# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
KoЯn – The Serenity of Suffering
| 21.10.2016

Son 15 yılın en iyisi.

1998 yazında televizyonda gördüğüm Freak on a Leash klibiyle tanıştım KORN’la. Herkeste olduğu gibi bende de anlık bir şok etkisi yaratmıştı. Duyduğum şey hoşuma gitmiş ve gruba karşı bende bir merak uyanmıştı. Nu-metal çılgınlığı ilk ortaya çıktığında, o sırada dinlediğim grupların çeşitliliği arasına bu türü de sokmuş, hoşuma giden bir dolu şey bulduğum bu türü de elimin tersiyle itmemiştim. Metalin belli sınırları varmış gibi demeç verenleri, nu metal yapan ve dinleyen kişileri dövmekle, hırpalamakla tehdit eden koca koca metalcileri de hep “yazık kimin çocuğuysa” şeklinde gördüm. 1998 yazında sabah kalkıp Dead Embryonic Cells dinleyerek sahilde dolaşıyor, gitarımla When the Sun Burns Red’i çıkarıp mutlu oluyor, akşamüstü olunca da bisiklete binip Got the Life’larla, It’s On!’larla, Justin’lerle yokuş aşağı hız yapıyordum. Önemli olan müziğin sana ne verdiğiydi; gerisi teferruattı.

Satın aldığım son KoЯn albümü “Issues” oldu. Bu albümden sonra grubun gittiği yön konusunda heyecanımın azaldığını fark ettim ve KoЯn’u takip etmeyi neredeyse bıraktım. Giderek daha çeşitli şeyler dinliyordum, metalin sonsuz dünyasının beni ele geçirmesine memnuniyetle izin veriyordum ve KoЯn’un artık kanıksanan hareketleri de bana fazlasıyla formülize geliyordu. Prison Break dizisinin mükemmel ilk iki sezonunun ardından, ikinci sezon finalinde de o hapishaneden kaçtıklarında “Hadi canım” demiş ve dizinin bu şekilde 500 sezon daha devam ettirilebileceğini fark edip 3. sezona devam etmemiştim. KoЯn konusunda bana olan da buydu. Her ne kadar grup çeşitli denemeler yapsa da, sound’unu tazelemeye çalışsa da, kalıtsal olarak dışına çıkmalarının imkânsız olduğu bir sound’ları vardır ve her türlü övgüyü hak ederek tek başlarına sıfırda yarattıkları bu sound’un dışında bir şey yapmalarının imkânsızlığı doğrultusunda ben de KoЯn’a doyduğumu fark etmiş ve takibi bırakmıştım.

Zaman içinde grubun yayınladığı tüm albümleri dinledim, ancak sadece dinledim. Heyecan, merak geride kalmıştı. KoЯn gibi çok kalıplı ve sınırları belli bir grup bu durumu tersine çevirebilir miydi? 2016′nın sonlarına yaklaştığımız şu günlerde, tam şu anda karşımda duran “The Serenity of Suffering”in bu durumu kısmen değiştirmiş olmasından dolayı mutlu olduğumu söyleyerek albüme yollanayım.

Bir önceki “The Paradigm Shift”le ilgili sıkıntı, grubun Head’le tekrar bir araya gelmelerinin ardından çıkardıkları bu albümde, grup içi kimyanın önceki Head’li albümler kadar sıkı fıkı olmadığının hissedilmesiydi. Çok da iyi ayrılmadığınız uzun süreli bir arkadaşınızla uzun yıllar sonra tekrar buluştuğunuzdaki garip hava vardır ya, işte öyle bir şey.

“The Serenity of Suffering” ise KoЯn’un tekrar gerçek ruhuna ve kimliğine kavuştuğu bir albüm. Her şeyiyle gerçek bir KoЯn albümü. KoЯn’dan başka hiçbir şeye benzemeyen, dünyada sadece KoЯn’un yapabileceği bir albüm. Sertlik dozu ve genel atmosferi dolayısıyla en yakın durduğu albüm net şekilde “Untouchables” olsa da, sonraki yıllarda yaptıkları işleri akla getiren unsurlar da mevcut. Albümün anafikri kesinlikle “melodi” ve bunu sağlayan başlıca şey de, Jonathan Davis’in albümün en övülesi yanı olan vokalleri ve nakaratlardaki melodik vokal anlayışı. Insane gibi modern bir KoЯn klasiğiyle açılan “The Serenity of Suffering”, diğer single Rotting in Vain’le birlikte grubun albümün geneline yaydığı bin türlü gitar efekti ve pedal kullanımının cömertçe sergilendiği bir şarkı olarak öne çıkıyor.

KoЯn deyince akla gelen her şeyi, Davis’in scat vokallerini dahi duyduğumuz albümde, grubun imza hareketlerinin tümü taze bir yaklaşımla ortaya konuyor. Bu açıdan bakınca, KoЯn’un yeni bir şey yapmamasına rağmen cepten yememeyi başardığını ve yıllar boyunca konserlerin vazgeçilmezi olacak şarkılar üretmeyi başardığını da görüyoruz. Bu açıdan grubun albüme yüklediği değer takdir edilesi.

Her ne kadar KoЯn’un “olayı” belli olsa da, grup tüm şarkıları benzer temeller üzerine oturtsa da, az önce bahsettiğim melodi ve “Untouchables”vari agresiflikler sayesinde “The Serenity of Suffering” kulağa bir şekilde taze geliyor. Elbet albümün mükemmel prodüksiyonunun da payı çok büyük.

Bir önceki “The Paradigm Shift”i sevdiyseniz “The Serenity of Suffering”i de muhakkak beğenirsiniz diye düşünüyorum, zira bu albüm daha güzel. Hatta ondan öncekinden de daha güzel, ondan öncekinden de, ondan öncekinden de. Kısacası “The Serenity of Suffering”, bence KoЯn’un son 15 yıldır yaptığı en KoЯn, en dolu, en ilginç albüm. Saydığım nedenlerden dolayı dinlenirliğini de uzatan ve gerçekten de “bildiğimiz KoЯn” olmasına rağmen acayip şekilde “her zamanki KoЯn işte” olmamayı başaran bir çalışma.

7,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.57/10, Toplam oy: 44)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2016
Şirket
Roadrunner
Kadro
Jonathan Davis: Vokal
Head: Gitar
Munky: Gitar
Fieldy: Bas
Ray Luzier: Davul
Şarkılar
1. Insane
2. Rotting in Vain
3. Black Is the Soul
4. The Hating
5. A Different World
6. Take Me
7. Everything Falls Apart
8. Die Yet Another Night
9. When You're Not There
10. Next in Line
11. Please Come for Me
12. Baby (Bonus)
13. Calling Me Too Soon (Bonus)
  Yorum alanı

“KoЯn – The Serenity of Suffering” yazısına 7 yorum var

  1. 33 yaşındayım says:

    paradigm shift ten daha iyi olması pek mümkün değil bu albümün.
    paradigm shift te hit üstüne hit vardı.
    bu albümde bir şarkı bile dinlerken kendine eşlik ettirmedi yada tekrar açıp dinleme hissi uyandırmadı.
    belkide ben yukarıda bahsedilen ‘bildiğimiz kornu’ seven biri değilim

  2. 33 yaşındayım says:

    spike in my veins açtım şimdi fark bariz ortada :)

  3. Ugur says:

    Dinlerken bir anda 2000′lerin başına döndüm ve bu nostalji hissinden çok “yeni Korn albümü çıkmış hocum yardır” hissiydi.

    Şu zamanda yapabilecekleri en iyi şeyi yapmışlar ötesi yok bence.

  4. hasankale says:

    Benim Korn’a lisedeyken “ergen müziği yea” deyip 25 yaşından sonra hastası olmak gibi garip bir durumum var. O dönem her ne kadar önyargılı bir tavır sergilesem de gerçekten de 2000′lerin başındaki Korn’un ya da Ahmet Abi’nin de dediği gibi Issues sonrası albümlerin ele gelir yanı pek yok. Bunun yanında grubun en mainstream ve şımarık dönemine denk geldiğim için geç tanışmış oldum da diyebiliriz. Bugün 90′larda yaptıkları işlere bakınca Nu Metal’in o kadar da zararlı bir şey olmadığını aksine kaçınılmaz olduğunu görüyorum. Bu albüm de benim takip ettiğim Korn’un çıkarmış olduğu ilk albüm. Ben açıkçası grubun “köklere dönüş” temalı açıklamalarından debut albüm gibi bir hamlık beklerken onlar ilk 10 yılın ortalamasını almışlar. Yine de Untouchables’tan sonraki en iyi albüm desek abartmış olmayız. Rotting in Vain ve Take Me şimdiden gözümde klasik şarkılar

  5. NewWorld says:

    Coal Chamber’ın rivals Albümü gibi bu albümde beni epey sevindirdi. 2 grubu kıyaslamıyorum fakat yaptıkları işin dinlenebilirliği açısından korn’da kendi özüne %100 olmasada dönmüş diyebiliriz.
    Şarkı seçmeden akıcı şekilde gidiyor albüm.

  6. Kaan says:

    Geçen yıl, bu son Korn albümünden haberim olunca acaba Issues ten beri dinlemediğim grup ne yapmış diye merak edip dinledim ve birden bu müziği özlediğimi fark ederek geriye doğru gidip tüm albümleri hatmettim. (ömrümde kurduğum en uzun cümle olabilir)
    Onca yıldır tarzları değişmemiş ve oldukça iyi besteler yaratmışlar. Korn büyük grup vesselam.

    Ashes of the Wake

    @Kaan, Bu albümden önce tarz değiştirmişlerdi. 2011′den itibaren elektronik temelli bir soundları vardı. 2011′de çıkardıkları albüm baştan sona dubstep

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.