# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
NECROPHAGIST – Epitaph
| 12.01.2010

Dünya Türk olsun.

1992′de kurulmasına rağmen underground denebilecek ilk patlamasını 1999′daki “Onset of Putrefaction”la yapan NECROPHAGIST, bu albümün ardından çılgın yorumlar almıştı bildiğiniz gibi. Bu derece kompleks bir müziğin tek kişi tarafından yaratılıyor oluşu, her ne kadar metal dünyası o güne kadar sayısız tek kişilik proje gördüyse de, ilgi ve alâkayla karşılanmış; “ailesi çocukken gitar çalmasını yasaklamış ama o gizlice öğrenmiş” türü dramatik öğelerle de desteklenen hikaye, kahramanımız Muhammed’i bir fenomene dönüştürmüştü.

Underground alemlerdeki bu durum, 2004′te gelen “Epitaph” ile bambaşka bir boyuta geçti bilindiği gibi. Grup katıldığı pek çok turnenin headliner’ı oldu, “Epitaph” kulaktan kulağa yayılarak iki binli yılların adı en çok anılan death metal albümlerinden biri haline geldi ve daha da önemlisi, insanlar Muhammed Suiçmez’i bu müziğe gelen en önemli kişilerden biri olarak görmeye, hatta onu Chuck Schuldiner’la karşılaştırmaya başladılar.

NECROPHAGIST’in bizim için farklı olan başlıca yönü, elbette ki Muhammed’in Türk oluşu. Bu durum kimi ne derece ırgalar bilmem, ama ben Stabwound’u ilk kez duyup akan salyalarımı sildiğim sırada, hatta albümü baştan sona dinleyip zevkten sigaraya mı başlasam diye düşündüğüm esnada, Muhammed’den de Gurbetçiler dizisinden de habersizdim. Belli ki bu durum ülkemizdeki metalciler arasında nispeten bir önem taşıyor, zira böylesi uç bir müzik yapmasına rağmen, bugün yoldan beş tane metalci adam çevirseniz ve “NECROPHAGIST, Muhammed Suiçmez, Cartel, Batı Berlin geri geldi” falan deseniz, büyük ihtimal neden söz ettiğinizi anlayacaktır.

epitaph_1

“Epitaph” müzisyenlik açısından üstün bir çalışma bildiğimiz gibi. Her elemanın benzersiz bir performans sergilediği, Muhammed’in çalması böylesi zor rif ve soloların üstüne, artık pek çok yerde anılmakta ve övülmekte olan guttural vokalini de eklediği, canavar gibi bir albüm. Cillop bir kayda, davulun ve basın her hareketinin tertemiz duyulabildiği bir prodüksiyona sahip olan “Epitaph”, görülüyor ki her şarkısı bir başkası tarafından favori gösterilen de bir albüm.

Şu şarkının şurası, onun burası şeklinde bahsederek bir yere varamayacağımız için, genel bir toparlama yapalım. Müzikal anlamda, Muhammed’in beslendiği aşikar kimi eski death metal gruplarının yanı sıra, Beethoven ve Prokofiev gibi klasik müzik sanatçılarından da esintiler taşıyan, PSYCROPTIC tarzı rife odaklı bir şarkı yazımının üstüne MALMSTEEN gibi neo-klasik gitar virtüözlerini akla getiren bir solo kullanımı serpiştiren bir iş var karşımızda.

Rifler konusuna girersek, Muhammed ile Christian’ın üstün müzisyenlik becerileri sayesinde gayet varyasyonlu, müziğin sertlik dozuna rağmen ince telleri de gayet yerinde ve yenilikçi şekilde kullanan, yeri geldiğinde son derece teknik ve icrası zor, yeri geldiğindeyse şarkının gerektirdiği groove hissini yaratan, teknik olacağız diye olayı çığrından çıkarmayan bir kullanım var.

epitaph_2

Sololara gelince, Muhammed grubun bu yanını öne çıkarmak istemiş olacak ki, albümü yırtarcasına açan Stabwound’un ilk saniyelerinden bizi peşi sıra sololarla muhattap etmiş. İçinde klasik müzik etkileri görülse de, bu tarz yırtıcı ve “zehirli” bir müziğe gayet iyi oturan ve çoğu insanın NECROPHAGIST’i böylesi sevmesini sağlayan o kontrastı yaratan da elbette ki bu sololar.

Çoğunluk için her şey böyle güllük gülistanlık olsa da, bahsi geçen bu sololar herkes için aynı değeri taşımıyor elbet. Çoğunluk gibi ben de önce “Epitaph”ı, ardından “Onset of Putrefaction”ı dinledim. “Epitaph”ın gazıyla salyalar akıtan on binler gibi, ben de her iki albümü birden sevenler kategorisindeydim. Ancak görünüşe göre durum herkes için böyle değil. Önce “Onset of Putrefaction”ı duyan daha underground yaklaşımlı pek çok insan, “Epitaph”ın çıkışının ardından bunu bir hayalkırıklığı olarak nitelendirmişti. Öyle ki, 2004 sonundaki bir yıl sonu değerlendirmesinde, Norveçli black metal grubu 1349′ın şu an hangisi olduğunu hatırlamadığım bir üyesi, “Epitaph” için “duyduğum en büyük hayal kırıklıklarından biri. İlk dinlediğim andan beri en sevdiğim albümlerden biri olan Onset of Putrefaction’ın o vahşiliği, tutkusu, tek kişiden çıkıyor olmasının verdiği ateş gitmiş, yerine mastürbasyonla dolu bir süpermarket death metali gelmiş” diyordu.

epitaph_epitaph

Albüme dair eleştirilerin temelinde de bu yatıyor. Geniş açıdan bakıldığında gerçekten de ortada “kulağa hoş gelen” bir teknik/brutal death metal var. “Onset of Putrefaction”da da sololar vardı, hatta bazıları “Epitaph”takilerden çok daha uzundu; ancak gelen eleştiriler, “Epitaph”taki bol sweep’li solo tarzının ve özellikle de daha underground yaklaşımlıların hoşuna gitmeyen şeker gibi solo gitar tonunun, göz boyama amacıyla yapıldığı şeklindeydi. Açıkçası ben Muhammed’in “biz de bu yanımızla benzerlerimizden ayrılalım, çok ayırt edilir bir solo gitar sound’u belirleyip dikkati öyle çekelim” diye düşündüğünü sanmıyorum, ki düşündüyse de makûl ve mantıklı bir düşüncedir; lakin bu tarz düşüncelere sahip olan ve brutal death metalin taviz veremeyeceğine inanan ufak bir kitle de var. Şahsen solosuna da, gitar tonuna da can kurban diyen kesime dahil bir kişiyim.

Azıcık da Muhammed’den bahsedip yavaştan toparlanalım. Muhammed’i özel ve eşsiz kılan şeylerin başında, death metali çok iyi anlıyor oluşu geliyor bence. Sadece yaratıcı besteler yapmakla ve çok iyi gitar çalmakla edinilecek bir şey değil bu. Muhammed death metal içinde sıradışı olanı, sadece bir gitar rifiyle korkutucu bir atmosfer yaratmayı biliyor. Gitarla yaptıklarının yanına, sanki gerçek bir davulcuymuşçasına yazdığı davullar ve müziğini çok sesli yapabilmesi de eklenince, tek kişilik bir yaratıcılık abidesi, adeta teknik death metal kusan bir şey çıkıyor ortaya. Bu çok açık şekilde doğuştan gelen bir yetenek ve çok çalışmak, saatlerce gitar çalmak falan elbet önemli olsa da, çok az kişide görülen türde bir kabiliyetle de alâkalı olduğu kesin.

epitaph_3

Öyle ya da böyle “Epitaph”, son beş altı yıl içinde türü geniş kitlelere yaymada çok önemli bir rol aynadı. Henüz “Epitaph” çıkmamışken çıktıkları Amerika turnesinde yirmi otuz kişiye çalarlarken dahi Muhammed’in karşısında secde hareketi yapan on beş yaşındaki çocukların aynılarından, bugün binlercesi var.

Bir şekilde brutal death metali aşarak farklı tarzları dinleyen pek çok kesim tarafından ilgi gören ve merak edilen NECROPHAGIST, yaşımız yeter de görürsek yeni albümüyle de muhakkak ki ilgi odağı olacak ve “Epitaph”ın ardından olduğu gibi üç dört yıl boyunca turlayacak, metalin sert yüzlerinden olan death metalin de sert yüzlerinden birini, daha geniş kitlelere yaymaya ve pek çok insana ilham vermeye devam edecek.

En büyük ve sıradışı sonuçların, derinlere gizlenmiş cevherlerin, baskı altındayken çıktığını düşünürsek, sanırım hepimizin Muhammed’in anne babasına bir teşekkür borcumuz var.

epitaph_4

Bir röportajdan:

Soru: Sence şu an metalin kralları kimler?
Muhammed: Monarşiye inanmıyorum.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.70/10, Toplam oy: 293)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2004
Şirket
Relapse
Kadro
Muhammed Suiçmez: Gitar, vokal
Christian Münzner: Gitar
Stefan Fimmers: Bas
Hannes Grossmann: Davul
Şarkılar
01. Stabwound
02. The Stillborn One
03. Ignominious & Pale
04. Diminished To B
05. Epitaph
06. Only Ash Remains
07. Seven
08. Symbiotic In Theory
  Yorum alanı

“NECROPHAGIST – Epitaph” yazısına 82 yorum var

  1. Salata says:

    BU ALBÜMDEKİ SOLOLARI DİNLERKEN TERLİYORUM…

  2. enemyofgod says:

    Tek dilek hakkım olsa yeni Necrophagist albümü dilerdim.

    Alondate

    @enemyofgod, Necrophagist: beni bu mentiondan cikarin kardesim

    enemyofgod

    @Alondate, ahahahahahaha Olsun ben Muhammed’in yeni hayatını da destekliyorum güzel bir işi var mutlu mesut yaşıyor.
    Ama adam öyle iki albüm yaratmış ki devamına ihtiyaç duyuyoruz.

    Börbır

    @enemyofgod, Adam deistik(umarım böyle deniyordur) tanrı anlayışındaki gibi hayvan gibi 2 eser yaratıp çekip gitti

  3. Rust in Peace. says:

    Söylemeye çekinilen gerçekler: Bu albümü ilk kez bu akşam baştan sona dinledim. Daha öncesinde 3 şarkı dışında diğerlerini dinlemiyordum, bilmiyordum. Baştan sona dinlemeye çalışınca sıkılıyordum her ne kadar takdir etsem de. Yalnız bu akşam baştan sona hiç sıkılmadan dinledim ve her bir şarkıyı da sevdim. Muhteşem. Bazı albümleri insan ilk dinleyişlerinde değil de biraz tecrübe kazandıktan sonra sevebiliyor galiba. Bunu bu sene birçok sefer yaşadım, daha önce sevemediğim birçok albüme, şarkıya bayılırken buldum kendimi. Hatta “Owner Of A Lonely Heart” gibi 2 sene boyunca (ilk duyduğumdan andan sevdiğim ana kadar) nefret ettiğim bir parçaya bile aşık oldum.
    Şimdi sıra Cattle Decapitation’un son albümünden önceki albümlerinde zira sadece son albümü seviyorum şimdilik :D Monolith Of Inhumanity’i seveceğim diye düşünüyorum.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.