# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
ENSLAVED – Frost
| 30.07.2020

Buzlar ülkesini baştan başa saran ayaz.

Emir Şekercioğlu

Black metalin şeytani yanını bir kenara koyduğumuzda, zihnimizde canlandırdığı ilk çağrışımların; ortaya çıktığı coğrafyanın iklimiyle doğrudan bağlantılı olması bana kalırsa bir müzik için olabilecek en karakteristik noktalardan birisi. Öyle ki, tam anlamıyla o iklimde yaşamıyor olsanız dahi, emarelerinin görüldüğü bir yerde bulunmanız yetiyor ve dinlediğiniz parçanın/albümün sizlere aşılamak istediği depresif havayı, karanlığı ve soğuğu siz de başka bir yerde yaşayıp empati kurabiliyorsunız. Bununla birlikte, tam tersi bir iklimin bünyesinde yaşıyor olsanız da bu sefer dinlediklerinizin etkisiyle zihninizde, iç dünyanızda hayli serin rüzgarlar esmeye başlayabiliyor.

İki durumda da, ya gerçekte ya da kurguda o diyarın vizyonlarıyla çevrelenmiş hâlde buluyorsunuz kendinizi. İkinci dalga black metalinin bayraktarlığını yapan Norveçli grupların, pagan kültürleriyle hemen hemen paralel bir düzeyde anmış oldukları bu tabiat faktörü, kimi gruplarda yapılan bir albümün doğrudan karakterini de belirleyebiliyor. Hatta öylesine dominant olabiliyor ki, anlatılagelen her şey bu soğuk, kederli, kasvetli ve buram buram atalara özlemle dolu iklimin çizmiş olduğu ambiyansın gerisinde kalıyor. Bu incelemede ele aldığım Enslaved’in ikinci stüdyo albümü “Frost”, tam da böyle bir albüm.

1994 senesinin Norveç black metali için en önemli yıl olduğunu düşünüyorum. Bu yılda gerek çıkan black metal albüm sayısı, gerekse bu albümlerin mevcut türün muhtevası için barındırdığı önem şüphesiz bunda rol oynuyor. Sadece Enslaved ve Satyricon’un toplamda dört albüm çıkarmış olduğu bu senede (“Frost” da bunlardan biri) Mayhem çoktan bir tarihe dönüşmüş kimliğini debut albümüyle taçlandırırken Emperor tarih sahnesine gerçek anlamda çıkıyor, Gorgoroth emekleme dönemlerinin tadını çıkarırken Darkthrone; tamamlamış olduğu triolojisinin gururuyla onun başını okşuyor, Burzum ise; Darkthrone hariç neredeyse tüm bu gruplar için ayrı ayrı çaktığı kazıklardan göğe doğru bir merdiven inşa ederek black metaldeki astral yolculuğuna çıkıp yalnızlığını git gide arttırıyordu.

Mevzubahis tüm grupların bu senede çıkarmış oldukları albümlerde en az şeytanın çığlıkları kadar duyduk soğuk diyarların acımasızlığını ve kimliklerinden zorla döndürülmüş ataların, torunlarının ağzından yayılan öfkesini. İşin bu kısmında Enslaved’in katkısı ise, bu müziği bir grup olarak yalnızca kendine özgün bir karakterle işleme konusunda kararlı olduğunu gösteren ve ilk çalışmalarına nazaran çok daha olgunlaşmış bir yapıya sahip olan “Frost” oldu.

Ortaya koyduğu müziğin kimliği itibarıyla “progresif viking/black metal” diyebileceğim bu yapı, o sene içerisinde çıkmış diğer black metal albümlerine baktığımda esasen müziğinde en kompleks yapıyı barındıran birkaç albümden biriydi. Progresif bir yapı kendini hem bestecilikte hem de kullanılan enstrümantasyonda sadelikten itinayla uzaklaştırıyor, içerisine aslında kayda değer ölçüde tekniği de yedirmiş olan parçalara eklediği farklı tarzlarda vokallerle albümün doluluktan taşmasını sağlıyordu. Üstüne üstlük, şahsi fikrime göre böylesi dinamik ve kompleks yapılar üstüne kurulu bir albümde, girişte bahsettiğim üzere bir “soğuk diyar” imgesini albüm genelinde taviz vermeden koruyabildiği için de burada grubun son derece yetenek gerektiren bir denge ayarladığını düşünüyorum. Çünkü bu denge albümün, hem naif özellikleri olan hem de temelde de epey saldırgan bir hâl almasını sağlıyor.

Bir albümde açılış ve kapanış parçaları, bütünlüğü sağlamak adına temel bir işlev görüyorsa çoğu durumda o albüm; iki nokta arasında gerçekleşen bir yolculuğa/öyküye benziyor. Benzer bir durum “Frost”da da söz konusu. Şöyle ki, son derece ambiyansa dayalı, mistik ve epey hüzünlü diyebileceğimiz bir açılış enstrümantali olan “Frost” parçasını ve kapanışı yaparken bir buz kraliçesinin hüzünlü tasvirlerine yer veren “Isøders Dronning”i çıkardığınızda, albüm esasen yırtıcı yanı çok ağır basan bir işe dönüşüyor ve bahsettiğim o naifliği tamamen kaybediyor.

Özellikle “Svarte Vidder” parçasından başlayıp “Wotan”da biten şarkı serisi Enslaved’in albümde sergilediği agresiflik düzeyi için oldukça tatmin edici bölümler sunuyor. Ancak ilk ve son şarkıyı yerlerine yerleştirdiğinizde Enslaved sizde sanki, bütün hüznünün ve öfkesinin dayandığı bir ana sebebi açıklıyormuşcasına hissel kırıntılar bırakıyor. Üstelik, “Isøders Dronning” şarkısının sözlerinde de bir iki kez geçen “frost” kelimesi, albümün girişini hatırlatırcasına “Başa dönüyoruz.” diyor ve bu iki besteyi, diğer bütün şarkıları boydan boya saran iki kola dönüştürüyor.

Çalışmadaki progresif yapının keskinliğini vurgulayan “Fenris” ve “Svarte Vidder” gibi şarkılar, kendi hâllerinde zaten çok iyi besteler olmakla birlikte, melankolik başlayan albümün birden canlanmasını sağlıyor ve yaratıcılık kokan partisyonlara yer veriyorlar. Öte yandan, black metal sertliğinin çok daha öne çıktığı ve progresif özelliklerin biraz daha geriye atıldığı “Jotunblod” ve “Wotan” gibi parçalar da kendine yer bulup çalışmadaki çeşitliliği arttırıyor. Enslaved’in kemik ikilisi Grutle Kjellson ve Ivar Bjørnson’un “Frost” boyunca ortaya koydukları tüm bu işlere ek olarak, Trym Torson’a da değinmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Albümün sonrasında Emperor’a giderek black metalde kendi özgünlüğüyle büyük işler başarmış bir başka grubun müziğine katkı yapacak olan Trym’in, kariyerinin erken dönemlerinde dahi ne kadar iyi bir davulcu olduğunun izleri bu albümde net bir şekilde görülüyor.

Havasını, ona tam oturan bir albüm kapağıyla yansıtmayı da ihmâl etmeyen “Frost” kendisine ayrılan dakikaları en güzel ödüllendiren albümlerden biri şüphesiz.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.85/10, Toplam oy: 26)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1994
Şirket
Osmose Productions
Kadro
Grutle Kjellson: Vokal, bas, ağız arpı
Ivar Bjørnson: Gitar, elektronik bölümler
Trym Torson: Davul, perküsyon

Konuk
Eirik “Pytten” Hundvin: Perdesiz bas (5)
Şarkılar
1) Frost
2) Loke
3) Fenris
4) Svarte Vidder
5) Yggdrasil
6) Jotunblod
7) Gylfaginning
8) Wotan
9) Isøders Dronning
  Yorum alanı

“ENSLAVED – Frost” yazısına 24 yorum var

  1. chuck says:

    Enslaved dinlemeye bu albümden başlayabilir miyim? senelerdir istiyorum ama hiç içine giremedim.

    Ahmet Saraçoğlu

    @chuck, Enslaved’e başlama albümü “Axioma Ethica Odini” olmalı bence. Sonra “Isa”, sonra geriye doğru. Frost mükemmel bir albüm olmakla birlikte günümüzün Enslaved’ini epey az yansıtıyor.

    chuck

    @Ahmet Saraçoğlu, şimdiden döndürmeye başladım, teşekkürler.

    deadhouse

    @chuck, İlk defa dinliyorsan çok şanslısın. O albümü ilk dinlememdeki hazzı unutamıyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, katılıyorum. Aydınlanma gibi bir şeydi.

    chuck

    @deadhouse, şu an üçüncü kez albümü döndürüyorum. diğerlerine bir süre de olsa geçmek istemiyorum.

    gerçekten şanslıymışım.

    Mert Nalvuran

    @chuck, Hem erken dönem Enslaved’in izlerini taşıyan, hem de progresif Enslaved’ın habercisi “Below the Lights” da başlamak için güzel olabilir.

    chuck

    @Mert Nalvuran, bir iki gün yalnızca odini’yi döndürücem sanırım.

    ilerleyen günlerde bakarım. tavsiye için teşekkürler.

    Mert Nalvuran

    @chuck, Rica ederim.

    Opethsevenbiri

    @Mert Nalvuran, Ben de katılıyorum grubun en köprü albümü “Below the Lights” bence de.

  2. deadhouse says:

    İlk dönem Enslaved güzel albümler çıkardı. Keyifli anlar geçirilebilir, hoş albümler. Bu albüm de güzel. Fakat sadece bu kadar. Enslaved’ı 30 sene boyunca Frost ya da Vikingligr Veldi gibi albümler çıkaran bir Viking/Black grubu olarak düşündüm bir an. Tüylerim ürperdi. Kritik çok güzel olmuş. Eline sağlık.

    Noshophoros

    @deadhouse, Teşekkürler.

  3. Exorsexist says:

    HAHHHAHAHHAHHAHAHAHAAAAAAAHHAHAHAHAHAHA

  4. Yiğit says:

    Çok sevdiğim ve burada da defalarca kritiği gelsin diye zırladığım bir albüm. Güzel bir kritik olmuş. 9 çalışır benden de

  5. Retrokafa says:

    Enslaved’in en iyi, black metalin de en iyi 10 albümünden birisidir.bu yaz aylarında biraz rakı kavun yanında dinle, serinle valla müthiş bir keyfi var albümün.
    tüm şarkılar iyi olmakla birlikte kişisel favorim gylfaginning.https://www.youtube.com/watch?v=05SSlFNc_WM

  6. Aykut Taştan says:

    1997 sonbaharında ilk enslaved’le tanışma albümüm.
    Çok mukemmel bir albümdür. Belkide Enslaved in en iyi albümlerindendir. Sonra benim için Axioma ethica odini gelir. Gerçi ikiside kusursuz albüm.

    deadhouse

    @Aykut Taştan, Hocam nasıl tanıştınız? CD’leri bulunabiliyor muydu?

    Retrokafa

    @deadhouse, üstüme vazife olmayarak ben anlatayım kardeşim,Osmose production o dönem bastığı birçok albümü türkiye de çıkarıyordu. hemen o hafta piyasaya geliyor hem de migros gibi, dost kitapevi(ank) gibi bilinen yerlere dağıtıyordu.
    mesela Nightwing i çıktıktan 1 hafta sonra gidip migrostan almıştım.
    Enslaved’in albümleri de aynı şekilde.su gibi bulunuyordu.

    deadhouse

    @Retrokafa, Ne demek. Teşekkür ederim.

    Noshophoros

    @Retrokafa, “Nightwing i çıktıktan 1 hafta sonra gidip migrostan almıştım”… Doğum tarihimden ve bu nedenle albümle geç tanışma gerekçelerimden ötürü şu fırsatı kaçırdığıma çok yandım. Ama senin adına da bir o kadar sevindim hocam.

    Retrokafa

    @Noshophoros, eyvallah dostum. güzel zamanlardı gerçekten Ankara da günümüz o müzik dükkanından diğerine tabana kuvvet yürümekle geçiyordu. yeni ne gelmiş?aradan çok ekstra birşey bulurmuyum? heyecanı bende büyük motivasyon olmuştu.

    bazen çok alakasız yerlerden çok acayip şeyler bulduğum oldu mesela öylesine bir müzik reyonundan Morbid/Mayhem split albümü bulmuştum,bildiğin çıldırmıştım yani.
    İstanbul da hammer a zihni ye falan o dönem geliyordur belki ama Ankara için imkansız bir buluştu.

    o arşivcilik, bir yandan ekmeği taştan çıkarma hissi feci haz veriyordu,şimdi fiziki kopya toplamak için sipariş veriyorsun kapına getiriyorlar.o dönemki kadar değerli hissettirmiyor maalesef.

    Aykut Taştan

    @deadhouse, ahhh dosttum pardon yeni gördüm mesaji. Arkadaş anlatmış durumu. Ama ben o dönemler silivri gibi bir yerde oturduğumdan. 3veya 4 saatlık bir yol cekerek kadıköy akmara geçiyorduk. O dönem orta sonda filan olmam gerekiyor. Tabi orjinal albumlere para pek çıkaramıyorduk. Mecburen çekme kaset olayları yapıyordum. Cekme kasetini gorünce hemen kaptım. Birde o dönem internet yok birsey yok doğru düzgün aldığımız o kasetleri sindire sindire döndürüyorduk. Şuan baya bi kallavi kaset arşivim bulunuyor. Kafadengi bir arkadaşımla devamlı takas yapar hatta o dönem bulgaristandan plak şirketlerinden cd siparişi yapardik. Neyse çok uzadı çok güzel ve özel zamanlardı.

  7. cemilokumus says:

    Bu albüm geleneksel black metalin altyapısından hareketle çeşitli teknik ve progresif unsurların türün temel yapısını bozmadan nasıl black metal karakterine uygun bir şekilde sunulabileceğinin mükemmel bir örneği. Her saniyesi dinleyiciyi mest eden, hem müzikal yapı hem hissiyat açısından tam bir başyapıt. Eline sağlık Emir. Yine çok iyi bir kritik olmuş.

    Noshophoros

    @cemilokumus, Teşekkür ederim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.