# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
VOLBEAT – Rock the Rebel / Metal the Devil
| 26.07.2010

Son yılların en iyi 10 albümünden biri.

Berca B.

İddialı bir başlık oldu farkındayım. Böylesi iddialı cümlelere sinir olanlar şimdiden bu albümü geçecek 10 albüm aramaya başlamış olabilirler bile. Gerçi benim de iddialı cümlelerle aramın çok iyi olduğu söylenemez fakat katıldığım bir konuyla ilgili iddialı bir ifade gördüğüm zaman da zevkten dört köşe olan bir insanım. Bu yüzden bu başlığı Volbeat’in son yıllarda çıkmış en iyi 5 gruptan biri olduğuna, bu albümün de son yıllarda çıkmış en iyi 10 albümden biri olduğuna inananlara ithaf ediyorum. Yalnız değilsiniz dostlar.

Peki beni böylesi cümleler kurmaya iten sebep nedir? Volbeat’in inanılmaz müzisyenlik yetenekleri mi? Ya da metalin tekrar dünya çapında bir numaralı müzik olmasını sağlamaları mı? Hayır böyle bir şey yok elbette. Ancak Volbeat’in şu anda son yılların en iyilerinden sayılmasının ve artık kadayıf olmuş idollerinin (James Hetfield gibi) bile grubun tişörtlerini üzerlerinden çıkarmamalarının bir sebebi var. O da metal müziğe aldırdıkları nefes ve orijinallik.

Biliyorsunuz, Elvis onlarca yıldır klasik metalcisinden death metalcisine, power’cısından black’çisine kadar pek çoklarını etkilemiş, etkilemediklerinin de yoğun saygısına maruz kalmış bir idol ve rock’n roll’un tartışmasız kralı. Hal böyle olunca şu ana kadar el atmadık tarz, harmanlamamış müzikal yapı bırakmayan metal müziğin neden Elvis ile haşır neşir olmadığını merak ediyor insan. Şimdi düşününce benim aklıma iki seçenek geliyor; ya Elvis çok kutsal bir mevkiide ve kendisine duyulan saygıdan dolayı bir nevi dokunulmaz durumda (ki yazarken bile güldüm, o derece gerçeklikten uzakta), ya da Elvis’in tarzıyla metali birleştirmek baya baya zor ve kaba tabirle göt isteyen bir iş. Rock ve metal camiasında “saygıda kusur etmeme”nin karşılığının ilgili kişinin eserlerini en iyi şekilde yorumlamak olduğunu düşünürsek, Elvis’i metalle buluşturmanın ciddi bir altyapı, konsantrasyon ve ruh sahibi olmayı gerektirdiğini ve bu yüzden buna şimdiye kadar pek de cüret edenin olmadığını anlayabiliyoruz.

İşte tam bu noktada Volbeat devreye giriyor. Her şarkısından belli olduğu üzere müthiş bir Elvis birikimi, muazzam bir rock’n roll sindirimi ve bu elementleri modern bir anlayışla günümüz metaline uyarlamak için gerekli kompozisyon yeteneği grubun adeta paçalarından akıyor. Bu özelliğiyle Volbeat, belli bir akımın önemli takipçilerinden biri olmaktansa, deneyeninin hiç olmadığı (ya da sesini duyuramamış çok çok az örneğinin olduğu) yepyeni ve kendi yarattığı bir kulvarda boy gösterip artık yeni bir şeyler dinlemek için yanıp tutuşan müzikseverlere oksijen maskesi takmayı tercih ederek “son yılların en önemli grupları” kategorisine girmeyi hak ediyor. Özgün olmanın git gide zorlaştığı bu zamanlarda Volbeat gibi nefes aldırıcı grupları sevseniz de sevmeseniz de en iyilerinden biri olduğunu kabul etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Albüme gelecek olursak, şunca satırdır anlatmak istediğim şeyi 4 buçuk dakikaya sığdırmayı başarmış muazzam The Human Instrument ile başlıyor albüm. Country etkileşimleri ile birleşmiş sert gitar tonları, gümbür gümbür bir davul ve tüm bunları birleştirici bir güce sahip şahane bir vokal. İşte Volbeat tam olarak bu. Michael Poulsen o kadar yetenekli ki, tüm bu müziği kendisinin yazması yetmiyormuş gibi bir de her türlü havaya uyum sağlayabilen leziz ses tonuyla pek çoklarını kıskandırmaması elde değil. Doğuştan gelen bu yeteneği haricinde country, rock’n roll ve rockabilly jargonuna olan hakimiyetiyle metal dışı türlü vokal oyunları bilmesi ve dinleyiciyi sürekli şaşırtabilecek kapasitede olması ise mevzuyu iyice başka boyutlara taşıyor. Michael Poulsen bu ilhamını kaybetmediği sürece Volbeat’in önü çılgıncasına açık, orası kesin.

Gitarlar daha önce de dediğim gibi olabildiğine sert ve metal. Yani Volbeat’in “aman müziğim yumuşacık olsun da insanlar rahat rahat dinleyebilsinler” gibi bir mantalitesi yok. Sloganı “annenizin bile dinleyebileceği metal” olan bir grubun bu kadar sert tonlar kullanması hayret verici hakikaten de. Bu bakımdan Volbeat için zoru başarıyor diyebiliriz. Çünkü “piyasa müzik yapıyorlar” demek için fazla sert, “başım ağrıdı kapa şunu” demek için de fazla catchy’ler. Ne kadar direnseniz de (ki direnen neden direnir bilmiyorum) kendinizi bir süre sonra şarkı sözlerini ezberlemiş, ezberlememişseniz de duyduğunuz şeylere yakın kelimeler uydurarak şarkılara eşlik ederken buluyorsunuz. Zaten günümüzde her kesim tarafından kabul görmek istiyorsanız bunu başarabilmeniz lazım. Ha, bunu başarabilen grup sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor, orası ayrı. Bu olayın en büyük temsilcilerinden biri de tabii ki Metallica.

Şurası açık ki Volbeat’in tek esin kaynağı Elvis ve klasik rock’n roll değil. Bariz bir Metallica etkileşimi de söz konusu. Grup country ve rockabilly köklerini klasik rock’n roll sanatçılarından alırken, sert ancak dinlenebilir gitarlarını da Metallica ilhamına borçlu. Mr. And Mrs. Ness gibi, River Queen gibi, A Moment Forever gibi, Boa gibi şarkılarda sert ve azgın riflerin, yırtıcı vokallerin ardında Metallica izlerine rastlamak mümkün. Özellikle benim albümde en sevdiğim şarkılardan olan Boa’nın vokallerinde Hetfield öykünmeleri muhteşem olmuş. Aynı şekilde A Moment Forever’ın başındaki Elvis-vari vokallere hasta olmayacak bir insan dahi düşünemiyorum.

Volbeat ile ilgili bir başka güzellik ise şarkılarından adeta neşe ve pozitivizm fışkırması. Albümü dinlerken pozitif enerji almamak mümkün değil. Bu yüzden bir süre dinlemedikten sonra Volbeat kendini özletiyor ve uzun süreli dinlememezlikler yapamıyorsunuz. Bunu eski ve kült bir filmin yeni çekiminin hayal kırıklığı yaşatmaması, günümüzden de birkaç elementin yeterli dozda eklenip şaşırtıcı derecede iyi bir sonuç alınması gibi düşünebilirsiniz. Nostaljik şeyleri yeniden yorumlamak genelde hayal kırıklığı yaratır fakat Volbeat bunun altından kalkmayı başarmış.

Prodüksiyon için de tam olarak amaca hizmet etmiş diyebiliriz. Her şey gayet net ve olması gerektiği gibi duyulurken albümün başından beri amaçladığı “rock’n roll metal” olayında tam bir başarı sağlanmış. Bu arada davul için ayrı bir parantez açmak istiyorum, bu nasıl güzel bir davul sound’udur arkadaş. Kütür kütür, adamın göğsüne göğsüne tekme atar gibi tınlıyor davul. Kick ve tom tonlarının bu kadar iyi olduğu pek az albüm hatırlıyorum açıkçası.

Sonuç olarak Volbeat daha önce denenmemişi deneyerek ve bu deneyinde de muazzam bir iş çıkararak 2000′li yıllarda çıkmış en önemli metal gruplarından biri oluyor bana göre. Şarkı yazım kalitesi olsun, eşlik edilebilirliği olsun, keyif vericiliği olsun ve tüm bunları sağlarken hala metal müzikten kopmamaları olsun, şu anda ülkemizde yavaş yavaş tanınıyor olsa da dünyada iyiden iyiye büyük grup kategorisine girmeye başlamış, nefis bir grup Volbeat. Albümde boş şarkı olmamasını ve çok üst seviyelerdeki kalitesini bir kenara bırakıp, grubun yenilikçiliğini ve metal müzikte farklı bir kulvar yaratmasını, yıllar sonra bunun daha da net anlaşılacağını ve takdir göreceğini düşünerek albüme aşağıdaki puanı veriyorum. Eğer hala Volbeat’ten haberiniz yoksa acele etseniz iyi olur çünkü Volbeat yavaş yavaş “bilmeyeninin hunharca aşağılandığı” gruplardan biri olma yolunda ilerliyor. Elinizi çabuk tutun ve bu albümü bir şekilde edinmeye bakın.

9,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.21/10, Toplam oy: 352)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2007
Şirket
Mascot Records
Kadro
Michael Poulsen: Vokal, gitar
Thomas Bredahl: Gitar
Anders Kjølholm: Bas
Jon Larsen: Davul
Şarkılar
1. The Human Instrument
2. Mr. & Mrs. Ness
3. The Garden's Tale
4. Devil or the Blue Cat's Song
5. Sad Man's Tongue
6. River Queen
7. Radio Girl
8. A Moment Forever
9. Soulweeper #2
10. You Or Them
11. Boa
  Yorum alanı

“VOLBEAT – Rock the Rebel / Metal the Devil” yazısına 26 yorum var

  1. havitetty says:

    Yazının ithaf edildiği insanlardan biri olmak güzel eheh. Cidden muhteşem bir albüm, ve kritik de onla ilgili düşündüğüm her şeyi anlatmış neredeyse, elinize sağlık efenim.

    Baştan sona tek bir (kötü zaten yok da) vasat şarkı dahi yok, hepsi birbirinden keyifli, ilk kez dinleyen insanı bile hoppidi hoppidi oynatabilecek türde. Ki zaten Sonisphere’da çok fazla olduğunu düşündüğüm bu tarz insanların da hoplayıp zıpladığını görmek mest etti beni bu kadar sevdiğim bir grubun konserinde.

    Bir de tek başlarına gelseler de doya doya 1 buçuk – 2 saat izleyebilsek keşke.

    Berca B.

    @havitetty, bir ara bayağı dedikodusu dönmüştü bunun, sonra ertelendi falan dediler. Tam hatırlayamadım zamanını gerçi şimdi.

  2. duraganyolcu says:

    Müthiş bir kritik. Eline sağlık Berca.

    Berca B.

    @duraganyolcu, teşekkür ederim.

  3. Ahmet Saraçoğlu says:

    volbeat’i seviyorum ama nedense arka arkaya uzun süre dinleyemiyorum. bir şekilde monotonlaşıyor benim için.

    bir de yapılmamışı yaptılar konusunda,

    http://www.youtube.com/watch?v=UaCijH0USo8

    falan var mesela.

    rajeesh

    @Ahmet Saraçoğlu, link gg
    ‘This video contains content from WMG, who has blocked it in your country on copyright grounds. ‘

    Ahmet Saraçoğlu

    @rajeesh, şu olur gibi:

    http://www.youtube.com/watch?v=EqDC9wNJc3Q

  4. michael poulsen’in tüm bu manyaklıkların yanında şarkı sözü yazabilmek gibi de bi yeteneği var. yanlış hatırlamıyorsam volbeat’in kökenleri bi death’n'roll grubuna dayanıyor diye biliyorum. sonra kendi tabirleriyle elvis-metal’e kaymışlar. poulsen kaymış yani. iyi ki de kaymış.

    Berca B.

    @followthecolors, bahsettiğin grup Dominus. Volbeat ismi de Dominus grubunun 3. albümünün ismi aslen.

  5. heat says:

    öyle böyle değil deliler gibi seviyorum ben artık volbeat’i onu anladım kritiğini de görünce. michael paulsen cidden mükemmel bi sese sahip. davulcu jon larsen’de mükemmel bi iş çıkarmış bence. bazı anlarda şarkıları da bir üst seviyeye çıkardığını düşünüyorum açıkcası. davula özel bir ilgim yok ama hastasıyım jon larsen’in. bir de bu adamların şarkıları da pek zor değil zaten. benim gibi amatör gitaristler için çok şahane oluyo lan:)

  6. rajeesh says:

    sonisphere da şu gruba yetişemedim ya ona yanıyorum
    yeni albümlerini hunharca bekliyorum

  7. “annenizin bile seveceği metal” – Volbeat sloganı

    fazla söze gerek yok. 10 u basarım uleyn

  8. Mustafa Sakallı says:

    Bi 10 da benden çalışır. En çok dinlediğim albümlerden.

  9. Sambalici says:

    güzel grup, özellikle bu albümü de çok seviyorum ama overrated olma yolunda ilerliyorlar biraz. ahmet’in dediği gibi bir yerden sonra üstüste dinlenemiyorlsr, vokal yüzünden sanırım. denenmemişi denedikleri konusunda da çok emin değilim açıkçası. (huysuz dede gibi oldum lan beğenmiyorum hiç bi şeyi)

    grubun verdiği metallica tadında da direkt bir benzeme çabası yok bence, ortak köklerden dolayı yaşanan bir kesişme var gibi. southern mevzularını punk işi yorumlayınca metallica sounduna ulaşmak çok da zor değil, hani bir noktaya kadar metallica ile paralel kaynaklardan besleniyor diyebiliriz.

  10. kantele says:

    10 küsür yıllık metal dinleyicisiyim, hakkatten farklı bir tarzmış bu. Hiç duymamıştım bu grubu, tanıştırdığınıza çok memnun oldum. Sad Man’s Tongue şarkısında Elvis’i diriltmişler resmen. Albümü bir kere baştan sona dinlemek kesmiyor, iki üç kez dinlemeden tatmin olamıyor insan. Valla süpermiş.

  11. ismail vilehand says:

    Volbeat bu kadar mükemmel bir albüm yaparak kendi işini zorlaştırdı. Guitar Gangsters & Cadillac Blood ve Beyond Hell / Above Heaven tek başına bakıldığında fena albümler değiller ama şu albümün yanına bile yaklaşamazlar.

    Berca B.

    @ismail vilehand, aynen katılıyorum.

  12. saklanan saman says:

    metale yeni birşeyler getiren grupların her zaman arayışındayım. şimdi sorarım pasifagresif ahalisi varmı volbeat gibi metale yeni birşeyler getiren gruplar ?

  13. blackroseimmortal says:

    bu grubu hiç sevmiyom, fazla mainstream, araya 2-3 güzel riff sıkıştırıyolar ama, olmuyo kardeş, olmuyo… sanki greenday rock n’ roll yapıyo, veya elvis presley harcore punk yaıyo, vokal elvis presley’le later james hetfield arasında hot hot hot… davulcuları da lars uldrich olma yolunda ilerliyo (kötü anlamda) :D

  14. northerndarkness says:

    bu grubun niye bu kadar pohpohlandığını anlayamıyorum. ne orijinal ne de çok üst kalite bir müzikleri var. valla yıllar önce dinlediğim ve talihsiz şekilde dağılmış olan acid bath kendilerinden iki gömlek üstündür bence.

    masteroforion

    @northerndarkness, Acid Bath’le southern kökleri dışında pek de benzeştikleri söylenemez aslında

    rajeesh

    @northerndarkness, acid bath ile bunun ne alakası var?

    Berker İlhan

    @northerndarkness, hakkaten acid bath ile pek alakası yok..

    northern

    @northerndarkness, “şu grup nasıl bu kadar şişti yahu, incelemesi var mı acaba” diye girdim, 2 sene önce yazdığım bu yorumu gördüm. düşüncem hiç değişmemiş.

    bu adamları dinlerken o hızlandırılmış sludge/stoner kırmasını alıyorum. hele vokali de dax riggs’e benzetince acid bath hissi kaçınılmaz olmuş.

    üzerine bir de adamların ilk albümünün daha ikinci şarkısında bir no doubt şarkısından riff gelince, zaten her yeri başka bir grubu çağrıştıran (benim için) grup pek de çekici gelmiyor. 3 dakika dayanamıyorum şarkılarına, nedense çok yüzeysel geliyor, adamlar kolaj gibi.

  15. Berk says:

    Nerde okuduğumu hatırlayamadığım bir yerde bu adamın sesi hakkında şey denmişti “Uzun süre dinlendiğinde bayan ama uzun süre dinlenmediğinde özlenen bir sesi var.” Cidden de öyle. Albüme gelince benim nazarımda kusursuz bi albüm olduğunu söyleyebilirim.

  16. Sodom büyükşehir belediye says:

    Albüm ben bu grubu ve çevresindekileri zengin edicem diye bağırıyo resmen. Yapımcı olsam, Volbeat te bana bu albümle gelse, cebimde beş kuruş para olmasın gider kredi çeker, evimi satar, elde avuçta ne varsa bu gruba yatırırdım.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.