# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Tartışma
Bas gitaristler
| 10.11.2015

Baslar çok iyi abi ya.

Kahkahalarla dolu olmasını dilediğim bir haftadan daha merhaba. Bu hafta, iki hafta önce başlattığımız müzisyen serisinin ikinci ayağını, bas gitaristleri konuşuyoruz.

Metal yahut başka bir müzik türünde bas gitarist olma kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bas gitarist bir grubun, projenin kimliğinde nasıl bir yer kaplar? Bir bas gitaristi bir diğerinden daha fazla sevmenize yol açan özellikler nedir?

Steve DiGiorgio’dan Jaco Pastorius’a, Marcus Miller’dan Flea’ya, bir grubu dinleme konusunda sizi ekstra motive eden bas gitaristler kimler ve bu durumun sebeplerini ne olarak görüyorsunuz? Müziğin arkasında kendini belli etmeye çalışan basları duyabiliyor musunuz, yoksa çoğu albümde basları fark edemiyor musunuz?

Paylaşımlarınız ve yeni müzisyen önerileriyle renklendireceğiniz bir tartışma olmasını umuyor, hepinize aydınlık bir hafta diliyorum.

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“Bas gitaristler” yazısına 10 yorum var

  1. Sepher says:

    Billy Sheehan, her zaman favorimdir fakat teknik olarak Beyond Creation’daki eleman; kodadı Forest olsa gerek. Bayağı sevdirmişti perdesizle. Linus var Obscura’dan. ve tabi ki Sean Malone.

  2. dice says:

    jeroen thesseling geliyor aklıma, bir de neden bu kadar az albümde yer aldığı geliyor.

  3. northern says:

    bas gitar ve bas virtüözleri hakkında hiçbir bilgim yok, dolayısıyla çok yüzeysel bir yorum olacak.

    bir müziğin içindeki baslara ciddi ciddi ilk kez dikkatimi çeken basçı geezer butler’dır. black sabbath’ın ilk albümünün ilk şarkısında cidden bir garip olmuş, baslara kitlenip kalmıştım. böyle kendi başına giden, arada “düyuuuuuvvvv” diye aparkat misali inen, adamın aklını alan baslara hiç denk gelmemiştim.

  4. Kemal says:

    Benim bas gitara başlamam tamamen bir takım tesadüfler zinciri sayesinde meydana geldi. Şu an hayatımda bas gitarın ne kadar büyük yer kapladığını düşününce komik geliyor açıkçası :)

    Ortaokuldayken bir süre klasik gitar dersi almıştım. Liseye girdiğimde tek isteğim okul grubunda çalmaktı. Bir grupta çalmak, stüdyoda provaya girmek, konsere çıkmak gibi şeylerin düşüncesi beni inanılmaz heyecanlandırıyordu. Okul grubuna gittiğimde ise gitarist ihtiyacı olmadığını ama bas gitarist aradıklarını söylediler. Hakkındaki tek fikrimin “Queen’de John Deacon’ın çaldığı gitara benzeyen ama gitar olmayan şey” olduğu bu enstrümanı sırf okul grubunda çalabilmek için kabul ettim.

    Bana okulun malı olan 5 telli bir SB Dreams bas gitar verdiler. Gitarı ilk eve götürdüğümü ve aynada kendimi izlediğimi hatırlıyorum. Evde amfi filan olmadığı için tellere abana abana vurmuştum ses çıksın diye :D İlk çalışmam için verdikleri şarkılar Eye of The Tiger ve Zombie idi. İki hafta boyunca sabaha kadar bu şarkıları çalıştığımı hatırlıyorum.

    Ama bütün bunlara rağmen bana heyecan veren şey hala bas gitar değil, bir grubun parçası olma isteğiydi. Bas gitara olan aşk, ilk stüdyo provasında bas gitarı ilk kez amfiye takınca başladı. Evde amfisiz çalıştığımdan dolayı sağ el tuşem Thor’un çekici kıvamına gelmişti. Eye of the Tiger çalarken, bas gitarın ilk vuruşları yaptığı yerde ben abanarak çalınca amfiden çıkan o tanrısal sesin gövdemde yarattığı titreşim beni kendimden geçirdi. Böyle anlatınca gereksiz romantikleşti olay, ama inanın bir ses ya da bir titreşim insanın hayatını ne kadar değiştirebilirse benim de hayatım o andan itibaren o kadar değişti işte.

    Okul grubunda çaldığımız pop/rock şarkıları tat vermemeye başlayınca, asıl gönül bağımın bulunduğu tür olan metal müziğe yöneldim. Tesadüfe bakın ki, Kadıköy’de o aralar müthiş bir metal bas gitarist kıtlığı vardı. Çalanların büyük çoğunluğu yokluktan bas gitara geçmiş elektro gitaristlerdi. Bu yüzden kendime okul dışında gruplar bulmakta hiç sorun yaşamadım. Artık sabahları okulda üniversite sınavı için inekleyen öğrenci, akşamları ise Kadıköy stüdyolarından kısa saçıyla headbang yapmaya çalışan amansız bir death metal askeriydim.

    Bu süreçte iki tane büyük bas gitar öğretmenim oldu, yine ne tesadüf ki, ikisinin de adı Steve idi. Iron Maiden çalışmak bana bas gitarın şarkıya nasıl can kattığını, ve akıllıca yazılmış 2-3 saniyelik melodik bir geçişin nasıl şarkının ruh halini değiştirebileceğini öğretti. Bir de işin teknik tarafı var, Harris’in dur durak bilmeyen galloplarını çalışmak çok kısa sürede sizi kondisyon canavarı hale getiriyor. Diğer basçılar hızlı şarkılar çalarken ellerine kramplar girerken, ya da şarkıdaki 16lık notaları 8likler halinde çalarken, siz Maiden çalışmanın getirdiği kondisyon ile dünyanın sonu gelmeyecekmişçesine kazımaya devam edebiliyorsunuz.

    Bir de Death var tabii. Individual Thought Patterns albümünü ilk dinlediğimde yaşadığım aydınlanmayı tarif etmekte zorlanıyorum. Aslında bu duygu Death’in her albümü için geçerli, ama bas gitarları en önde olan albüm ITP olduğu için onun yeri ayrı. Hani bazen hoşunuza giden ve kendi çalım tarzınız ile bağdaştırdığınız bir müzikal bir fikir duyduğunuzda “ulan şerefsizim benim aklıma gelmişti!!” dersiniz ya. Hah işte bu albümde onun tam tersini yaşadım. 40 yıl düşünsem perdesiz basın bu şekilde kullanılabileceği ve gitarlardan bağımsız şekilde bu kadar melodik partisyonlar çalınabileceği aklıma gelmezdi. Death ve Di Giorgio çalışmak bana müzik yazarken tek limitin hayalgücüm olması gerektiğini öğretti. Ardından kısa sürede bir perdesiz bas edindim, ilk temiz bastığım “mwaaah” sesiyle bir kez daha bas gitara aşık oldum.

    Daha sonra pek çok olay oldu tabii. Beni etkileyen birçok başka basçı oldu. Bir sürü değişik grupla çaldım, besteler yaptım, videolar çektim, kayıtlarda yer aldım, turnelere çıktım vs. Ama işin özüne inince, derinlerde bir yer hala amfiden çıkan sesin yarattığı titreşimle kendisinden geçen ve ne zaman başı sıkışsa Steve abilerine danışan o liseli çocuğum işte. Öyle önemli bir değişiklik olmadı yani 
    Yalnız tekrar düşündüm de, aslında son zamanlarda kayda değer bir değişiklik oldu. Youtube’a koyduğum videolar, pasifagresif’de yazdığım yazılar ve ask.fm üzerindeki etkileşimler bana bas gitar çalmanın ve müzik yapmanın çok farklı bir yönünü gösterdi. Bu enstrümanı değişik insanlarla tartışmak ve onlara yardım edebilmek hayatıma apayrı bir heyecan kattı. Bas gitar sadece çalarak değil, konuşarak da insanı mutlu edebiliyormuş yani :) Arada sırada İTÜ Uçak fakültesindeki odama öğrenciler geliyor. Benle metal müzik ve bas gitar muhabbeti yapıyorlar, alıp baslarımı çalıyorlar. Adamlar baya da iyi çalıyorlar ha! Gelecek emin ellerde yani  İşte bunları görünce resmen kendimin 7-8 sene önceki hali gözlerimin önünden geçiyor, tarif etmesi zor bir tatmin/nostalji karışımı yaşıyorum. İyi ki zamanında bu işlere el atmışım diyorum. İyi ki bu enstrüman ve müzik hayatımın parçası diyorum.

    Daha ne diyeyim bilemiyorum :) Bu yorum “Ey bas gitar ne güzel şeysin sen” temalı bir şiire dönüşmeden burada kesiyorum. Başlık altına gelecek diğer yorumları da merakla takip ediyor olacağım.

  5. Giray says:

    Öncelikle hafif şizofrenik bir seyir izleyen kanayan yaralarımdan birine tuz basıldığını belirtmek isterim;
    “bas gitar” yerine “bas” veya “elektrik bas” denmesi,”bas gitarist” yerine “bassist/basçı/basist” denmesi beni daha bir sevindirir…(en büyük temennim daha çok insan tarafından akustik,klasik,12 telli vb gibi bir gitar türü gibi değilde nevi şahsına münhasır bir çalgı olarak görünmesi)
    Bence ister “elektrik bas” olsun ister “kontrbas” olsun (hatta washtub bass ve SB8[stick bass] vb. de dahil ) ritim ve melodinin kuvvetli bağlanmasını basçılar sağlıyor.
    Müzik türevi ve yer alınılan proje,grup ve çalınan parça bazında kimliklerin değişken olarak yer kapladığını düşünmekteyim.Örneğin tek kişi olarak akustik gitarla vokal yapan bir müzisyeni ele alırsak doğal alarak orada hiç yok.
    Fakat bu müzisyen tek olarak çaldığı pop parçasını üç kişilik bir grupla Progressive Metal olarak düzenlediğini “bas” için bol slapli bol tappingli partiler çok shred unsurlar içeren bir bas partisyonu yazdı(rdı)ğını düşünürsek kaplanan yere 666 tane fa anahtarlı villa yaptırabiliriz.
    Eğer bir basçı kendine has bir tını yarattığını hissettirse icra ettiği ve/veya yazdığı müzikte işte o müzisyeni daha çok severim.
    Ne yazık ki eğer komposizyon bana lezzetsiz geliyorsa
    Steve Abiler de gelse Jaco Amcam da dirilse sevdiremez sanırım.Ama zaten beğendiğim bir oluşum içinde yer alan veya yer almış isimlerse müziğin lezzetine anormal katkıda bulunabilirler ve daha bir dinleyesim gelir.Örneğin :
    Mustafa Kaya (Magick)

    https://youtu.be/5DMsHagznZ0?t=314

    Nazım Kemal Üre (Achroma Rising)

    https://www.youtube.com/watch?v=B_5O0pcByXY

    Özgür Özkan (Soul Sacrifice[özellikle ilk albüm için]

    https://www.youtube.com/watch?v=4wozBHt-a9k

    Müzik dinlerken basları duymak için ekstra EQ ayarı yaptığım oluyor ama mix dengesinde düşük frekanslar için cömert davranıldığında buna gerek duymuyorum.

  6. Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi…
    (John Myung)

  7. deus says:

    En başından beri bas gitarist olmak istemişimdir ama olaylar beni elektro gitara yönlendirmiştir. Bas gitaristler benim için bir bakıma gizli kahraman gibiler. Neredeyse her türlü müzikte ihtiyaç duyulur kendilerine, altyapıda büyük rol oynarlar. Sayelerinde ‘zenci gibi bas gitar çalmak’ deyimi ortaya çıkmıştır.
    Benim en çok ilgi duyduğum tür olan metal müzikte de olmazsa olmazdır kendileri. Derler ya bir grubun bas gitaristini tanımıyorsan grubu tam olarak biliyor sayılmazsın. Bas gitarist deyince aklıma gelen ilk isimler Dominic LaPointe, Steve Harris ve Pasifagresif kadrosunda Nazım Kemal abimiz. Lakin hepsinden öte bas gitarist nedir? Bas gitarist silent man’dir kanaatimce.

  8. Ufuk Sönmez says:

    nathan east’in geçen sene kendi adıyla çıkardığı albüm çok çok iyi bir albüm bu arada. bas gitarın kendini ön plana koyma isteğinden bağımsız, komple harika bir müzik albümü. albümden örnek bir şarkı:

    https://www.youtube.com/watch?v=spn_n7TWFbo

  9. Barış Silay says:

    Steve Di Giorgio, Tony Choy, Sean Malone ve Lars K. Norberg diyorum… Saygılarımı sunarım.

  10. zleus says:

    Geezer butler, david ellefson’i cok rahat duyuyorum sahsen, bas gitaristlerin farkli bir havasi oldugunu dusunuyorum

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.