# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
KING DIAMOND – Them
| 24.06.2016

Onlarsız olmaz.

Oğuz Sel

Korku filmlerinde sıklıkla kullanılan klişelerin başında, odasında yalnız başına yatmak zorunda olan çocuğun,odanın penceresine oldukça yakın olan ağacın dallarını, çeşitli ışık oyunları neticesinde kendisine zarar vermek isteyen bir yaratığa benzetip korkması gelir. Gece ve yalnızlığın halüsinatif etkileri elbette sadece bu tarz “tanıdık” şekillerde kendini göstermez.

Yaptığı yayınlarla açıldığı günden bu yana genellikle alay konusu olan televizyon kanallarından biri olan Flash TV’de, belki de sadece zaman doldurulması amacıyla gece yarılarına konan “ibretlik” doğaüstü ya da dini konuları ele alan televizyon filmleri de pekâlâ halüsinatif etkiler yaratabilir.

Mesela; zor durumdaki birine maddi yardım yapma sözü verip bu sözü tutmayan ailenin bebeklerinin mama ve kıyafetlerinin, “ibretlik” bir şekilde o fakir aileye ışınlanarak ulaşması ya da yaşlı bir kadının, yaptığı tüm iyilikleri böbürlenerek anlattıktan sonra,bu iyilikleri saymak için odasındaki porselen çanağın içine birer nohut atması ve kadın öldükten sonra yaptığı iyilikleri temsil eden nohutların çanak içinden tamamen kaybolup geriye “gerçek” sevap olan bir nohut tanesinin kalması gibi yayınlar, o anki psikolojiniz ve bulunduğunuz ortam müsaitse, zihninizi kolayca bulandırabilir.

Konu King Diamond, ele alınacak albüm de “Them” olunca, Word’ün “Çok uzun tümce” uyarısını görmezden gelip girişi uzun tutmak ve paranormal olaylara sarmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Zaten böyle bir başlangıç, en azından bu yazı için“Girişte anlatacak konu olsun”dan ziyade, bir gereklilik hâlini alıyor. Bana kalırsa, sıkı dostu olan LaVey’le anlaşma yapıp bir şekilde paralel dünyada da yaşaması ve orada başına gelen ya da hissettiği olayları şarkılarına konu edinen King, bireysel kariyerinin başlangıcından bu yana, konsept yapıda hazırladığı albümlerine konu ettiği anormal hikayeleriyle metal müzik dünyasını etkilemeyi başarıyor. Them albümünde belki de kariyeri boyunca anlatacağı en esaslı hikayeyi ele alan sanatçı, sözde “Uzun bir seyahat”e çıkan büyük annesinin dönüşünü ve akabinde olanları anbean anlatıyor. Bu noktada ailece yaşadıkları dehşet ve korkuyu, lirikleri takip ettiğinizde iliklerinize kadar hissetmenizi mümkün kılan King, yalnızca sözel olarak değil, melodik olarak da mükemmel bir anlatıma ortam hazırlıyor.

Sözlerle inanılamayacak derecede uyum gösterecek şekilde tasarlanan melodiler ve sololar, grubun albüm üzerine ne kadar yoğun çalıştığının kanıtı niteliğinde. Öte yandan, dahil olduğu her albümde kendini aşma gibi pis bir huyu olan Andy LaRocque, bu albümde de boş durmamış. Adeta “Öyle bir albüm yapalım ki ortalığı yıkıp geçelim,” diyen King Diamond’a “Okay Dusty” karşılığını verip bir köşede biriktirdiği agresif rifleri uyumlu bir şekilde albüme yaymış ve Pete Blakk ile birlikte Malmsteen’e selam çakarcasına yer yer karmaşık yer yer neo klasik sololar atmış. Gerçekten şaşılacak iş… Anormal tempo üretme konusunda uzman olan Mikkey Dee ise şarkıların ilgi çekici olmasını sağlayan bir diğer etmen elbette. Yeri asla dolmayacak Lemmy Kilmister’ın 1985 yılındaki “Motörhead’e gelen delikanlı,” teklifini çok değil, bu albümden 4 yıl sonra kabul edip Motörhead’in davulcu koltuğuna geçecek olan Mikkey Dee, özenle hazırlanan parçaların tam anlamıyla tozunu attırıyor. Bazı parçalarda hayli ön planda olan Hal Patino’yu da es geçmemekte fayda var; zira atmosfer tamamlamadaki etkisi yüksek. Sıra geldi King Diamond’a…

Sadece vokallerde değil, yapımcı ve miksaj işlerinde de kendini gösteren King, Abigail’in de ses mühendisliğini yapan Roberto Falcao muhtemelen bu defa kafalamış ve vokallerin kulakları tam anlamıyla yakacak şekilde yapılandırılmasını sağlamış. Daha ilk parçada King’in “GRANDMAAA” diye haykırması, gezindiği notalar dolayısıyla da ciddi anlamda travmatik etki yaratabilecek diklik ve sertlikte…Öte yandan King’in, seslendirdiği rollere kendini iyiden iyiye kaptırması, Them’in muhteşemliğini ve gerçekçiliğini tepe noktaya taşımış ve belki de bu yüzden bir daha aşılmaz noktaya getirmiş.

King Diamond albümlerini yemiş yutmuş biri olarak net olarak söyleyeceğim bir şey var, King bu albümün üstüne bir daha çıkamadı. Ne konsept ne de oluşturulan atmosfer ve bu atmosfere uygun rifler/melodiler, hiçbir KD albümünde mevcut değil; evet bu yapıya yaklaşanlar var ama müzikal zirve Them’dir King adına. Bunun bir göstergesi de hikayenin, bu albümle tamamlanmayıp Conspiracy’de devam ediyor olması. Fatal Portrait ile aklı test eden, Abigail bu testin sonuçlarını inceleyen ve Them ile akli melekelerin yok olması için düğmeye basan King Diamond ve şürekası oldukça başarılı ve dinlemekten bir an olsun bile sıkılmayacağınız bir albüme imza atmış. Bunda 1980’lerin etkisi var mı yok mu, o da size kalmış.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.49/10, Toplam oy: 39)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1988
Şirket
Roadrunner Productions
Kadro
King Diamond: Vokal
Andy LaRocque: Gitar
Pete Blakk: Gitar
Hal Patino: Bas
Mikkey Dee: Davul
Şarkılar
1. Out from the Asylum
2. Welcome Home
3. The Invisible Guests
4. Tea
5. Mother's Getting Weaker
6. Bye, Bye Missy
7. A Broken Spell
8. The Accusation Chair
9. “Them”
10.Twilight Symphony
11. Coming Home
  Yorum alanı

“KING DIAMOND – Them” yazısına 5 yorum var

  1. Darth Vulture says:

    Welcome Home dinlediğim ilk KD şarkısıdır. Bu şarkıyı duyduğum an King Diamond’ın lanetine yakalandım ve arka arkaya 20 civarı dinledim inanılmaz hoşuma gitmişti sonra Tea falan derken tüm albümü bilgisayarıma aldım ve baştan sona büyük keyifle dinledim. Kralın diğer albümleri asla bunun gibi olamaz bencede. Teşekkür ederim kritik için, 10.

    Ouz

    @Darth Vulture, Rica ederim. :)

  2. bahadır says:

    Abigail bir tık daha iyidir bu albümden. Them’in soundu çok yetersiz her ne kadar konsept iyi olsa da. Davul tonlarında sorunlar fazla.

  3. Murat ''HISTORIAN'' KARAN says:

    Sene büyük ihtimalle 1989 idi. Dinleyiciliğimin henüz ilk yıllarını yaşıyordum. Emin olun halen daha, o yılların coşkusunu unutabilmiş değilim. O yıllara ait en güzel faaliyetlerim, her ayın ilk haftası satın aldığım BLUE JEAN dergisini okumak ve koca ay yemeyip içmeyip biriktirdiğim okul harçlıklarımla, her ayın ilk Cumartesi günü bulunduğum yer Bozüyük’ten Eskişehir’e gidip, kuruluş tarihi 1985 olan ve Türkiye’deki en eski alışveriş merkezlerinden biri olan Esnaf Sarayı’nın en üst katındaki kasetçiler çarşısında soluğu almak ve vitrinlerin karşısında saatler boyu kasetleri incelemek, sonrasında çocukcasına bir heyecanla gözüme kestirdiklerimi birer birer arşivime katmaktı. Dolayısıyla şimdi bile tüylerimi diken diken eden o zamanları unutulmaz kılan, hala bu müziği bırakamamamın asıl sebebi olan grup ve albümlerle o yıllarda tanışmamdı.
    Günün birinde, Blue Jean dergisinde yayınlanan bir makale beni haddinden fazla etkilemişti. Sayfada suratı boyalı, ilginç bir tipin fotoğrafı vardı. Biraz yadırgamıştım lakin yazı olağanüstü derecede çarpıcıydı, sanki karanlık eski bir evde geçen bir korku filmini anlatır gibiydi bir grubun müziğinden ziyade. Bu adam sonradan fanatiği olduğum King Diamond idi. Fakat adamın müziğiyle tanışmak için, Güneş plakçılık şirketinin ”Them” albümünü ’90 senesinde basmasına kadar beklemem gerekecekti. Albümü Esnaf Sarayı’ndan alıp eve gelmem, ilk defa dinlemem ve gecenin bir yarısında feci tırsmam unutulacak gibi değildi. Aslına bakarsanız, albüm o yıllarda dinlediklerime hiç benzemiyordu çünkü bir kere alıştığımın aksine çok fazla iniş-çıkış ve tempo değişimine sahne oluyordu. Çömez bir dinleyici olmama karşın; beni albüme bağlayan thrash ve speedvari hız ile sertliğe sahip nefis bir heavy metal sesörgüsünün olması idi. LaRocque-Blakk ikilisinin son derece özgün ve melodik sololarının albümün her yanından adeta fışkırması beni deliye çevirmişti. Mikkey’in öyle her davulcunun altından kalkamayacağı, müziğin bütün iniş-çıkışlarına ritmik yönden verdiği destek adeta altın değerindeydi. King Diamond ise hala dinlediğim en sıradışı vokallerden biri. Yıllar sesinden çok şey götürdüyse de, bu albümdeki performansı kendisi için zirve noktası.
    Son tahlilde; 7th Son Of A 7th Son, Headless Cross, Painkiller, 1916, Kings Of Metal, Death Or Glory, Screamin’ n Bleedin’, Rock The Nations, Live In The U.K., Diamonds( Dio best ofu ), The Years Of Decay, Gutter Ballet gibi dömemdaşı birçok albümün arasında tıpkı bir elmas gibi ışıl ışıl parlayan Them, bir başyapıt elbette. Notum da 10/10.
    Ben de daha ilk elden böyle şaheser albümle kendisiyle tanıştığım için kendimi mutlu hissediyorum. Yazıyı yazan arkadaşa teşekkür ederim ki öyle böyle değil. Nice zamandır dinlemek için uygun bir anı kolluyordum. Kritiğin sayesinde bir dinledim ki, albüm sular seller gibi aktı resmen. Aldığım zevk sözlerle anlatılacak gibi değil. Ne diyeyim, sen çok yaşa Oğuz!!!

    Ouz

    @Murat ”HISTORIAN” KARAN, Böylesine zengin ve güzel bir yorum için asıl ben teşekkür ederim. :) O yıllarda ben daha ilkokul çağındaki bir bebeyken siz neler yaşamışsınız… Gerçekten çok değerli hem yaşadıklarınız hem de yazdıklarınız. Çok çok sağ olun. :)

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.