# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
INFECTED – The Lost Loser in Dreams EP
| 24.11.2013

Ülkemizdeki melodik black metal için elçi vazifesi gören bir yapıt.

Aykut YILMAZ

Yıl olmuş 1998. Bendeniz İzmir’ de metal müzik adına kendini şanslı hissedebilecek insanlardan birisiydim, abim sağ olsun neredeyse kendimi zor hatırladığım zamanlardan beri aynı oda içerisinde beni bu müziğe, posterlere ve grup tişörtlerine aşina yetiştirmişti.

Yıllar ilerleyip de ortaokulun ortalarına yakınlaştığımda bildiğim tek gerçek; ayıla bayıla dinlediği bir çok grubun müziğini duymaya tahammülümün kalmayışıydı. Thrash metal ve heavy metal akımının 90′lardaki etkileri gerçekten sinir bozucuydu.

Ya bağlanıp kopamazsınız ya da “sikerim yeter amına koyayım sanki sürekli aynı şeyleri dinliyorum” demeye başlarsınız. Zira ben ikinci gruba dahil oldum ve abimin daha ekstrem müzikler dinleyen arkadaşlarından edindiği albümleri kendisi evde değilken denemeye başlayıp, beğendiklerimi boş kasetlere çekmeye ve bir bir biriktirmeye başlamıştım.

O sıralar fanzin olarak yayınlanmaktan sıyrılıp başlı başına bir heavy metal dergisi haline gelmiş olan Şebek’ in de (daha sonradan isim değiştirmiş ve yamulmuyorsam bir buçuk yıl içinde yayın hayatı son bulmuştur) yazarlarından olan Bahadır Uludağlar’ın Infected vokali olarak bulunduğu EP bir şekilde elime geçti.

Hayat… Size ne zaman, ne sunacağını göremiyorsunuz. Şu an adını duyduğumda veya herhangi bir şarkısını gördüğümde, içimden derin bir üzüntü geçirdiğim bu adamı bir nevi grubu kurtarması adına aldıklarını duymuştum. Kurtaramadı. :D

Geçelim… Üç şarkıdan oluşan bu EP, bol klavye melodili, bugün için gitar tonları cızırtıdan başka bir şey olmayan, davulların neredeyse duyulmadığı, vokalin ne dediğini ya da ne anlatmaya çalıştığını sözlere bir göz gezdirmeden anlayamadığınız (hatta çoğu yerde “i aaaa”, “fo miiiiiii”, “aaaaaaa”, “uuuuuuuu”, “is a i u raaaaayy” şeklinde olup; albüm kapağındaki sözlere bakıp bakıp “ulan adamlar bizi mi sikiyor acaba burada bir şey söylemediğinden eminim ben” dedirtecek kadar) bir materyaldi; ama o zaman için fena değildi. Cidden taşak geçmek gibi bir niyetle yazmıyorum, zira kaset yüzlerce kez dinlenmekten ötürü bozulacak kadar çok dinledim bu EP’yi. Hırlayan bir vokal vardı ve o dönemde Avrupa’da bir çok grup ortalığın tozunu attırırken, bizim elimize henüz geçebilmiş bir kaç ekstrem gruba göre değerlendirmek zorundaydım. O zamana göre de gayet keyifle dinleyebiliyordunuz. Ayrıntılı olarak incelenecek bir materyal sunmamış olsalar da daha sonra çıkacak olan “Breathless Kiss on the Lips of the Melancholia (üşenmedim yazdım) albümünün nasıl olacağını az çok gösterir nitelikteydi.

Peki ben bu EP için neden inceleme yazıyorum? Berbat bir sound, neredeyse duyulmayan davullar ama o güne kadar Türkiye’de yapılmış içinde en bol melodi barındıran materyal olduğunu aklımdan çıkaramadığım için diyebilirim. Albüm içindeki sözler; çok ucundan kıyısından satanizm içerse de, biraz daha dikkat edildiğinde de anlaşılabileceği üzere kendilerine kadar aklımda kalan; Pagan, Witchtrap gibi grupların dönemin akımına kapılıp; “pür satanizm” mantığıyla yazdıkları liriklerden bir kademe daha gerçekçi, karanlık ve estetik bir yerde duruyor. Özellikle grubun Yunan mitlerine de hafiften kafayı takmış olduğunu düşününce, İngilizce’lerinin yetersizliğine rağmen insanı şaşırtacak kadar güzel hiçlik felsefesi yapmaya çalışmış olması ve Aristo göndermeleriyle gayet lezzetliydi (sonraki albümde de lirik anlayış pek değişmeden devam eder). Ve o kadar Türk black grubunun aksine içinde melodi barındırmaya çalışması, klavyeyi olabildiğince iyi kullanmaları, o dönem dinleyicileri arasında Türk gruplarına durmaksızın bok atılıp duruyor olunmasına rağmen takdir edilmişti. Burada bahsettiğim konu aslında dominant durumda olan klavyenin bu EP’nin ve daha sonrasında gelecek olan albümün melodik karakterini oluşturuyor oluşu. Keza EP’nin tamamında, “nasıl daha fazla melodik olabiliriz?” sorusunun cevabı aranmış ve klavyenin vokalden bile baskın olmasına karar verilmişçesine, klavyenin her an diğer bütün enstrümanları yuttuğunu duyacaksınız, şaşırmayın lütfen.

Son sözler olarak; albümün kalitesinin ciddi anlamda çok çok düşük olduğunun farkındayım ve klavyenin baskınlığından ötürü neredeyse diğer enstrümanların duyulması konusunda zorlanıldığını biliyorum. Ancak bu EP Türkiye’de halen doğru düzgün yapılamayan melodik black metal için o günün grupları da dâhil olmak üzere, daha önceden başka başka yerlerde de belirttiğim gibi elçilik vazifesi üstlenmiş bir eserdir. Puanlama yapmak istemiyorum, zira bu EP’yi dinleyip de yerden yere vuran, dünyanın en boktan müziği olduğunu söyleyen insanlar da tanıdım; o dönem içerisinde kimsenin cesaret edemediğini yapmaya çalıştıkları ve kulakta hatırlanan ve keyifle dinlenebilen karanlık bir melodi bıraktıkları için ne kadar iyi olduğunu söyleyen insanlar da tanıdım.

Açıkçası ben ikinci gruba daha yakınım, her zaman aklımda güzel hatıraları olan ve dinlemekten sıkılmadığım bir çalışma olmuştur. Bir şekilde üzerinden tam olarak 15 yıl geçmiş ve bilmek isteyecek insanlar olabileceğini düşünüyorum.

Albümün okur notu: 12345678910 (6.48/10, Toplam oy: 23)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1998
Şirket
Zihni Müzik
Kadro
Bahadır Uludağlar: Vokal
Ahmet Iba: Gitar
Oytun Turk: Gitar
Deniz Sumer: Klavye
Ali Reza Houseyni: Bas
Karateke: Davul
Şarkılar
1. Born (Intro)
2. The Lost Loser In Dreams
3. Your Disaster
  Yorum alanı

“INFECTED – The Lost Loser in Dreams EP” yazısına 8 yorum var

  1. samö says:

    selamlar Aykut .. öncelikle bu yazıyı iyi ki yazmışsın diyorum.. ben bu çalışmayı çok fazla dinleyebildiğimi söyleyemem ( elimde yalnız mp3 olarak bulunmasından mıdır nedir fazla dikkatimi çekmemişti ) ancak Infected konusunda yazdıklarına % 100 katılıyorum .. Infected, ilk uzun albümü ile dinlemiş biri olarak beni de bu grubun melodik yapısı çok etkilemiştir .. ve senin yazın ile de görmüş oldum ki yalnız ben aynı şeyi düşünmüyorum, düşünmüyoruz. Hani grubu hiç dağıtmasalardı, kim bilir şimdi nasıl kayıtlar olurdu dinleyeceğimiz elimizde.

  2. Ömer Kuş says:

    Vay be. Bu grubu Barışarock 2004′te izlemiştim. Hayatımda gittiğim ilk festival ve belki de canlı izlediğim ilk “ekstrem” metal grubuydu. Konserler sırasında hiç hareket etmez, kafa sallamaz (utangaçlık), öyle mal mal grubu ve etraftakileri seyrederdim. Ne günlerdi be :(

    ismail vilehand

    @Ömer Kuş, yalnız barışarock 2004′te bende vardım ama tek bir grup dahi hatırlamıyorum. beyinle başka organların yerinin değiştiği dönemime denk geliyordu zaten. birde çok fena death metal elitisitiydim o dönem. muhtemelen sürekli içip sevişip mp3 playerdan cannibal corpse deicide falan dinledim festival boyunca. ama cidden bütün barışarocklara eksiksiz katıldım çok ciddi güzel günlerdi. müzik olarak olmasa da muhabbetler arkadaşlıklar falan woodstock’ı zorlardı yani. hatırlattın ağlıyorum şuan.

    Ömer Kuş

    @ismail vilehand, haha, ben de çok hatırlamıyorum aslına bakarsan. Infected haricinde Soul Sacrifice, bi de False in Truth var galiba hatırladığım gerisi muamma. Aynen ben de bütün Barışarock’lara katıldım, ortam güzeldi hakikaten. Bi de ben Sarıyer’de oturuyodum, gidip gelmesi de kolaydı hiç kaçırmıyodum o yüzden. Güzel günlerdi valla.

  3. Durakonis says:

    Breathless… Albumunu baya dinlemistim gecmiste. Chaosium da bunlarindi galiba, bi arkadasim dinletirdi arada. Bu ep’yi sanirim hic dinlemedim.

  4. crowkiller says:

    güzel kritik eline sağlık

    yalnız albümün kaydı gerçekten felaket ötesi

    tamam darkthrone burzum falan da kasıtlı olarak kötü prodüksüyon tercih etmişler ama en azından yaptıkları müzik duyuluyor

    kötü kayıt olayını yanlış anlamış bence bu grup

  5. emptyfields says:

    zamanının ötesinde etkileyici şeyler yaptılar bence
    arşivimin nadide bir köşesinde durur bu demo
    ve breatless…

  6. Ozan says:

    2000 li yıllarda walkman’den çıkarmadığım gruptur. Bence bir dimmu borgir’dir kendileri o zaman için. Fakat Bahadır Ulududağlar’ı da hiç sevmem vizyon ve misyon olarak. infected’ı fazlaca sevmemin ve sevmemizin sebeplerinden biri besteler dışımda korg m1 soundu olması diye düşünüyorum samimi ve sıcak tonlardan ötürü. Bu işlerde emek ve samimiyet çoktu…

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.