# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SOUNDGARDEN – Superunknown
| 11.05.2021

Merhaba, beni tanımadın mı? Ben ayaklarının altındaki pisliğim.

Erhan Yiğit

Haftaya Chris Cornell’in ölümünün üzerinden tam 4 yıl geçmiş olacak. Kendisinden geriye solo projesinden de dahil olmak üzere iki ayrı gruptan 15 albüm ve kocaman bir grunge kültürü miras kaldı. Şüphesiz ki bunların arasında çığır açmış, topluluklara yön verip yüz binleri belki de milyonları peşinden sürüklemiş olan en iyi albüm Superunknown.

90′ların başında özellikle Nirvana’nın Nevermind‘ı ve Pearl Jam’in Ten’i ile ana akımın tabiri caizse içinden geçip 2000′lerin başına kadar ortalığı kasıp kavurmaya devam eden Grunge Rock’ın yapı taşlarından birisi olan albüm Kurt Cobain’in ölümünden 2 hafta önce piyasaya çıktı.

Kendisinin bu albümü dinleyip dinlemediği muamma olmakla birlikte eğer dinlemiş olsaydı ne yorum yapardı acaba diye merak etmiyor da değilim açıkçası. Çünkü Superunknown benim gözümde Ten’den de Nevermind’dan da daha iyi bir albüm.

Grunge rock’ı muadili olan diğer gruplara kıyasla daha sert ve daha can çekişen bir üslupla ele alan Soundgarden’in müziğini anlayabilmeye, grunge’ı onların perspektifiyle görmeye en elverişli albüm olan Superunknown, grubun önceki albümlerinden daha çok ön plana çıkma sebebi aslında gayet basit; İlk albümleri olan 1988 çıkışlı Ultramega OK’den, Badmotorfinger’a kadar olan süre boyunca grubun icra ettiği müzik Punk rock’tan hallice bir sludge tarzını destekliyordu.

O yıllar içerisinde Nirvana Nevermind’ı ile, Pearl Jam ise Ten’i ile şöhretin kapısını çoktan aralamıştı. Bu hengame içerisinde kendi öz, salt müziğini yapan Soundgarden kendisini yukarıya çıkaracak bir patlamayı henüz gerçekleştirmemişti.

Tüm bunların neticesinde grunge için biraz geç sayılabilecek bir zamanda, 1994′te piyasaya çıkan Superunknown kendi kitlesini yaratmakla kalmayıp Grammy ödülünün en azından rock veya metal yapan gruplara verildiği zamanlarda iki adaylık gösterip bir de ödül kazanmıştı.

Superunknown, hem grunge rock’ın hem de Soundgarden’ın karakterinin inşasında çok önemli bir noktada duruyor. Grup gitaristi Kim Thayil’in Black Sabbath’ı, Chris Cornell’in ise çoğunlukla Led Zeppelin’i ekol olarak görmesi Superunknown’ı ister istemez saykodelik, salaş bir stoner bataklığında yüzen uyuşuk bir grunge canavarına dönüştürüyor. Bu manada üzerinde oynanmadan olduğu gibi kaydedilen davulların ve basların şarkıların tümünde tatlı bir kaos ortamı sağladığını da söylemek gerek. Ben Superunknown’u uyuşturucu etkisi altında elinde gitarı ile oradan oraya koşturup, düşen kalkan ve çalmak istediği akoru kasıtlı olarak bozmak suretiyle hafif ama sürekli bir histeri yaratmakta ısrar eden bir heavy metal müzisyenine benzetiyorum.

Karakter konusunda örneğini verdiğim gibi net ve tavizsiz bir tavır takınan ve bu özelliği sonucunda akıldan çıkması imkansız şarkılar barındıran albüm bence grunge rock’ın sadece magnum opuslarından birisi değil, aynı zamanda grunge kültürünü kontrolsüz bir biçime sokarak yapılmak istenen şeyi en özgür şekilde ifade eden bir başyapıt. Bu doğrultuda Superunknown’ın ayırt edici özellikleri kendisiyle akran sayılan benzer albümler ile kıyaslandığında daha bir anlaşılır oluyor. Misal Ten albümü Superunknown’a göre daha kemikli ve stabil bir albüm iken Nevermind ve Facelift ise daha çok yüzeyde duran, kulak dostu sayılabilecek bir içeriğe sahip. Buradan anlaşıldığı üzere Superunknown, dinleyicisine sunduğu akor gibi yanan, uyuşuk ama aynı zamanda coşku dolu sıcak içeriği ile ”Ben metalden başka bir şey dinlemem, rock bile dinlemem” diyen adamın bile aklını alacak kadar mükemmel bir albüm.

Her birinin Grunge klasiği olmaması için hiçbir sebebi olmayan 15 şarkıya ve 70 dakikalık dev bir uzunluğa sahip olan albümün günümüz itibariyle klasik sayılmasındaki en büyük neden kuşkusuz ki Chris Cornell’in en güzel vokal performanslarından birini barındırması. Cornell’in yıkıcı ve coşkulu sesi hemen hemen bütün şarkılarda ilk dikkat çeken şey oluyor.

Adamın sesi o kadar kendisine özgün ve o kadar mükemmel ki prodüksiyondan ötürü bangır bangır böğüren ve üst telden inmeyen hayvani gitarların (bkz: Kim Thayil) ve albümün havasına çok yoğun bir dinamik ekleyen gürültü makinesi davulların bile önüne geçiyor. Cornell’in sesini bu düzeyde iyi kullanabilmesinin en temel sebebi elbette ki şarkı sözleri. Sözlere baktığımız zaman ”Abi zaten bu şarkı başka türlü söylenmez, tam kıvamına oturtmuş” dedirten bir söz yazımı mevcut albümde. Mesela Let Me Drown şarkısında coşkudan coşkuya zıplayan Cornell abimiz Mailman’de resmen arabesk triplere girerek daha ilk 4 şarkıda ne kadar renkli ve geniş bir düzleme yayılabilen bir sesi olduğunu gösteriyor.

Zaten çoğu şarkısının birer rock klasiği olarak kabul edildiğini, Black Hole Sun ve Fell On Black Days gibi şarkılarının Rock dinleyen veya dinlemiş olan hemen hemen herkesin dinlediği veya mutlaka duyduğu bu albümü ben özellikle çalma listelerinde genellikle metalden başka bir şey bulunmayan müzik severlere önermek istiyorum. Dördüncü paragrafta sözünü ettiğim kontrolsüzlüğü, sıcaklığı ve maksimum coşkuyu her bünyenin bulabileceğine de gayet eminim açıkçası.

Not: Bu kritik Spoonman’in kaşık çalan yerinde göbek atılırken yazıldı.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.93/10, Toplam oy: 43)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1994
Şirket
A&M
Kadro
Chris Cornell: Vokal, gitar
Kim Thayil: Gitar
Ben Shepherd: Bas
Matt Cameron: Davul
Şarkılar
1. Let Me Drown
2. My Wave
3. Fell on Black Days
4. Mailman
5. Superunknown
6. Head Down
7. Black Hole Sun
8. Spoonman
9. Limo Wreck
10. The Day I Tried to Live
11. Kickstand
12. Fresh Tendrils
13. 4th of July
14. Half
15. Like Suicide
16. She Likes Surprises (bonus)
  Yorum alanı

“SOUNDGARDEN – Superunknown” yazısına 7 yorum var

  1. Yiğit says:

    Grunge kültürü ile pek ilişkim yok ama böyle albümleri sitede görmek sevindirici. 1ci tayfa gelmeden 10u bastım. Eline sağlık Erhan abi

    Erhan Yiğit

    @Yiğit, teşekkür ederim reis.

  2. şeyh hulud says:

    Stoner rock açısından dönüm noktası olduğu için Badmotorfinger’ı daha çok severim.

  3. Raddor says:

    Grunge’ın büyük dörtlüsünün güzel yanlarından biri de, dört grubun da Grunge’ı farklı bir cepheye döndürerek çeşitlik sağlamış olması.

    Genelde şöyle denir:

    Nirvana: Grunge/Punk
    Alice In Chains: Grunge/Metal
    Pearl Jam: Grunge/Blues Rock
    Soundgarden: Grunge/Hard Rock

    Ayrıca Seattle cenabet bir yerdir. Grey’s Anatomy’yi 11′inci sezona kadar izlemiştim oradan biliyorum.

  4. trombosit says:

    Chris Cornell’e killing in the name of performansından dolayı saygı duyuyorum ama sanırım hepsi bundan ibaret. Audioslave de çok az sardı onun dışında yokum.

    gXnn

    bu albume bir türlü ısınamıyorum. şarkı şarkı sevdiklerim var ama album geneli beni baya sıkıyor. yeter aq diyip değiştirirken buluyorum hep kendimi.bence chris cornellin audislave ile yaptıgı tüm işler bundan güzel. ama yine de fena album değil, 7 falan çalışır.

  5. Necrobutcher says:

    Fell on Black days adamın ölüsünü siker.benimkini çok sikti.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.