# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
THE OCEAN
04.11.2015

“İstanbul konserini ve sonrasında İstanbul’da takılacağım birkaç günü iple çekiyorum.”

Bu haftaki röportaj konuğumuz, Easternbull ve Moodlive organizasyonuyla 9 Kasım’da MONO ile birlikte garajistanbul’da izleyeceğimiz Alman/çok uluslu post-metal grubu THE OCEAN. Metal dünyasının en çalışkan gruplarından biri olan ve yıllardır dur durak bilmeden turlayan THE OCEAN’ın kurucusu, beyni Robin Staps ile THE OCEAN’ın dününü, bugününü ve İstanbul konserini konuştuk.

Selam Robin, zaman ayırdığın için teşekkürler. Yakın zamanda MONO ile birlikte çıktığınız turne için ortak bir single yayınladınız. Bu split’te yer alan “The Quiet Observer” adlı şarkınız THE OCEAN’ın şu anına özel bir çalışma mı, yoksa bir sonra çıkacak albümünüz için de bir işaret olarak görebilir miyiz?

Olabilir de olmayabilir de. Birbirinden çok farklı yapıda birkaç şarkımız var ve hangilerinin albüme girip hangilerinin giremeyeceğini de şimdiden kestirmek zor. Bu turnenin ardından daha fazla yeni materyalle çalışmaya başlayacağız ve bizi nereyegötüreceğini göreceğiz. Yine de evet, bu şarkı THE OCEAN’ın 2015′teki yapısını diğer tüm şarkılardan daha iyi gösteriyor. Şarkıda şu anki kadromuzun tümü yer alıyor, hatta konserde bize eşlik eden çellocumuz Dalai Theofilopoulou da var. Aynı zamanda şu anki gitaristimiz Damian Murdoch ve davulcumuz Paul Seidel de ilk kez bir THE OCEAN kaydında yer aldılar.

Yeni albüm demişken, bu konuda neler söylemek istersin? “Pelagial”a göre nasıl farklılıklar beklemeliyiz?

Şimdiden bir şey söylemek zor. Sanırım en belirgin fark, yeni albümün “Pelagial”dan daha fazla grup çalışması olacak olması. “Pelagial”ı ben tek başıma yazmıştım ve o günden beri çok değişti. “Pelagial” döneminde grup çok sağlıklı bir dönemden geçmiyordu. Önceki gitaristimiz ve davulcumuz hâlâ gruptaydı, ancak gruba eskiden olduğu kadar zaman ayırmıyorlardı. Albümü tek başıma yazmamın sebebi de buydu. Bir sonraki albüm için yazım sürecine herkesin katılmasını çok istiyorum.

THE OCEAN metal dünyasının en çalışkan gruplarından biri. Sık şekilde albüm yayınlıyor ve sürekli turluyorsunuz. Biliyoruz ki metal dünyasında para kazanmak hiç kolay değil, hatta çoğu grup için imkânsız. Sen bu yola baş koymaya ve kariyerini metal üzerine kurmaya nasıl karar verdin?

Aslına bakarsan bu bir karardan ziyade, kendiliğinden ortaya çıkan bir şeydi. 2001 yılında bu grubu kurduğumda, bugünkü gibi ciddi bir şeye dönüşeceğini hiç tahmin etmiyordum. Her şey yavaş yavaş oldu ve ilk birkaç yıl adımızı duyurmaya çalışmakla geçti. Çok fazla zaman, enerji ve para harcayarak bu grubu bir şeyler yapabilir hâle getirdik. Bunu yapma sebebimiz bu işi çok sevmemizdi. Turlamayı, kayıt yapmayı çok seviyorduk ve hâlâ da çok seviyoruz. Bir şeyi tutkuyla yaparsanız, o şeyde iyi olmaya başlarsınız ve bu durum insanların dikkatini çekmeye başlar. Bize olan şey buydu; kafamızda bir kariyer planı falan yoktu. Bu grupla Çin’de veya Avustralya’da turlayabileceğimizi hiç düşünmezdik. Tek isteğimiz müzik yapmaktı. Bir ofis işi veya profesyonel bir meslek yerine bu tarz bir hayatı seçtik ve yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak ve bu heyecan dolu yaşamı sürdürmek kesinlikle çok daha keyifli.

Günümüz gruplarının en büyük sıkıntılarından biri, müziğin iş kısmıyla yeterince ilgilenmemeleri. İyi müzik yapmanın pek çok şey için yeterli olduğunu düşünen gruplara neler tavsiye edersin?

Yeterli olmadığını söyleyerek başlayayım. Eğer kendi başınıza yapamıyorsanız veya yapmak istemiyorsanız, birinin bu konularla ilgilenmesini sağlayın. Ne yaptığını bilen biri olmalı. Kazancınızın %15′ini sizden alacak profesyonel bir menajer olmasına gerek yok. Bir arkadaşınız, güvendiğiniz biri de olabilir. Kendini bu işe vermesi, organize olması, sosyal becerilerinin yüksek olması ve iyi bağlantılarının olması gerekir. Kişisel olarak, hiçbir zaman “ben gitar çalayım, geri kalan hiçbir şeye ellemeyeyim” diye düşünen bir müzisyen olmadım. Eğer böyle bir tavrınız varsa, başarınızdan ve çalışkanlığınızdan nemalanacak çakal menajerlerin sizi kullanıp atması büyük ihtimal. Müziğin idari kısımlarından da zevk alıyorum. Tam zamanlı bir grup olmanın en güzel tarafı, çok çeşitli şeyler yapabiliyor oluşunuz. Konserler verip rock n roll yaşıyorsunuz, turlamaktan yorulunca eve dönüp stüdyoya giriyorsunuz, ki o da bambaşka bir dünya ve rock n roll olmasa da yine çok yoğun ve detaylı bir çalışmaya girişiyorsunuz, bütün gün sandalyede oturup ekrana bakıyorsunuz. Bundan da sıkılınca tekrar yollara düşüp turlayabilirsiniz. Kısacası idare kısmı bu işin diğer bir tarafı. Müziğim ve sanatımla alakalı bu kadar çok şey yapabildiğim için çok mutluyum. Yaratıcı yaklaşımlarınızı ve hedeflerinizi idari ve pazarlama konuları dâhilinde de geliştirmeniz de gayet mümkün.

Çok fazla turlayan bir grubun lideri olarak, turlamak konusundaki en önemli 3 tavsiyen neler?

1) Birbirinizin özeline ve sınırlarına saygı göstermeyi öğrenin. Akıllı bir psikolog olun ve herkesin farklı bireyler olduğunu ve farklı sabır ve stres seviyelerine sahip olduklarını unutmayın.
2) Çok uzun süreli turlamayın.
3) Ziyaret ettiğiniz yerleri görmek için, mümkün olan her anda kendinize zaman yaratın. Stresli bir ABD turunun ardından Meksika’da birkaç günü konsersiz geçirip dinlenmek bize grup olarak çok şey katmış ve birbirimizi tekrar sevecek enerjiyi kazanmamızı sağlamıştı.

Yıllardır sahnelerdesin. Geçmişte mantıklı bulup yaptığınız, ancak artık yapmaktan kaçındığınız neler var?

Prodüksiyonumuz elbette ki eskiye oranla epey farklı, ancak genel mentalitemiz 10 yıl önce de aynıydı. 10 yıl önce bile kendi ışıkçımıza sahiptik, çünkü tepemizde parlak sarı ışıklar eşliğinde atmosferik müzik çalmaktan hoşlanmıyorduk. Tabii o zaman her şeyi kendimiz yapmaya çalışıyorduk ve bu da sahnedeyken sıçmaya ve hata yapmaya daha müsait durumlar oluşturuyordu. Ayrıca kocaman benzin varilleri kullanan perküsyoncumuz da bizimleydi ve o koca varilleri minibüste taşıyıp duruyorduk. Sürekli olarak hiç işe yaramayan çok fazla ekipmanı yanımızda taşıyıp duruyorduk ve genelde minibüste düzgün şekilde oturamıyorduk bile. Eskrim maskeleri takıyor, “chilaba” denen, Fas’a özgü siyah giysiler giyiyorduk. Bir süre için havalı ve farklı olacağını düşündüğümüz her şeyi denedik ve şimdi bakınca çoğunun baya komik olduğunu düşünüyorum. Bence bugünlerde çok daha etkin işliyoruz haha.

İstanbul’daki ilk konserinize çok az kaldı. Daha önce buraya gelmiş miydin ve konserden beklentilerin neler?

Daha önce İstanbul’a iki kez geldim ve ikisi de müthiş deneyimler oldu. İlkinde ailemle gelmiştim, ikincisi ise o zamanki kız arkadaşımla, 2011 yılındaydı. Tüm önemli mekânları ziyaret ettim tabii ki. Onların yanı sıra çok da ön planda olmayan ancak bence aynı düzeyde ilgi çekici bazı yerlere de gitmiştik. Mesela çok da mantıklı gözükmeyen pek çok acayip aletin olduğu ve onları kurcalayabildiğin o garip teknoloji müzesi bunlardan biriydi. İstanbul’un Avrupa ve Asya taraflarının farkları beni ok şaşırtmıştı. Yemekler inanılmazdı ve Beyoğlu’nda her yerden müzik fışkırması muhteşemdi. Konseri ve sonrasında İstanbul’da takılacağım bir ya da iki günü iple çekiyorum.

Hepsi bu kadardı Robin, çok güzel bir konser olacağına eminim, 9 Kasım’da görüşmek üzere.

Ben teşekkür ederim, görüşürüz!

Röportaj
Ahmet Saraçoğlu

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“THE OCEAN” yazısına 1 yorum var

  1. Geçtiğimiz hafta Münih konserinde beni mest ettiler, arada kalmış olan varsa bence kesinlikle kaçırmasın konseri, muazzamlardı gerçekten. Orada Sòlstafir olmadığı için daha da uzun bir liste çalarlar sanırım, burada setlist şöyleydi: http://www.setlist.fm/setlist/the-ocean/2015/backstage-werk-munich-germany-53f5e3b5.html

    Ayrıca Pelagial gibi bir albümü tek başına yazmış adam ya. Öeh.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.