# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
AT THE GATES – The Red in the Sky is Ours
| 30.12.2014

Gençlik ateşi.

Uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yeni albüm kritiği yazma sürecimize birkaç günlük bir ara verip, hazır AT THE GATES konseri de yaklaşıyorken grubun sitede yer almayan ilk iki albümünü Pasifagresif’e kazandıralım dedik. Hepiniz biliyorsunuz ama tekrar hatırlatmakta fayda var, AT THE GATES 8 Ocak’ta garajistanbul’da olacak. Tabii ki biz de orada olacağız.

Bugün, grubun ilk albümü “The Red in the Sky is Ours”ı konu ediyoruz. Kapağında Anders Björler’in elinin çok yakından bir çekimini barındıran bu 1992 Temmuz’u çıkışlı albüm, metal tarihindeki en önemli şehirlerden biri olan Göteborg’un bu manyaklığının başlangıç anlarından biri olarak sayılabilir.

“The Red in the Sky is Ours” için rahatlıkla AT THE GATES’in ne yapmak istediğinden tam emin olmadığı albüm olarak bahsedebiliriz. Bunda garipsenecek ya da yadırganacak bir şey yok tabii; düşünsenize etrafınızda “Like an Ever Flowing Stream” adlı bir albüm çıkaran DISMEMBER diye bir grup var; “Left Hand Path” diye bir haysiyetsizlikle metal dünyasını kirleten ENTOMBED var; var da var… Doksanların başı, İskandinavya; hatta İsveç; hatta Göteborg… Belli ki çok sıkıcı, çok kasvetli bir yermiş. Tüm bu melodik death metalin acı içinde haykırarak buradan fırlaması bir tesadüf değil elbet.

Biz konumuza dönelim. GROTESQUE ile 1988′den beri türlü leşlik saçan Göteborg bebesi Tompa’nın Anders Björler ve kardeşi Jonas ile tanışıp INFESTATION’la bir şeyler yapmaya başlamaları, sonra bu grubun kısa sürede AT THE GATES’e evrilmesi; şüphesiz ki hepsi bu büyük planın bir parçasıydı…

“The Red in the Sky is Ours”, fark edilmek, öne çıkmak, sıradışı olmak için yırtınan ve bunu da baya sağlam şekilde başaran bir albüm. Albümü dinlerken, AT THE GATES’in farklı bir şeyler yapma konusunda nasıl hevesli olduğunu duymamak elde değil. 1992 ve zamanın death metali adına gayet sıradışı denebilecek bir müzik barındıran albüm, eğer Anders Björler, Alf Svensson’dan gelen tüm fikirleri kabul etseymiş daha da acayip olacakmış. Anders, Alf’in bazı fikirlerini biraz fazla abartılı bulup reddetmiş. Ama bu haliyle bile, albümün içinde çorba olmaya yakın düzeyde bir çeşitlilik, karakter arayışı ve bir miktar da sofistikelik kasışı olduğunu görmek mümkün. Prodüksiyon, zaten bariz düzeyde ve Anders’ın da yıllar sonra belirttiği üzere bir hayli zayıf ve kısmen dağınık. Davullar, örneğin bir “Slaughter of the Soul” keskinliğinin baya gerisinde, Tompa’nın vokalleri de doğal olarak sonraki mükemmelliğine oranla bir hayli çiğ ve amatör.

Ama tüm bu negatif unsurlar “The Red in the Sky is Ours”ın önemli bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Albüm “çocuklar heves etmiş, denemiş” olmanın çok ötesinde; müzikal olarak çok fazla fikre ve ışığa sahip, ancak bunu henüz düzgün şekilde sunma yetisi kazanmamış gençler tarafından yaratıldığını bas bas bağıran bir yapıda. Kingdom Gone gibi bugün dahi konserlerde çalınan bir şarkıyı da, “bu fikrimiz de var, bakın bu da var, şuınu da araya sıkıştıralım” gibi duran, ancak temelleri o sıralarda atılan özgün AT THE GATES tınısını ilk kez yaratan şarkıları da içinde barındırıyor.

Grubun da hep vurguladığı ağır bir SLAYER tapınmasının hissedildiği müziğe, tarama gitarların birlikte yarattıkları armonik soğukluk da eklenince, aslında AT THE GATES tınısı kabaca ortaya çıkmış oluyor. Tompa’nın yanık, ağlamaklı brutal vokallerinin de yerlerini almasıyla, bu refah ülkesinin kederli bebelerinin acı veren ama samimi gövde gösterisi de başlamış oluyor.

Son kelâmlara geldiğimde, “The Red in the Sky is Ours” AT THE GATES’in yapmak zorunda olduğu, iyi ki yaptığı, doksanların komple süper zamanlar olduğunu bir kez daha hatırlatan bir ilk çığlık, bir fark edilme ve iç dökme seansı. Konserde muhtemelen Kingdom Gone’ı duyacak olmamızın sevinciyle bu kritiği de noktalıyor, hepinizin AT THE GATES konserini sağ salim atlatmanızı diliyorum.

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.79/10, Toplam oy: 43)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1992
Şirket
Deaf Records
Kadro
Anders Björler: Gitar
Jonas Björler: Bas
Adrian Erlandsson: Davul
Alf Svensson: Gitar
Tomas Lindberg: Vokal, sözler
Şarkılar
1. The Red in the Sky Is Ours / The Season to Come
2. Kingdom Gone
3. Through Gardens of Grief
4. Within
5. Windows
6. Claws of Laughter Dead
7. Neverwhere
8. The Scar
9. Night Comes, Blood Black
10. City of Screaming Statues
  Yorum alanı

“AT THE GATES – The Red in the Sky is Ours” yazısına 17 yorum var

  1. crowkiller says:

    At the Gates’in çok büyük hayranıyım, slaughter of the soul hayarımda en çok dinlediğim albüm olabilir ama ne bu albümü ne de slaughter hariç başka bir at the gates albümünü dinlemedim,dinleyemedim, sebebi Tomasın kafa siken tizlikte vokalleri,şarkıların tümüne yayılmış kafa siken ton…

    yalnız wacken live albümündeki performanslarda Terminal spirit disease e ve kingdom gone a bayılmıştım, adam gibi bir performansla daha iyi anlayışılıyor ilk albümlerin değeri

  2. berkay says:

    abi olamaz yaa yılbaşı yarışması için giriyim dedim kalbim durdu yeminle okuyamıyorum daha

    berkay

    @berkay, kritikte yazılan negatif unsurlar bağladı beni aslında bu albüme. hatta o çiğ vokali duymasam bu kadar önem vermezdim belki de. o acayip davul ritmleri falan çok hoştur bence. şu an albümü çıkarttıklarındaki yaşta olduğum için de kendimi gaza getirmemi sağlıyo bu albüm bide garip gelebilir ama city of screaming statues bi blinded by fear kadar değerlidir benim gözümde. with fear da bekliyoruz abi noolur

  3. owlbos says:

    ”The red in the sky is ours” tüm eksik görünen noktaları sayesinde efsaneleşen bir albüm bence. Tüm zamanların en ‘değerli’ ilk albümlerindendir benim için.

    Osman

    @owlbos, ne kadar katılıyorum tahmin edemezsin.

  4. Bende Saklı Kalsın says:

    Windows diye bir şarkı vardır bunda. Kingdom Gone’a kadar o paylaşılabilirdi. … Ya da boşverin, fark edilmeden kalsa daha iyi sanki.

    ÖNCÜL

    @Bende Saklı Kalsın, Şu yoruma entry-nick uyumu demezsem gece rahat uyuyamıcam :)

    Swedish

    @Bende Saklı Kalsın, windows ne harika parçadır ama.Efsanevi

    Cattle Bilmemne

    @Swedish, Asıl Through Gardens of Grief bu albümde onu ne yapacağız?

    Swedish

    @Cattle Bilmemne, albüm çiğ falan ama herkesin beğendiği güzel şarkılar varmış.Bu albümdeki kemanlara ayrı bitiyorum

    Cattle Bilmemne

    @Swedish, Bu albümdeki şeyi çok seviyorum ben birde hani bir riff giriyor, riff bitince şarkı bir saniye duraksayıp bambaşka bir riff ile devam ediyor ya, tam anlatamadım ama bu yöntemin çok benzeri Monolith of Inhumanity’de de var hatta.

    Swedish

    @Cattle Bilmemne, evet o olay güzel.Sanırım melo death in başlangıç seviyesi bu :)

  5. Bende Saklı Kalsın says:

    Her ne kadar baya bi death metal albümü olsa da, bu albümde (ve With Fear’da) tarif edilemez bir huzur ve dinginlik hissetmişimdir. Slaughter’ı da severim, ama fanatiği olduğumu söyleyemem.
    Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar!

  6. İlk albüm hastalığına tutulduğum zamanlarda bana doğru yolda olduğumu gösteren bir albümdü. Hemen her şarkısını çok severim, ilk heyecan bambaşka oluyor. Kingdom! Fucking! Gone!!

  7. Sodom büyükşehir belediye says:

    Niye klip çekersin ki hiç anlamıyorum, o kingdom gone nedir.Çok dertlisi olduğum bir konu metal müzikteki klipler.İnsanı dinlediği gruptan soğutan(utandıran demek istemiyorum) saçma sapan şeyleri gördükçe sinir oluyorum durduk yere.Hadi buradaki yine daha maruz görülebilir bir örnek.90ların başında genç bir grubun yaptığı bişey ama kodaman grupların yaptıklarının da pek farkı yok çoğu zaman.Metal müzikle klip formatı bir araya gelince ortaya çıkan sonuç “bakın biz ne kadar öfkeliyiz”in ötesine genellikle geçemiyor.Şarkı sözü videolarının son zamanlarda yaygınlaşmasına seviniyorum bu bakımdan.Bence elinde orijinal bir fikir yoksa en iyi tercih.Uzun saçlı adamları kameranın önüne geçirip headbang yaptırmaktan iyidir en azından.

    owlbos

    @Sodom büyükşehir belediye, Klibi bilmem etmem ama bir şeye de katılmadan edemiyeceğim. Metal kliplerinde headbang yapmak = Hiphop kliplerinde graffiti önünde rap yapmak. Klip için klibe HAYIR!

  8. İlginçli death metalin başlangıç albümlerinden biri. İşin garibi aynı grup birkaç yıl sonra çıkaracağı albümle “ergen death metaline” ilham olmakla falan suçlanıyor, garip.

    Albümün ilk yarısını çok seviyorum, ama komple olarak efsane bir albüm diyemem. Windows, The Red in the Sky Is Ours ve Kingdom Gone müthiş şarkılar. Özellikle konser sebebiyle son zamanlarda çok dinliyorum, The Scar ve Neverwhere de hoşuma gitmeye başladı dsfds.

    Son olarak, TOMPA <3

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.