tavırlarından dolayı metal-archives gibi kuralcı siteler tarafından metal olarak addedilmeyip sitede yer bulamasınlar; varsın bir grup da şarkı değil de doğrudan “müzik” yazsın, kafasına göre takılsın; kime ne zararı var?

Aslında yazı bitti ama yazıyı soru sorarak bitirmeyi hiç sevmediğim için buraya da işlevi olmayan bu cümleyi yazıyorum.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.67/10, Toplam oy: 98)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2005
Şirket
Victory Records
Kadro
Tommy Rogers: Vokal, klavye
Paul Waggoner: Gitar
Dan Briggs: Bas
Dustie Waring: Gitar
Blake Richardson: Davul
Şarkılar
1. All Bodies
2. Alaska
3. Croakies and Boatshoes
4. Selkies: The Endless Obsession
5. Breathe In, Breathe Out
6. Roboturner
7. Backwards Marathon
8. Medicine Wheel
9. The Primer
10. Autodidact
11. Laser Speed
  Yorum alanı

“BETWEEN THE BURIED AND ME – Alaska” yazısına 11 yorum var

  1. Avcı says:

    Bu guptan ve albümden bağımsız söylüyorum[Zaten ne grubu ne de albümü dinlemişliğim var], Ahmet Saraçoğlu’nun albüm yazmak için hayattan nelerini feda ettiğini çok merak ediyorum.Son 10 günde 9 kritik yazı yahu.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Avcı, haha biz de bunu konuştuk bugün Batuhan’la. valla şöyle diyim, çok uzun zamandır yazınca insan giderek hızlanıyo. 10 yıldır falan yazıyorum sanırım. ön hazırlığıydı vesairesiydi, yazı başına 45 dakka-1 saat harcıyorum. Neyse ki işim müsait, sorun olmuyo.

    Buradan diğer yazar arkadaşlara bir yakarışta bulunmak istiyorum: “Yazın lan.”

    Avcı

    @Ahmet Saraçoğlu, Söz yarın bodos bir albümle karşındayım.

  2. havitetty says:

    The Silent Circus bu albümden daha iyi bence desem çok mu küfür yerim? Mükemmel şarkılar var bunda ama tSC daha iyi sanki.

    Gerçi sırf All Bodies ve Selkies götürür başka hiçbir şey olmasa.

  3. selkies: the endless obsession gibi bi şarkının var olduğuna hala inanamıyorum. onun yüzünden albüm hiçbir zaman bitemedi

  4. Ahmet Saraçoğlu says:

    selkies’de air drum yapma konusunda isteyenle kapışırım. en ufak zil vuruşuna kadar biliyorum rakip tanımam.

  5. Süleyman Turan says:

    bir türlü ısınamıyorum bu gruba.. ne zaman dinlemeye baslasam, biraz sonra dinlemediğimi farkediyorum. dinlemeye yanlıs albümden basladım heralde..

  6. dullunger says:

    The Great Misdirect sayesinde altına Cynic, ve Animals as Leaders’ı alacak kadar başarılı bir grup. Her ne kadar straight-edge ve vegetarian eleman gruplar bana bir noktaya kadar itici gelse de, BTBAM benim hayatımı en çok değiştiren isimlerden biridir. Sadece fusion dinlerim ben geri kalanı kalitesizidr diyen bir dallamayı da, hayatını old school thrash ve mainstream metale adamış bir kişinin de müzikal vizyonunu değiştirmiş bir gruptur BTBAM (ben şahidim)

    Bu yüzden yabancı mabancı demem bu Alaska albümünü 1.5 veren elemanın ağzını gözünü buradan kırarım. Akıllı olsun bence.

  7. saw you drown says:

    Selkies the endless obsession şarkısı bile tek başına albüme başyapıt demeye yeter.

  8. GiantZillerIndo says:

    primer’i bestelemiş adam meyve ağaçtan düşse de yesem diye bekliyor arkadaşlar. beşinci sınıf cover grubunun yaşamadığı kafa kalmadığı geçmiş-günümüz rok müzik dünyasında herif ağzına bira sürmüyor amınakoyim daha neyi tartışıyoruz? yani en basitinden backwards marathon’u yapmış heriflerin kahvaltıda sahanda sucuklu yumurta yiyebiliyor olması gerektiğini düşünüyorum. bırak da veganlığı, straight edge’liği başkası yapsın birader ya, selkies’i yazmış adamsın lan sen.

  9. octopushasafriend says:

    Selkies’de 3.08 de giren riff Meshuggah – Soul Burn de ki riff’in aynısı yalnız, tek fark eden ben olamam?? AMA efsane bir şarkı olduğunu değiştirmiyor tabii ki, albüm de öyle. BACKWARDS MARATHON

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.