# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
LEPROUS – Coal [ORTAK İNCELEME]
| 20.02.2016

1 albüm, 3 kritik.

Berzan Önen (THE BRITISH SHORT HAIR)

DAYAK. “Coal”un ilk parçası Foe girdiği anda başınıza gelen tam olarak bu; sağlam bir ZOPA. Leprous sizi afallatıyor, dimağınızı yerle bir ediyor ve sığınaksız bir duygu patlaması içerisinde bırakıyor. “Coal” “yeni”, yapılmamışı yapıyor. Teknik açıdan kainatın en kompleks albümü değil (hatta uzak bile değil), ama bu basitliğin içerisinde dev bir “muazzam fikirler topluluğu” yatıyor. Yeni dünyalar keşfetmeden yeni dünyalar keşfetmek gibi kakafonik bir cümle kuruyorum, umarım anlayabilmişsinizdir derdimi.

Kendi alanım olduğu için, bir miktar Einar arkadaş ile ilgilenmek istiyorum. Benim için Einar’ın vokalini özel kılan şeyler; etkileyici bir ses aralığı, ses ve register kontrolü, prozodi, güç, teknik vs.nin ötesinde. “Doğallık” bunu en iyi tanımlayabileceğim kelime sanırım. Sese çok rahat bir yaklaşımı olduğunu düşünüyorum, kendini (aslında ses kullanımı konusunda olması gerektiği gibi) sınırlamıyor. Ve bu da ona dev bir oyun alanı açıyor. Özellikle Salt ve The Cloak’ta kullandığı evlat kestiren falset (arada mixed) geçişleri, The Valley’deki “bir kelime ile yazılabilecek en zengin melodi” sergisi (ayrıca bknz. Maynard’ın “temporarily” deyişi), bu albümde iyice artırdığı a capella partisyonlar (ayrıca bknz. Haken ve muhteşem a capella yazımı) ve her ne kadar “Coal”da değil de “The Congregation“da kullanmaya başlamış olsa da (“Coal”da direkt Ihsahn var zira) “Ihsahn’vari çığırmaları”… Ama yine de bana göre en büyük gücü, sesiyle sonsuz duygunun kılığına girebiliyor olması Einar Efendi’nin.

Dev övdüğümü fark edip şunu araya sıkıştırayım bari: albümde gördüğüm nadir eksilerden (eksi olarak sayılabilir mi bilmiyorum gerçi) biri; en fazla da The Valley’de yapılan, gereksiz tekrar ve uzatmalar.

“Coal”, “aradığım lezzet” diye adlandırmış olduğum Leprous ile ilk tanıştığım albüm olduğu için daha da özel benim için. Leprous zihin açıcı, monotonluğa bir hadoken (aşağı↓ ileri→ yumruk), aranan kan (viva la klişe), nadide bir çiçek (bknz. “Tall Poppy Syndrome“) ve yenilikçiliğini/tahmin edilemezliğini kaybetmeden üretmeye devam ediyor. Beni bu derecede heyecanlandıran nadir gruplardan Leprous… Dinleyin yahu işte Norveç çocuklarını! Ben de Foe dinleyip kendimi bir lezzet bahçesine atayım.

Not: 9/10

Zafer Tunaboylu (VORTEX OF CLUTTER)

Leprous’ı ilk olarak “Bilateral” ile keşfetmiştim. Kendileriyle ilgili ilk profesyonel görüşüm “oha ne acaip lan?” olmuştu. Metal gibi ama değil de gibi bir müzik üzerine neredeyse ilk defa bu müzikte duyduğum bir şekilde şarkı söyleyen bir adam duyuyordum her şeyden önce. Pop müzik ögelerini de içinde barındıran, fakat çok yaratıcı ve etkileyici bir şekilde icra edilen vokaller yüzünden müzikal derinliğe inmem oldukça vakit almıştı açıkçası. Sanırım grup ile ilk tanışmasını yaşayan birçok kişi benim gibi düşünüyordur. Keza Einar Solberg, grup için müzikal anlamda frontman’lik görevini bütünüyle yerine getiren bir eleman.

“Coal” ise grup külliyatında benim en favori albümüm olmamasına rağmen en az diğerleri kadar güçlü bir albüm. “Bilateral”dan hemen sonra çıktığı için öncelikli kıyaslamayı bu albümle yapmayı tercih ediyorum. “Coal”u dinlemek için düğmeye bastığımızda “Bilateral”a göre daha düşük dinamikli bir albümle karşılaşıyoruz öncelikle. Beste yapılarının çok değişkenlik göstermediği; bolca tekrara yer verilen ve Einar’ın inanılmaz vokal melodilerinin en yakalayıcı kısımlarının şarkı içerisinde sıkça tekrarlandığı kompozisyonlar genel olarak, albümün içine giremeyen bir dinleyicinin “acaba sıkıcı mı?” düşüncesine kapılmasına sebep olabilir. Ancak albümün içine girildikçe karşılaşılan deha, dinleyicinin albümdeki özellikle bazı şarkılara obsesyon derecesinde bağlanmasına sebep olacaktır. Ben albümdeki bazı şarkılarla ilgil bu tip bir obsesiflik içerisindeyim zira…

Albümde ilk dikkatimi çeken şey; şarkıların belirli bir trafiği takip ederek akmamaları oldu. Bu durum davulların ritme klasik beat’lerle devam etmeyip melodiye uygun bir şekilde, bir perküsyon edasıyla ritm tutmasından kaynaklanıyor. Bu durumun en temel örneği olarak sanırım Foe’yu gösterebiliriz. Foe yukarıda bahsettiğim obsesif hissiyat konusunda başımın en çok belada olduğu şarkı. Öyle ki şarkıya başladığımda albümün geri kalanına geçmek için şarkıyı en az 4 kez dinlemek zorunda kalıyorum. Yahu o nasıl bir vokal melodisidir? Grubun 20 Eylül 2015 garajistanbul konserinde Foe hiç ummadığımız bir anda girdiğinde Berzan Beyefendi’yle çığlık çığlığa tepki göstermiştik. Kıllı bıyıklı eşşek kadar iki adamın ergen kızlar gibi mutluluk nidaları atması gerçekten çok çirkin bir şey arkadaşlar.

Albümle ilgili beklentilerimi karşılayamayan tek yön bütün alt yapının sanki bir solistin solo albümüymüşcesine yazılmış olması. Vokalin olmadığı yerlerde kulaklarım değişik rifler, melodiler aradı sürekli. Neyse ki grup bu açığı son albümü “The Congregation” ile büyük ölçüde kapattı. Zaten grubun her albümü kendi aurasını taşımasına rağmen birbirinden farklı nitelikleriyle dikkat çekebilen albümler diye düşünüyorum. Albümde en sevdiğim şarkılar Foe (x4), acaip hüzünlü havasıyla The Cloak, ruh hastası aksak vuruşlarıyla The Valley ve belki de albümdeki en yüksek tempolu şarkı olan Chronic.

Bu derece şahsına münhasır gruplara büyük ölçüde kulak kabartmak gerekir. Keza tarz itibariyle Leprous’a benzeyen kaç tane grup çıkabilir bilmiyorum. Ben şimdiden kendilerinin yeni albümlerini heyecanla beklemeye başladım bile. Şimdiye kadar grubu dinlememiş olan ve bu müziğin her tarzına açık olan dinleyicilerin külliyatı baştan sona irdelemerini arz ederim.

Not: 8/10

Ahmet Saraçoğlu (ACHROMA RISING)

LEPROUS’ın diğer gruplardan farklı olmasını sağlayan bir numaralı şey, LEPROUS’ın diğer gruplardan farklı olmak adına özel bir şey yapmıyor olması. LEPROUS; bu müziği yapmak için meydana gelmişçesine, elemanları sanki hayatları boyunca hiç müzik dinlemeden bir araya gelmiş olsalar da ortaya bunu çıkaracaklarmışçasına, son derece organik, doğal ve özgün bir müzik yaratıyor.

Progresiflik kavramının ete, kemiğe, notaya bürünmüş hâli olan LEPROUS müziği, kural tanımamazlıktan ziyade, kural diye bir şey olduğunu bilmiyormuşçasına akışına bırakılmış şekilde kulaklarımıza akıyor ve Einar’ın her kapıyı açma kabiliyetindeki muazzam ses becerileri eşliğinde başka çok az grubun ulaşabildiği beyin kıvrımlarımızı boydan boya dolaşıyor.

LEPROUS, bu özelliğiyle, sahip olduğu üstün yeteneğin farkında olmadan dünyayı kendine hayran bırakan 4-5 yaşlarındaki üstün zekalı bir çocuğu andırıyor.

LEPROUS’ın 3. albümü olan “Coal”, 15 yıllık grubun öncesine aşina olmayanlar tarafından daha bir şaşkınlıkla karşılansa da, LEPROUS’ın gelişimini eş zamanlı takip edenler için tam zamanında ortaya çıkmış bir olgunluk eseriydi aslında. Davullar dâhil neredeyse tüm müziği tek başına yazan Einar Solberg’in önderliğinde, bu sınırlanmamış ve her yöne genişleyebilecek sound’u tüm etkileyiciliğiyle kullanan LEPROUS; metal dünyasında az rastladığımız düzeyde bir özgürlüğe sahip. Bu özgürlük, onları çok albümler sonrasında bile “Bildiğimiz LEPROUS…” diye değersizleştirmemizi önleyecek. Her ne kadar yıllar içinde diğer pek çok orijinal başlayan grup gibi onlara da alışıp, eşsizliklerini kanıksayacak olsak da, nihayetinde onlardan alacağımız heyecanın hiç düşmeyeceğine inanıyorum. Bunun sebebi de az önce söylediğim, yeteneğinin bilincinde olmadan çok acayip işler yapan çocuk hüviyetindeki yaklaşımları.

“Bilateral”daki eşsizliğin üstüne daha bir kendini bilirlik koyarak, her açıdan kontrastlarla dolu albüm kapağındaki havayı net şekilde yansıtan “Coal”, LEPROUS’ın sözünü ettiğim progresifliği adına numunelik bir eser olarak öne çıkıyor. Olayın icrasal yönünden ziyade anlayış yönünü öne çıkaran albüm; Foe ile başlattığı dramatik gövde gösterisini, kaybolan panik atak ilaçlarını bulmak için evin altını üstüne getiren Chronic’le sürdürüyor.

İlk yarısında kendini gazlayan, sonra bir durup düşünen ve son kısımda da kontrolünü kaybeden Coal; ardından gelen ve LEPROUS’ın sınırsızlığının ve metal üstülüğünün eşsiz örneklerinden olan The Cloak ve dünyada başka hiçbir grubun yapamayacağı düzeyde karakteristik The Valley de, albümün bambaşka boyutlara taşınmasına katkıda bulunuyorlar.

Kalıtımsalmış gibi duran kasveti ve tedirgin edici neşesiyle dengesiz bir profil çizen ve bu minvalde “The Congregation”a göz kırpan Salt ve gözyaşlarını silerek ayağa kalkıp, geçmişin başarılamamışlıkları eşliğinde koşmaya çalışan Echo ile sona yaklaşan albüm, sözleriyle müziği adeta pasif agresif (mmm…) bir kontrast sunan, Ihsahn katkılı Contaminate Me ile noktalanıyor.

“Ulan bunu keşke ben düşünseydim” dedirtecek kadar “ortada” ve basit gibi duran fikirleri, “bunlar çok başka kafalar abi” dedirtecek düzeyde görkemli ve zekice sunan LEPROUS’a, yaratımlarından ve varlığından dolayı minnettar olduğumu söyleyerek yazıyı bitiriyorum.

Not: 9/10

(9+8+9)/3=8,6/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.45/10, Toplam oy: 47)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2013
Şirket
InsideOut Music
Kadro
Einar Solberg: Vokal, klavye
Tor Oddmund Suhrke: Gitar, geri vokal
Øystein Landsverk Gitar, geri vokal
Tobias Ørnes Andersen: Davul
Rein T. Blomquist: Bas

Konuk:
Ihsahn: Vokal (Contaminate Me)
Şarkılar
1. Foe
2. Chronic
3. Coal
4. The Cloak
5. The Valley
6. Salt
7. Echo
8. Contaminate Me
9. Bury
  Yorum alanı

“LEPROUS – Coal [ORTAK İNCELEME]” yazısına 2 yorum var

  1. Joke says:

    https://www.youtube.com/watch?v=78-vJwCVJvk
    05:20 de gerçekleşen olay bizde niye olmuyor oturup düşünmemiz lazım bence

  2. Rust in Peace. says:

    Bu albümün kritiğinin altında albüme dair hiçbir yorum olmamasını hiç beklemiyordum. Son zamanlarda en çok şaşırdığım anlardan biri bu kritiğe girdiğim an.
    Bu albümü 1 sene önce ilk kez dinlemeye yeltenmiştim ancak nedense kestirip attım, sadece foe ve contaminate me’yi beğenmiştim. Geçenlerde yine keşiflere devam ederken yahu leprous diye bir grup vardı dedim, gittim congregation’ı dinledim. Bayıldım. Sonra bu albüme döndüm ve gerçekten ne kadar büyük bir hata yaptığımı anladım.
    Sanırım insan bu müziği dinledikçe bir şeylerin farkına varıyor. Eskiden yüzüne bakmadığım grupların, albümlerin hastası olup çıkıyorum. Aceleci olmamak, sabırla dinlemek gerekiyor sadece.
    Albüme puanım 10. Müzik olmasa sadece vokaller olsa bile dinlerim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.