# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
AMORPHIS – Tales From the Thousand Lakes
| 20.06.2010

Bingöller yöresinden ibretlik hikayeler.

Zaman 90′ların ortaları. İsveç diyarında bir hareketlenme var, At The Gates diye bir grup death metale melodi katmış, ortalık karışmış. In Flames “Lunar Strain” ile, Dark Tranquillity “Skydancer” ile piyasaya girmiş dikkatleri “melodik death metal” denen bir şeye çekmiş durumdalar. Çok değil bir-iki sene kadar sonra aralarına Opeth girecek, İsveçli melodik ekstrem metal gruplarının dünyayı istilası başlayacak.

Bütün bu hareketliliğin ortasında, İsveç’in bu hengamede fazla dikkati çekmeyen komşularından birinde Amorphis diye bir grup enteresan bir albüm çıkarıyor. Şarkı sözlerini Kalevala’dan alan, gayet melodik, temiz vokallerin kullanıldığı, sınıflandırması zor bir albüm. Grubun bu albümü o kadar başarılı oluyor ki, ülke içinde müzik tarzını tamamen bu albüm üzerine kuran gruplar çıkmasına neden olduğu gibi, dönemdaşları Sentenced ve Stratovarius ile birlikte dünyaya yeni bir metal ülkesinin doğuşunu müjdeliyor: Finlandiya.

“Tales From The Thousand Lakes”in, ya da genel olarak Amorphis’in Fin müziğine etkisini anlatmak zor. Fin gruplar genel olarak folk temelli ortak bir melodi yapısını paylaşıyorlar ancak ekstrem metal dahilinde bu yapının temelini atan en önemli albüm muhtemelen “Tales From The Thousand Lakes”. Hâlâ daha yeni çıkan Fin grupların bir çoğunun yaptığı müzikte bu albümün izlerini görmek mümkün.

Finlandiya’nın komşusu İsveç gibi metal müzik adına kaynak bolluğu yaşamadığını düşünürsek Amorphis’in ülke müziği üzerindeki bu etkisi şaşırtıcı değil. Ancak “Tales From The Thousand Lakes” bir ülkenin kendi kültürünü heavy metal ile kaynaştırıp bir nevi ufak çaplı devrim yaratması adına önemli bir örnek. Amorphis’in “Aa bak ne güzel durdu” diye değil de, müziğin içine yedirerek (veya müziği sözlere yedirerek diyelim) ulusal epik şiirleri Kalevala’yı bu albümde kullanma biçimi gayet kendine özgü. Metal dünyasının “konsept albüm” kavramı içinde değil de, tam anlamıyla bir bütünleşme var.

Albümün önemi belli, peki içeriği ne derece kuvvetli? Yazının başında bahsettiğim “Melodik death metal” dönemi içerisinde, o hareketi başlatan albümlerden biri olarak kabul ediliyor “Tales From The Thousand Lakes”. Bu akım içerisinde “Tales From The Thousand Lakes” özellikle klavye/synth sound’u ile farklılaşıyor. Amorphis’in karakteristik Fin işi folk melodileri tabii ki müziğin çok önemli bir parçası, ancak bu albümü dönemdaşlarından ayıran en önemli yanı müziğe yedirilen klavye kullanımı. The Castaway’de bariz Pink Floyd göndermesi ile ayyuka çıkan genel bir psychedelic hava var klavyelerde, grubun Light My Fire cover’ı da şaşırtıcı gelmiyor bu açıdan bakınca.

Ama albüm içinde grup bu havayı öyle bir halde sunuyor ki şarkıları dinlerken içiniz donuyor, soğuk Finlandiya havası yüzünüze çarpıyor. Sanmıyorum ki Black Winter Day başladığında bir kişinin içi ürpermesin, “Tales From The Thousand Lakes”i özel yapan yönlerden biri işte bu klavye kullanımı.

“Tales From The Thousand Lakes” dönemdaşları gibi melodi fışkıran bir albüm olmasına rağmen, Fin melodik death metalini diğerlerinden farklılaştıran bir doom metal etkisi de var albümde. Fin işi, folk kökenli melankolik melodileri bir de hafif doom metal rifleriyle birleştirince ortaya Finlandiya’ya özgü bir karışım çıkıyor. Bunu 70′lerden fırlamış klavye kullanımı ve Kalevala ile birleştirince de Amorphis ve “Tales From The Thousand Lakes” oluyor.

Pasi Koskinen’in daha gruba girmediği yıllarda albüme temiz vokaller için konuk olan Ville Tuomi’nin albümün özgünlüğündeki katkısını da es geçmemek lazım, “Orchid”in daha piyasaya çıkmadığı bir dönemde temiz vokallerin death metal’de bu derece başarılı ve tadında kullanılması önemli ve kısmen devrimci bir işti.

Günümüzde Amorphis biraz daha farklı bir müzik icra etse de hâlâ bu albümün etkisini müziklerinde bulmak mümkün. Grubun “Karelian Isthmus” ile çıktığı yolculukta sadece Amorphis’in değil, Fin müziğinin de kaderini değiştiren bir albümden söz ediyoruz, şaşırtıcı değil elbette. Neticede etkisi sadece geçmişle de sınırlı değil, günümüzde bir çok yeni nesil Finlandiyalı melodik death metal grubu (tabii Bodom çocuklarına özenmeyenleri) veya doom/death metal grubu hâlâ referans olarak bu albümü alıyorsa, “Tales From The Thousand Lakes” zamanın testinden de sapasağlam çıkmış demektir. Kendine özgü o soğuk melodileri, baştan sonra bütünlük içinde giden şarkıları, klavye kullanımı, temiz vokalleri, görece progresif şarkı düzenlemeleriyle, kısacası her yönüyle kendi kimliği olan gayet özgün bir albüm “Tales From The Thousand Lakes” ve 2010 yılında da hâlâ bu kimliğini korumaya devam ediyor.

sambalici

9,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.64/10, Toplam oy: 152)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1994
Şirket
Spinefarm
Kadro
Tomi Koivusaari: Vokal, ritim gitar
Esa Holopainen: Solo gitar
Olli-Pekka Laine: Bas
Jan Rechberger: Davul
Kasper Mårtenson: Klavye, moog
Ville Tuomi: Vokal
Şarkılar
1. Thousand Lakes
2. Into Hiding
3. The Castaway
4. First Doom
5. Black Winter Day
6. Drowned Maid
7. In the Beginning
8. Forgotten Sunrise
9. To Fathers Cabin
10. Magic and Mayhem
  Yorum alanı

“AMORPHIS – Tales From the Thousand Lakes” yazısına 22 yorum var

  1. heat says:

    muhteşem melodiler. şahane albüm. uzun süredir dinlememiştim, tekrar açıp bi dinleyim de kendimden geçeyim bari. bi de bu uni rock özel şeysi bitince biri de grand magus’un son albümüne el atsın yahu, çok şahane olmuş hammer of the north.

  2. Berca B. says:

    Hayatımda duyduğum ilk brutal vokal First Doom adlı şarkıya ait. Toplama bir kaset elime geçmişti ve şarkının kime ait olduğunu yıllar sonra öğrendim. O yüzden çok çok özel bir şarkıdır o benim için. Çok da severim halen.

  3. Berker İlhan says:

    Mükemmel bir albüm , o melodiler alıp götürür beni . Yazan arkadaşımız doom etkisinden bahsetmiş ki albümün şu an ki doom gruplarınada ışık tuttuğunu düşnüyüorum, kullandıkları melodiler çoğu doom grubunun tabanını oluşturuyor .

  4. northern darkness says:

    iyi yerlere değinmiş bir kritik ve güzel bir not.

    bana göre paradise lost’tan (gothic albümü tabii) feci etkilenme olsa da kendi melodileriyle finlandiya için kilometre taşı albümlerden birini yaratmıştır bu gencolar.

    karelian isthmus ile birlikte en sevdiğim amorphis albümü olduğunu da gereksiz de olsa belirteyim.

  5. Ufuk says:

    başarılıydı bu. vay be. çok zaman geçmiş. elegy daha da iyiydi ama.

  6. Sambalici says:

    Bu albümün bir de zamanlaması ve melodik hali sebebiyle bir “ilk albüm” olma hali ve nostaljik değeri de var, anılardan fırlıyor böyle. Ben de adını çok duymuştum zamanında “herkes dinlesin” tadında yazı ve muhabbetlerin içinde ama ancak yıllar sonra dinleyebilmiştim.

  7. demonizer says:

    Finlandiyanın bütün büyük metal ve rock grupları en iyi fin grubun Amorphis olduğunu söylüyorlar (bir kaç grubun roportajında ortak payda idi hep).

    Bu albüm benim için Dissection s.o.t.l.b. ile bereber tarihin en iyi 2 “karanlık” albümüdür.
    Üstelik bizim gibi bu müziği “şebek HMF” ile yaşayanlar daha bir severler bu albümü…

  8. GorioN says:

    inanılmaz bişe bu; 10 yıldır sürekli dinlememe rağmen hiç bıkmadım her defasında ilk günkü heyecanı ve bunalımı hissetttim. beni amorphisle ve doom/death metalle tanıştıran albümdür bendeki yeri çok özel yani. bide herkeste böle düşünürmü bilmem ama atmosfer yaratmada belkide en başarılı albümdür bu albümü, dinlerken kendimi resmen o kapaktaki diyarlarda buluorum. tek kelimeyle efsane kelimeler yetmez anlatmaya bu albümü, bide elegyde isteriz bu iki albüm en sewdiim 10 albüm içine çok rahat girerler 2sinede taparım, 2side dewrim niteliğinde albümlerdir. zaten elegynin halada daha bi eşi benzeri yoktur yapmaya çalışsanda yapamazsın zaten

  9. lftf says:

    Laneth’te kritiğini okuyup koşa koşa almıştım bu albümü, ilginçtir orijinal kaseti de hemen çıkmıştı Türkiye’de. Dinlediğim hiçbir şeye de benzemiyordu, yepyeni bir deneyimdi benim için. Cidden zamanının çığır açan albümlerinden/gruplarından.

  10. masteroforion says:

    Hayret 1 mafyası daha bu albümü farketmemiş :)

  11. baldur says:

    amorphis’in en iyi albümü. katatonia’nın brave murder day’i, opeth’in morningrise’ı, dark tranquillity’nin the gallery’si ne ifade ediyorsa bu albüm de aynı şeyi ifade ediyordur amorphis ve fanları için.

    swedish

    @baldur, valla ne güzel demişsin hocam ayrı bir havası var bu albumun diğer gruplarda tattığımız gibi

  12. Ugur says:

    Black Winter Day’i milyon kez dinleyebilirim sanırım.Sırf bu parça bile albümün efsane sıfatını almasına yeter bence.Bu arada Magic And Mayhem & Tales From The Early Years’deki yeni versiyonu da gayet güzel olmuş.

  13. swedish says:

    albümün açılış introsu o kadar şahane ki adam daha başta anlatıyo bakk nasıl da efsane bi albümle sıçıcam ağzınıza diye :))
    amorphis enteresandır benim ilk aldığım müzik cd si bu albüm ile birlikte death symbolic albümüdür.sağlam bi death metal girişi yapmışım ilk cd ler bunlar ilk kaset jester race falan.
    Şimdilerde tekrar tekrar dinlediğimde hiç eskimediğini anlıyor insan.HEr parçasını ezbere bilmek tüm meodileri tüm rifleri hatırlamak sanırım o dönemin ruhu ile ilgili
    şimdi her ne kadar farklı bir müzik icrası yapsalar da baştacıdır

  14. blackroseimmortal says:

    amorphis’in en iyi albümü, amorphis bundan sonra bozdu zaten…

    horrorscope

    @blackroseimmortal, o senin düşüncen. nickini kullandığın şarkının sahibi grupta morningrise’dan sonra bozulmuştur.

    blackroseimmortal

    @horrorscope, öfffff, tamam o da senin düşüncen…

    amorphis bu albümden sonra death metali bırakmıştır, çünkü, elegy bariz bir şekilde death metal değildir, brutal vokaller bulunsa da, grup daha da progressifleşerek, atmosferlerini fazlaca aydınlatmıştır… the silent waters ise bana kötü bir albüm gibi değil de, sırf yarattığı etkileyici atmosfer için vasatın üstünde geliyor… aynı şekilde skyforger da… ama bu grubun albümden sonra tamamen bittiğini düşünmüyorum, 2 3 seviye daha inmiştir benim gözümde… amorphis’e progressive metal’in (yada klavyeli melodik folk metalin) yakışmadığını düşünüyorum… bu benim kendi fikrim…

    şimdi diyeceksin opeth damnationdan sonra naptı??? opeth’e bence progressive metal de yakışıyor… ben 10 yıldır hayvanlar gibi progressive rock metal dinleyen bi insanın amorphis’in son albümlerini sevebileceğini şahsen zannetmiyorum, öyle çok tanıdığım var, gerçi çoğu opeth’in yaptığı müziği de sevmiyor, en fazla damnation opethçisi oluyolar… ben de 10 yıldır hayvan progressive rock metal dinlemiyorum…

    kardeşim kısacık bişey yazsak hemen tepemde bitiyonuz… o kadar alıştım ki artık gelebilecek tepkileri hesaplayıp yazmaya başladım, tabii ki tepki vereceksiniz de bu kadar da değil, 2 gündür msn gibi pasifagresif kullanıyorum…

    in the court of the crimson king

    @blackroseimmortal, b adlı yazar hayvanlar gibi progressive rock metal dinleyen bi insan ve amorphis’in son albümlerini seviyor.

  15. b says:

    özellikle yağmurlu kapalı havalarda bu albüm vazgeçilmez. garip bir havası var albümün, öyle çok aşırı hüzün ihtiva etmiyor, aslında bir yandan da huzur da veriyor ancak tadında. dengeliyor sanırım. bu albümden sonra amorphis başka müzikal kimliğe bürünse de kimileri pek kabul etmese de bu albümden sonra bozdular dese de hiçbirini kabul etmiyorum. şu metal aleminde onlar kadar şarkılarında hüznü ve huzuru dengede veren bir topluluk daha yok. insanın kalbine çalışıyorlar. yıl olmuş 2012 hala bu albümü can kulağıyla dinliyorum. bundan birkaç saat önce de son albümlerini dinlemiştim. evet, çok geç cevap versem de son tartışmalara nazaran bir şey yazmam gerekiyorsa çatır çatır progressive metal dinliyorum ve amorphis’in son albümlerine tapıyorum.

  16. baha says:

    türkiye kara kışa teslim olmuş durumda. tam da bu albümün dinlenme zamanları gelmiş. black winter day. açacaksın into the hiding’i sonra castaway, forgotten sunrise- black winter day ile devam edip yağmurlarda karda kışta kulaklarında amorphis dolanacaksın. yok böyle bir zevk.

    “kara bir kış günü. hayır, ondan daha karanlık. bir sonbahar gecesinden daha karanlık.”

  17. aliihsan balı says:

    Bu albümün klavyelerine hastayım. Zaten aynı adamın Barren Earth’ü sevmemde de etkisi çok büyük.

  18. Otenazi says:

    https://www.youtube.com/watch?v=mwokdlzdEk0

    linkinden bu kıymetli albümün cam gibi 2015 wacken open konserini izleyebilirsiniz. çok güzel olmuş yaa

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.