# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
IZTHMI – Leaving This World, Leaving It All Behind
| 07.06.2022

Z Kuşağı’nın bunalımlı gençlerinden farklı bir progresif black metal yaklaşımı.

Oğuz Sel

“Zaman nasıl da hızlı geçiyor a dostlar…” goygoyu yapmayı hiç istemiyorum ama şu an bir yandan dinleyip diğer yandan dinlediklerimle ilgili fikirlerimi aktaracağım albümü yapan kişilerin yarısından fazlasının, neredeyse yeğenimle yaşıt Z Kuşağı gençlerinden oluştuğunun bende yarattığı şaşkınlığı üstümden bir türlü atamıyorum. Bu, şimdinin gençlerinin, daha dün Play-Doh ile hamburger yaptığına, PlayStation 2 oyunlarının grafiklerine burun kıvırıp doğrudan PlayStation 3 ve Xbox 360 oyunlarına daldığına, bırakın 80’leri 90’ları, 2000’lerin ilk yarısındaki popüler müzik parçalarından bile bihaber olduğuna yemin edebilirim. Hâlâ bana garip gelse de sanırım görev devir teslim süreci başladı, hatta bir süredir devam ediyor ve eski gruplar, ya dağılarak ya ufak ufak kendini tekrara başlayarak emeklilik yolunda emin adımlarla ilerliyor. Neyse ki bu görev devir teslimin sonucu, öngördüğüm kadar korkutucu olmuyor ve Z Kuşağı’nın bunalımlı gençlerinin ortaya koydukları eserler, benim gibi Y Kuşağı’ndan metal tutkunlarını da kendine çekmeyi başarıyor.

Izthmi adını daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama benim karşıma tesadüf eseri çıkan bir grup kendisi. Kritiğe girişmeden önce kendisiyle ilgili ufak bir araştırma yaptığımda yabancı metal yayınlarında da gruba dair yazılara denk geldim. Hatta Izthmi yazısı sayesinde Decibel Magazine’de Adem Tepedelen diye bir abinin çalıştığını öğrendim. Hayat gerçekten çok acayip.

2016’dan bu yana faaliyet gösteren ve şimdilik -bunu da eklediğimizde- iki uzunçaları, bir de demosu olan ABD’li Izthmi, atmosferik progresif black metal yapıyor. İlk albümlerinde progresiflik unsurları o kadar ön planda olmasa da beni hem kapağı hem de adıyla tavlayıp dinlemeye teşvik eden “Leaving This World, Leaving It All Behind”, kâh eski dönem Scale the Summit’ine dönüşen kâh Krallice’leşen anlarıyla progresif sıfatının hakkını fazlasıyla veriyor. Grubun albüm özelinde yaptığı şey, kişisel; acı, ızdırap, karamsarlık, bilinmezlik hâllerini derleyip toplayıp samimi bir yaklaşımla dinleyicilere sunmaktan fazlası değil. Evet, hesap kitapla, gamlar üzerine çalışmakla, birtakım örnekleri mantıksal yönden kopyalamakla da dertli tasalı müzikler yapılabiliyor ama daha önce farklı kritiklerde de dile getirmiş olabileceğim gibi derdi olan insanların yaptığı müzikteki samimiyet, bana anında geçiyor. Seattle gibi bir yerde yaşayıp bu gençler nasıl dertler edindi, bunu bilebilmem mümkün değil ama ortaya çıkan işin niteliğinden ötürü bu dertlere kendi adıma teşekkür ederim.

Hellblade: Senua’s Sacrifice oyununun alametifarikası olan çevresel fısıltıların bir benzerini açılıştaki kısa parçada kullanan Izthmi, önceki albümün aksine daha başlangıçta sizi yakalamayı başarıyor. “Bir saniye, burada bir gariplik var,” diyorsunuz dinlemeye başladığınızda. Zaten sonrası çorap söküğü gibi geliyor ve “Ben sıradan bir şarkı değilim!” diye bağırmaya başlayan “The Shadows of Our Disillusionment” ile yaklaşık 11 dakika su gibi akıp geçerken “Vay anasını satayım, gençlere bak, döktürmüşler resmen,” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Dakika bilgisini vererek PA’nın en sıkı takipçileri arasında yer alan Z Kuşağı’ndan metalci arkadaşları belki de yazının bu kısmında kaybetmiş olabilirim ama emin olun, ortada öyle zorlama şarkı uzatmalar, ıkına ıkına ilerlemeler falan yok. Bu eser ve bunun gibi uzun olan şarkılar; doğaları, anlatıları ve parça trafiğinin gereği olarak yer yer dinamikleşip yer yer doom’a bağlayabiliyor. Ama değişmeyen yegâne şey, grup üyelerinin ekipte hangi görevi üstlenirlerse üstlensinler, bu müziğe bir adanmışlıkla bağlı olmaları ve ürettikleri müziği, dert anlatma vesilesi görmelerinden kaynaklı samimiyetleri oluyor.

Yapımda iki kısa enstrümantal eser var fakat albümün geneli, müzikal zenginlikle dolup taşıyor. Biri hanım iki gitariste sahip Izthmi, bestecilik tarafında bir an olsun kolaycılığa kaçmıyor, müziğinin ilerici yönlerinin parlaması için elinden geleni yapıyor. Kimi zaman vokal kendi hâlinde devam ederken darbeli bir solo patlıyor yüzünüze kimi zamansa benzer nitelikte bir solo, şarkının ruh hâlini daha da altından kalkılmaz bir karamsarlığa doğru sürüklüyor. Müzikal zenginliğe yalnızca gitaristler ve basçı değil aynı zamanda şarkıların gidişatını geceyle gündüz kadar değiştirebilen vokalist de katkı sunuyor. Shriek ve harsh vokali başarıyla kotaran vokalist, bu tür işlerden bildiğimiz haykırarak söyleme mevzusunun da altından, samimiyetin sevk ettiği başarıyla kalkıyor. Herif sanki içinde biriktirdiği negativiteyi bu haykırış, bağırışlarla atıyor. Dinledikten sonra vokallerle ilgili benzer şeyler düşüneceğinize eminim.

Oldukça temiz ve bas tonlarının güme gitmemesinden ötürü ezici bir sound’a sahip “Leaving This World, Leaving It All Behind”, iyice kulaklıklarla dinlediğinizde fark edeceğiniz üzere ufak tefek kayıt hataları barındıran da bir eser. Bu yalnızca Spotify’a eklenen dijital sürümde mi var diye baktım ama Bandcamp’teki kayıtta da mevcut. Kayıtla kim ilgilendi bilmiyorum ama mix’ten sorumlu -hayli de deneyimli esasen- Billy Anderson’ın daha temiz bir iş çıkarmasını beklerdim. Benim kulağıma en çok batan kısım, albümün en iyi şarkılarından biri olan “It’s as if It Were”ün 1.51’de başlayan kısmının 1.56’sında soldan gelen “çıt” sesinin aynı bölümün ikinci kez tekrarında yeniden işitilmesi ve bu şarkının sonunda, yapısal olarak devam etmesi gereken reverb kuyruğunun, çok acemice kesilmiş olması. Abi yıl 2022 oldu da geçiyor bile, lütfen ama.

Minör kayıt sorunlarına rağmen karşımızda kesinlikle pas geçilmemesi gereken, içli ve samimi bir eserler bütünü duruyor. Albüm, bu yılın mart ayında yayımlanmış ama haziran ayının insanı yabıj yabıj eden günlerinde bile yapımı dinlerken bana bir ürperme, bir üşüme geliyor. Eğer klimanızın harcadığı elektrikten şikâyetçiyseniz ve yaz ayının bir anda sonbahara dönmesini istiyorsanız, işte Izthmi, işte “Leaving This World, Leaving It All Behind”.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (5.19/10, Toplam oy: 16)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2022
Şirket
Satanik Royalty Records
Kadro
Jakob Keizer: Vokal, klavye
Autumn Day: Gitar, piyano
Brett Tomsett: Gitar, geri vokal
Gabe Kangas: Bas, piyano
Nolan Head: Davul, geri vokal
Şarkılar
1. Ever Beneath His Gaze (He Will Drown the World in His Tears)
2. The Shadows of Our Disillusionment
3. To Know
4. The Laughable Semblance of Freedom
5. I Bleed with the Wind
6. It's as if It Were
7. Leaving this World
8. Leaving It All Behind
  Yorum alanı

“IZTHMI – Leaving This World, Leaving It All Behind” yazısına 14 yorum var

  1. Eline sağlık Oğuz. Albümü Nisan başında 5-6 kere dinlemiştim ama çeşitli sebeplerden yazmayı erteledim, neyse ki sen yetiştin.

    Çok güzel yazı, çok iyi albüm. Cidden iyi albüm, farklı karakterde bir şeyler dinlemek isteyenlere ben de tavsiye ederim.

    Ouz

    @Ahmet Saraçoğlu, 🤘🏻

  2. Canoir says:

    Of çok iyiymiş. Depresyonu atlatmamış olsaydım ağzıma sıçabilirdi.

    Ouz

    @Canoir, Çok çok geçmiş olsun, atlatmana sevindim.

    Canoir

    @Ouz, teşekkür ederim Oğuz abi. 6 yıllık ilaç tedavisi ve psikoterapinin sonucunda bir süredir aktif depresyonum yok. Ama tedaviye de devam ediyorum hala.

    Sitede de arasıra depresif mesajlar okuduğum oluyor ama hiçbirine cevap verememiştim. Burdan yazayım madem artık. Arkadaşlar, depresyon sorununuz varsa lütfen yardım alın. İnanın bana depresyon kısaca beyindeki kimyasal dengesizlikten kaynaklanan ve çözümü olan bir “hastalık”. Asla ihmal etmeyin, depresyonunuzu kabullenin ve tedavisi için uğraşın. Hayat kalitenizi, hafızanızı, odaklanmanızı, enerjinizi her şeyi etkiliyor giderek. Mücadeleden vazgeçmeyin 💪

    Ouz

    @Canoir, Yorumuna gerçekten çok sevindim, tekrar geçmiş olsun.

    Evet, depresyon çözülmesi gereken ve çözülebilen bir rahatsızlık. Genetik faktörlerden kaynaklı majör depresyonların bile bugün ortadan büyük ölçüde kaldırılabildiği biliniyor. Hatta böylesi vakalardan biri, buralarda çeşitli vesilelerle adını andığım Michael Sikkofield/Cemre Demirel. O da majör depresyondan muzdaripti. YouTube’a son attığı videolara bakarsan-ız- senelerdir kurtulamadığı depresyondan artık epeyce sıyrıldığını görebilirsin-iz-. Doğru teşhis ve tedavi önemli.

    Umarım yorumun ve katkıların, başka arkadaşları da iyileşmeleri yönünde adım atmaları için onları teşvik eder.

  3. alimdat06 says:

    Albümden bağımsız şunu söylemek isterim. Seattle bence her bu müziği dinleyen insan için özel olduğundan illa yaşam şartlarını araştırmıştır fakat son zamanlarda kendisi baya depresif ve sıkıntılı bir şehir olmaya başlamış. Starbucks gibi şehrin yüzü restoranlar bile kapanmaya başlamış ve evsiz sayısı yüzdesel olarak yükselmiş. bildiğim kadarıyla cinayet ve adam yaralama gibi sayılarda da hatrı sayılır bir yükselme var. Bu kadar kaotik bir şehre doğru yol alırken Z kuşağı grubun bundan etkilenmemiş olması çok zor. Ekonomik anlamda sorun tüm Amerikayı etkiliyor şu seçim sonrası fakat Seattle sanırım bu konuda en çok sıkıntı yaşayan şehirlerden biri.

    Ouz

    @alimdat06, Seattle ile ilgili biraz fikrim olduğundan kritikte böyle bir cümle kurmuştum. Son yıllardaki durumunu bilmiyorum ama benim aklımda kalan Seattle epey huzurlu, medeni ve yaşanılası bir yerdi. Bu kentin de kötüye gitmesine hakikaten üzüldüm.

    alimdat06

    @Ouz, benim de çok uzun süre bu şekilde bir bilgim vardı hep kanada sınırında sakin tatlı bir şehir diye düşünmüştüm ama son zamanlarda buna benzer çok şey okudum. Zaten NBA kısmında da parasızlıktan aslında takım oklahomaya falan taşındı zamanında. bu yüzden her şehrin bi boktan yanı oluyor gibi

    deadhouse

    @alimdat06, Çok afedersin ama bir şehrin yüzü Starbucks kafeleri ise sikeyim ben öyle şehri. Uyutulmuşların, uyuşturulmuşların uğrak yeri.

    alimdat06

    @deadhouse, tamam reis seni mi kırcaz icarly olsun o zaman.

    Raddor

    @alimdat06, Seattle deyince 11 sezon Grey’s Anatomy izlemiş olmam aklıma geliyor. Kahretsin gerçekten yaptım bunu. Hala da devam ediyor 18′inci sezonu bitmiş.

    Net izlediğim en kötü diziydi. Her sezon iki-üç doktor ölüyordu. Sırf Lexie Grey’e aşık olduğum için seyretmiştim. Çok tatlı bir şeydi. Onun da uçağı adaya düşmüş öyle ölmüştü. Kurtlar, tilkiler kıçını yemişti. Sikeyim böyle diziyi.

    Aaah Lexie’m ah. RIP.
    https://bit.ly/3NE9g9x

  4. Drochshaol says:

    Mükemmel bir albüm olmuş 10 verdim böyle depresif, bunalımlı, melankolik albüm gördüm mü 10′u yapıştırıyorum.

  5. OblomoV says:

    Çook iyi. Depresif black havalarını özlemişim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.