# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
PORCUPINE TREE – In Absentia
| 23.07.2010

Geçmiş zaman olur ki…

Değerli okuyucumuz. Size daha iyi hizmet verebilmemiz için, az sonra okuyacağınız yazı kayıt altına alınacaktır. Zira bu yazı, gerçek bir PORCUPINE TREE hayranı sayılmayan, ancak şu anda bahsi geçen albüme tam anlamıyla aşık olan biri tarafından yazılmıştır. Gerçek bir PORCUPINE TREE hayranı tarafından yazılan bir yazıyı okumak için 1′i, bu albümün yazısının neden yine bu gerçek PORCUPINE TREE hayranı tarafından yazılmadığını görmek içinse 2′yi tuşlayınız. Operatöre bağlanmak içinse lütfen bekleyiniz.

Evet. Ben tam anlamıyla bir PORCUPINE TREE hayranı değilim. Grubun dinlediğim kadarlık kısmını çok seviyorum, ancak kısıtlı sayıda albümlerini tam anlamıyla dinlediğim için kendimi grubun tam anlamıyla bir takipçisi olarak görmüyorum. Hatta, gerçek ve uzun süreli PORCUPINE TREE sevenlerince en çok hor görülen PORCUPINE TREE güruhlarından birine, PORCUPINE TREE’yle Mikael Akerfeldt sayesinde tanışan o “light” kesime dahilim.

Şu an üniversitede okuduğum bölümle alâkası olmayan mutlu mesut bir iş hayatım olsa da, hiç istemediği bir yerde üniversite okumuş, hiç istemediği bir bölümü bitirmiş bir kimseyim. Bu satırdan da anlayacağınız üzere, yazı teknik yanlardan ziyade daha içsel ve daha kişisel yorumlar barındıracak. O yüzden, “In Absentia”yı bilmiyorsanız bu yazıdan herhangi bir anlam çıkarabilmeniz zor. Bu yüzden hafif deneysel, çok da uzamayacak bir yazı olacak. Neyse biz ilerleyelim.

Grup sitelerinin şimdiye oranla daha bir anlamının olduğu zamanlardı. O dönemlerde adeta taptığım belki de tek grup OPETH’ti. Akerfeldt’i dünyada eşi benzeri olmayan bir müzisyen olarak görüyor, yeni haber çıkar mı, yeni yorum yazılır mı diye opeth.com’u gün aşırı ziyaret ediyordum. Tabii o dönemler Mike’ın daha bir ketum olduğu, şimdiki gibi stand-up yapmadığı zamanlardı. Günün birinde grup elemanları o sıralar en çok dinledikleri albümleri listeliyor, kısa kısa yorumlar yapıyorlardı. Mike’ın listesinde de PORCUPINE TREE – In Absentia diye bir albüm vardı. Sene 2002′ydi ve belli ki Mike da albümü yeni dinlemişti. Albümün yanında “Gelmiş geçmiş en iyi albümlerden biri” türünde bir ibaresi vardı Mike’ın.

Benim bir numara olarak gördüğüm adam bir albüme böyle dediğine göre, o albüm pek kutlu, pek mübarek bir albüm olmalıydı. Ben de ne yaptım, hemen albüme ulaştım ve dinlemeye başlayamadım, çünkü aynı gün İstanbul’dan yola çıkıp, gitmeyi hiç istemediğim üniversiteme gidecektim. Demem odur ki albümü yanıma aldım ve yolda dinlemek üzere evden çıktım.

Otobüsteki yerimi alıp play tuşuna bastıktan sonraki bir saat, inanıyorum ki farkında olmadan da olsa müzik adına pek çok fikrimin değiştiği bir bir saatti. Çalan müziğe hayran kalmak, büyülenmek, aşık olmak bir yana, sanki çalan müziğin ta kendisi olmak istemiştim. Blackest Eyes’ın yaşattığı değişken duygularla zevkten zevke koşmuş, Trains’de belki de hayatımda duyduğum en güzel şarkılardan birini dinlediğimi düşünmüş, The Sound of Muzak’ta bir şarkı nasıl “cool” olur onu hissetmiş, Gravity Eyelids’i otobüs camından gördüklerime soundtrack yapmış, Heartattack in a Lay By’da zaten sıkııntılı bir dönem geçiriyor olmamın da etkisiyle “Hah şimdi sıçtım” demiştim.

Şimdi biraz daha genel konuşalım.

“In Absentia” ne kadar güzel bir şeydir arkadaş. Hakikaten, “Bence çok güzel”, “Nefis şarkılar var” falandan öte, nasıl güzel bir albümdür bu. İçinde ne kadar çok katman, ne kadar çok başarıya ulaşan fikir vardır. Bir yandan su gibi saf olup, bir yandan da içinden duygular fışkıran bir bileşim olmayı nasıl başarmaktadır? Steven Wilson’ın tartışmasız dehasının grup elemanlarının muazzam müzisyenlikleriyle birleştiği, sözlerinden, konseptinden, en ufak nota tercihine kadar bir albüm bu kadar mı özgün, bu kadar mı sevilesi olur?

Gruba bu albümde katılan Gavin Harrison’ın kusursuz davulculuğundan Edwin’in pamuk kıvamlı baslarına, Wilson’ın karakteristik vokallerinden Barbieri’nin bin bir türlü atmosfer yarattığı klavyelerine, mellotronuna; “In Absentia” bir müziksever için gerçek bir hazine değildir de nedir?

Biliyorum, progresif rock birikimi, sevgisi benden fazla olanlar bu albüme benim yüklediğim kadar büyük bir anlam yüklemiyorlardır, hatta teşkil ettiği önem açısından “In Absentia”dan daha önemli PORCUPINE TREE albümleri de vardır. Ancak benim gibi kısmen yüzeysel bir PORCUPINE TREE dinleyicisi için bu albüm gerçekten de aşmış, kusursuza çok yakın bir albümdür. “In Absentia”yı benden daha iyi, daha derin yorumlayabilecekler mutlaka vardır, onlar da aşağıya buyrunsunlar artık.

“In Absentia” progresif rock açısından muhtemelen pek de bir önem teşkil etmeyen bir albüm olsa da, normalde daha sert şeyler dinleyen (OPETH, vs.) pek çok insanın PORCUPINE TREE’yle tanışması vasilesiyle de adı ön plana çıkan bir albüm diye düşünüyorum. Daha fazla uzatmadan, sözü konunun uzmanlarına bırakarak ortalıktan çekiliyorum.

Yapmak istediğiniz başka bir işlem varsa kareye basınız. İşlemleriniz bittiyse lütfen telefonunuzu kapatınız.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.40/10, Toplam oy: 185)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2002
Şirket
Lava
Kadro
Steven Wilson: Vokal, gitar, piyano
Gavin Harrison: Davul
Colin Edwin: Bas gitar, geri vokaller
Richard Barbieri: Synth'ler, mellotron, org
Şarkılar
1. Blackest Eyes
2. Trains
3. Lips of Ashes
4. The Sound of Muzak
5. Gravity Eyelids
6. Wedding Nails
7. Prodigal
8. .3
9. The Creator Has a Mastertape
10. Heartattack in a Layby
11. Strip the Soul
12. Collapse the Light into Earth
  Yorum alanı

“PORCUPINE TREE – In Absentia” yazısına 36 yorum var

  1. Burak says:

    Gavin Harrison’a veririm.

  2. veririm 10/10′u.. sky moves sideways’den itibaren her albümüne veririm 10/10′u.

  3. Ufuk says:

    bir arkadaş aynı şarkının eski davulcu ve gavin harrison’lu versiyonlarını dinletmişti. aradaki farkı anlamamak için sağır olmak lazım hakkaten.

  4. Kolombus says:

    geç olsun güç olmasın.

    (gavin harrison almaya karar verirse kuyruk olur)

  5. Deon says:

    Hiçte yanlış düşünmüyorsun Ahmet’cim prog rock cıların bu albumu veya Porcupine ın diğer albumlerini beğenmeme gibi bir lüksleri yok. Hatta dünyanın en ciddi ve katı kurallı prog rock makalelerinin, haberlerinin ve keşiflerinin bulunduğu bir site vererekte buradan bir amme hizmeti yapalım. Porcupine oradada hakettiği ilgiyi görüyor. Prog rock ve alt türevleri ile kafayı bozmuş binlerce insanın günde en az 1 kere girdiği rastgele seçimlerle yeni gruplara ve güzel yazılara ulaştığı bir ortam. Hayır niye yezıyorum bu kadar reklam falan değil bi gelirim yok. Cidden belki buraya bakan bir prog rock cı falan olur da bilmiyordur falan. Hakkatten hizmet yani kötü niyetim yok lan :).

    http://www.progarchives.com

    Album konusuna gelince. Bu albumun biraz da olayı -aslında bayağı bir olayı- Gavin Harrison’dur. Çünkü bu çılgıncasına takip ettiğim internette her videosunu bulup izlediğim , davul dunyasında “ritm virtuozu” olarak anılan ve çok büyük saygı duyulan adam Porcupine ın geleceğini inanılmaz şekilde değiştirecektir bu albümden sonra. “Sanki bir böyle gelmiş böyle gitmez ulan” cılık, “Ben bu bateriyi serçe parmağımda oynatırım arkadaş”, “Ramazan davulu mu bu dostum kalk bakayım sen” cilik hakim olmaya başlamıştır sound geneline, ve tüm grupla hayvansal bir kalite uyum sağlanıp gidişat temelli prog/psych özellikle daha aksak ve daha saykodelik yönlere doğru kaymıştır. Ve bu yüzden Steven Wilson’un gerçek yapmak istediği müziğin ön adımı olan bir album olmuştur kanımca.

    Ayrıyetten mutlaka ve mutlaka Arriving Somewhere DVD si dünya gözüyle görülmelidir. Anesthetize aynen.

    Şöyle de bir kaç link;
    -Gavin Harrison deyince adamı tanıtmak için istisnasız herkese ilk açıp izlettiğim bu nacizane olay ;

    http://www.dailymotion.com/video/x5506u_gavin-harrison-cymbal-song_music

    -Arriving Somewhere -Hatesong (bu adam sayesinde bir çok insanın bas gitara bakış açısının ne denli değiştiğini, Colin Edwin in nasıl bir hayvanlık olduğunu da görelim.)

    http://video.google.com/videoplay?docid=3274994851711992193#

    Bol bol prog/psych kritiklere de girmeniz dileğimle, teşekkürler bu güzel ve içten yazın için :). Batuhan’ın yazdığını görmemiştim buradan anında oraya yardırıyorum.

    abcd

    @Deon, “……gidişat temelli prog/psych özellikle daha aksak ve daha saykodelik yönlere doğru kaymıştır. Ve bu yüzden Steven Wilson’un gerçek yapmak istediği müziğin ön adımı olan bir album olmuştur kanımca. ” çok güzel özetlemişsin. o aksak yapıdır özellikle bayıldığım(sound of muzak).
    bu albümün bendeki önemi çok başka. gözlerim dola dola okudum kritiği desem yeridir çünkü her şarkı ayrı ayrı canlandı kafamda(çok seviyorum evet).bi de ahmet saraçoğlu yanlış anlamasın ama gönül bu kritiği batuhan bekmen yazsın isterdi(bu da kişisel görüş ve sustum).

    Ahmet Saraçoğlu

    @abcd, çok yanlış anladım ve şu an gözyaşlarımın sorumlusu sensin…

    valla şartlar bunu gerektirdi naapalım olduğu kadar. :)

    Deon

    @Ahmet Saraçoğlu, Bu arada ben “Mikael’in tipe gel” demek istiyorum. Nerden buldun abi o fotoğrafı baktıkça gülüyorum. ahahah

    comfortinbrutality

    @Deon, heyecandan olsa gerek 4 adet “w” konulmuş linke :)

    Deon

    @comfortinbrutality, yok heyecandan olsa milyonlarca hata olurdu o yazı içinde , düzelt butonu talep ediyorum. sonra heyecanlı ergenler gibi görünmek istemiyoruz . +rep vereceğim.

  6. Gençay Aytekin says:

    Yok yok bu albüm progresif rock açısından da bayağı bir önem teşkil ediyor.

  7. Berker İlhan says:

    Ahmet Prog Rock açısından çok önemli bir albüm olduğunu düşünüyorum “In Absentia”nın , yabana atma kendini bence :D Ayrıca konsept albümlerde porkıpayn hakkaten çok başarılı

  8. Batuhan Bekmen says:

    ahmet sana hayatim boyunca kisik gozlerle bakacagim bundan sonra. okuyucutercihiniyapti.jpg ne lan. lan iyi ki 2 rekat yazi gonderemeyecegim dedim. kirdin kalbimi.

    album de mukemmel. muhtemelen de en sevdigim albumlerden biri. su an cok kirildigim icin cok fazla terim iceren yorum yapmayacagim.

    odin de belani verecek.

    RainChaos

    @Batuhan Bekmen, bu esprili arkadaşı kovmamış mıydınız

    Ahmet Saraçoğlu

    @RainChaos, kadrodan çıkarılan kişilerin yorumları duruyor sitede, yorumlar silinmiyor.

  9. Berca B. says:

    Grupla tanışma hikayemiz hemen hemen aynı (sadece yıllar farklı hatta), albüme karşı hislerimiz de birebir aynı. Yani yazıyı okurken şaşırdım resmen, bu kadar olur dedim. Tek üzüldüğüm şey albümün 9 alması. Ben 10′u çakıyorum.

    ege / jokernthiefmother

    @Berca B., yorumunu okuduğumda gözümün önünde şu belirdi.. (derinlere dal.. ohh) berca, taksimde yürüyor, barcelona forması, sırtında cCc haklıyım beyler cCc yazıyor. evet, haklısın. ben 11′e çıkartıyorum \m/

    Berca B.

    @ege / jokernthiefmother, ahahah eyvallah. Sen de böyle diyince benim de aklıma Spinal Tap geldi:

    http://www.youtube.com/watch?v=EbVKWCpNFhY

    Bir de gördün de mi söyledin bilmiyorum fakat bahsettiğin sahne aynen gerçekleşti 1 hafta önce falan. Tek fark formanın arkasında Berça yazıyordu :)

    ege / jokernthiefmother

    @Berca B., yanında bir bayan da vardı. öğle arasındaydım ve en yakın dönerciye saldırmaya gidiyordum. rahatsız da etmeyeyim dedim (:

  10. baldur says:

    trains nasıl bir şarkıdır ya. 10 üzerinden albümün 5 puanı bu şarkı sayesindedir benim açımdan.

  11. b says:

    porcupine’ın geniş kitlelere kendisini duyurduğu bir albüm olmuştur bu. bir prog rock fanı olarak çok sevdiğim bir albümdür. the sound of muzak gibi dehşetengiz bir şarkıyı barındırmasının yanısıra trains gibi şaheser bir şarkıyı bu albümde dinlemeniz de bu grubun fanı olmaya yeterlidir. ama benim en sevdiğim albüm ligtbulb sun’dır. 2000 sonrası çıkan tüm prog rock albümleri arasında başa oynayabilecek albümlerden bir tanesi bana göre. ayrıca bu kritik için de teşekkürler. böyle sürprizler görmek sevindirici.

  12. Ugur says:

    Benim açımdan Porcupine Tree’nin en iyi 2 albümünden birisi (diğerine daha karar veremedim)

    Her parçası ayrı bir başyapıt.Abartıyorsun diyorsanız ben de bana göre der işin içinden çıkarım :)

    Ve evet, “Trains” inanılmaz.

  13. http://www.youtube.com/watch?v=WKCIUpW3q9s&NR=1

    Şu saatten sonra Gavin Harrison benim bu alemlerdeki favori davulcumdur.

    Berca B.

    @Batuhan Bekmen, oofff…OOFFFF… 2.25′den sonra giren ŞEY nedir öyle ya. Allah’ım kulak orgazmına ulaştım resmen. Hayatımda duyduğum en güzel “şey”lerden biriydi o kısım.

    Burak

    @Batuhan Bekmen, bu videoyu 1 ay kadar önce keşfettim ve her gün açıp 3-4 kere izliyorum. cidden 2:25te giren kısım orgazm ediyor insanı. Kesinlikle favorim gavin oldu zaten ilk mesajı da sırf bu video için atmıştım :D

    Batuhan Bekmen

    @Burak, Harrison çaldığı her albümü dinledim sanırım, eksik olanları da şu an araştırıyorum.

    yok ya, cidden ötesini görmedim sanırım bu adamdan.

    Burak

    @Batuhan Bekmen, http://en.wikipedia.org/wiki/Gavin_Harrison#Discography burda çaldığı tüm albümler var. Müzikal olarak porcupune tree bana cidden tuhaf geliyor dinlemek için kendimi zorladım ama beceremedim biraz daha vakit tanımam lazım. davulcu olarak idolum oldu mumkun olduğunca edinip dinlemeyi planlıyorum. Çok yetenekli ayrıca tekniğin de .koymuş bi adam izlemesi de acayip keyifli. eğitim dvdlerini de elden geçirmek isterdim açıkçası aksak ritmlerdir farklı ölçülerdir ilgi çekici içerikleri varmış, okumuştum bi kaç birşey.

    Batuhan Bekmen

    @Burak, evet ben de oradan bakıyorum ama oradaki bazı albümleri “edinmek” hayli zor ehah.

    eğitim dvdlerinden bi tanesi bende mevcuttu vakti zamanında ama external hdd’im yalan olunca güme gitti. şimdi ısrarla arayıp bulamadıklarım arasında. odd time ve polyritm’i masterlamış bi insan resmen harrison. dvdlerden sonra iyice anlıyorsun.

  14. illuminati says:

    İlk yarısı 10/10, ikinci yarı fena halde düşen bir albüm benim için, olsun ilk 6 şarkıya 8/10 veriyorum.

  15. Stupid Dream, Lightbulb Sun ve Deadwing albümlerinin kritiklerini de görmek isteriz. Lightbulb Sun şarkısına taktım kafayı, kurtaramıyorum kendimi

  16. blackroseimmortal says:

    bu albüm, pt için bir geçiş albümüdür, pt bu albümde ilk defa metale benzer bişeyler yapmıştır ve birden metal dinleyicileri tarafından dinlenmeye başlanmıştır…

    bu gereksiz bilgiden sonra puanımızı açıklayalım, 10…

  17. Ubeydullah İndiroğlu says:

    Bir senedir bu albümün en iyi PT albümü olduğu konusunda görüşüm kesinleşti. Bambaşka birşey, fazla tehlikeli bir albüm. Pikabı olanlar varsa plaktan dinlemelerini tavsiye ederim. Bambaşka bir tat veriyor.

  18. Itachi says:

    Wedding Nails çok Opeth değil mi sizce de?

  19. WishfulPANDA says:

    O değil de, Gavin Harrison.

  20. Fear of a Blank Planet, The Sky Moves Sideways ve özellikle Stupid Dream’den iyi olmadığını düşünsem de, mükemmel bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ayrıca Trains ve The Sound of Muzak’ın yeri bende çok ayrı. Puanım 9.

    O değil de, Gavin Harrison [2]

    İlker

    Özellikle Stupid Dream demişim, Deadwing olacak o.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.