# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
EVERGREY – The Atlantic
| 29.01.2019

Derya deniz.

Şöyle bir baktım da, EVERGREY’le tanışalı 18 yıl olmuş. “The Masterplan”in kutlu notalarıyla açılan “In Search of Truth” ile tanıştığım grup “Recreation Day” ile kitlesini bir anda genişletmiş, “The Inner Circle” ile elini yüzünü düzeltip daha bir PREZENTABL olmuş, ardından da mainstream başarı amaçlı “Monday Morning Apocalypse” ile hem övgü hem de yergi almıştı. O albümde grubun hiç olmadığı kadar minimal bir yaklaşım benimsediğini, sadeleştiğini görmüştük.

Eleştirel gözde “piyasa olmak”, profesyonel gözde “olgunlaşmak”, makul bir bakış açısıyla ise “rafine hâle gelmek” olarak özetlenebilecek bu durumla EVERGREY progresif sıfatını bir kenara bırakmış ve sert tonlu gitarlarla icra edilen bir heavy/power yapmaya başlamıştı. Bu power metal Avrupa’da icra edilen ejderhalı power metal değil, ABD’de yapılan tarzdaki sert bir power metaldi elbet. Ama işte grup o progresif karakterden sıyrılınca hayranlar arasında bir bölünme, bir ikileme düşme yaşanmıştı.

Sonraki 3 albümünde EVERGREY heyecanı biraz sönmüş olacak ki, grubun öyle fazla öne çıktığına ve eski gücünü tekrardan kucakladığına tanık olmadık. Zamanında Yeni Melek’te tek başına konser verebilecek kalibreye gelen, Unirock’ta DARK FUNERAL’dan sonra sahneye çıkan EVERGREY, zaman içinde fazla da adı anılmayan bir topluluğa dönüşmüştü.

Lakin adamlar müzik yapmaya devam ettiler ve “The Storm Within” ile çıtayı bir nebze yükselttiler. Nihayetinde EVERGREY karanlık ve sert tonlu heavy metalini yapmakta kararlıydı ve bu amaç dâhilinde 3 yıl aradan sonra “The Atlantic” ile bir kez daha karşımıza çıktılar.

EVERGREY dendiğinde hepimizin aklına gelen bir numaralı şey elbette ki Tom Englund’un ses rengi. Onun o tok, buğulu, derin vokalleri EVERGREY karakterini yaratan bir numaralı unsur. Grubun zamanında üzerine yapışan progresif sıfatını hiç yansıtmayan ve neredeyse tüm progresif metal gruplarının bilindik vokalist karakterine uzak olan bu ses rengi ve yorum tarzı, grubun groovy rifleri ve genelde lineer ilerleyen şarkı yapılarıyla birleşince ortaya çok kalıplaşmış bir sound karakteri çıkardı. Bugün EVERGREY inanılmaz varyasyonlarla dolu, rengârenk bir müzik yapmıyor belki, ancak metalin son 20 yılına dair belli bir birikimi ve ilgisi olan herkes 3-5 saniyesini duyarak bile çalan şeyin EVERGREY olduğunu anlayabilir. Bunu sağlamak bence her türlü başarıdır.

“The Atlantic”e baktığımızda EVERGREY’in ilk zamanlarına da dönen ve “Monday Morning Apocalypse”in düz karakterini epey bir kıran müzikal yaklaşımlara tanık oluyoruz. “A Secret Atlantis” gibi şarkıların belirli bölümlerinde EVERGREY progresif metal titrine yaklaştığı olaylara giriyor. Tabii ki devamlı değişen tempolar, acayip aksak ritimler falan yok ancak şarkıların kendi içlerinden daha fazla maceralara girdiğini görüyoruz. “The Atlantic” gibi bir isim dâhilinde, zaten albümün bu tür maceralara girmesi, farklı keşiflerin peşine düşmesi de makul ve anlamlı hâle geliyor.

EVERGREY’in esas öne çıkan tarafı her zaman için bestenin kendisi olmuştur. Grup kariyerinin neredeyse hiçbir anında akıl almaz cambazlıklar, sihirbazlıklar yapmadı ve her zaman için besteye, şarkı yazımına önem verdi. Burada da durum aynı; oha oha dedirten müzisyenlikler duymasak da, bir solonun ne kadar iyi yazılmış oluşuna, bir vokal melodisindeki zekice bir ter köşeye hayranlık duyabiliyor, takdir edebiliyoruz.

“End of Silence”ın girişinde gördüğümüz türde staccato riflerle ilerleyen, eklenen klavyelerle renklenen ve tabii ki de Tom’un vokalleriyle kimlik bulan şarkılar EVERGREY’in kederli sertliği içerisinde su gibi akıyor, yolunu buluyor. Belirli anlarda biraz tekdüzeleştiklerini, aynılaştıklarını söylemek de mümkün olabilir; sonuçta dediğim gibi, grubun lineer bir beste tarzı var ve pek çok şarkının hüzün tarafının bir hayli benzer formüller üzerinden ilerlediğini görüyoruz. Lakin EVERGREY’in olayı bu ve grup sevenin yine seveceği, sevmeyenin yine sevmeyeceği müzikal yolculuğuna bu şekilde devam ediyor.

“The Atlantic” bence grubun bir süredir yaptığı en renkli anlardan bazılarını barındıran ve 54 dakikalık uzun süresine rağmen değerini düşürmediği, iyi bir albüm. Ne kadar uzun ömürlü olacağını zaman gösterecek ama bence grubu sevenleri tatmin edecek türde, oturaklı bir albüm.

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.92/10, Toplam oy: 12)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2019
Şirket
AFM Records
Kadro
Tom Englund: Vokal, gitar
Henrik Danhage: Gitar
Rikard Zander: Klavye
Johan Niemann: Bas
Jonas Ekdahl: Davul
Şarkılar
1. A Silent Arc
2. Weightless
3. All I Have
4. A Secret Atlantis
5. The Tidal
6. End of Silence
7. Currents
8. Departure
9. The Beacon
10. This Ocean
  Yorum alanı

“EVERGREY – The Atlantic” yazısına 4 yorum var

  1. ali says:

    “Tekdüzeleşmek,” “aynılaşmak,” “formüller”… Görünce kaçtığım bu kelimeler, Englund’un zamanında bir nebze değişik gelen ama gittikçe donuklaşan sürprizsiz vokaliyle birleşince ortaya yine aşırı sıkıcı bir albüm çıkmış. 3. şarkıdan sonrasını zorla dinleyebildim. Büyük fanları hariç, aman aman…

  2. Ugur says:

    End of Silence muhteşem bir şarkı.

  3. erim says:

    Dinleri sorguladım, kendimi sorguladım lakin Evergrey’i sorgulayamadım hiç. İçimde ne varsa onlara ait, sorgulatmadı kendilerini hiç. Evergrey yobazı olup çıktım, pişman değilim. İnişleri çıkışları olan bir albüm, ben çok sevdim yine..

    En sevdiğim şarkılar 1,2,7,8,10

  4. necrobutcher says:

    her tarzın bir birbirine girdiği bu dönemde karakteri olan bir müzik yapmak oldukça zor iştir bence. çok beğendim,kritik de çok güzel, teşekkürler.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.