# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MARDUK – Plague Angel
| 02.06.2020

Ölüm; sen mi geldin, tez mi geldin?

Exorsexist

“Panzer Division Marduk”, çıktığı tarih itibariyle muazzam bir patlama yaşatmıştı. Black Metal camiasında müziğin götürülebileceği son nokta olarak görülmüştü ve birçok kişi hâlâ bu düşünceyi paylaşıyor. 29 dakika boyunca nefret kusmanın, aralıksız kazımanın verdiği haz, müzikseverlerin beyninde adrenalin bombardımanına sebep olmuştu.

Marduk diskografini dinlemek çok değişik bir deneyim. Farklı vokalist dönemlerinde farklı tatlar alıyorsunuz; kendini geliştiren, geliştirirken değiştiren gruplardan birini dinlediğinizi hissediyorsunuz. Arada keskin geçişler yapmadan, iki farklı dönemi ele alarak rahat bir değişim gerçekleştirebiliyorlar. “Opus Nocturne” ile “Heaven Shall Burn” arasındaki farklılık gözle görülür şekilde mevcut ama dinlediğinizde aynı hissiyatı yakalayabiliyorsunuz. “Nightwing” ile “Panzer Division Marduk” da benzer bir ilişki gösteriyor, “Panzer Division Marduk” için yapılan ön hazırlık “Nightwing”de rahat şekilde hissediliyor. “Kaziklu Bey” dinlediğinizde “Christraping Black Metal”in gelişine hazırlık yapmış oluyorsunuz.

Legion’ın farklı vokalistlerden devraldığı mikrofonda ses telleri yırtılırcasına yaptığı vokaller herkesin beğenisi topladı. Sahnede giydiği sado-mazo giysiler, makyajı, sahne duruşuyla zaten ikon hâline gelmiş ve Marduk’un sevimsiz ve acımasız yüzünün temsilcisi olmuştu. Öncesinde 2 adet -sonradan bilinen isimler- başarılı vokalist olmasına rağmen “Heaven Shall Burn” sayesinde insanlarda ‘’işte Marduk’un sesi bu’’ düşüncesini oluşturdular. Ardından “Nightwing” ile bize hikâyeler anlattılar, Vlad Tepes’in Osmanlı imparatorluğuyla olan savaşları, yaşananları dinleyiciye aktarmayı başardılar. Çok kısa süre sonra da “Nightwing”den edindikleri tecrübe ile Black Metal dinleyicilerine bir daha asla unutulamayacak olan “Panzer Division Marduk”u hediye ettiler.

“Panzer Division Marduk” öyle bir olaydı ki her açıdan sansasyon yarattı. Grup daha önceleri de çeşitli şarkılardan dolayı adı anılmaya başlayan aşırı sağ – Nazizm ile bağdaştırılmaya başlandı. Morgan her seferinde bunu inkâr etse de Marduk’un bu tarz ekstrem temaları kullanmayı sevdiği, ideoloji olarak da çok uzak olmadığı belli oluyordu. Yıllar önce İzmir’deki konserlerine gelen onlarca uzun deri ceketli, neo-nazi tiplerin “Panzer Divison Marduk” şarkısı boyunca Sieg Heil selamı durduklarını hâlâ hatırlarım.

Yani Taake’nin çeşitli yerlerde yaptığı türde, punk düsturu tarzı bir tepki çekme amacıyla değil de daha çok zihinsel ve müzikal yatkınlıklarından dolayı bu yönelmeyi tercih ettiklerini rahatlıkla kestirebiliyorum. Günümüzde yaşanan “political correctness” çeşitli açılardan gruplara rahatsızlık veriyor. Özellikle Avrupa’da, İsveç gibi sosyal demokrat – sol partiler ile yönetilen krallık ve gitgide artan göçmen sorunu – zenofobi gibi konular da eklenince Marduk gibi gruplar çok keskin bir kılıç üzerinde yürümeye başlıyor. Bu gruplar attıkları adımlara dikkat etmek zorundalar ve yanlış atılan adımlar sonucu çekecekleri tepkileri tahmin etmek güç. Antifa denilen yaratıkların sağ gruplara yönelik başlattığı organize anti-faşizan hareketin sonradan kendi başına faşizan bir hareket hâline gelmesiyle birlikte sosyal medyada ve çeşitli konserlerde baskılara maruz kalan gruplar kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalıyorlar.

Avrupa’dan çıkan bir grup tüm Avrupa turnelerinin iptal edilme korkusuyla yüzleşince en ‘’Nazi’’ gruplar bile ya yer altına çekilmek zorunda ya da söylemlerine daha sembolik ögeler üzerinden yer vermek zorunda kalıyorlar. Buna ilerideki zamanlarda daha fazla grubun ekleneceğini tahmin etmek zor değil, hele de Metalsucks gibi inanılmaz derecede gereksiz, insanlıktan nasibini almamış kişilerin yazdığı ve çokça ziyaret edilen sitelerde sürekli yeni hedefler gösterildiğini var sayarsak.

Politik mevzuları okuyucu ve dinleyicilerin yorumuna bırakarak müziğe geri dönüş yapıyorum. Marduk’un tutturduğu formül ekstremliğin tepe noktasına ulaştıktan sonra biraz nefes almaya karar vermiş olmalılar ki daha old school mantaliteyle benim aslında ‘’underrated’’ olarak gördüğüm, içinde pek çok hit -en başta Azrael- barındıran “La Grande Danse Macabre” ile yola devam ettiler. Aslında ilk dinleyişte Azrael ile “hoş geldin “Panzer Division Marduk 2.0” diyorsunuz ama albümün devamında hiç de öyle olmadığını anlıyorsunuz. İçinde pek çok yavaş, orta tempo, hatta yer yer epik veya melodik diyebileceğimiz bölüm vardı.

2 yıl gibi kısa ama Marduk gibi gruba göre uzun sayılabilecek bir süreden sonra diğer bir Legion manyaklığının bulunduğu “World Funeral” ile geri döndüler. Albüm içinde çok fazla hit barındırıyordu. Hatta Marduk klasiklerinin arasına giren en çok parçayı barındıran albümdü. “Bleached Bones”, “Hearse”, “With Satan and Victorious Weapons”, “Word Funeral”, “Night of the Long Knives”, “To The Death’s Head True”; yuh… Neredeyse tüm albümü saydım. Bunlar hâlâ konserlerde mutlaka çalınıyor.

Tabii albüm çıkar çıkmaz grupta sorunlar baş gösterdi. Çok kısa süre sonra grubun efsanevi vokalisti Legion gruptan ayrıldı ve Marduk dinleyicileri arasında şok etkisi yarattı. Yeri doldurulması oldukça zor birisi olduğu için yerine geçecek kişinin işi baya zordu. Onunla kalmadı, grubun bas gitaristi B-War da ayrıldı. Dahası albüm öncesi de grubun efsanevi davulcusu Fredrik Andersson da ayrılmıştı. Yani kısacası Morgan hariç herkes gitti. Bunların ardından, bana göre -kısa süre çalmış olsa da- Marduk tarihinin en manyak yetenek abidesi davulcusu Emil Dragutinović kadroya dâhil oldu.

Bas gitarist olarak daha önce gitaristlik yapmış, grubun iki albümünde çalmış olan Devo yeniden katıldı. Vokalist olarak da Fredrik Andersson ile tanışıklıkları olan Mortuus katıldı. Katılmadan önce Mortuus aslında adını yavaş yavaş duyurmaya başlıyordu. Mortuus’un geçmişine dair, Marduk sound’una oldukça yakın olan 1999 çıkışlı Triumphator – “Wings Of Antichrist”a bakmanızı öneririm. Daha o yıllarda bile hayvan gibi vokal yapıyordu. Ardından Funeral Mist – “Salvation” ile karşımıza çıktı. O dönem epey ses getiren bu çalışma Mortuus için Marduk’a giden yolu açacaktı.

2004 yılına geldiğimizde Marduk fanları büyük bir ayrıma geldi. Buna bir nevi deri değiştirme de diyebiliriz. Bunun nedeni tabii ki Legion’ın testere gibi sesine, sahnede devasa şekilde büyümesine ve seyirci ile müthiş bir iletişim kurmasına karşılık yeni vokalistin farklı bir stilinin olmasıydı. Sadece o da değil, şarkı sözlerindeki radikal değişim de bunun en büyük sebeplerindendi. Legion’ın “öldürürüm seni, kafana sıkarım laynn”, “ağzına yüzüne attırırım laaynn!” yaklaşımından çok farklı; neredeyse ilahileri andıran, fazlaca İncil’den bahseden, o yıllardan sonra nedenini bilemediğim şekilde “Orthodox Black Metal” adıyla anılacak olan bir değişime giden bir yoldu. İncil’den referans alarak kullandığı şarkı sözleri, klasik Black Metal anlayışındaki başka gruplarda da ortaya çıkmaya başlamıştı aslında. Bu sürece özellikle Norma Evangelium Diaboli epey katkı sağladığı ve bu tür günümüzde daha da güçlenmiş durumda.

Bir anda farklı Marduk vardı karşımızda. Uzun deri ceketlerin, asker postallarının yerini boğaza takılan fular, kareli gömlek ve entel gözlüğü almıştı. Önceleri sözleri anlamak için arada bir göz atmak yeterken; Mortuus ile birlikte İncil okumaya, hatim indirmeye, Orta Çağ’a ait yazıtları Google’dan araştırmaya başlar olduk. Diğer bir sebep ise Mortuus’un gerçekten ilk duyulduğu vakit insanda çok değişik etkiler bırakan “gurgle” vokaliydi. Gırtlağındaki küçük dil titreşimlerine kadar duyduğunuz, benzeri bulunmayan bir vokal tarzıydı bu. Legion’ın Black Metal vokali olan düz ama yırtıcı vokal tarzına kıyasla Mortuus’a alışması biraz zor geldi. İnsanlar ilk bu yeni vokali ilk duyduklarında Mortuus’un zayıf bir vokali olduğunu düşündüler, ancak bu sesin ne kadar farklı açılardan lanetler saçtığını anlamaları da çok uzun sürmedi. Bunca yıl sonra Mortuus hâlâ vokalini koruyabiliyor ve başka bir taklidi de ortaya çıkamadı. O derece ender vokal stiline sahip kendisi.

“Plague Angel”a geldiğimizde ilk fark edeceğimiz şey Peter Tägtgren’in cenabet elinin değdiği “World Funeral”ın her tarafından patlayan basların, dengesiz EQ’ların yerine daha hizaya getirilmiş ve “La Grande Dans Macabre”a yakın bir prodüksiyonun olduğunu. Bunda bas gitarist Devo’nun kendisine ait Endarken stüdyosunun da büyük payı var. Her enstrüman rahatlıkla duyulabiliyor; Morgan’ın kırçıllı gitar tonu, Devo’nun arkada büyük işler başaran bas gitarı, Emil’in hayvani yardırması ve en önemlisi Mortuus’un muazzam vokalleri çok rahat şekilde duyuluyor.

“The Hangman of Prague” ile bildiğimiz türde bir Marduk girişiyle başlıyor albüm. Sağlı sollu yardırmasyonlar eşliğinde Mortuus’un Legion’a kıyasla daha bas bir sesi olduğunu fark ediyoruz. Legion üst perdeden kullandığı sesi, daha az ve seri nefesleriyle şarkıyı neredeyse bitirene kadar yardırabiliyorken –“Slay the Nazarene”, “Azrael”de olduğu gibi- Mortuus’un hızlı şarkılarda başlarda biraz daha zorlandığını görüyorduk.

Mortuus’un vokal adına gövde gösterisi yaptığı, boğazındaki tüm pislikleri saçtığı, gırtlağının en derinlerinden çıkarttığı sesiyle hayat verdiği “Throne of Rats”, tüm zamanların en pislik saçan Marduk şarkıları arasında rahat ilk 5’e girer. Özellikle yavaşladığı anda başlayan bölümde neredeyse clean vokale yakın bir Mortuus vokali duyuyoruz ki bu eşine çok az rastlanan bir şey.

“Older than time am I, and yes I am for evermore
Constantly reshaping reforming to suit your sins”

Mortuus’un diğer bir özelliği de sesini çok farklı şekillerde kullanabilmesi. Şarkıya drama katabiliyor, şarkılarda diyaloglar gerçekleştirebiliyor, bazen teatral bir hava verip kimi zaman da dümdüz nefret kusabiliyor. İsviçre çakısı gibi adam. Aynı zamanda kendi tahminime göre Marduk’a katıldıktan sonra bestelerde de büyük rol oynuyor, ama gruptan böyle bir açıklama yok.

Diğer bir gövde gösterisi de “Seven Angel, Seven Trumpets” şarkısında gerçekleşiyor. Marduk’un yavaş tempolu ender şarkılarından olan bu şarkıda Mortuus parçayı daha da lanetli ve iğrenç hâle getirmek için elinden geleni yapıyor. Hatta şarkıdaki tüm enstrümanları çıkartın, yalnızca vokali bırakın yine aynı etkiyi bırakacaktır. Öyle insanlık dışı vokallere sahip.

“Life’s Emblem” klasik Marduk açılışıyla başlıyor ve ilerleyen dakikalarda Mortuus’un kişisel şovuna dönüşüyor. Bilmeyenler olacaktır onun için belirtmek lazım, Mortuus çok büyük bir Ingmar Bergman hayranı ve Funeral Mist’in albümlerinde de fazlaca The Seventh Seal göndermeleri mevcut. Ölümle oynanan satranç bölümünden hatırlayan olacaktır. Şarkıda beklenmedik anda gelen ölüm ile insan arasındaki felsefi diyaloğu gerçekleştiriyor.

“Deathmarch” EP’sinde de bulunan “Steel Inferno” tam bir “Panzer Divison Marduk” şarkısı. Beyninize bombalar yağıyor, tanklar geçiyor; kafanızı sıyıran mermiler, tepenizden geçen uçaklar, ne ararsanız var! Şarkıda en çok ön plana çıkan şey davulcu Emil’in inanılmaz performansı. Zillere, tomlara, hi-hat’e, ne varsa abanıyor; nefes bile almadan iki buçuk dakika boyunca bu kadar yaratıcı olması ne kadar sağlam bir temeli olduğunu gösteriyor.

Her ne kadar Marduk genellikle blast beat’in coştuğu süpersonik şarkılarıyla öne çıkan bir grup olsa da vokalin kendini gösterdiği şarkılar genellikle orta tempodaki şarkılar olmuştur. Bunun diğer bir nedeni de bu şarkılarda bas gitarın daha aktif bir rol oynaması oluyor. Hem B-War hem de Devo arka planda çok iyi işler yapabilen bas gitaristler. Özellikle Devo’nun gitar çalabilmesinden olacak, bas gitarı daha melodik kullanabiliyor. “Perish in Flames” buna yönelik iyi bir örnek diyebilirim. Morgan hem hızlı hem de yavaş şarkılarda aralara çok müthiş melodiler serpiştiriyor, bunu yılların tecrübesiyle birlikte harmanlayıp ortaya ahenk içinde çalınmış uzun şarkılara dönüştürüyor. Geçişlerin çok başarılı olduğu bu şarkılar, vokale ayrı bir hareket alanı açan bölümlere de sahip. Elinde de müthiş yetenekli bir vokalist olunca, bundan fazlasıyla faydalanıyor.

Marduk’taki değişimlerden bir diğeri de Arditi isimli İsveçli oluşumla ortaklığa girişmesi. Kendilerini takip etmesem de militarist temaları kullanarak elektronik/endüstriyel müzikler yaptığını biliyorum. “Deathmarch”ı da albümün atmosferine uygun şekilde yaptıklarını düşünüyorum ki bu ortaklıktan sonraki albümlerde de faydalandılar.

Albümün ikinci yarısıyla birlikte daha old school yaklaşımlar görüyoruz. “Holy Blood, Holy Grail”, “Warschau”, “Everything Bleeds” gibi şarkılar geriye dönük, blast beat’lerin coştuğu, gitarın ve davulun atağa kalktığı amansız parçalar. Bana göre aralarında en ön plana çıkan, özellikle şarkı sözlerinin akıl dolu yazılmasından dolayı sevdiğim “Everything Bleeds”. Her ne kadar kritiğin başında vokallerin Legion’a kıyasla yavaş kaldığını söylesem de burada vokaller taramalı tüfek gibi saldırıyor. Biraz daha yavaş tempoda olsa albümün en ilgi çekici parçalarından biri olabilirdi.

Albümde genel bir konsept mevcut değil, fakat hemen hemen her albümünde olduğu üzere Bathory’den vasiyet alınan ölüm, kan, ateş üçlemesi ne odaklanılıyor. “Blutrache” ile birlikte bizi ölümün o meşhur dansına, “The Danse Macabre”a doğru götüren albüm; yine The Seventh Seal’ın son sahnesindeki gibi el ele tutuşup ölüme doğru yola çıkan insanları gözümüzün önüne getiriyor. Savaş, hastalık, kaos, ölüm ve en sonunda ulaşacağımız mahşer günü… Marduk tüm bunları adeta sevinç çığlıklarıyla karşılıyor. Kendi sonunu hazırlayan insanoğlunun, kıyamet gününe doğru gözü kapalı şekilde koştuğunu yüzümüze vuruyor.

“Every nation marches singing,
every nation towards death.
Let us rejoice in the light of
this solemn dance of death.”

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.69/10, Toplam oy: 35)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2004
Şirket
Blooddawn Productions
Kadro
Mortuus: Vokal
Evil: Gitar
Devo: Bas
Emil Dragutinović: Davul
Şarkılar
1. The Hangman of Prague
2. Throne of Rats
3. Seven Angels, Seven Trumpets
4. Life's Emblem
5. Steel Inferno
6. Perish in Flames
7. Holy Blood, Holy Grail
8. Warschau
9. Deathmarch
10. Everything Bleeds
11. Blutrache
  Yorum alanı

“MARDUK – Plague Angel” yazısına 14 yorum var

  1. kaziklubey says:

    oh oh özlemiştik marduk kritiği okumayı

  2. Retrokafa says:

    Diablo,wow,pillars of eternity tipi oyunlar seviyosan panzer division’a kadar albümleri dinle.
    Csgo,call of duty,medal of honor tipi oyunlar seviyosan panzer division ve sonrası.
    biraz haldır-huldur bir bakış açısı ama böyle bir hissiyat ver bende.

    Fuin

    @Retrokafa, tespit gibi tespit..

  3. deadhouse says:

    Çok iyi bir kritik.

  4. Fogs Kiss says:

    Emil Dragutinovic bu albümde gelmiş gibi yazılmış ama bir önceki albüm World Funeral da da çalıyor yazıyor metal archives te.

    Exorsexist

    @Fogs Kiss, Evet, Emil 2002 yılında gruba dahil oldu, World Funeral öncesinde. Önceki paragrafta World Funeral’den bahsediyordum, kadro değişimini Plague Angel bazlı olarak aldım.

  5. M says:

    En sevdiğim Marduk albümü. Ayrıca yazının “öldürürüm seni, kafana sıkarım laynn”, “ağzına yüzüne attırırım laaynn!” kısmında istemsiz kahkaha attım.

  6. cotard delusion says:

    Karşımda olsan antifa denilen yaratıklar diyen ağzınla bin yaşa deyip alnından öperdim yazar arkadaş.

  7. D says:

    Jilet gibi album. Mortuus cok urkutucu bir insansin.

  8. Exorsexist says:

    Bu yazıyı yazdıktan 1 hafta sonra Trump, Antifa’yı terörist grup ilan etmesi kendisinin sitemizi ve yazılarımı takip ettiği anlamına geliyor.

  9. Noshophoros says:

    Kritik için ellerine sağlık öncelikle. Arka planı dolu dolu, okuması son derece keyifli ve bilgilendirici olmuş.

    “Perish in Flames” ve “Life’s Emblem” parçalarını bir ayrı seviyorum bu albümde. Ama bana kalırsa albümün esas olayı, “World Funeral” gibi bir albümden sonra “gelebilmiş” olması. İncelemede de değinilmiş, bu kadar fazla sayıda sağlam parça çıkaran bir “World Funeral”dan ve kadrodan ayrılan onca kilit isimden sonra, adı sanı ne olursa olsun “Plague Angel”ın bir meydan okuma olacağı belliydi. Ama grup Marduk olduğu için, yıkıp geçmişler resmen.

    Exorsexist

    @Noshophoros, Teşekkür ederim. Kesinlikle katılıyorum, arada sadece 1, yazıyla bir, sene var lan nasıl olabiliyor da onca hit şarkılardan sonra bu albümü yazabiliyor insan, hayret etmekten başka bişey yapamıyorum.

    Noshophoros

    @Exorsexist, İki albümün arasında sadece 1 sene olduğuna hiç dikkat etmemiştim. Bu açıdan bakınca “Plague Angel”ın hak ettiği takdir daha fazlaymış hakikaten.

  10. crowkiller says:

    Hayatımda en fazla dinlediğim grup Marduk, en çok dinlediğim albümleri de sanırım bu albüm. Panzer Division da çok iyiydi ama biraz core yönelimi vardı. Yani sertliğin ve agresifliğin boku çıkmış gibiydi. Plague angel bana göre marduk’un en iyi 3 albümünden birisi. Diğerleri opus ve heaven shall burn.

    Bence marduk’u marduk yapan gitaristleri Morgan Håkansson. Adam gerçekten hayvan gibi gaz ve şeytani riffler yazıyor. Bi sürü grup elemanı değişti ama grup her albümde farklı tür bir hayvanlıkla çıkageldi sebebi de bu hayvan herif.

    Albümün tek eksisi davul tonları. şaşaşaşaşa diye geliyor ses oysa papapapapa diye gelse ne güzel olurdu. Davul çalmaktan hiç anlamam ama zil sesini biraz fazla ön plana çıkarmışlar gibi geldi. En son şarkı Blutrache de nedense davul kaydı daha güzel ve duyulur kaydedilmiş.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.