# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DEVIN TOWNSEND – Empath
| 13.04.2019

Kendi dünyasının tanrısı.

Bunca yıldır metal dinleyen, çalan, yazan bir insan olarak kendi açımdan beni en çok memnun eden olaylardan biri Devin Townsend’i canlı görmüş olmamdır. Üstelik davullarda Gene Hoglan’ın olduğu STRAPPING YOUNG LAD ile, üstelik Devin’in memleketi Vancouver’da.

STRAPPING YOUNG LAD’den “Love?”ı canlı canlı izlemiş ve onca insanla birlikte alt üst olmak ne kadar önemli bir şey farkında mısınız?

Devin kariyeri boyunca inanılmaz düzeyde farklı ögeyi bir arada kullandığı ve hepsine de kendi karakterini katmayı başardığı bir yolculuk yapıyor. En kırılgan, en narin şeylere de dokunuyor; en uçlardaki tatlara da. Tüm bu manyakça serüveni eşsiz kılansa Devin’in her seferinde ne kadar harika bir insan olduğunu tekrar tekrar kanıtladığı mizacı. Aynı anda bu kadar mizahi, bu kadar coşkulu, bu kadar katartik olmayı başarması bir yana, Devin yıllardan beri adeta sadece kendisinin yer aldığı, kendisinin tasarladığı bir dünyanın tanrılığını yapıyor, adeta kafasındaki varoluşu yaratıyor.

Tüm bu süreç boyunca yaptığı birbirinden farklı, birbirinden iyi anlamda tutarsız ve alakasız şey içerisinde Devin gerçekten de müziğiyle oyun hamuruyla oynar gibi oynuyor, müziğine bir lunapark muamelesi yapıyor.

Henüz 19 yaşında vokalistliğini yaptığı Steve Vai’ın kulisinde olay çıkarıyor, SYL ile zamanında uyuşturucudan aldığı zehirden arınıyor, Ziltoid ile evrenin en iyi kahvesini arıyor, “Ki” ile bir nevi meditasyon yapıyor, canlı yayında şarkı kaydedip prodüksiyonunu yapıyor, gitarından 15 dakika boyunca ses gelmeyen bir konserde binlerce seyirci karşısında bir an olsun soğukkanlılığını kaybetmeden onları eğlendiriyor, “Destruction”da açık açık “Sonuçta hepimiz MESHUGGAH’dan kopya çekiyoruz” diyor, “Deadhead”in Royal Albert Hall performansındaki haykırışlarıyla YouTube’daki “Vocal Coach Reacts!!!” videolarındaki vokal coach’lara çığlıklar attırıyor, “EMG watching land” izleyicilerine seslendiği “Kingdom” performansıyla ustalık nedir tüm dünyaya gösteriyor, bitmiyor, tükenmiyor, sürekli kendine hayran bırakıyor.

“Empath” Devin’in kendi adıyla ve DTP ile son 10 yılda çıkardığı 10. albüm. THE DEVIN TOWNSEND BAND’i ve DEVIN TOWNSEND PROJECT’i sonlandırıp hepsini kendi adı altında toparladığı düşünüldüğünde, “Empath”ın 2007’deki “Ziltoid the Omniscient”tan bu yana çıkan ilk DEVIN TOWNSEND albümü olmasına şaşırmaya gerek yok. Aslına bakarsanız bu değişim “Empath” özelinde garip bir anlam kazanıyor, zira “Empath” Devin Townsend’in bugüne dek çıkardığı belki de en Devin Townsend albüm olma özelliğini taşıyor.

İşte tam da bu sebepten albümün adının “Empath” olması kesinlikle anlamlı. Townsend albüme yaşadığımız çağın sanal gerçekliği ile gezegenimizin geçmişinden bugüne dek gelen canlılarını harmanladığı “Genesis” ile başlıyor. Dinozorlardan internet kedilerine, çeşitli uygarlıkların tapınaklarından bir anda ortaya çıkan ineklere dek çeşitli görsellerle doldurduğu görseller şöleninin ön planında kendisinin yer alması, adeta kafasından geçenleri bize ilettiğini hissettiğimiz bir panayır ortamı yaratıyor.

Albüm boyunca Devin’in her zamanki çok yönlülüğünü şarkıdan şarkıya görüyoruz. Genel anlamda hep iyi hissetme odaklı bir karakter çizen şarkılar Devin’in tebessüm eden yaklaşımını harika biçimde özetliyor. Yeri geldiğinde Disney’vari masalsı bir ortam yaratan, yeri gelince vahşi blast beat’lerle saldıran şarkılar, zamanında bipolar kişilik bozukluğundan muzdarip Townsend’in kendini ifade etme aracına dönüşüyor, “Empath”ı bir nevi otobiyografik bir albüm hâline getiriyor. Bu süreçte Devin tam bir anlatıcı rolüne de bürünüyor. Çok farklı vokaller, koro bölümler ve konuklar ile albümü yeri geldiğinde bir Broadway müzikaline, yeri geldiğinde bir film müziğine dönüştürüyor. “Evermore” gibi progresifliği köklediği şarkılardan, “Hear Me” gibi kaosun dibine vurduğu ve hatta NICKELBACK’ten Chad Kroeger’ın sesinden yararlandığı delirme şarkılarına, albümdeki tüm şarkılar birbirlerinden 90 ila 180 derece arası dönüşlerle ayrışıyorlar.

Konuklar demişken bu konudan da bahsetmek lazım. Albümde ciddi anlamda önemli isimler var. Davulda efsanevi davulcu Morgan Ågren (Frank Zappa, Fredrik Thordendal, KAIPA), Anup Sastry (SKYHARBOR, MONUMENTS, PERIPHERY) ve Samus Paulicelli (DECREPIT BIRTH, ABIGAIL WILLIAMS) gibi birbirinden farklı üç ismi görüyoruz. Her biri farklı şarkılarda yeteneklerini sergiliyorlar. Steve Vai’ın ekürisi Mike Keneally gitar ve klavye desteği verirken, BENEATH THE MASSACRE vokalisti Elliot Desgagnés, NICKELBACK’ten Chad Kroeger, Devin’in geleneksel konuklarından Anneke Van Giersbergen, CASUALTIES OF COOL projesinde Devin’le birlikte çalışan Ché Aimee Dorval ve bir soloda da Steve Vai, Devin’e eşlik eden isimler arasında. Tüm bu konuklar cümbüşünü son derece organik ve şova kaçmadan yansıtması ve albüme değer katmaktan öteye götürmeden sunması da yine ancak Devin’in başarabileceği bir tecrübeden, doğallıktan, samimiyetten kaynaklanıyor.

Sadede geldiğimizde Devin Townsend bir kez daha eşsizliğini gözler önüne seriyor. O kadar doğal, akıcı bir müzikal dehası var ki; öylesine içselleştirilmiş bir şahsına münhasırlık barındırıyor ki, onu dinlerken oradan oraya gidiyor, yolculuklara çıkıyor, aynı anda birkaç albüm ve hatta aynı anda birkaç grup dinliyormuş hissine kapılıyorsunuz. Müzikal karakter olarak Devin Townsend’i kendine hiç yakın görmeyen, yaptıklarından etkilenmeyen insanlar da var elbet. Bunu gayet doğal karşılıyorum, zira her ne kadar bambaşka kimlikler sunan müzikler yapsa da Devin’in de kendini belli eden bir kimliği, müzikal duruşu var. Lakin bu çizginin Devin tarafında duruyorsanız, onun dehasını kucaklamaya ve kabul etmeye hazır kitlede yer alıyorsanız, Devin size gerçek anlamda aydınlık, ilham verici ve serüvenlerle dolu bir dünya sunuyor.

“Empath”, dinleyicisini 74 dakika boyunca durmak bilmeyen bir maceraya atılmaya teşvik eden, birbirinden farklı duygular arasında roller coaster’a bindiren; dopdolu, bambaşka bir albüm. Tür olarak o kadar özgün ve karakteristik ki, dümdüz progresif metal demeye de dilim varmıyor. Bu açıdan bakınca tıpkı TOOL’un, MESHUGGAH’nın başlı başına bir tür olması gibi, Devin Townsend’i de bir projeden, gruptan ziyade bir tür olarak nitelemek mümkün.

Sadece Devin’in hüküm sürdüğü, kurallarını kendisinin koyduğu, sadece onun sözünün geçtiği, ancak ziyaret etmek isteyen kimseden de vize talep etmeyen, kollarını herkese açan, herkesi güler yüzle kabul eden bu dünyaya girip girmemek size kalmış. Ben yıllar önce girdim, bunca zamandır da huzur içinde yaşıyorum. Büyük şehrin gürültüsünden, karmaşasından sıkılan, deniz kıyısında gözlerini kapatıp tebessüm dolu taptaze bir nefes almak isteyen herkese de tavsiye ederim.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (5.62/10, Toplam oy: 13)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2019
Şirket
InsideOut Music
Kadro
Devin Townsend: Vokal, gitar, klavye, synth, yapımcı, besteler, sözler

Konuklar:
Morgan Ågren: Davul
Anup Sastry: Davul
Samus Paulicelli: Davul
Nathan Navarro: Bas
Elliot Desgagnés: Vokal (2-5, 7, 10-15)
Steve Vai: Gitar solo (15)
Chad Kroeger: Vokal (6)
Anneke van Giersbergen: Vokal (6, 15)
Ché Aimee Dorval: Vokal (2)
Ryan Dahle: Gitar (8), klavye (8)
The Elektra Women's Choir: Koro
Callum Marinho: Islık
Erik Severinsen: Vokal (8)
Mike Keneally: Gitar (9), klavye (9)
Reyne Townsend (Devin'in oğlu): Vokal
Şarkılar
01. Castaway
02. Genesis
03. Spirits Will Collide
04. Evermore
05. Sprite
06. Hear Me
07. Why
08. Borderlands
09. Requiem
10. Singularity Part 1 – Adrift
11. Singularity Part 2 – I Am I
12. Singularity Part 3 – There Be Monsters
13. Singularity Part 4 – Curious Gods
14. Singularity Part 5 – Silicon Scientists
15. Singularity Part 6 – Here Comes The Sun
  Yorum alanı

“DEVIN TOWNSEND – Empath” yazısına 5 yorum var

  1. ali says:

    Ahmet Hocam sağ ol, yine kendisini canlı gördüğünü gözümüze sokup (anladık hocam, Vancouver’da da yaşadın kendisini de izledin; tüm reviewlara sıkıştırma artık:)) bizi kıskandırdığın bir albüm yazısı olmuş! Bipolar Devin’ın büyük bir fanı olarak onun sober işlerini pek sevmiyorum. Patlamaya yaklaşıp bir türlü patlamayan besteler beni pek açmıyor. Bu albüm önceki 4-5 işten daha iyi, muhtemelen Ki’den yani 2009′dan beri en iyi iş hatta. Ama asla Terria, Infinity, City, The New Black gibi bir manyaklık beklememek gerekiyor. “Ciyv ciyyuv” efektleri, bol sayıda boşluk ve azalan gitar kullanımına hazırlıklı olunmalı. Deluxe edition’da 10 şarkı daha var ve hepsi “averaj” şarkılar. Onun ötesinde arada sırada parlayan davullar, teknik gitar riffleri ve nefis şarkı sözleri yine çok güzel. Benden 7,5/10 çalışır.

  2. çaksu says:

    İlk dinlemede büyük hayranlık duyduğum ama çok aşırı sevmediğim bi albüm oldu. Birkaç gün içinde çok çok sevdim. Baştan ısınamadığım Hear Me ve Spirits Will Collide dahil. Singularity e geldiğimde de biraz yorulmuş oluyorum, biraz da şarkı fazla dağınık gelebiliyor. Diğer tüm şarkılar mükemmel bence. Rengarenk albüm; tarz olarak da, enstrumantasyon olarak da, tavır olarak da, katman sayısı-yoğunluk olarak da.. Olarak oğlu olarak.

    Kendi hayatımda şaşkınlıkla farkına vardığım şeyler oldu yakın zamanda. Duygularla alakalı da bir yönü var bu şeylerin. Duyguları üst kata zihne taşıyıp, rasyonalize etmeye çalışıp, en iyi şekilde nasıl kurtulacağının yollarını aramak, ve böylece duygunun hakkından geldiğini sanmak. Vücutta ne şekilde varsa bu duygu, kendini ona açıp en çiğ en kelimesiz en brutal haliyle tecrübe etmediğin sürece, ilerde eninde sonunda çözmek durumunda kalacağın bi düğüm attığını görmek. Dinlediğim kadarıyla kendisi için bu albümün ifade ettiği şeylerden biri de bu. İlginç bir senkronisite (Carl Jung reis, selam) olmuş en sevdiğim müzisyenle aramda. :)

    Devin in en sevdiğim huylarından biri sık modülasyon yapması, tek bir key e bağlı kalmaması. Yine bol bol yapmış. Saçma sapan şeyler bir arada akıyor gidiyor. İcralar müthiş, koro, orkestra.. Birinden Devin in Infinity War u lafını duydum. Aynen.

    Bir de aşırı dramatik “selfish messiah” kısmının aşırı naif “try the papaya” ya bağlanması.

    ali

    @çaksu, abi müthiş yakalamışsın, “selfish messiah”dan “try the papaya”ya geçiş o kadar güzel ki, şarkının o kısmını müzikal olarak hiç beğenmesem de sarıp sarıp dinliyorum! Devin’ın özelliği dinleyicilerine de bulaşıyor işte böyle. Çok sağ ol!

  3. 35 yaşındayım says:

    türlü türlü projeler ,sayısız konuklar ,türlü türlü yan gruplar ,part 4-5-6 diye giden şarkılar ,1-2 tane hit şarkı koyup gerisini e hadi birşeyler olsun diye dinlettiripte sonunda hiçbirşey olmayan şarkılarla doldurmalar vb.
    Bu adam bende hiç olmadı ve olmayacakta.kusura bakmasın

  4. Kaan says:

    Adını duyuyor olmakla birlikte, bende 20 yaşında bir indie rock sanatçısı izlenimi bırakmıştı bu isim. Genesis videosunda, sizi bilmem ama ben eğleniyorum işte demiş sanki. Tanıtım için teşekkürler.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.