# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Tartışma
Korona günleri
| 16.04.2020

Evde hayat nasıl geçiyor?

İçinde bulunduğumuz Koronavirüs günlerinde neredeyse hepimiz evimizdeyiz. Bazılarımız haftalardır evden çıkmıyor, bazılarımız sadece market alışverişi için çıkıp hemen geri dönüyor. Bu dönem daha ne kadar sürecek bilmiyoruz, ancak hemen sonlanmayacağı da ne yazık ki ortada.

Bu yüzden biz de evde neler yaptığımızı, zamanımızı nasıl değerlendirdiğimizi konuşalım dedik. Evde kalmaya başladığınızdan bu yana kilo aldınız mı, spor yapıyor musunuz, günde kaç saat uyuyorsunuz, kendinizi geliştirmek için bir şeyler yapıyor musunuz? Hangi oyunları oynuyor, hangi kitapları okuyor, ne zamandır dinlemeyi düşündüğümüz hangi grupları keşfediyorsunuz? Market alışverişini ve yemek işini nasıl hallediyor, TV’de neler izliyor, YouTube’da hangi kanalları takip ediyorsunuz? Eğitim veya iş hayatınız nasıl etkilendi? Ailenizle, arkadaşlarınızla, partnerinizle olan ilişkilerinizin gidişatı nasıl? En çok zorlandığınız konular, zaman geçirmek adına verebileceğiniz tavsiyeler neler?

Bu süreçte herkese kolaylıklar ve sağlık diliyor, haydi buyurun sohbete diyoruz.

#EvdeKal

  Yorum alanı

“Korona günleri” yazısına 74 yorum var

  1. Exorsexist says:

    İzlediğim seri: Hulu – curb your enthusiasm
    Oyun: bioshock serisi ve the witcher 3

    Normalde sabah 5-6 kalkıp gece 12-2 arası yatan birisiyim, şu anda sabah 5 de yatıp öğlen 12de kalkıyorum.
    Günde 100 şınav, 100 squat, 50 100 arası lounges veya mountain climbing yapıyorum en olmadı iki günde bir. Yine de biraz kilo aldım, çünkü normalde haftada 6-14 yüzme saatim vardı.

    Zorlandığım konu pek yok. Sadece gezme amaçlı motorsiklet süremiyor olmak biraz can sıkıntısı yaratıyor.

    Yıllarca bioshock oynamayıp çok büyük hata yapmışım. Hayatımda oynadığım en etkileyici atmosferi olan seri. Tekrar bitirmek istiyorum. Her ne kadar konuyu anlamakta zorlansam da. Tw3 u düşük grafik ayarlarına bile makine alev alacak neredeyse.

    Berca B.

    @Exorsexist, Bioshock serisi en hakkı verilmeyen oyun serilerinden olabilir. Aşırı çok severim. Tüm oyunlar + DLC’ler arasında en ufak bir vasatlık görmedim. Favorim de Infinite.

    Witcher 3 de en hakkı doğru şekilde verilmiş oyunlardan. Ne underrated ne overrated. Tam bir klasik, başyapıt.

    Berca B.

    @Berca B., bu arada Bioshock’tan aldığın lezzeti bir nebze artırmak ve konuyu da daha iyi anlamak için Ayn Rand’in Atlas Silkindi ve Hayatın Kaynağı’nı tavsiye ederim. Tuğla gibiler ama karantinada olduğumuzdan çok da problem olmaz, zaten aşırı akıcı kitaplar. Tek sıkıntı, Plato yayınları battığı ve başka yayınevi de basmadığı için nadirkitap.com gibi yerlerden bulunabilir anca. Yıllardır sıfır satışları bulunmuyor.

    Exorsexist

    @Berca B., Ilk oyunda korktuğum kadar hiçbir oyundan korkmamışımdır. Gerçi Amnesia darkness descends i oynamak yemedi ama, o splicer denilen tipler yerimden sıçratıp durdu, oyunun son 2 bölümünde hızlcıa oynayıp bitirmeye çalıştım. Hele kulaklıkla oynarken sürekli sağımı solumu kontrol etme gereksinimi duyuyordum.
    İkinci oyun çok akıcıydı, hele o okyanusun içindeki bölümler filan aman aman. Infinite tam başyapıt, filmi yapılması gerekiyor.
    Snowpiercer filmini izleyince aklıma direkt bioshock geldi, bilmiyorum daha önce izledin mi
    5 sene evvel Amazon Kindle aldığımdan hiç baskı kitap almadım sayılır, Amazondan hemen hemen her kitabı bulabiliyorum. Ayn Rand a bakıcam. Bioshock un kendi kitabı da var henüz almadım ama alıp okumayı düşünüyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Exorsexist, ben saat 10.00′dan sonra kalkarsam aşırı mutsuz oluyorum. Zaten işimiz gereği 09.00-10.00 arası kalkmamız gerekiyor ama hafta sonları dahi en geç 08.00′de kalkarım. 05.00′te yatıp 12.00′de kalkmalı bir hayat baya korkunç bir şey benim için ahah

    Boba Fett

    @Ahmet Saraçoğlu, Yahu aynısı var ya o gün önemli işim olmasa bile, geç uyanınca moralim bozuluyor. Gün bitti diyorum. Berbat bi his.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Boba Fett, haha tam olarak aynı bende de. Sabah uyanıyoruz bir bakıyorum saat 10.05, Güzide’ye “Hay sokam gün bitti” diyorum.

    Boba Fett

    @Ahmet Saraçoğlu, Ne kadar erken kalkarsam sanki gün o kadar uzunmuş gibi oluyor. Yoksa bilimsel bir şey mi bilmiyorum. Öğlen 12′den sonra kalktıysam o gün 3 saniye falan sürüyor, hiçbir şey yapmamış gibi oluyorum. İlginç.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Boba Fett, of ben 12.00′den sonra kalksam cidden hayat o gün sona ersin de kurtulayım diye düşünürüm.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Exorsexist, Curb Your Enthusiasm’a yeni mi başladın? Gerçekten efsane bölümleri olan bir dizidir. Zamanında Türkiye’nin en büyük Seinfeld hastası olarak büyük saygım sevgim var Larry David’e. Seinfeld’de yazığı senaryolar, yarattığı diyaloglarla hayatıma etki etmiş bir insandır kendisi.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, Evet, bildiğin sıfırdan başladım. yıllardır merak ederim ama online mecrada bulamadım, en son Hulu ya üye oldum sırf izlemek için. 4. sezondaydım, bitince üyelikten çıkıcam çünkü izlemeye değecek başka seri bulamadım.
    Hayatımda tek bir Seinfeld bölümü bile izlemedim, yaşım dolayısıyla da yayımlandığı zamana yetişemedim. Hiç merak edip bakmadım sonra haha. Hakkında çok az bilgim var.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Exorsexist, sözlük yazarı olduğum dönemde (15 yıl kadar önce) Seinfeld için şöyle bir şey yazmıştım. Hayatıma olan etkileri düşünüldüğünde, şimdi bakınca epey kısa geldi ahah

    https://eksisozluk.com/entry/8855244

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, CYE’ı aralıksız 9. sezona kadar izledim ve aşırı sevdim fakat ne olduysa 9. sezonda dizi boka sarıyor. İzlerken aşırı sıkılıyorum. Dizinin süresi uzatılmış, kamera sistemi değişmiş, diyaloglar çok sıkıcı hale getirilmiş, doğaçlamadan yazılı metine geçilmiş gibi hissettiriyor. Zaten fetva teması ilgi çekici gelmiyor. Eğer sezonu atlaya atlaya bitirebilirsem 10. sezona sadece göz atıcam.

  2. Biz Güzide’yle yıllar yılı home office düzeninde çalıştığımız için sürekli evde kalma konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Yaptığımız seyahat planlarını iptal ettik, bir yerlere gezmeye gidemiyoruz orası ayrı.

    Bu yüzden eve kapanınca hayatımızda inanılmaz değişiklikler olmadı. İşlerimiz aynen devam ettiği için uyku düzenimizde bir değişiklik olmadı. Günün yoğunluğuna bağlı olarak 23.30-01.30 arası bir saatte yatıp 07.00-09.30 arası bir saatte kalkıp iş başı yapıyoruz. Dışarı hiç çıkamamanın getirdiği hareketsizliği bahçemizde spor yaparak gideriyoruz. Haftada 5-6 gün günde 1 saat spor yapıyoruz. 20 dakika kadar açma germe, bahçede koşma ve 30-40 dakika da badminton oynuyoruz. Havalar biraz daha ısınınca havuza girmeye de başlayacağız.

    Yemeklerimizi zaten kendimiz yaptığımızdan o konuda da bir değişiklik olmadı. Evimize 5 dk mesafede süpermarketler var, 2-3 haftada bir oradan yüklü alışveriş yapıyoruz ve bu sayede sosyal mesafelendirmenin kralını uyguluyoruz. Son 6-7 haftadır market ve eczane dışında 10 metreden daha yakınıma gelen 1 kişi oldu, o da bizim burada bahçelerle ilgilenen arkadaş. Evimiz şehir merkezinde olmadığından yakınımızda çok az insan var, bu da riskten uzak kalmamızı sağlıyor.

    Hafta içi yoğun çalıştığımızdan hafta sonları mutlaka bir yerlere gider, Antalya’da bir yerleri gezerdik. Neredeyse her hafta sonu ya Antalya’da ya Alanya’da ya da ikisinde birden maça giderdik. Artık hafta sonu da evde olunca biraz ekstra zaman ortaya çıktı tabii. Bunu uzun zamandır yapmadığım bir şey olan kitap okuyarak ve Almanca öğrenerek değerlendiriyorum. En son Johan Cruyff’un biyografisini, Yuvel Noah Harari’nin “21 Lessons for the 21st Century”sini okudum, şu sıralarda da John Stuart Mill’in “Özgürlük Üzerine”sini okuyorum. Sırada Pep, Mourinho biyografileri ve birtakım başka kitaplar var. Kendi işimiz ve PA’dan dolayı okumaya zaman ayırmakta zorlanıyordum ama neyse ki artık zaman oluyor.

    50 gündür Duolingo’dan Almanca öğreniyorum. 90′ların ortalarında lisede Almancam iyiydi ama sonra bırakınca hepsini unuttum, içimde kalan bir konuydu ve şimdi eski bildiğimin de üzerine çıkardım, istisnasız her gün çalışmaya devam ediyorum. Bu açıdan çok mutluyum.

    Gitar çalma konusunda da zaman bulamamaktan şikâyetçiydim, son 1 ayda neredeyse her gün 1-2 hatta bazen 3-4 saat gitar çalıyorum. Arada Instagram’a videolar da koyuyorum ahah

    https://www.instagram.com/p/B-PEcZzHoI-/
    https://www.instagram.com/p/B-ZqmGFnZmW/
    https://www.instagram.com/p/B-UpP0yHPl9/
    https://www.instagram.com/p/B-RS9PIHpLX/

    Hafta sonları da evde olunca yemek yapma konusunda da deneysel işlere giriştim. Yemek yapmaya zaten hep meraklıydım ama daha önce denemediğim şeyler de yapıyorum, iyi oluyor. Misal az önce evdeki imkânlarla tandoori sosis + pilav yaptım. Harbiden güzel oldu. Zaten 18 yaşımdan beri her türlü yemeği yapabiliyorum, o yüzden sıkıntı çekmiyoruz.

    Eğlence anlamında zaten Güzide’yle olduğumuzdan hiç sıkılmıyoruz, kendi adıma Socrates’in her gün koyduğu videoları, canlı yayınlarını ve Vole’deki Serdar Ali Çelikler, Uğur Karakullukçu videolarını izliyorum. Arada TRT Spor ve A Spor’da yayınlanan 1986 öncesi dünya kupası maçlarını izliyorum, futbolun gelişimini görmek açısından ilham verici oluyor. Özellikle Socrates elbette ki ülkemizdeki en değerli oluşumlardan biri, inanılmaz saygım ve sevgim var kendilerine. Bu zamanlarda bu kadar aktif ve üretken olmaları kendi adıma büyük nimet.

    Oyun diye bir şey zaten hayatımda yok, o konuda bir şey diyemeyeceğim. Zaten iş, pasifagresif, Almanca, kitap okuma ve gitar çalma ile her gün dolu dolu geçiyor. Aile ve arkadaşlarla da Whatsapp’tan iletişimde kalıyoruz, hayat böylece devam ediyor.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, Johan Cruyff’un Hollandadan gelme çok yünik bi forması vardı bende, forma tişört arası Beyaz üzerine turuncu parçalı, nasıl oldu bilmiyorum ama yok oldu!

    Yemek yapmayı seviyorsan sana tek tavsiyem *eğer* yoksa bir adet orta boy demir döküm tava edinmen. 20-30 cm çapında olması daha iyi olur. Yemek yapma keyfini x5 e katlayacak. Atacaksın yumurtayı, yağa bile gerek yok, tavanın üzerinde dans edecek, buz pateni yapar gibi sağa sola kayacak. Bakımı biraz meşakatli o kadar.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Exorsexist, demir döküm tava var. Baya da esaslı bir şey. 35×35 cm ebadında ve sanırım 10 kilo falan ahah

    Forma iyiymiş. Ben de yılbaşından bu yana orijinal forma koleksiyonu yapmaya başladım. Şimdilik Real Madrid, Arsenal ve Alanyaspor var, şu günler geçince koleksiyonu büyüteceğim.

    crowkiller

    @Ahmet Saraçoğlu, ben de duolingoda Norveççe öğreniyorum, tavsiye ederim, hem İngilizce ve Almancaya aşırı benziyor hem de zevkli bir dil,black metal şarkı isimlerini ufaktan anlayınca bile insan bi mutlu oluyor,amacım şakır şakır Norveççe konuşmak filan değil sadece biraz yazıları anlasam bile yeter,her dilden birazcık bilsen o dile benzeyen diller de çok azda olsa bi anlam ifade ediyor, üniversitede Almanca da öğrenmiştim, devam etmek için geçen sene duolingodan 280 gün küsür streak yaptım sonra baya zorlaşmaya başlayınca bırakıp Norveççeye geçtim.

  3. Berca B. says:

    Düzensiz çalışma saatleri ve günlerine sahip biri olarak karantina benim çok düzenimi bozmadı ama arkadaşlarla dışarıda buluşup oturmayı ve spor salonunu aşırı özledim. Bunlar dışında çok fazla özlemini çektiğim çok bir şey yok.
     
    Karantina süresince kendimi bol bol kitaba oyuna filme ve enstrumanlara verdim. Bu bakımdan keyfim yerinde değil desem yalan olur ama bu virüs yüzünden Amsterdam ve Bodrum tatillerimi iptal etmek zorunda kaldım ve aklıma geldikçe yumruğumu ısırmak zorunda kalıyorum. 

    Karantina başladığından beri kitap olarak Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar, Körlük, Otomatik Portakal, Simyacı ve Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni okudum. Arada modern okusam da çoğunlukla klasik açığımı kapatmaya çalışıyorum yani. 

    Dizilerden çok soğuduğum bi dönemdeyim, yeni bişiye başlayasım yok ama karım daha önce izlemediği için tekrar Breaking Bad’e başladık. Bi yandan da ben Better Call Saul’un son sezonunu izliyorum. 

    Bunun dışında aşırı geç başladığıma üzüldüğüm gitarı ilerletmeye çalışıyorum. Alice in Chains ve Fleetwood Mac şarkılarına çalışıyorum. Şu an bir şarkının kayıtlarını yapmaya çalışıyorum ama iyi çalmadığım için çok yavaş gidiyor ahah, olsun vakit çok. Karantina bitince de stüdyoda davullarını kaydedip beni anlamsızca mutlu edecek “bi şarkıyı tek başıma kaydetme” hedefine ulaşmayı planlıyorum.

    Oyun olarak Talos Principle, Hotline Miami, Cuphead ve daha önceden bolca oynayıp bitirmediğim GTA 5’i bitirdim. Bi yandan da tek online hastalığım Tekken 7’ye devam ediyorum. 

    Bir dönem ben de Duolingo’dan İspanyolcamı kendimi memnun edecek bir seviyeye getirmiştim ama sonra iş hayatından istediğim vakti ayıramadım. Şimdi başlamak için en iyi fırsat ama tam bir kararlı/düzenli çalışma istediği için karantinada olmamıza rağmen halen yeniden başlamaya götüm yemiyor haha.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Berca B., biz de dizi olayından soğuyalı epey oldu. Hatta geçen senenin ortalarında Netflix’i kapattık, o derece. Zamanımız olsaydı belki bakardık ama gerçekten yok. Boş zamanı olan insan için baya iyi bir zaman geçirme aracı.

    The Beautiful Game, Sunderland Till I Die gibi ilgilendiğim konulara yönelik yapımları izlemek isterdim ama oturup dizi izlemeye o kadar uzaklaştım ki içimden gelmiyor. Onun yerine elime gitar alıp televizyonda da eski dünya kupası maçı açıp takılıyorum.

  4. Boba Fett says:

    Bu Çin Virüsü ile beraber normalden daha yoğun geçiyor günlerim. Fırsat buldukça daha önce şans verip beğenmediğim ya da uzun zamandır göz önünde olan ama benim şans vermediğim grupları dinleyip, ufkumu açmaya çalışıyorum.

    Değişik zamanlar

  5. çaksu says:

    İş yerinde birebir matematik anlatıyordum, genelde lise öğrencilerine. Evden de aynı şeyi yapıyorum skpye üzerinden. Yoğun günler oluyor ama yarın mesela dersim yok. Ama mesai sayılıyor. Yiheheh.

    Gitara geri dönmeye çalışıyorum. Dün parmak uçlarımda nasır gördüm uzun zaman sonra, sevindirik oldum. Basit şeyleri rahat hissederek çalma odaklıyım şu an. Çoğunlukla akorlu, power chord lu şarkılar öğrenip duruyorum. Back in Black i hatmettim geçen gün oturup. RHCP Stadium Arcadium albümüne girdim onu baştan sona öğreniyorum.

    Oscar Wilde’ın Picture of Dorian Gray’ini okudum. Bir kaç haftadır Lovecraft okuyorum. Ağdalı dil pek sevmem. Ama ikisini de buna rağmen sevdim. Wilde’ın “müziği” bağladı. Çok keyifli geldi okumak. Hem sesleri, hem kavramları dans ettiriyor herif. Kendisi de (hatta karakteri de) ağdalı lafların eninde sonunda müzik olduğunun farkında gibiydi. Hafif gönüllü. Lovecraft ise yapış yapış, kıvamı yoğun. Nesne başına 3 sıfat kullanıyor. Ama onda da atmosfer ve mitosu keşfetmenin keyfi bağlıyor.

    Eric Weinstein’ın podcastine sardım, dinleyip duruyorum.

    Kore’den korku gerilim izliyorum bu dönem. I Saw The Devil, The Wailing, Memories of Murder üçü de çok iyiydi. The Chaser, Thirst falan diye gidiyorum.

    Ailemi özledim. Yanlarından bekar evine çıkmak üzere ilk eşyayı taşıdığım gün virüsün ilk vakası görüldü. Geldim kaldım burda. Yarım yamalak. İşe çok yakın dedim, daha 1 kere işe gitmedim burdan. Üniversite semti hayat olur dedim, hayat bitti hayatı kapattılar. Normalde karantina ile bitkisel hayata olacağından da sert bi geçiş oldu o yüzden haha.

    Ahmet Saraçoğlu

    @çaksu, Lovecraft’ı okurken arkaya uygun bir müzik açarsan etkisi çok artıyor ve okuduğun şeyle o müzik özdeşleşiyor, sonradan o müziği dinlediğinde aklına direkt Lovecraft öykülerinin havası geliyor. Ben zamanında yapmıştım, sonrasında o müzikleri dinlerken başka şey düşünemez oldum ahah

    çaksu

    @Ahmet Saraçoğlu, Dinlediğin müziğe rezillik illetlik katmak için güzel fikir :)

    Müzik dinleyerek okuyamıyorum pek. Çok fazla dikkatimi çekiyor müzik. Tekrar deneyebilirim tabi. :)

    Benim de keyfimi katlayan Lovecraft dünyası görsel yorumları. Bi hikaye bitince hemen google resimlerde alıyorum soluğu. İlgili varlıkların, karakterlerin, yerlerin resimlerini inceliyorum keyifle. Çok ucuz şeyler de oluyor , çok harika işler de. Şu an açık olan sekmelerden bir örnek.. Suratı en güzel bu yakalamış bulduklarım arasında. “That haff face..” Haha.

    The Dunwich Horror için spoiler sayılabilir şu resim, uyarayım. :)

    Geçen Pickman’s Model’ı okurken de bahsi geçen ressamların işlerine bakayım dedim, bütün gecemi ihya etti. Henry Fuseli, Gustave Dore, Sidney Sime, Francisco Goya..

    Retrokafa

    @çaksu, Ben vokalli müzik pek dinleyemiyorum kitap okurken.Vali,İmbaru tarzı vokalsiz neofolk veya elektronik müzik falan dinleyebiliyorum.vokalli şarkılar özellikle benim de çok fazla dikkatimi dağıtıyor.

  6. feel the groovity says:

    1 aydır evden çalışıyorum, açıkçası böylesinin kendi adıma daha rahat olduğunu gördüm. diğer türlü hafta içi 6.30′da kalkıp güne başlamak yerine bazen 9′da 10′da pc’yi açıp işbaşı yapıyorum. yeri geliyor akşam 8′de mail atıyorum, bir bakmışım gece 1′de hala mail yazıyorum felan. kafama göre takılıyorum yani..

    keyif anlamındaysa ya film izliyorum ya da oyun oynuyorum. netflix’i bıraktım yerine alternatif bir platform olan mubi’ye geçtim. mis gibi dünya sineması’ndan bağımsız festival filmlerini izliyorum.
    3 ay bedava izleyeceğiniz link bırakayım hatta: https://mubi.com/sinebu

    oyun olarak da 2 gün önce inside’ı bitirdim tekrardan. şimdi de thimbleweed park’ı oynuyorum. deli gibi oyun oynasım var doğrusu.

    elektro gitar çalma olayına ise bir türlü konsantre olamıyorum. elime alıp tıngırdattığım oluyor ama iş dolayısıyla kafam bir türlü berrak olmadığı için, yani tüm işlerimi bir türlü temizleyemediğim için tam kanalize olamıyorum gitara.

  7. Emre says:

    Ben Küba’da turizm organizasyonları yapıyordum. İşim tamamen durmuş durumda ve çok uzun bir süre bunun değişmeyeceği de aşikar.
    Açıkçası başlarda duruma adapte olmakta biraz zorlandım. Sonra işin altyapısını güçlendirmeye karar verdim. Blogumdaki (blog.yesiltimsahkuba.com) Türkçe makaleleri İspanyolca ve İngilizce olarak yayınlıyorum. Yazacağım yeni makalelerle birlikte üç dilde eksiksiz bir Küba seyahat rehberi oluşturacağım. Ana sitemin Android uygulamasını bitirmek ve diğer koronavirüs başlığında bahsettiğim YouTube kanalım için içerik üretmek önüme koyduğum diğer işler.
    Bunların dışında, vaktimin önemli bir kısmını müzik dinlemeye ayırıyorum. Heavy metalin evrimiyle ilgili İngilizce bir kitap projem var. Bu yüzden yeterince hakim olmadığım alt türlere yoğunlaşmaya çalışıyorum.
    Kitap olarak en son Suç ve Ceza ile 1984′ü okudum. Dostoyevski’nin eserlerini okuyalı çok olmuştu. 1984′ü ise, çok önem vermeme rağmen, hiç tam olarak okumamıştım. Bugünlerde sıra Lovecraft’ta. Dili yüzünden henüz tam alışabildiğimi söyleyemem. Yöneleceğim sonraki isim Bataille olacak.
    Her gün olmasa da, film de izlemeye çalışıyorum tabii.
    Şimdilik vakit ayıramadığım tek şey spor yapmak, ama hiç değilse kilo almıyorum.

  8. Rust in Peace. says:

    Yaklaşık 3 haftadır dışarı çıkmadım. Yalnızlığa alışkın olmayan biri değilim ama insan birileriyle yüz yüze konuşmak, yürüyüş yapmak istiyor.

    Sınava hazırlanıyorum. Disiplin olayı yok bende o yüzden çok aksadı. Ne kadar çabuk toparlanabilirsem o kadar iyi.

    Gitar çalmaya ayırdığım süreyi biraz arttırdım. Her gün 1.30 2 saat pratik yapmaya çalışıyorum. Her gün farklı bir şey denemeye çalışıyorum gitarda.

    Film kültürüm kötü. Bu yüzden arada film de izliyorum, en son The Green Mile’ı izledim, gereğinden biraz fazla uzatılmış ama çok iyiydi. Bundan sonra Stalker’ı izleyeceğim.Film önerilerine de açığım.
    Anime de izliyorum, uzun bir süre izlememiştim, izlemeye çalıştığımda japonca kulağımı çok tırmamalamıştı ve vazgeçmiştim izlemekten. Karantina dolayısıyla tekrar başladım ve şu an gayet iyi gidiyor. Code Geass izliyorum.

    Bu süreçte beni en çok heyecanlandıran, en çok sevdiğim aktivite ise kitap okumak. Karantina’dam önce de her gün 50 – 100 sayfa okuyordum, şimdi daha çok zaman ayırıyorum. En son Carl Sagan – Milyarlarca ve Milyarlarca, Alfred Bester – Kaplan! Kaplan! kitaplarını okudum. İkisini de şiddetle tavsiye ederim. Carl Sagan yaşam, ölüm, doğa, çevre hakkında çok güzel yazılar yazmış. Kitabı bitirdikten sonra yazdığı tüm kitapları okumaya karar verdim. Diğeriyse harika bir kurgu, zamanının, zamanımızın ötesinde bir kitap. Bilim kurguya yakından uzaktan alakası olan herkese tavsiye ederim.
    Şu anda da Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü okuyorum, şimdi de Dokudünya diye bir kitaba başlayacağım. Nietzsche’yi zaten bir süredir okuyordum, günde 10 – 15 ya da 20 sayfa okuyorum aralıklarla, sindirerek okumak lazım. Böyle kitaplar hızlı okunmuyor.

  9. Yaklaşık 2 aydır her gün Yunanca çalışıyorum, biraz aşinalığım vardı zaten. İş geliştirme faaliyetleri, kendini geliştirme gibi konular hayatım boyunca kendi işimi idare ettiğim için rutinimin birer parçasıydı, ekstra bir zaman ayırabilme avantajı söz konusu olmadı.

    Daha fazla kitap okumak istiyorum. Önceliğim elimdeki birkaç İlber Ortaylı kitabı. Diziyle aram yok, kurgu şeylere zaman ayıracaksam kaliteli edebiyat olmasını tercih ederim. Bahar günlerinde dinlenmek için çalışma odamdan çıkılan balkonu güzelleştirmeye çalışıyorum. Yazı da bahçede spor yaparak ve gün batmadan önce birkaç saat müzik dinleyip güneşlenerek geçirmeyi düşünüyorum.

    Her yaz yaptığımız onlarca şehir içi gezi, hiking’ler, arkadaş ağırlamalar/gezdirmeler, birkaç yurt dışı seyahati iptal oldu ama bu bize has bir durum olmadığı için kabullenmek mesele bile değildi açıkçası. Kısacası hayatımda önemli bir değişiklik olmuş gibi hissetmiyorum. Herkese kolaylıklar diliyorum.

  10. Raddor says:

    1 – Online Çizgi Roman

    Çizgi roman okumak belli bir yaştan sonra zaman kaybı gibi. Fakat ben ingilizcemi daha da geliştirmek amacıyla çizgi roman okuma olayını bayağı arttırdım bu günlerde. Bu sayede hem eğleniyorum hem öğreniyorum. İngilizce kelime öğrenmek, kalıplara aşina olmak için müthiş bir yol bence. Genel olarak rahat okuyorum fakat arada bilmediğim kelimelere denk gelince yan sekmeden bakıyor, bu sayede eksiklerimi gideriyorum. Hem de çok sevdiğim bu kültüre olan hakimiyetim artıyor. Bir taşta iki kuş. Pragmatizm \m/

    Ayrıca çok severim çizgi romanları. Bir çizgi romanı iyi yapan şey duygunun karşıya başarıyla geçirilmesidir. Gözün aksiyon diye bir şeyi seçemeyeceğinden tırto süper kahraman filmlerine nazaran hikaye sağlam olmalı, psikolojik olarak okuyucuyu etkilemelidir. Bu nedenle daha iyi olduğunu düşünürüm.

    İngilizce biliyorsanız paralı ya da bedava ulaşabileceğiniz sınırsız bir kaynak var internette. Hatta buyurun, şuradan direkt başlayabilirsiniz.
    https://readcomiconline.to/Comic/Spawn/Issue-1?id=20349

    2 – 3D Grafik Tasarım

    Buna çok sardım şu sıra ama tek yaptığım bol bol video seyredip olayı anlamaya çalışmak. Cinema4D ile yapılan işlere bakıyorum da millet uçurmuş. Ciddi çizim yeteneği, yaratıcılık isteyen bir iş belli ki. Yine de bir öğrenme hevesi geldi. Şansım var ki çevremde hem bu işle, hem de yazılımcı epey tanıdığım var. Bu sitede de pek çok kişi mevcut bu alanlarda epey bilgisi olan. Mesleğim gereği çok boş vaktim oluyor. Bu nedenle modelleme, yazılım, wordpress vb herhangi bir şeyi öğrenmezsem büyük dallamalık yaparmışım gibi geliyor. Bu konularda fikrinizi alabilirim abiler, ablalar.

    3 – Elektro Gitar

    Tabi ki dünyanın en güzel şeyi. Duymayı çok sevdiğin sesleri kendin kontrol edebilmek.. Evlere kapanmanın güzel yanı varsa, elektroyla daha çok vakit geçirebilmek oldu benim için de. Bu olay uzarsa çalan hepimiz Petrucci olacak, karantina bittikten sonra Petrucci’nin bir özelliği kalmayacak zaten ahah.

    Dysplasia

    @Raddor,
    AHAhahheue Spawn! Tam ben de kendisine sarmış idim tekrardan. İyi oldu bu, teşekkürler.

    Raddor

    @Dysplasia, rica ederim. İyi ki Spawn’ı koymuşum o halde, kararsız kalmıştım. :)

    çaksu

    @Raddor, Ben de teşekkür ediyorum valla. Kullandığım kütüphanenin dışına çıkarılmıyo okumak istediğim bi çok çizgi roman. Evet saçmalık. Bu linkten yemlenirim muhtemelen. Hem çizime başlama konusunda da gaza getirir belki. Çok istiyorum ama bi türlü kıçımı kaldırıp adam gibi çalışma düzenine geçmiyorum.

    Raddor

    @çaksu, rica ederim, sevindim başka çizgi roman sevenleri görünce. Planları uygulamaya dökememe, adam gibi çalışma düzenine geçememe konusunda da bir-iki şey yazayım yeri gelmişken. Benim de zamanında çok şikayetçi olduğum konuydu. Engellenmezse depresyona kadar yolu var. En felaket şeylerdendir zamana yenilme hissi.

    Dopamin orucu tutun derim. Bir veya iki gün. Ben yeri geldikçe uygularım. Dün 24 saat internet, müzik, telefon, dizi-film hepsini yasakladım kendime. Ertesi gün kafanız boşalmış, daha rahat odaklanabilen, çalışma duygusundan daha az sıkılan, dikkat dağıtıcı unsurlardan biraz daha sıyrılmış hisseseceksiniz. Çünkü ne kadar az dopamin, o kadar güçlü dopamin alıcıları demektir.

    Üşengeçlik ve herhangi bir şey yapmaktan zevk alamama, motive olamama gibi sorununlardan şikayetçi olanlar varsa dopamin reseptörlerini iyice araştırsın derim. Evlere kapandığımız şu günlerde bazılarımız internet, film, dizi, oyun, müzik, sigara, alkol, abur-cubur, mastürbasyon, pornografi(en kötüsü budur) derken dopamin alıcılarını iyice köreltti ve hiçbir şeyden keyif alamaz hale geldi.

    Bu site dolayısıyla aramızda çok fazla müzik bağımlısı olduğunu da tahmin etmek zor değil. Tüm gün müzik dinleyenler, müzik dinlemeden işine odaklanamayan, ders çalışırken dahi arka planda açanlar… Birkaç gün tamamen kesin, sonra rahatlıkla azaltmış olacaksınız zaten. Ben günde bir albümü geçirmemeye çalışıyor, geri kalan zamanımda rahat rahat işime gücüme odaklanıyorum artık. Bunun yanında, müzik dinlediğim zaman da önceye göre çok daha keyif alıyorum.

    çaksu

    @Raddor, Sen kadim bu ruh olmalısın. :) Çözmüşün bişeyleri.

    Sorma ya. Tam bi dopamin junkie siyim. Bir damlacık daha gelsin böyle nöronlarımı ıslatsın diye saatlerce youtube, sudoku, hatta 2048 (face palm).. Hayat enerjisini yiyolar insanın. Kafa bırakmıyolar. Zevk bırakmıyolar. Hadi youtube neyse doyurucu şeyler bulabiliyorum artık. Da yani 2048 rezillik şu noktada. 8000 yapıyorum, hiç düşünmüyorum bile otomatik. Salyalarım aka aka.

    Ben benzer sebeplerle düzenli şekilde meditasyona vakit ayırmaya çalışıyorum. Yani “plan yapıyorum”. Yani(^2) bazen bunu yapmam gerektiğini kendime söyleyip bunun bir ilerleme olduğuna inanıyorum. Hah..

    Kafamı biraz dinlendirmek, bu dopamin/salya döngüsünü kırıp nerede olduğumun farkına varmak..

    Ciddi ihtiyaç.

    Fikrin güzelmiş. Denemeyi “düşünebilirim.”

    deadhouse

    @Raddor, Yazdıklarınız süper şeyler de, bu kadar “kendini terbiye etme” ritüelinden sonra biraz spesifik bir şeyler bekledim. Paragrafı okurken, “evet, evet işte bu, çok iyi” diyordum ki bir baktım tüm bunları temelde daha iyi çalışmak, odaklanmak için yapıyorum demişsiniz. Elbette bu da iyi bir şey ama işte öyle bir yazmışsınız ki, okurken kendime şunu dedim: “Raddor paragrafın sonunda başka bir evreye geçecek” Daha ruhani, manevi durumlar beklemiştim, oysa:D

    Raddor

    @deadhouse, @çaksu, hahah sağolun. Evet sadece daha kolay motive olabilmek ile ilgili yazayım dedim. çaksu’nun “sen kadim bir ruh olmalısın” övgüsü beklentiyi yükseltmiş olabilir. :) Bilimsel baktığımız zaman esas mutluluk beyinde güçlü dopamin reseptörlerine sahip olmamızdan geliyor. Bunun için de kuvvetli iradeye sahip olmak gerekiyor.

    Ruhani açıdan bakarsak inançlar da aynı şeyi söylüyor. Onlar reseptör falan demiyor ama hep iradeye vurgu var. Sidartha kitabında mesela. Adam dünyevi zevklerden uzaklaşmış. Irmağı dinliyorum, aşırı zevk alıyorum gibi laflar ediyor. Halbuki dopaminsizlikten alıcıları hayvani boyuta ulaşmış, ondan. :) Bilindik şeyler. Ben o kadar boyut atlamaktan yana değilim ahah. Denge sağlansın, dünyada mutlu olunsun.

  11. tahsin says:

    Bölümler halinde neler yaptığım :

    Oyun: 2 yıldır nerdeyse hiç düzenli oyun oynamıyordum. Onun öncesi Dota, LoL, Counter Strike 1.6 (Go çok az oynadım) gibi Competitive oyunlara ömür çürütmüş bir insandım. Zamanı geri alabilsem hiç indirmem bu oyunları. Hikayeli oynadığım oyun sayısı 3 5 filandır heralde. Bu sıralar eskiden olduğu gibi Hearthstone’a sardım yeni kartlara ve metaya alışmaya çalışıyorum ama deli gibi özlemiş.

    Müzik : Bas gitarda kendimi geliştiriyorum ama çok fazla vakit ayıramıyorum günde 1 saat filan. Onun dışında Nurhan Cangol’un Armoni isimli kitabını okuyorum ve biraz müziğin teorisini öğreniyorum. Arada da klasik gitarla bişeyler tıngırdatıyorum :). Ve tabii ki de deliler gibi metal müzik dinliyorum. 🤘🏻

    Akademi: Şuanda bilgisayar mühendisliği okuyorum ve lise hayatım boyunca bilgisayar bilimiyle iç içeydim. Bilimi ifadesini kullanıyorum çünkü ilgilendiğim alan format, program kullanabilme tarzı şeyler değil biraz daha algoritma teorisi ve matematiği diyebilirim. Bu zamanda biraz onlara yoğunlaşmaya başladım. Makaleler okuyor bilgimi geliştirmeye çalışıyorum ve laboratuvarında çalıştığım hoca ile yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz.

    Dizi: Dizi ve film konusunda dünyanın en kültürsüz insanı olabilirim. Klasik milyonlarca filmi izlememişimdir. Büyük bir önyargı ile başladığım EZEL dizisini izliyorum günde 1-2 bölüm filan. Yani dizinin senaryosu açıkcası ilgimi çekti. Bazı oyunculuklar çok kötü onları saymazsak oyunculuklar da kabul edilir. Tabii Türkiyede televizyonda yayınlanan bir film olduğu için 15 bölümde bitebilecek ilk sezonu 33 bölümde çekmişler. Bakalım şimdilik güzel gidiyor dizi ama dediğim gibi çok fazla dizi kültürüm yok :) Breaking Bad’e de bitireceğim artık söz veriyorum ahaha

    Rust in Peace.

    @tahsin, Konusunun ilgini çekmesinde Türk dizisi olmasının bir etkisi yoksa, Monte Kristo Kontu’nu okumanı öneririm çünkü o kitabın bir kopyası

    tahsin

    @Rust in Peace., Sağ ol, bakacağım. Dayı karakteri bence bahsettiğin romanda yoktur. Çok epik ve orijinal bir karakter gibi görünüyor.

    Rust in Peace.

    @tahsin, var. Kitapta Dantes’e hapisten kaçmasında yardım eden, ders veren yaşlı bir adam var

    Raddor

    @Rust in Peace., Monte Kristo Kontu okuduğum en iyi kitap ya. İntikam deyince akla gelen ilk eserdir herhalde. “Oh oh oh!” diye okuyorsun. İkinci yarıdan sonra içinin yağları eriyor ama yok böyle bir erime. :) Üç Silahşör de yine zaten bir klasik. All hail to Alexandre Dumas!

    Exorsexist

    @tahsin, Hearthstone ilk çıktığı zamanlar çok para harcamıştım, üst üste gelen ek paketler yüzünden isyan edip bıraktım. Tam ideal desteyi yaptıktça yeni kartlar geldi, eskilerin anlamı kalmadı ki çok sevmiştim kart toplamayı, deste açmayı.

    tahsin

    @Exorsexist,
    O konu biraz can sıkıcı kesinlikle, benim de şu an bir sürü legendary kartım çöp olmuş. Oyunu Standart ve Wild olmak üzere iki moda ayırmışlar. Standart oyun modunda oyunun temel kartları ve son iki yılda çıkmış kartlardan oluşan destelerle oynayabiliyorsun, Wild’da istediğini alabiliyorsun. Normal şartlarda standartta oynamam imkansızdı ama oyun sağolsun eski oyuncular için görevler hazırlamış. Görevleri yaptıkça çokça pack veriyor bu sayede kart toplayabiliyorsun. O yüzden oyuna ısındım bir de yeni oyun modları ve hikayeli solo adventures’lar gelmiş.

  12. trivago says:

    Öncelikle merhaba;

    Kamu çalışanı olduğumdan dönüşümlü esnek çalışma modeline geçildi. 1 hafta işe gidiyorum bir sonraki hafta idari izinliyim. Tatilde uyku düzenim bozuk geç yatıyorum geç kalkıyorum.

    Camus’un Yabancı ve Conrad’ın Karanlığın Yüreği’ni okudum.

    Yarım bıraktığım Band Of Brothers’ın tüm bölümlerini baştan sona izleyerek bitirdim. Savaş filmlerinin meraklısıyım. Tek plan çekim olayı hoşuma gitsede 1917 beklentilerimin altında kaldı. The Platform’ı beğendim.

    Elektro gitarı her ne kadar uğraşsamda pek beceremiyorum. Genelde basit riffleri çalıyorum. Bugün Led Zeppelin’in Heartbreaker’ını çalıştım. Sololar konusunda çok yol almam lazım. Bana birisi tremolo picking’i öğretsin black metal yapcam :d

    Hikaye odaklı single player bilgisayar oyunlarını seviyorum. en son Metro 2033′ü bitirdim. Şu an The Saboteur’u oynuyorum.

    İyi ve sağlıklı günler.

    Evde kal Türkiye.

  13. Ş. Yıldırım says:

    Kitap: Günde en az 3 saat ayırmaya çalışıyorum dikkatimi toplayıp. Düzenin ani değişimi motivasyonumu da baya bozdu sanırım.
    Bu hafta Gecenin Sonuna Yolculuk’u bir kez daha okudum, son okumamın üzerinden baya zaman geçmişti, iyi oldu geri dönmek. Genelde önceden okuyup sevdiklerime geri döndüğüm bir süreç oluyor. Cortazar’dan Seksek ve Bolano’dan 2666 ile Vahşi Hafiyeler’i de tekrardan okudum bu bir aylık süreçte.
    Yazmak istediğim işler vardı, onlara da daha sağlam bi dönüş yapmış oldum.

    Oyun: Xbox’ım yoğunluktan ötürü yatış vaziyetindeydi. Tekrar kutusundan çıktı. GTA IV’ü tekrardan bitirdim. Sonra indirim sezonu geldi. Hep içimde kalmıştı, Red Dead Redemption 2′yu sonunda alabildim. Müthiş bir şey, açık dünya oyunlara en ufak ilgisi olan her fani mutlak denemeli.

    Müzik: Sevdiğim grupların albümlerini sıradan tekrar dinlemeye çalışıyorum. Marduk albümlerini dinledim tekrar. Sonra direksiyon kırdım, baya bir Nick Cave dinledim, Rammstein’ı sıradan geçiriyorum. Sonra tekrar Black kanalına dönerim heralde.

    Film: Tüm Tarantino’ları baştan izledim. Bir yandan da The Sopranos’la oyalanıyorum ara sıra.

    Özetle her şeyin tekrar ele alındığı bir süreç oluyor. Bir de sigarayı bıraktım.

  14. deadhouse says:

    Açıkçası evde kalmak hiç umrumda değil. Herhalde cansız, tutkusuz, antisosyal, mizantropist bir ruha sahip oluşumdan dolayı bu. Cadde, sokak görmek, insan görmek problem yapacağım bir şey olmadı, hiçbir zaman. 500 yıl evde kalabilirim.

    Son olarak;

    “Günde 3 film, haftada 3 kitap ve güzel müzik albümleri beni ölene kadar mutlu etmeye yetebilir.” François Truffaut

  15. Dysplasia says:

    Sitenin covidlisi benim heralde. Hastalığı da evde atlattım ama testler negatifleşmediği için bir aya yakındır odamda yaşıyorum. Evde başkası da olduğu için tuvalet dışında nerdeyse çıkmıyorum odadan. Yeni elektronik davul seti almıştım, kurup da çalmaya başlayamadım, en çok o koyuyor. Bebek gibi yatıyor şu an yan odada.
    Onun dışında resim, müzik, oyun, kitap dörtgeninde mis gibi geçiyor açıkçası günlerim. Hastalık bitince işe başlayacağım için günlerimin değerini bilmeye çalışıyorum ahah.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Dysplasia, çok geçmiş olsun, en kısa sürede negatif sonuç alırsın umarım.

    Dysplasia

    @Ahmet Saraçoğlu, Teşekkürler.

    crowkiller

    @Dysplasia, geçmiş olsun

  16. Normalde bir şey izlemeye pek vaktimiz olmadığından Netflix üyeliğimizi kapatmıştık ama bu dönem daha fazla vakit olunca tekrar açtık.

    The Last Dance’in tüm bölümlerini izledim. Şu ara The English Game’i izliyoruz. Az sonra Bobby Robson belgeselini izleyeceğim, ardından da Sunderland Till I Die’a başlayacağım.

    Yine bu konulara yakın Ultras filmini izleyeceğiz ama duyduğum kadarıyla baya light işliyormuş konuyu ve hardcore Ultra muhabbeti pek yokmuş.

    Spor içerikli bu tür yapımlardan tavsiye ettiğiniz başka şeyler var mı?

    agrypnie

    @Ahmet Saraçoğlu, Abi nasıl bu kadar şeyi üst üste izleyebiliyorsun ya, göz yorgunluğunu hadi geçtim de ben diziden iki bölüm izlediğimde mideme sancılar başıma ağrılar giriyor valla ya :)
    Beynim sulanmışa dönüyor resmen, ki sen gözlük kullanan adamsın yani pes valla, iyi seyirler ne diyim hashahs

    Ahmet Saraçoğlu

    @agrypnie, birkaç haftada izliyorum yahu hepsini bir seferde değil.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Senna (2010) diyeceğim ama izlemiş olma ihtimaliniz yüksek. Aynı yönetmenin 2019 yapımı Maradona belgeseli de var.

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, Senna’yı biliyorum ama izlemedim. Motor sporlarıyla hiç ilgim yok ama bakabilirim, sağ ol.

    Alper Ulubey

    @Ahmet Saraçoğlu, Green Street Hooligans

    Ahmet Saraçoğlu

    @Alper Ulubey, GSH’yi izleyeli 10 yıldan fazla oldu.

    Canoir

    @Ahmet Saraçoğlu, soderbergh’in high flying bird’ü vardı en son. İzlemedim ama fena bi yapım değil deniyordu.

    Bennett miller’ın foxcatcher’ı da spor konulu filmler arasında en sevdiğim. Kesinlikle öneririm. Yine onun moneyball filmi de çok iyiydi.

    Bu arada bize sormam yerine melik saraçoğlu’na sorsanız daha iyi değil miydi ya :)

    Ahmet Saraçoğlu

    @Canoir, ben Netflix yapımları özelinde sormuştum aslında. Yoksa spor filmleri diye aratınca bir dolu şey var elbet. :)

    Godless Killing Machine

    @Ahmet Saraçoğlu,

    the damned united
    foxcatcher (yukarida da yazilmis, hakki verilmemis muhtesem bir film)
    netflixteki formula 1 belgeseli de formulayla hic alakam olmamasina ragmen guzel sardi
    the class of ’92
    bir de film ya da dizi degil ama youtube’da gary neville’s soccerbox var, scholes rooney ve gerrard bolumleri ozellikle cok iyi. oturup beraber eski maclari izleyip yorumluyorlar, mukemmel trivialar var.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, Ozark ve dark epey revaçtaydi ama hiç izlemedim. The witcher a bakabilirsin. Netflix kullanmayalı oluyor. Çok fazla kalitesiz yapım var. Sanki bazı dizi ve filmler sadece lgbt lobileri tarafından çekiliyormuş hissi veriyor. Tabii ki tiger king!

    Ahmet Saraçoğlu

    Bobby Robson belgeseli hakikaten çok güzelmiş. Doyamadım valla. Hele o Ronaldo’nun Barça’ya gelişi… Fenomen Ronaldo’yu prime’ında izlemiş olduğum için kendimi şanslı sayıyorum. Gerçekten de fenomendi. Ender rastlanan bir doğa olayıydı.

  17. Exorsexist says:

    Son zamanlarda pek vakit geçmiyor. Mart, Nisan iyiydi de Mayıs Fazla geldi. Evden çıkmayınca motivasyon olmuyor, motivasyon olunca da konsantre olmam gereken işlere yonelemiyorum. Arada bir motorsikletle şehir turu yaparak zaman geçirmek keyifli oluyor, yine de sosyalleşme olmayınca ve yalnız yaşayınca insan darlaniyor haha.

    Bu arada motorsiklet sahipleri veya tutkuları varsa model, gezdiği yerler, yaptığ km, paylaşsın, motorsiklet sevenler harici kimsenin ilgi duymayacagi sağlam muhabbet çevirebiliriz.

    Twat

    @Exorsexist, doğru söyle, ağladın mı? belki gözünden bir damla yaş?..:)

    Exorsexist

    @Twat, hayır, ağlamadım haha, ama bir daha unutamayacağım hayatımdaki ilk panik atağı yaşadım. Neyse ki yarın işbaşı yapıyorum, normal hayata dönüş başlıyor.

  18. deadhouse says:

    Bundesliga yarın başlıyor. Ne düşünüyorsunuz? Almanlar gerçekten bu kadar üstün mü?

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, nasıl olacağını çok merak ediyorum ve futbolu da aşırı özledim o yüzden S Sport Plus üyeliği başlattım.

    Yarın izledikten sonra yorum yapacağım.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Yani gerçekten merak uyandırıcı. Futbolu özledik falan ama birkaç vaka varken her şeyi iptal edip şimdilerde onbinlerce vaka ile maçları oynatmak (ne tür tedbirler alınırsa alınsın) çok akıl işi gelmedi bana. Yine de bu işi yaparsa Almanlar yapar, herkes öyle söylüyor. Tüm dünya Alman ırkının üstünlüğü hususunda birleşti.

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, mesela ilk 10 dk içinde kanattan bindiren birinin lifi atsa, biri sedyeyle çıksa maçın geri kalanı nasıl olacak merak ediyorum. Misal sözleşmesinin son senesi olan bir adam şurada bağlarını koparsa kariyeri riske girer, o yüzden fazla efor sarf etmek istemesi de normal görülebilir. O yüzden özellikle kanat oyuncularının ne yapacağını merak ediyorum.

    ismail vilehand

    @Ahmet Saraçoğlu, @deadhouse, güzel bi kupon yaptım. HARAM PARAYA hasret kalmıştım zaten.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, benim de elim kaşınıyor ama bugün gözlemleyip yarın o işe gireceğim sanırım.

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, Karlsruhe-Darmstadt maçını izledim. Beklendiği gibi rölantide giden bir maçtı. Futbolu çok özledim ama bu futbolu değil açıkçası. Çok vasat takımlar, pek tat alamadım. Sonra Dortmund-Schalke maçını izleyecektim ama sağ olsun S Sport Plus ilk günden patladı, açılmadı site. O yüzden tek maçla geçi gün. Yarınkilere de bakacağım müsait olduğumda ya da site düzgün çalışırsa.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Dortmund maçını izledim. Orta kalite bir maçtı. Klişe olacak ama seyircisiz futbol çekilmiyor. Maç süper ötesi de olsaydı yine aynı şeyi söylerdim. Maçın ortasında bir an kendimi halı saha maçı izliyor sandım. Eh bu da bir şeydir. Seyircisiz de olsa başka şansımız yok. Zaten evdeyiz. Mecbur izleyeceğiz.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.