# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
AMORPHIS – Silent Waters
| 24.04.2010

Beyaz Kuğu, Kara Nehir.

Özgür Durakoğulları

Genellikle köklü grupların diskografilerine bakıldığında, ilk albümler her zaman ruhlu ama bazı yönlerden eksiklikler barındıran bir yapıdaymış şeklinde yorumlanırlar. Ama 20 yıllık Amorphis grubuna baktığımızda, böyle bir yorum pek yapılmaz. Neticede ilk albümleri melodik death metal dinleyenler dışında pek kimseye hitap edecek bir yapıda olmasa dahi, kendi janrında kusursuza yakın bir albümdür.

Aslında size tavsiyem bu kritiğin geri kalanını okumadan önce, eğer henüz okumadıysanız “Eclipse” ve “Skyforger” kritiklerini sırasıyla okumanız olacaktır. Neden mi? Bir kere gayet başarılı kritikler, ikinci olarak ise oralarda bahsedilen, grubun şarkı sözlerinde önemli bir yer tutan Kalevala Destanı’ndan veya birkaç genel detaydan bir kez daha bahsetmem yerinde olmayacaktır. Ek olarak da “Silent Waters” kritiği, bir nevi Tomi Joutsen isimli vokalistleriyle yeniden doğan grubun yeni dönemindeki diğer (sitede kritik edilen) iki albümle birleşerek bir üçlemeyi tamamlamış olacaktır.

Bu grup demiş olduğum gibi macerasına melodik death metal yaparak başlamıştır. Henüz ikinci albümleriyle de değişken bir yol izleyeceklerini müjdelemişlerdir aslında. Sonrasında ise bu ilk döneminin Duraklama Devri’ni “Elegy” isimli albümlerinden sonra yaşamışlardır. Aslında bu ben bu grubun her dönemini beğenen biriyim, ama grup akabinde çıkarttığı “Tuonela” albümleriyle çok fan kaybetmiştir, bu da bir gerçek. Çünkü özellikle üflemelilerle veya santur enstrümanıyla verdikleri oryantal armonideki melodilerle olsun, eski vokalistlerinin alternatif hatta grunge müziğe kayan kirli vokalleri olsun bu tarz detaylarla yenilikçi olmayan metal dinleyicileri tarafından adeta dışlanmışlardır. Ama grup bunlara pek aldırmamış olacak ki, sonraki kimi albümlerinde elektroniğe göz kırpan daha da alternatifleşen müzikal yapıları kullanmayı sürdürmüşlerdir.

Şimdi geldik Amorphis’in yeniden doğuşuna, ve kaliteli müzik yapılarak da mainstream olunabilir tezine bir kanıt oluşturdukları muhteşem üçlemelerine. (Dediğim gibi, diğer iki albümden bahsetmeyeceğim.) Pasi Koskinen isimli vokalist, bu grup için motivasyonunu kaybettiğini açıklayarak Amorphis’den ayrılmıştır ve komplo teorisyenleri anında “Amorphis artık bitmiştir” şeklinde spekülasyonlara başlamıştır. Ama grup öyle bir vokalist bulmuş ki, derin ve kalın brutalleri kadar iç titreten ve duygusal clean’leriyle de, metal tarihinin en yeri doldurulamaz adamlarından biri olarak adlandırılmaktadır şu anda Tomi Joutsen. Ayrıca 2000’lerin modern groovy sound’unu da başarıyla kullanan grup, son üç albümüyle alternatif etkileri de müziğinden çıkartarak metal dinleyicileriyle yeniden barışmıştır.

“Silent Waters” bana kalırsa kapağından müziğine kusursuza en yakın metal albümlerinden birisidir. Bu grup her zaman iyi beste yapıyordu, ama daha modern groovy bir sound ve yeni vokalistleriyle birlikte şimdi kafa da sallatabiliyor aynı zamanda. Bence eleştirilecek bir nokta değil, ama bu albümdekiler de dahil olmak üzere tüm Amorphis parçalarında genelde az melodi çok tekrar olur. Eleştirel bir gözle bakmak istemiyorum bu duruma, zira Amorphis’i Amorphis yapan şeylerden bir tanesi de bu olmuştur her zaman. Hangimiz bir My Kantele (Acoustic Reprise) parçasında bin defa tekrar edilen akustik gitarların her tekrarında daha da derinlerde hissetmedik kendimizi. Bu albümde de, progresif tatlar olsa da, çok fazla melodiye rastlamıyoruz. Ama bu adamların tek melodisi ormanda 10 aslan gücündedir, değil mi?

Albümdeki tüm parçalar ustaca yazılmış, ve müthiş bir şekilde çalınmış. Hangi birisinden bahsedeyim, en sevdiğim parça olan Black River ile başlayayım. Kendi eski bir yazımdan alıntı yapıyorum:

“Aslında temposu biraz hızlı olsa girişteki melodi sanki Basil Poledouris’in Conan soundtrack’indeki epik melodiler gibi, en azından kimi yerleri. O yüzden depresif veya salt hüzünlü değil, melankolik bir parça olmuş. Hüznü bile tatlı, güzel yani. Bitmiş bir savaş, sona ermiş bir felaketten sonra hissedilen şeyler gibi. Hem kaybedilen ve yaşananlar için duyulan bir hüzün, hem de her şey sona erdiği için yaşanılan farklı bir rahatlama duygusu. En azından ben öyle hissediyorum…”

I of Crimson Blood parçasındaki nefis piyanolar, ve sonra eser folklorik bir müziğe dönüştüğünde akustik gitarlarla piyanoların sevişmesi bile birçok şeyi anlatıyor aslında. Folklorik etkiler demişken, Shaman parçasından da bahsetmeden olmaz. Parçanın ortasında öyle bir kısım var ki, sanırım santur da kullanılmış orada. My Kantele’yi anımsatmasının yanında, üflemelilerin de girmesiyle parça bambaşka diyarlara veya zamanlara sürüklüyor bizi. Albümün klip parçası Silent Waters ise sade, ama çok ruhlu bir şarkı. Vokal melodileri harika, ve brutal vokal de yok bu parçada. İlk parça Weaving the Incantation ve The White Swan parçalarında bana göre rahatsız edici olmayan bir dozda Opeth etkisi var. Ama özellikle The White Swan parçasındaki klavyeler takdire şayan.

Tam kararında olan davullar ve baslar, Santeri Kallio’nun klavyeleri ve özellikle piyanoları, Esa Holopainen ve Tomi Koivusaari’nin tertemiz gitar sound’ları, ve progresif-rock’tan da beslenen yaratıcı gitarları, ve nihayet muteşem bir clean ve brutal vokalist (ikisi bir arada) Tomi Joutsen, ve inanılmaz vokal melodileri. Grubun bir diğer şansı ise, gitarist Koivusaari’nin eski albümlerde de bu görevi üstlenen çok iyi bir brutal vokalist olmasıdır, neticede canlıda yardımcı olabilmektedir ana vokaliste. “And the Oscar goes toooo….” Tıkanıp kalırım vallahi, ama hadi grupta yeni olduğu için vokaliste gitsin oskar. Belki bu yazımı okur da, google translate’den çevirtip “Ben neymişim be” falan der.

Neyse, böyle hüzünlü ve derin bir albümde bile geyik yapıyorum ya, vallahi kendimden utandım. Ama bu kritiği de albümü dinlerken, tıpkı eserin akıcılığı gibi hızla yazıyorum, fazla zeka kullanmadan, duyguların yoğunluğundan esinlenerek. Hüzün dedik değil mi, o zaman Her Alone parçasına dikkat çekmek istiyorum, hatta yemin ederim tam da o şarkıdayım şu anda. Albümün kapağında da son derece kasvetli bir doğada, yalnız başına boynunu bükmüş bir kuğu görüyoruz.

Bitirişte bir alıntı yapıyorum, üstüne de bir şey dersem ayıp olur:

* “Kuğular narindir evet. Onlar pek uçamazlar. Kanatları yok sanırsınız. Sanki kanatlarını gizlerler veya gizler gibi yaparlar. Onlar herkese ilhamlar verir, bir şaire, bir aşığa, bir sevgiliye sözler yazdırırlar… Çok uzaklara gidemezler, gitmek isteseler de gidemezler… Beyaz kuğudur üzgün olanları…”

*Üstteki alıntı: Siyah Beyaz dergisi, Temmuz 2009 sayısı.

9,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.51/10, Toplam oy: 106)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2007
Şirket
Nuclear Blast
Kadro
Tomi Joutsen: Vokal
Esa Holopainen: Gitar
Tomi Koivusaari: Gitar
Niclas Etelavuori: Bas
Santeri Kallio: Klavye
Jan Rechberger: Davul
Şarkılar
01. Weaving The Incantation
02. A Servant
03. Silent Waters
04. Towards And Against
05. I Of Crimson Blood
06. Her Alone
07. Enigma
08. Shaman
09. The White Swan
10. Black River
11. Sign [Bonus]
  Yorum alanı

“AMORPHIS – Silent Waters” yazısına 8 yorum var

  1. Ahmet Saraçoğlu says:

    Gayet iyi bir yazı olmuş eline sağlık. Nedendir bilmem bu albümü ve Skyforger’ı hala adam gibi dinleyebilmiş değilim o yüzden yorum yapamıyorum. Amorphis çok iyi bi grup cidden. Kişiye göre değişir tabi de güzel ve kaliteli bi müzik dinlediğini hissettiriyor insana. En azından bana.

    Aeonian_Lich

    @Ahmet Saraçoğlu, Eksik olma. Bu grup bir başka ya. Birini senin yazdığın, diğer iki kritik de çok iyiydi, ben de elimden geldiğince birşeyler karaladım. Bu grup cidden de son 3 albümüyle yeniden doğdu adeta, hem müzikalie hem de popülerlik namına. Benim nadir sevdiğim popüler gruplardan birisi, hatta aşık olduğum. :)

  2. heat says:

    şahane bir albüm bu en sevdiğim amorphis albümlerinde ilk üçtedir elegy albümünde de tomi joutsen gibi şahane bi vokalist olsaydı keşke pasi koskineni sevmiyorum ben ne clean i iyi ne brutali

  3. GorioN says:

    elegy ve thausand lakes’in yeri ayrı ama silent waters ve skyforger’ında yeri ayrı. Mükemmel albümler ciddden hepsi klasik. amorphis’ in her dönemini ayrı sewerim yazın o kadar grup izlicem ama bunlar için duydum heyecan başka

  4. Exorsexist says:

    weaving the incantation hayvansal yağlar içeren bir parça. benm de tomi’li zamanlarının favori albümüm.

  5. b says:

    bu albümdeki i of crimson blood ve her alone insana çok dokunuyor. ilk dinlediğimde the white swan’a aşık olmuştum ama sonra o iki şarkı arka arkaya nasıl da fon yaratmıştır hayatımda. ah amorphis, her defasında kalbe bıçak saplıyorsun ve bilmem yeni albümde de saplayacak mısın? evet, eminim.

  6. Synysterr says:

    Song Of The Sage’in girişine ölebilirim.

  7. emre says:

    Klişe bir yorum olacak belki ama GERÇEKTEN hiç sıkılmadan defalarca döndürülebilecek sayılı albümlerden. Mesela şu an yine dinliyordum, PA’teki kritiğe uğrayıp, bi yorum bırakayım dedim. Yani bi albüm ancak bu kadar kolay sindirilebilir. Verdiği tadı, duyguları tarif edemiyorum, anlatamıyorum. Not’ta vermemişim, verdim 10′u. Favori Amorphis albümüm.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.