# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
NECROPHOBIC – Dawn of the Damned
| 14.10.2020

Yıllardır içimize işleyen o fikirlerin güzelliğini ve değerini bir kez daha takdir ettiriyor.

Seksenlerin ikinci yarısı, doksanların ilk yarısında kurulan ve günümüzde müzik yapmayı sürdüren ekstrem müzik gruplarına baktığımızda pek çok grubun 1970-1975 arasında doğan elemanlardan kurulu olduğunu ve 45-50 yaşında hâlâ death metal, black metal yapmaya çalıştıklarını görüyoruz. Müzik yapmaya o zamanlarda başlayan müzisyenlerden kimileri doğal olarak çoluğa çocuğa karışıyor, kimisi düzenli bir gelir elde edebileceği standart bir işe girmiş oluyor. Dolayısıyla bu tarz gruplar ya müziği bırakmış oluyor ya da işten arta kalan zamanlarda, hobi olarak anca 7-8 yılda bir yeni albüm yayınlayabiliyor.

1989’da kurulan ve hırsından, öfkesinden, vahşetinden ödün vermeden günümüze ulaşan İsveçli NECROPHOBIC bu açıdan numunelik oluşumlardan biri. Yaptıkları şeyi hâlâ çok ciddiye alıyorlar, hâlâ hem görsel hem tavır hem duruş açısından taviz vermiyorlar ve çatır çatır cehennem müziğ yapmayı sürdürüyorlar.

NECROPHOBIC, yıllardır biriktirdiği tecrübesiyle kotardığı 2018 çıkışlı “Mark of the Necrogram” ile o senenin en iyi death/black metal işlerinden birine imza atmıştı. 30 yıllık bir grup olarak kendilerini genç nesillere sevdirmeyi başarmalarının yanı sıra, sanki 2000 sonrasında kurulmuş bir grubun heyecanını yansıtarak türün dinleyicilerinin ağızlarından salya akıtmayı da bilmişlerdi. Bundan 2 yıl sonra, adeta “biz daha buralardayız” dercesine yeni albümleri “Dawn of the Damned”le döndüler.

Albümü dinlerken, NECROPHOBIC’in “Mark of the Necrogram”a gelen basın ve hayran övgülerinden gaza geldiğini hissetmek net şekilde mümkün. Adamlar belli ki bunca yıl sonra gelen bu övgülerden güç almış ve ilham bulmakta zorlanmadan bir albüm daha yaratıvermişler. “Dawn of the Damned” bu açıdan bakınca aceleye gelmiş izlenimi verebilecek, ancak hiç de öyle olmayan taş gibi bir albüm.

Bunun sebebi de bu adamların bunca yıldır içlerinde sönmeyen ateşler olması ve bunu müziğe dökmeyi çok iyi bilmeleri. İlk albümlerinden bugüne uzanan yolda yaptıkları onlarca şarkıyı bir tülbente sarıp hayvan gibi sıkıp özütünü bir kavanoza akıtsak, ortaya ancak “Dawn of the Damned” gibi bir albüm çıkabilir. 1000 yıldır duyuyor olmamıza rağmen her daim heyecan verici olmayı sürdüren fikirler, 25-30 yıl öncesinin ruhunu yansıtan bir anlayış ve NECROPHOBIC’in türün demirbaşlarından biri olmasını sağlayan kötücül imzalar…

Albüme dair en iyi, en değerli şey bize başından sonuna kadar güven veren bir yapısının olması. Bunun bilindik şeyler yapılmasıyla, risk alınmamasıyla bir ilgisi yok. Sevdiğiniz bir şeyin benzerlerini her duyuşunuzda sadece o an duyduğunuz şeyi duymakla kalmaz; yıllardır içinize işleyen o “fikrin” güzelliğini ve değerini bir kez daha takdir edersiniz ya, NECROPHOBIC’in “Dawn of the Damned”de yaptığı da işte bu. Tarama rifler, evet. Uğursuz melodiler, tamam. Habis bir atmosfer; tekinsiz bir karanlık. Bunların hepsi var. Tıpkı son 30 yıldır çıkan binlerce albümde olduğu gibi. Ama işte bunu yapan grup tüm bunlara sonradan tanık olup sadece yansıtmakla kalmak yerine, tüm bunların yaratıldığı anlarda, yerlerde bizzat mevcut olduğundan onların elinden çıktığında insan daha bir inanıyor, daha bir seviyor, daha bir bağlanıyor. En bilineninden, ilk akla geleninden bir örnek verelim. Günümüzde DISSECTION benzeri müzik yapan gruplar yok mu? Elbette var. Ama her şeyin bir yeri, zamanı var düsturuyla hiçbiri hiçbir zaman DISSECTION’ın yarattığı atmosfere, ruh hâline, değer, güce erişemeyecek. Böyle bir şey mümkün değil. Bunun müzikaliteyle, yetenekle falan alakası yok. Zamanla alakası var ve o zaman bir daha asla geri gelmeyeceğine göre, o zamanın ruhunu yansıtabilecek şeyler de ancak bir noktaya kadar yükselebilecek. UNANIMATED’ta da SACRAMEANTUM’da da NECROPHOBIC’te de aynı şey geçerli. Bunlar o dönemi, o zamanı, o lokasyonlarda görmüş adamlar. Onların yaptığı şey, birebir aynısını yapan bugünün gruplarından elbette ki daha değerli olacak.

Yaşlı övmeyi bir kenara bırakırsam, “Dawn of the Damned” gerçekten de su gibi, hadi su gibi olmasa da lav gibi akan ve bir anda yarılandığını, apansız bittiğini fark ettiğiniz türde bir albüm. Şaşırtmak gibi bir özelliği olmadığından, size tam olarak istediğinizi verdiğinden daha ilk andan kendinizi albümün içine sokuyorsunuz ve bu bilindik fikirler eşliğinde, sevdiğiniz favori lav havuzunuzda yüzercesine rahat şekilde dinleyip albümün sonunu getiriyorsunuz.

NECROPHOBIC eskimeye hiç de yüz tutmayacak gibi gözüken bir geleneği yaşatıyor ve bunu “asırlık baba mesleğini yaşatmaya çalışan takunya ustası Müfit Amca zamana direniyor” türünde bir romantizmle değil, baya baya önüne çıkan her şeyi sikip atarak yapıyor.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.96/10, Toplam oy: 23)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Century Media Records
Kadro
Anders Strokirk: Vokal
Sebastian Ramstedt: Gitar
Johan Bergebäck: Gitar
Allan Lundholm: Bas
Joakim Sterner: Davul

Konuk:
Schmier: Vokal (10)
Şarkılar
1. Aphelion
2. Darkness Be My Guide
3. Mirror Black
4. Tartarian Winds
5. The Infernal Depths of Eternity
6. Dawn of the Damned
7. The Shadows
8. As the Fire Burns
9. The Return of a Long Lost Soul
10. Devil's Spawn Attack
  Yorum alanı

“NECROPHOBIC – Dawn of the Damned” yazısına 5 yorum var

  1. enemyofgod says:

    Single’lar dışında vay anasını dediğim bir parça olmamıştı. Bu yönden Mark of the Necrogram’dan geride.
    Ama yine de temposu asla düşmeyen bir albüm.
    8/10 tam yerinde bir puan

  2. Horrendous says:

    Maşşşşşall*ah. O kadar tadındaki her şey. Sevdiğin kokteyli bilmediğin bir mekanda sipariş etmişsin de ilk yudumda o aşina olduğun tadı alınca hissettiğin rahatlama duygusu gibi albüm. Şaşırtmıyor da üzmüyor da. Gayet beğendim.

  3. HaNNibaL says:

    Baştan sona Necrophobic

  4. Rust in Peace. says:

    Kapak için yeni bir fikir üretmek zor gelmiş herhalde

    markusulf

    @Rust in Peace., Necrolord reyise lafımız yok ama bende çok tav oldum rengi bari farklı olsaydı dedirtiyor insana

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.