# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Tartışma
Spor
| 03.03.2015

In the tabela.

İyileşen havalar ve yeşeren doğayla içimizin aydınlanmaya başladığı bu hoş Mart sabahından herkese merhaba. Bu hafta dayanışma, kardeşlik, yoldaşlık gibi güçlü duyguları doğurmasının yanı sıra, zaman zaman olumsuz vakalar ve süreçlerin de yaşanabildiği, her şeye rağmen yüzyıllardır sarsılmaz şekilde insan hayatında varlığını sürdüren bir kavramdan, spordan bahsedelim.

Bireysel sporlara mı yoksa takım sporlarına mı daha çok ilgi duyuyorsunuz? En çok hangi spor dallarını takip ediyorsunuz? Kendiniz herhangi bir spor dalıyla ilgilendiniz mi veya hâlihazırda uğraşıyor musunuz? Sporun ticari yanı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sporla ilgilenmenin, amatör veya profesyonel sporcu olmanın nasıl bir ruh hali sağladığını düşünüyorsunuz? Spor kişiye ve insanlığa neler kazandırıyor? Sporun estetik yanlarını nasıl algılıyor ve nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunlar ve benzeri pek çok soruyu gündeme getireceğiniz keyifli bir sohbet olmasını diliyorum.

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“Spor” yazısına 43 yorum var

  1. Fhaelryn says:

    Futbol’un değişik bir heyecanı olduğunu düşünüyorum, zira “iyi olan kazanır” değil, “o gün iyi oynayan ve biraz şanslı olan kazanır” anlayışı, çoğu sporun aksine futbolu biraz farklı kılıyor. Örneğin baskette o gün iyi oynayan büyük ihtimalle kazanır, ama futbolda hiç belli olmayabiliyor. Yine de izlemekten en zevk aldığım şey, denk güçte iki basket takımının veya tenisçinin maçılarıdır. Futbol maçları 90 dakika boyunca aynı heyecanda olmuyor malum. Onun dışında önüme çıkan çoğu spor aktivitesini izleyebiliyorum bazı zamanlar TV’de. Kendime ideal bir hayran ya da taraftar diyemem, ama çocukluktan gelme Galatasaray’lıyım. Sempati duyduğum futbol takımları ise Fiorentina (Batistuta’lı dönemden gelme), Real Madrid (Suker ve Mijatovic’li dönemden gelme), Anderlecht (ismi çok karizmatik), Ajax (Şampiyonlar ligini ilk izlerken ne hayran olurduk.). İtalyan takımlarına da belli bi sempatim var, ama özellikle sempati duyduğum bi klüpleri yok. NBA’i ise uzun yıllardır takip etmiyorum, ama Orlando Magic ve Dallas Mavericks’i tutardım eskiden.

    Fhaelryn

    @Fhaelryn, Sahi Fiorentina italyan klübüydü lan ahaha.

  2. Ali İhsan Balı says:

    Bugüne kadar düzenli olarak yaptığım herhangi bir spor dalı olmadı ama eskiden beri iyi bir spor izleyicisiyim. Önceden daha hevesli bir şekilde birçok spor dalını takip ederken şimdilerde denk geldiğim kadarıyla takip ediyorum.

    Başta futbol olmak üzere takım sporlarından eskisi gibi keyif almıyorum. Hatta Bursaspor maçları dışında neredeyse hiç futbol izlemiyorum ama herhangi bir Bursaspor maçı benim için tam bir heyecan fırtınası şeklinde geçiyor. İzlemesem bile maçın olduğu saat dilimi içerisinde kendimi yiyorum resmen ahah. Bursaspor dışında da Celtic’i takip ediyorum ve futbola olan ilgim büyük oranda bu takımlarla sınırlı.

    Diğer takım sporlarından basketbolu baya bir severim. Türkiye ve Avrupa liglerinde tuttuğum bir takım yok(Bursaspor’un basketbol takımı hariç) ama uzaktan da olsa NBA’i takip ediyorum ve isim değiştirip Brooklyn Nets olana kadar New Jersey Nets taraftarıydım. Sonrasında ise sempatik bulduğum takımlar oldu ama NBA’de takım tutma olayım New Jersey ile sona erdi.

    Bireysel sporlar ise tamamen ayrı bir hadise. Bireysel olarak yapılan kış sporlarının tamamından çok büyük keyif alıyorum. Örneğin kayakla atlama dünyanın en müthiş şeyi olabilir. Onun dışında kayaklı koşu, biathlon ve alp disiplini dalları da izlemeye değer kesinlikle.

    Son bir kaç yıldır da snooker’a merak saldım. Eurosport düzenli olarak sezon içindeki bütün turnuvaları yayınlıyor ve özellikle üst düzey snookercıların karşılamalarını izlerken ISLANMAMAK mümkün değil. Ayrıca çocukluğumdan beri halterdeki hemen hemen bütün Avrupa ve Dünya Şampiyonalarını izlediğimi de ekleyeyim.

    Atletizm Dünya ve Avrupa Şampiyonaları, Olimpiyatlar, Futbol ve Basketboldaki Avrupa ve Dünya Şampiyonalarını izlememek küfre girdiği için onları ayrıca belirtmiyorum zaten eheh.

  3. Yiğit Zeren says:

    En büyük spor tutkum kesinlikle NBA. Şu ana kadar sanırım sürekli takip ettiğim tek şey olma özelliğini taşıyor, tabii arada Dünya Kupası maçları, Şampiyonlar Ligi de var. Bir de koyu Beşiktaş taraftarıyım.

  4. Ugur says:

    Geçen sene CMAS dalış brövemi aldım bu sene de lisanslı yelken sporcusu oldum.Farkında olmadan baya baya sporcu olmuşum ben farkında değilim heh.

    Benden başka yelken ve dalışla ilgilenen var mı bilmiyorum ama ikisi de muazzam sporlar.İnanılmaz yorucu, teknik olarak detaylı ve fazlasıyla riskli aktiviteler ama tatmin olma duygusunu tavan yapma ve insanın kendisine güven kazandırma konusunda üzerilerine tanımıyorum. Öğrenci için maddi açıdan zorlayıcı olabilir tabi ama fırsatı olan varsa özellikle dalış’ı discovery yaparak denesin derim.

    Furkan Keskin

    @Ugur, Eski bir yüzücü olarak su ile yapılan sporların tamamına çocukluktan beri tavım ancak dalış, yelken gibi sporlara, maddi külfetlerinden dolayı hiçbir zaman girişemedim.

    Dalış ve yelken çok yapmak istediğim sporlardan ikisi. Çok fazla meraklısı olup sıfırdan başlayacak olan ve İstanbul’da ikamet eden bireylere ne tavsiye edersin?

    Ugur

    @Furkan Keskin, Kadıköy Kalamış’ta yelken kulüpleri var dersler veren.Bizim şirket Alize ile anlaşmalı misal.herhangi bir tanesine bireysel olarak da başvurup dersler alınabilir.

    Dalış konusunda da şöyle bir durum var; yine çalıştığım şirketin dalış kulübünün bağlatılı olduğu Kocaeli Üniversitesi Sualtı Topluluğuna mensup hocalardan özel ders aldık.O açıdan İstanbul için kapsamlı bir bilgi veremiyorum ama bildiğim kadarıyla bireysel dersler veren dalış kulüpleri var.Fikrimi sorarsan bir aylık bir tatil planlayıp Kaş veya Ayvalık gibi yerlerde dalış konusunda daha uygulamalı ve tatmin edici eğitimler alınabilir.

    Ugur

    @Furkan Keskin, en çok fazla araştırma yapmadan bir nevi hazıra konduğum için tam bilgi veremedim gibi oldu ama eğer ciddi düşünürsen daha deneyimli arkadaşlardan kapsamlı bilgi alabilirim.

  5. B U R Z U M says:

    Kick box ve tekvando ile ugrasiyordum. Sol el bilegim sakatlaninca biraktim. Elimde hasar yok gecici bi durumdu ama yinede biraktim. İlkokul, ortaokul ve lisede hentbol takimlarindaydim. Ayrica iyi futbol oynadigim icin zamaninda denizlispor da alt yapi ile ilgilenenler beni begenmislerdi ama maalesef baba okuyacak bizim oglan diyince o is yatti. Yazik oldu:( şıvaynşıtayger gibi bi oyun tarzim var. Ayrica koşarken yorulmak nedir bilmem. İyi bir futbolcu olabilirdim ama iste hayat diyelim.

    İcimde kalan ve her izleyisimde imrendigim bir spor varsa oda tenis. Hic oynamadim ama cok zevkli bi spor oldugu belli. Keske amator, profesyonel yada sadece hobi olarak ugrasma sansim olsaydi ama bulundugum ortamda bu pek mumkun olmadi.

    Artik maalesef tek yaptigim pileysiteysin karsisinda bira icerek parmak ve mide sporu yapmak:)

    Önemli not: fanatik ac milan taraftarıyım. Çocukluğuma dayanıyor milan aşkı:)

  6. Ufuk Sönmez says:

    şu yaşıma kadar yaptığım 4 spor dalı var.

    lise hazırlıkta okulun masa tenisi takımındaydım, üniversitede de bi ara oynardık ama masa tenisi baya bi mazide kaldı onu geçiyorum.

    14-25 yaş arası gerek sitemizin sahasında, gerekse halı sahalarda yaşıtlarımla bolca futbol maçı oynadım. şu bi gerçek ki futbol oynamanın zevki gerçekten bir başka. ama en son halı saha maçı yapalı rahat 1 yıl olmuştur diye tahmin ediyorum. futbol olayından da baya bi koptuk anlıycağınız, herkes bir yerlere gitti, maç olayları kesildi.

    baskete gelecek olursak yine futbol gibi 14′le 27 yaş arası özellikle sitede bolca basket oynadım. kimi zaman kartal sahili’ne giderdik maç yapmaya. üniversitede fakültenin basket takımındaydım son 2 senemde. basket hakkında söyleyebileceğim, yaş ilerleyince ayaklar cidden iyice yavaşlıyor ve oyununuz yıldan yıla geriliyor :)

    ve vücut geliştirme. insan uzun boylu olup(1.88 felan), buna karşılık kilo olarak zayıf olunca(70-72 diyelim) ister istemez kilo almak, biraz kaslanmak istiyor. yaklaşık rahat bir 10 kez badiye başlayıp, bırakmışımdır bugüne dek. her seferinde de düzenli gitmişimdir. ama protein tozuyla birlikte iyi beslendiğimde millet gerçekten gelişiminize şaşırıyor, vay be diyor. ama bırakınca bu mereti fıss diye sönüyorsunuz ve eski halinize dönüyorsunuz. şu anda yine maalesef tıfıl haldeyim. benim için badi yapmak gerçekten bir zorunluluk demiyim de yapıldığında bana pozitif etkileri olan bir spor. badi yapması çok uyuz bi spor, indir-kaldır, çok sıkıcı ama yapmam lazım işte hacı ne yapacan.

    spor izleme olayına bakacak olursak eskiden cidden çok fazla futbol ve basket maçı izlerdim. ama son yıllarda bunu geride bıraktım. zaten tuttuğum herhangi bir takım felan da yok. o taraftarlık hissini avrupa kupası maçlarında ve milli maçlarda yaşıyorum. şu anda sadece süper lig maçlarının özetlerini izliyorum, denk gelirse türk takımları’nın avrupa maçlarını ve milli maçları izliyorum. çok nadiren de euroleague,nba maçlarını felan. cidden çok az maç izliyorum. ama spor dünyası’ndaki gelişmeleri felan takip ediyorum. yaz dönemlerindeki basket ve futbol turnuvalarınaysa ilgim çok daha fazla oluyor. futbol, basketten sonraysa atletizm izlemeyi severim.

    sonuç olarak spor iyidir, yapabildiğimiz veya yapabileceğimiz ne olursa yapmak lazım, hareketlilik iyidir.

  7. emre says:

    SERİN KONU.

    Takım sporları bana hep daha ilgi çekici gelmiştir. Tam bir futbol tutkunu değilim ama futbolu severim. Tabii bireysel sporlara da ilgim yok değil; eski heyecanımı yitirmiş olsam da, hâlâ dövüş sporlarıyla alakadarım.

    5-6 sene önce bi futbol maceram olmuştu, baya umutluydum, istekliydim, iyi niyetliydim..ABV ki kısa sürdü. Hocalar beni 3 ay boyunca çıldırmışcasına övüp pohpohladıktan sonra “lel sen çelimsizsin lel” diyerek kulüpten bi güzel şutlamışlardı.

    Son olarak sporun estetik şeyine de değineyim kısaca. ‘Sporun estetik yanları’ dendiğinde benim aklıma kalecilerin uzaktan atılan golleri daha da güzelleştiren uçuşları geliyor. Bir de René Higuita.

  8. Çocukluk dönemimi mahalle kalecisi olarak geçiren, 9 aylık veya alman kale oynama kararı alındığında top sektirme rekorum hiç çift haneli rakamları görmediği için (mahallede 300 yapan vardı) doğrudan kaleye geçip kafayla çıkarmayı kollayan biri olarak futbolla aram hiç iyi olmadı. Bir dönem koyu galatasaraylıydım, öyle ki derbi maçlarında GS’nin attığı her golde kahvede masadan masaya zıpladığımı hatırlarım. Sonra takım tutmayı da bıraktım. (Takım tutmayla ilgili yorum yapmayacağım, çok fazla fanatik var sitede linç edilmek istemiyorum şahsen dfgkşl)

    Futbol hayatımın zirvesini orta sonun yaz döneminde Portekiz’den gelen kaslı ve bizden hayli güçlü bir abinin füzemsi şutlarından birini efsanevi şekilde çift yumruklayıp, takım arkadaşlarım tarafından omuzlara alınarak yaşadım. Ardından hemen emekli oldum haliyle.

    Liseyle birlikte basketbola başladım. Hem NBA’yle ilgilenmeye başlamıştım hem de okulda arkadaşlarla oynamaya başlamıştık. Ayağını bir türlü kullanamayan ben, ellerimle harikalar yaratıyordum, o günden sonra işim gücüm basketbol oldu. Lise hayatım boyunca hiç bırakmadım, öyle ki sabahleyin okula gitmeyip kısa potalı okulların bahçesine gidip smaç vurmaya çalışır, AND1′nın Mixtape’lerini izler oradaki hareketleri yapmak için saatler harcardım. NBA’de ise o zamanlardan beri (2005) tuttuğum iki takım var, Doğu’da Atlanta Hawks, Batı’da Sacramento Kings. O sıralar ikisi de çok kötüydü, Sacramento iki üç yıllık dominantlığını yitirmişti, Atlanta ise yerlerde sürünüyordu. Bir gün diyordum, bu takımlar silip süpürecek. Şükürler olsun Atlanta’nın güzel günlerini görüyorum sonunda, Sacramento’nun ise bence bir iki senesi daha var. Bakacağız.

    Lise bitimiyle iş hayatına dalmam dolayısıyla basketbol oynayamaz oldum. Onun yerine bisiklet ve dağ yürüyüşü gibi sporlara merak saldım. Gelecekte de bu iki aktivite üzerine gitmek istiyorum.

    Tabii PA tayfasıyla basketbol maçı atmaya her daim varım, sevenlerine duyurulur…

  9. Korhan Tok says:

    Ankara’da masa tenisi ya da dart oynayacak varsa beni bulsun. <3

    Çocukluk zamanlarında buz hokeyine merak salmış, fakat ağzıma çarpan pakın patlattığı dudağıma bakıp “lan yerim böyle sporu” diyerek basketbola geçmiştim. Yine de ara sıra NHL 08 falan yükleyip hasret gideriyorum. Sağlık sorunları nedeniyle fazla spor yapamadığım için bu aralar hamım ama toparlayınca basketbola döneceğim gibi.

    Lebron’un gelişinden sonra NBA’e ilgim epey söndü ama bu yıl epey keyifli geçiyor. Yine de insan eskinin rekabetini, düşman şehirleri, pislik takımları ve tabii ki M.J’ı çok özlüyor.

    Şampiyonlar Ligi ve Dünya Kupası dışında da futbola yokum. Türk futbolunun da ardına koyayım.

    Sosyal mecralardaki ve plazalardaki fitness pompalamasına dev uyuz oluyorum bir de.

    Random konuştum, bir soluklanayım.

  10. çaksu says:

    Yarış mevzuundan soğuyorum her geçen gün. Sanırım bi GS futbol takımı kaldı tutkuyla taraftarı olduğum.

    Düzenli spor yapmak da ne zamandır aklımda, düzenli bi hale getirmedim tembellikten. Bu başlık vesile olsun, araştırıp hafif bir program yapayım kendime. Gerilen kasların, zıvanadan çıkan kalbin getirdiği canlılığa bayılıyorum.

  11. <3 SPOR <3

    Selam. Ben, profesyonel sporcu olma yolunda iki kez direkte patlamış çok sağlam Halil Altıntop şutuyum. 13 yaşımda basketbol lisansım çıktı, Beşiktaş'a transfer oldum ancak tesislerin yaşadığım yere çok uzak olması ve orta direk bir ailenin çocuğu olarak OKUYUP BİR YERLERE GELMEK durumunda olduğum için Beşiktaş'ın tesislerine değil Anafen dersanesinin VIP sınıfına gittim. Bu pozüsyondan sonra Hamit sakallarını sıvazladı, Selçuk burnunu karıştırdı, Abdürrahim Albayrak kahırdan yumruğunu yuttu ve hastaneye kaldırıldı.

    Basketbol profesyonel düzlemde elimden kayınca yüzmeye merak saldım. Senelerce Tuzla'daki evimin yanında olan Kafkale spor tesisinde bireysel antrenman yaptım. 17 yaşımda antrenmanımı izlemeye gelen bir antrenör beni beğendi, 48 numara ayaklarım, o yaşta 182 cm boyum olduğu için baya ekmelik yüzücü tohumuydum. Kulübe gittim denendim, kulübün bir numaralı sporcusunu 100m kelebek deparında geçtim ama oraya da gidemedim çünkü kulübün antrenmanları Kartal organize sanayi tarafında, otobüs geçmeyen saçma sapan bir yerdeki bir havuzda yapılıyordu, ben Tuzla'da oturuyordum. O kulübe gitmek yerine Pendik FDD dershanesine gittim. Sonrasında kendi antrenman çizelgemi bozmadım ancak üniversitede imkansızlıklardan dolayı yüzmeyi bırakmak durumunda kaldım. Bu pozüsyondan sonra Hamit sakallarını kesti, Abdürrahim Albayrak denen köylü yalakanın da zaten canı cehenneme.

    Sonuç olarak önümüzdeki haziran ayında, sekiz sömestrlık sürünmenin ardından Trakya Üniversitesi bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun oluyorum. Sektöre senede 6000 yeni mezun giriyor ve maaşlar yerlerde sürünüyor. Yani OKUDUM DA NOLDU? Yüzme lisansımı alsaydım İstanbul'daki herhangi bir özel üniversiteye sporcu kontenjanıyla burslu girerek İSTEDİĞİM bölümü okuyabilirdim falan. Spor yapan orta direk çocukları varsa benim yaptığım eşekliği yapmasın arkadaşlar.

    Yukarıdaki hikaye Türkiye'de spora ve sporcuya verilen değerin Futbol ve diğer sporlar olarak ikiye ayrılıyor olması hakkında yeterince şey anlatıyor. Hadi basketbol bir şekilde ilerliyor ama biri çıkıp "ulan yüzecek adam lazım" dese ve kulüplere daha iyi şartlar sağlansa çok faza yüzücü çıkardı. Daha az geri zekalı bir ülkede olsaydım muhtemelen EHEHE YÜZÜCÜ diye kapılırdım ama şu an oluşumunu tamamlamak üzere olan göbeğimle bir yazılımcıyım ¯\(ツ)/¯

    Bir sürü güzel anım var. Basketbol kariyerimin zirvesi, Umut Sarıkaya'nın efsane Saint Benoit - Çeliktepe Cengizhan karikatürüne benzer bir maçta 10 senedir ilçede yenilmemiş Koç Özel kolejini son hücumda şık bir alley-oop ile kazanmamızdı. Basketi yapan bendim falan eheh. Baya güzel anılar.

    Bunlar dışında kendimi bildim bileli bisiklet sürüyorum ancak hiçbir zaman "bisiklet sporcusu" olmadım. Sevgili Ozan sağolsun onun sayesinde uzun süredir yapmak istediğim uzun yol bisikletçiliği ve dağ yürüyüşüne geçtiğimiz yaz adımımı attım ve bırakmaya pek niyetim yok.

    Hep yapmak istediğim ve yapma imkanı bulamadığım sporlardan bazıları şunlar: Dalış, yelken sörfü, tenis, dağcılık, paraşütle atlama ve en çok CLIFF DIVING. Yükseği hiç sevmem ama imkanım olduğu an bu spora amatör olarak başlayacağım. Red Bull'un düzenlediği cliff diving serisinin kKÖPEĞİYİM.

    Fitness ve vücut geliştirmeye ayrı bir paragraf ayırayım. Fitness güzel bir şey. Hiç body building yapmadım ama yüzme antrenmanlarım ve basketbol oyunumu ilerletmek adına salonda çalıştığım olmuştu lisede. Bu aralar da salona gidip hamlamış vücudumu uyandırmayı düşünüyorum. Spesifik kas gruplarını çalıştıran çok iyi mekanizmalar var ve bunları doğru kullandığında çok iyi sonuçları nispeten kısa bir zamanda alabiliyorsun ve bu bence süper bir şey. Diğer yandan yanlış, bilgisizce kullanıldıklarında oldukça tehlikeli sakatlanmalar yaşanıyor. İyi antrebörlerin olduğu salonlarda çalışmak, antrenörlerin yönlendirmelerine dikkat etmek şart. Ayrıca bu spor dalında çok fazla hurafe, çok fazla bilgi kirliliği dönüyor bu da ayrıca can sıkıcı.

    Çok uzun oldu. Spor hakkında fazlaca geyik yapabilirim şimdilik burada keseyim.

    çaksu

    @Furkan Keskin, Ne pis kandırmış bizi büyükler. Neyse bunu görmüş olmak da güzel haha. Dalışlı paragrafı okumak bile içimi açtı valla. Yolun açık olsun. :)

  12. günhan says:

    http://www.efendilig.com/

    Neden bir isveç death metali sevenler klübü kurulmasın.
    Neden?

  13. OnurOnur says:

    Takım sporları genel olarak daha çok ilgi duyulabilir bir şey. Daha derin taktik, strateji gerektirebiliyor, paylaşma ve takım ruhu gibi kavramlarıda içinde barındırabiliyor diye, ama tabi her daim geçerli olan bir şey değil.
    Kendimi bildim bileli futbol dini mensubuyum. Futbolun bende ifade ettiği anlamı tarif etmem zor olabilir. Tarihi, oyuncuları, tribünleri, hikayeleri, taktikleri, ekolleri, efsaneleri vs. Milyon şey yazılabilir.
    BEŞİKTAŞlıyım. Bu durumdan dolayıda kendimi çok şanslı hissediyorum.
    Biraz daha içine girip oyun felsefesi konusuna değinmem gerekirse, genel olarak tarihte Hollanda ve Ajax ile başlayıp günümüzde bunu en üst seviyeye Barcelona’nın çıkarmış olduğu total futbol, güzel, hücum futbolu felsefesini benimsiyorum. Böyle bir noktada ne yazık ki hep şu açıklamayı yapma ihtiyacı hissediyorum ki: bazıları bu ”total futbol” olayını banel ve özenti bir hareket olarak görebiliyor hala, hakikaten bunun söylenebileceği biri değilim ahah(Bunu Dünya Kupası başlığında da söylemek durumunda kalmıştım sfjl) Bununla beraber tam bu konuyla ilintili olarak söyleyebileceğim, yine beni çok şanslı hissettiren bir olay var ki o da şu: Barcelona’yı tutarım demin bahsettiğim sebeplerden ötürü ancak bu noktada tam bir tencere-kapak uyumu var. Oyun felsefesini dışta tutsam yinede tarihi için seveceğim Barcelona gidiyor benim en sevdiğim stilde oynuyor, üstüne en sevdiğim ve üstün gördüğüm futbolcuların yolu Barcelona’dan geçiyor ya da Barça menşeli(Cruyff, Maradona, Henry, Messi) Çocukluğumda o efsane dönemde Arsenalliydim ve en büyük idolüm Henry’ydi :’) Bir de İlhan falan oynasaydı tam olurdu haha.
    Açıkçası Basketbola hep uzak kaldım. Eskiden Dünya, Avrupa Şampiyonasını falan izlerdim ama o kadar.
    Eurosport severim, tenis ve kış sporları arada izlediğim sevdiğim şeyler.
    Sporun ticari yanı çok iğrenç ama baya uzun konu, girmeyeyim.
    Enteresan ve komik bir bilgiyi paylaşmam gerekirse: 93lüyüm, 98den beri falan(evet, 98) AT YARIŞIna tapar, sever ve takip ederim hahah. Tabi bunun sebebi babam olacak insan… Seven varsa yazsın sldjf.

  14. ÖNCÜL says:

    Kendi açımdan söylersem birçok sporla biraz uğraşmışlığım var. Ancak maymun iştahımdan mıdır bilinmez, her şeyden biraz var, hiçbir şeyden tam yok. Fitness ise hiçbir zaman ilgimi çekmedi ama gitsem fena olmayacak. Son birkaç yıldırsa, tamamen malaklama evresine geçmiş durumdayım.

    İlgilendiğim sporlara gelirsek, 2010′a kadar sıkı bir futbol takipçisiydim. Bulduğum her maçı izler, bahis oynardım. Ancak özellikle büyük turnuvaların sıkıcı geçmesi, patlak veren şike iddiaları (Aziz Yıldırımsporluyum) falan epey soğudum. Şimdilerde futbol, 90 dakika başına geçip izlemek için epey uzun bir süreymiş gibi geliyor. Yine de dostlarla bira, cips, sohbet ekseninde dönen maç izlemelere her zaman varım. Bir de özet izlemeyi hala seviyorum.

    Tabi futbola olan ilgi düşüşe geçince yerini basketbol doldurdu. Çoğunluğun aksine ben basketbol keyfini NBA’den değil, Euroleague’den alıyorum . FB Ülker’in hiçbir maçını kaçırmamaya çalışıyorum. NBA’i son yıllarda fazlasıyla şova yönelik ve ticari buluyorum (ki gayet de normal karşılanabilir). Yeni nesil oyunculardan da elektrik alamadığımdan hemen hemen hiç izlemez oldum.

    Bunların dışında, denk geldiğim zaman atletizm müsabakalarını, iddialı tenis maçlarını ve son favorim ritmik jimnastiği kesinlikle affetmiyorum. Ha bir de Formula 1 öldü be abi :(

  15. Bu konuda yorum yapmaktansa tuttuğum/izlemekten zevk aldığım takımları yazmak istiyorum ya. Evet.

    Masa tenisi – İsveç, Hırvatistan ve Almanya gibi ülkeleri izlemesi çok zevklidir her zaman için. Ama Çin net rakipsiz ülke ya. Olimpiyatlardaki altın madalyalarda (hatta diğerlerinde de) Çin’den başkasını asla göremiyorsunuz ve bu rekabetsizlik çok can sıkıcı bir şey. Keşke Çin ülke sınırları olarak 4′e 5′e bölünse de biraz heyecan gelse şu oyuna.
    Basketbol – Oklahoma.
    Futbol – İngiltere/Beşiktaş.

  16. ~~~ Premier League, La Liga, Bundesliga, Lestır, Beşiktaş ve daha fazlasını tartışmak isteyenler bu başlıkta toplanıyor ~~~

  17. Ashes of the Wake says:

    La Liga’nın bitmesine az kaldı. Sizce kim şampiyon olur? Kıyasıya bir yarış var. Atletico’nun şampiyon olmasını çok isterim.

    ismail vilehand

    @Ashes of the Wake, Barça’nın kalan maçları çok zayıf rakiplere karşı. puan kaybetmeleri imkansız gibi bişey. bütün maçları en az 3 farklı kazanıp şampiyon olurlar.

    Ashes of the Wake

    @ismail vilehand, Ligin ilk yarısında Espanyol ile 0-0 berabere kalmışlardı. Belki tekrar puan kaybedebilirler.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Ashes of the Wake, @ismail vilehand, Barça bence de alır da, ben son 2-3 gündür 8-0 ve 6-0′lık son iki maçın özetlerini ara ara izliyorum. Acayip bi şey cidden.

    Ashes of the Wake

    @Ahmet Saraçoğlu, Luis Suarez insan olmadığını kanıtladı. Bir maçta 7 gole katkı yaparak rekor kırdı. Son iki maçta toplam 8 gol atmak nedir abi. Dünyanın en iyi santraforu bence.

  18. Ashes of the Wake says:

    Chelsea, Tottenham ile 2-2 berabere kaldı ve Leicester City EPL şampiyonu oldu.

    çaksu

    @Ashes of the Wake, Jinxed it! Spurs 4te 4 yapar dedim 2 den 1 çıkmadı hehe. Gezegen olarak çok mutluyuz.

    Ashes of the Wake

    @çaksu, Dalga konusu olan Hazard bile şampiyonluğu getiren golü attığı için tüm dünyanın saygısını kazandı. O derece destek aldı Leicester.

  19. Berca B. says:

    Avrupa Şampiyona’sı devam ederken NBA konuşmak isteyen de var mı? Bu seneki sapık salary cap artışı ve bu artışla saçma sapan adamlara dökülen hayvani paralar, Golden State’in tüm zamanların en manyak kadrosuna sahip oluşu, Lakers ve Bulls’un tam olarak ne yapmaya çalıştığı, oyunun değişimi gibi konularda konuşmak isteyen varsa, bunu yapalım.

    riser

    @Berca B., nba’in bu sene pek tadı olmayacak gibi geliyor bana.

    yeni nesil yıldızlar “hepimiz kardeşiz, arkadaşız, heyoo” modundan çıkmadığı sürece gsw’de olan türde apır sapır birleşmeleri de çok göreceğiz gibi geliyor. ya eskiden olsa herhangi bir yıldızın 4-3 yenildiği takıma geçmesini düşünemiyorum bile ben.

    oyunun değişimi konusunu ise bana göre çok fazla abartıyorlar. oyun zaten 2006′dan beri sürekli bir değişim halinde. asıl değişim ise, temasın giderek yasaklanması. steve nash’in iyi bir guard’dan en iyi pg’ye evrimini sağlayan değişim ile aynı değişim aslında devam ediyor. ben çok old-school’um galiba; o yüzden bu değişim de benim hiç hoşuma gitmiyor.

    bu mesajı da baya geç gördüm, geç bir cevbap oldu kusura bakma :)

    Berca B.

    @riser, valla rekabetçilik anlayışının değişmesi konusunda sana katılıyorum, Magic Johnson – Larry Bird veya Jordan/Barkley/Pistons kadrosu/Malone gibi sadece saha içi değil, saha dışı da rekabetin sürdüğü bi dönem kalmadı artık. Ama ben bunu 2 sebepten ötürü çok takmıyorum;

    1) saha içi rekabet arkadaş falan dinlemiyor, herkes karşısındakini yenmeye çalışıyor

    2) Durant’in GS’ye geçmesi aşırı tesadüfi bişi, o yüzden bu tarz çılgın birleşmeler bir daha olmaz bence.

    Yani son 2 sezonun MVP’si maksimum kontratın yarısından da az para alıyor, bu sırada salary cap tarihte görülmemiş şekilde fırlıyor falan, bunların tekrar etmesi bence aşırı zor bi ihtimal. Kaldı ki NBA dinamikleri bu yeni kontrat şartlarına bir şekilde uyum sağlayacak, şu an oyuncular arası kontrat uyumsuzlukları (Mozgov’un Curry’den daha fazla kazanması gibi), mevcut kontratların sona ermesi ve yeni kontrat zamanlarının gelmesiyle sona ericek, o zaman da süper yıldızlar kapıyı senelik 25 milyondan açacağı için böyle çılgın birleşme partileri olmayacak gibi geliyor bana. Ben bu seneki GSW’yi ve genel sezonu tek bir sebepten çok merak ediyorum, o da tarihte böyle bir kadronun hiç görülmemiş olması. Minimum 82 maç boyunca nerdeyse bir Allstar kadrosu izleyeceğiz ya, aşırı sürreal bişi bu :)

    Oyun değişimi konusunda benim biraz gitgellerim var açıkçası. Bir yandan bu aşırı hızlı ve tempoya dayalı sistemi severken (D’Antoni’li Suns’ın da hastasıydım mesela), bir yandan da bazı pozisyonların ve oyuncuların değersizleşmesi canımı sıkıyor. Bundan 15 sene önce kaliteli bir pivotun olunca bir şekilde öne çıkarken şimdi Cousins’lı Sacramento’nun hali ortada :) Şimdi de oyun kurabilen bir oyuncunu şutu olan ortalama oyuncularla bile sarsan belli bir seviyenin üstüne çıkmış oluyorsun. Ben yinede dünyanın Tiki-Takaya bulduğu bir çözüm gibi bu Pace&Space sistemine de bir çözüm bulacağını ve oyun dengesinin guard-pivot arası bir yerde duracağını düşünüyorum. Şimdiki gibi guard ağırlıklı bir oyunun cidden tenisten bir farkı kalmamaya başladı sdf.

    Konu NBA olunca yine susamadım haha. Heralde dünyada üzerine konuşması en çok sevdiğim 3-5 şeyden biri.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Berca B., 10 yıl önce olsa NBA’in kralını konuşurdum ama her ne olduysa ilgim nasıl yok oldu arkadaş… Ben son bıraktığımda Warriors en sepet takımdı.

    Berca B.

    @Ahmet Saraçoğlu, ya cidden Warriors’ın en iyi oyuncusunun Jason Richardson, Latrell Sprewell, Baron Davis gibileri olduğu dönemler vardı. Arkadaşlarla NBA oynarken yeni başlayan birine karşı Warriors alırdık adaletli olsun diye. Nerden nereye.

    riser

    @Berca B., abi guardlarda öyle bir yığılma var ki; deandre jordan nba 1st team’de yer alıyor. adamı olimpiyatlarda izliyorum; basketbolla ilgili 10 hareketten 7-8′inden haberi yok adamın.

    ben tam 80′ler sonu ve 90′lar manyağı bir adamım basketbolda. o dönemki yıldızların hemen hepsinin bir “signature move”u vardı sayıya giderken. bird’ün stepback’ini, magic’in bakmadan attığı pasları, dom inique’in hayvan gibi abandığı smaçları, olajuwon’ın dream shake’ini falan izlemek tad verirdi. birebir düellolar çok fazlaydı. şimdiyse yetenek havuzu biraz amerikan futbolu gibi oldu; üçlükçüler var, driblingciler var, blokçular var. çok spesifikleşti görevler. eskisi kadar yaratıcı hareketler çıkmıyor. bu benim görüşüm tabi; çoğunluk tam tersini düşünüyor.

    Berca B.

    @riser, ben yaş gereği (27) dediğin dönemleri canlı izleyemedim ama emule/youtube sağolsun o zamanın efsane serilerini bir şekilde yakalamaya çalıştım ve dediğin gibi herkesin kendine ait bir hareketi vardı cidden. Aralarında en çok Dream Shake’in hastasıyım, ki şu anki dönemde en çok oynamasını isteyeceğim adam Olajuwon’dır muhtemelen.

    Yetenek havuzu olarak haklısın, bence şu anki oyuncular karması, geçmişteki herhangi bir karmayı rahat yenecektir ama o zamanki “her takımda 1, en fazla 2 süperyıldız” durumu ve her kahramanın kendi şehrini savunmaya çalışması çok hoşuma gidiyordu. Şimdi Fantastik 4′lüler, Çılgın 3′lüler derken rekabetçilik ciddi zarar gördü.

  20. ismail vilehand says:

    Emre Mor çok acayip çocuk be. neler yapıyor namuzsuz.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, aynen. Bitiricilik konusunda gelişmesi lazım. Çok süper işler yapıyor, herkes heyecanlanıyor, ama final anında öldürücü hareketi yapamıyor gibi.

    ismail vilehand

    @Ahmet Saraçoğlu, şutları bariz zayıf ama Dortmund’ta geçireceği 2-3 sezon sonunda bi kaza olmaz da kendini bu konuda geliştirebilirse fahiş fiyatlara Barça veya Real yolunu tutar gibi geliyor bana.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, birçok yorumda da “Bayern Münich’in yeni starı hayırlı olsun” denmiş. :) Dortmund’da gelişip fiyatını en az 30 milyon Euro’ya çıkardıktan sonra Bayern alabilir Emre’yi.

  21. riser says:

    Nba’de bir maçta 70 sayı atıldı. Devin Booker bunu yapan en genç oyuncu oldu.

    İçimden bir ses play-off’larda John Wall bu Isaiaiaiaiah’ın üstünden 45 sayı 20 asiste ulaşır diyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=6Okzdx6OxHc

    Berca B.

    @riser, Devin Booker’ı çok severim, hatta fantasy’de 2 takımımda var ama bu sene bir oyuncu 70 atacak deseler hayatta Devin Booker ismi aklıma gelmezdi. Ki bence bu senenin genelinde o beklenen patlamayı yapamadı halen ama 70 sayı hakkaten manyaklık.

    John Wall en sevdiğim PG, Isaiah Thomas’ı da Sacramento ve Phoenix’ten beri çok seviyorum ama bu sene Wizards bi süpriz yapıp final görsün çok istiyorum. Boston’dan da klasik bir Danny Ainge hamlesi olarak sene sonu Isaiah Thomas hazır değerliyken takaslayarak oyunun iki tarafını da oynayabilen birini almasını, Brooklyn’den gelecek draft hakkıyla da Markelle Fultz’u almasını bekliyorum.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.