# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
ULCERATE
15.09.2013

“Biz ve bizim gibi gruplar; hiçbirimiz böyle bir sound’la işe başlamadık, zaman içinde çalışarak öğrendik.”

Haftanıza bir miktar çamur sosu eklemeye ne dersiniz? Pazartesi Sendromu’na kısasa kısas çekip, daha da tadınızı kaçırmak, bünyenizi germek istemez misiniz? Tabii ki istersiniz. Biz de bu isteğinizi cevapsız bırakmadık, Kivi hayvanının ve bağırmalı garip yerel dansların ülkesi Yeni Zelanda’ya uğradık ve son yılların en çarpıcı death metal gruplarından ULCERATE’e, hem yeni albümleri “Vermis”, hem de grup hakkında genel sorular yönelttik.

Grubun davulcusu Jamie Saint-Merat tarafından verilen doyurucu cevaplar sonucu, en az “Vermis” kadar güzelleşen bu röportajdan sizi daha fazla mahrum bırakmayalım ve giriş kısmını böylece sonlandıralım.

Selam Jamie. “Vermis” ile başlayalım. Bu albüm, yaptığınız en yoğun albümlerden bir tanesi ve kısmen bile olsa anlamak için birçok kez dinlenilmesi gerekiyor; bunu hak ediyor da. “Vermis”de benimsediğiniz sound ve yaklaşımı genel olarak anlatabilir misin?

Tabii ki. “Yoğun”, bu albüm ile elde etmek istediğimiz şeyi anlatmak için çok iyi bir kelime, neler olduğunu almak için birçok kez dinlenilmesi gerektiği de doğru. Geriye dönüp baktığımızda, “The Destroyers of All”un bizim zevklerimize göre biraz fazla temiz ve parlak kaçtığını fark ettik ve bu sefer bahsi biraz artırmak istedik. Gitar ve bas tonları için neredeyse doom/sludge denebilecek bir bakış açısı ile yaklaştık, notaların uzayabildikleri kadar uzamalarını ve tüm notaların üzerinde bir kir ve çamur tabakası olmasını istedik. Bunun için de, death metal için çok alışılmadık olan bir amfi kombinasyonu kullandık – gitarlar için Sunn / Marshall, bas için ise Orange. Albümde gerçekten çok kirli bir bas tonu var, miksten sonra daha da öne çıktı hatta. Bu da, gitarların olduklarından daha boğuk bir tona sahip olmalarını sağladı ve albüm boyunca hiç kaybolmayan bir ses duvarı oluşturdu.

Aceleci davranıp şimdiden bir kanıya varmak istemem, ancak “Vermis”in “Everything is Fire”ın öfkeli riflerini ve “The Destroyers of All”un holistik, jelatinimsi atmosferini, kapsamlı ve yenilikçi bir şekilde birleştirip, çok sert ve adeta “aşındırıcı” bir yapı oluşturduğunu söylemek mümkün. Fakat genel olarak, vurgunun yıkıcı tarafta olduğu açık. “The Destroyers of All”da kullandığınız parlak, pürüzsüz karakteristikleri azaltmayı seçmenizin nedeni neydi?

Yukarıda da belirttiğim gibi, hepsi kişisel zevk ile alakalı. “The Destroyers of All”un bu kadar temiz olması için özellikle uğraşmadık, sadece öyle oldu. O albüm ile ilgili herhangi bir mutsuzluğum olduğundan değil tabii, bu sadece izlemek istediğimiz bir yol değil.

Albüm ismi için neden “Vermis”i seçtiniz? Daha önce de dinsel temalar işlediğinizi bildiğim için, isim aklıma ilk olarak Hristiyanlıktaki “solucan” konsepti geldi. İşlediğiniz temanın bu konsept ile alakası var mı? “Vermis”te işlenen tema ve konseptlerden biraz bahseder misin?

Aslında bu çok güzel bir konsept olabilirmiş ama hiçbirimizin aklına bile gelmedi açıkçası. Dogmatik, kendine hizmet eden yasalar ile iradesizlerden beslenen tiranlığın omurgasızlığını ve korkaklığını betimlemek için, omurgasız hayvan metaforunu kullandık.

ULCERATE şarkı yapılarında, beraber düşünüldüğü zaman çok farklı, imza bir sound’u temsil eden, birçok karakteristik mevcut. İmza bir sound’a sahip olmanın negatif yönlerinden biri, çoğu müzisyenin kendilerine çizdikleri sınırlardan öteye adım atmaya çekinmeleri ve müzikleri üzerinde deney yapmak, hatta onu genişletmek bile istememeleri. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? ULCERATE ne kadar deneysel olursa olsun, belirlenen çerçevenin dâhilinde müzik yapmaya devam mı edecek? Kasvetin artırılması için Bohren’imsi bir saksafon bölümüne hayır demezdim mesela, haha.

Evet, dört albümden sonra bizim için de önemli bir mesele hâline geldi bu. Hissiyat açısından çok katı parametrelerimiz var şüphesiz, ama bas, gitar ve davul üçlüsünün ötesinde bir enstrümantasyonu henüz kullanamadık. Şu an bununla ilgili herhangi bir şey söylemek için erken, ancak bu kesinlikle üzerine düşündüğümüz ve konuştuğumuz bir şey.

“Everything is Fire” inanılmaz, türü ileri seviyelere taşıyan bir eser olmasına rağmen, ULCERATE asıl uluslararası tanınırlığını “The Destroyers of All” ile beraber elde etti. “The Destroyers of All” kolay sindirilebilen bir albüm sayılmaz; daha önceki işlerinize nazaran daha atmosfer odaklı, birçok yönden devasa ve asıl olarak, talepkâr. Bu kadar talepkâr, zorlayıcı bir albümün, grubun tanınırlığını nasıl yukarı taşıdığını düşünüyorsunuz? Relapse Records ile anlaşmanızın bu süreci etkilediğini düşünüyor musunuz?

Bu durum bize yalnızca ileri doğru, sabit bir ivme gibi geliyor. Yayınladığımız her albümden sonra kim olduğumuzu bilen ve yaptığımız şeyi takdir eden insan sayısı giderek arttı. “The Destroyers of All” tanınmamıza özellikle katkı sağlamış mıdır bilmiyorum, ancak “Vermis”e gelen tepkilerde elle tutulur bir farklılık olduğunu fark ettik. Ulaştığımız insan sayısının artışında Relapse ile anlaşmamızın mı, yoksa müziğin doğasının mı daha etkili olduğunu söylemek zor. Relapse’in gerçekleştirdiği tanıtım ve networking faaliyetleri, daha önce yaptıklarımız ile kıyaslanamayacak kadar kapsamlı. O yüzden, basın faaliyetleri konusunda büyük bir aşama kaydettik denilebilir.

“Everything is Fire” ile beraber, grubun şarkı sözlerine bakış açısı değişti ve önceki albümlerinize kıyasla daha “idareli” bir kullanıma dönüştü. Bu özelliğe Paul’ün emredici vokalleri de eklendiğinde, ULCERATE sound’unun en önemli özelliklerinden biri olduğunu düşündüğüm “ağırbaşlılık” ortaya çıkıyor. Fazlaca metaforik olan temalardan vazgeçip, daha doğrudan bir yaklaşım benimsemeye nasıl karar verdiniz?

Kesinlikle bilinçli bir hareketti. Daha önceki vokalistlerimizin ikisi de yalnızca vokalden sorumluydular ve şarkıların nasıl yapılandırıldığı ile ilgili pek bağlantıları yoktu. Ancak enstrüman çalan ve mevzubahis enstrümanı, vokal yaparken çalabilen birini gruba dâhil etmek, vokalin şarkı ranjmanlarına daha sıkı bir şekilde oturmasını sağladı. Şarkı sözlerine gelirsek, Paul’un tarzı böyle ve bu tarz, her nedense, diğer ikimizin kulağına demo ve ilk albüm materyallerinden daha iyi geliyor.

GORGUTS’tan Luc Lemay, en sevdiği “garip” albümler listesine, Deathspell Omega ve Dodecahedron gibi grupların albümleri ile beraber “The Destroyers of All”u da eklemiş. GORGUTS ile ilgili düşünceleriniz ne yönde? Yeni albümü dinlediniz mi?

GORGUTS harikadır, gelişme aşamamızda bizim için çok büyük bir ilham kaynağıydı. “Colored Sands”i plak olarak aldım, gerçekten muazzam bir albüm. Luc harika bir adam, geçen sene turlarken Montreal’de karşılaştık. Şu an olduğumuz yerden gelen ve death metal’in bu yaklaşımına, bizim bağlandığımız kadar büyük bir tutku ile bağlanmış biri ile iş konuşmak süperdi.

Önceki soruyla ile ilgili olarak, sizce bu atonal, disharmonik müziği icra eden grupların sayısının birkaç adedi geçmemesinin nedeni nedir? Vizyon ve müzisyenlik ile mi, yoksa şeytani ve uğursuz bir müzik yapmaya çalışan grupların, bu kadar “çirkin” ve rahatsız edici duyulmayı göze alamayıp, geleneksel yolu tercih edip, eski “soğuk” ton ve melodileri kullanmaları ile mi alakalı bir durum?

Zor bir soru. Tercih ettiğimiz yol, turlayan o büyük Amerikan festivallerinde çalmanızı sağlayacak bir yol değil. Bir miktar başarı elde etmek için 13 yıl boyunca, inanılmaz sıkı bir şekilde çalıştık ve bu gerçekten çok yüksek bir giriş çıtası. Çok ekstrem bir sound ile başlayan ancak yaklaşık 5 yıl sonra dağılan veya sound’unu yumuşatıp, tamamen farklı bir hayran kitlesine hitap etmeye başlayan, hem yerli, hem yabancı bir çok grup gördüm. Bunların hiçbirinin bizim için bir önemi yok, biz bu müziği sevdiğimiz için bunu yapıyoruz. Müzikal olarak, bu tarzın doğru olarak icra edilmesi zordur. Müziğin içine bolca melodi ve ritim koymanız gerekir, yoksa atonal bir bulanıklıktan öteye gitmez. Disonant yaklaşımı benimseyen, ancak müzikleri neredeyse sadece bu disonansa dayalı olduğu için çok boş bir sound’a sahip olan sayısız grup dinledim. Ancak IMMOLATION ve GORGUTS gibi grupları dinlediğinizde, ilk fark ettiğiniz şey “şarkılar” oluyor. Yavaşça daha disonant bir yaklaşım benimseyen ARKHON INFAUSTUS da bu işi ustalıkla yapan gruplardan biriydi. “Orthodoxyn” gerçek bir şaheser! Biz ve bizim gibi diğer gruplar (DEATHSPELL OMEGA vs.) için asıl ortak nokta, hiçbirimizin böyle bir sound ile işe başlamamış olmamız, zaman içinde çalışarak öğrenmemiz ve bir şarkının nasıl yapılandırılacağını anladıktan sonra, o temel üzerine çamur tabakaları eklememiz.

YouTube’da izlediğim videolarda gördüğüm üzere, çarpıcı canlı performanslar sergiliyorsunuz. Siz kendinizi performansa kaptırmışken, seyircilerin büyük bir bölümü sizi şaşkınlıkla izliyor gibi görünüyor. Seyirciden gelen katkının, canlı performanslarınız üzerinde bir etkisi var mı? Canlı çalmakla ilgili genel olarak ne düşünüyorsunuz? Şarkılardaki yoğun atmosferi aktarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Seyirciden gelen tepki şehirden şehre değişiyor. Tamamen sabit duran seyircilere de denk geldik, tipik mosh pit durumlarına da… Her ne şekilde olursa olsun, sonda gelen alkış bizim için çok değerli. Seyircinin tepkisinin performansımızı pek etkilediğini söyleyemem. Durum tamamen dediğin gibi, kendimizi müziğe kaptırıyoruz ve her gece elimizden gelenin fazlasını yapmak için çalışıyoruz. Canlı çalmak, bu müziği sunmanın en yoğun ve saf yolu; bu şekilde tecrübe edilmeli. Özellikle de akustiği ve ışıklandırması iyi olan mekânlarda, şarkıların yoğunluk ve saldırganlığının albümdekinin iki katına çıktığını düşünüyorum. Stüdyo büyüsü saçmalıklarına tamamen karşıyız, o yüzden albümlerimizdeki sound nasılsa, canlı performanslarımızdaki de tamamen öyle. Bu materyali, böyle dürüst bir şekilde icra edebiliyor olduğumuz için de gururluyum.

Albümün yayınlanmasından sonra tura çıkmayı planlıyor musunuz? Belli olan konser tarihleri veya ülke var mı?

Elimizden geldiğince turlayacağız. Hepimizin grup dışında profesyonel kariyerleri mevcut, buna uygun bir şekilde davranmamız gerekecek. Fakat şu ana değin, bu yıl sonu kesinleşmiş bir Avustralasya turu var ve yakın gelecekte Kuzey Amerika ve Avrupa turları da gözüküyor.

Jamie kesinlikle alışılmadık bir metal davulcusu. İnce, akıcı tekniği nedeniyle ona direkt olarak “metal davulcusu” derken bile tereddüt ettim. Metal davulculuğunun son durumu ile ilgili düşünceleri nelerdir? Metal davulculuğu derken, ışık hızında, ancak yaratıcılıktan yoksun partisyonlar, sonu gelmeyen ve fazlaca “işlenmiş” bir davul sound’u ile şişirilmiş blast beat ve breakdown’lardan söz ediyorum bu arada.

Güzel sözler için teşekkür ederim, memnun oldum. Dürüst olmak gerekirse, söz ettiğin türler ile ilgili pek iyi düşüncelerim yok.Dave Culross, Alex Hernandez, Tony Laureano, Derek Roddy, Kai Hahto gibi isimleri dinleyerek büyüdüm ve bir metal davulcusu oldum, o yüzden, yaklaşık son 5 yıldır gelişen şu tamamen sample’lanmış, “quantise”lı, mekanik bir mükemmellikte olan albümler bana tamamen çocukça geliyor. Yaşlandığımı hissediyorum, haha. İnsanların neden böyle bir sound istediğini hiç anlamıyorum. Hiçbir dinamik, hiçbir insan dokunuşu yok ve bu müzik için en önemli gereklerden biri olan şiddet ve kaos yok. Senin de belirttiğin üzere, büyük bir yaratıcılık eksikliği mevcut. Mesela ANGELCORPSE’un, şimdilerde 15 yaşına giren albümü “The Inexorable”ı düşündüğümde, şimdikiler onun yanına bile yaklaşamadığını fark ediyorum. Yakın zamanda çıkan muhteşem işler yok demek istemiyorum tabii ki. Ama bu günlerde çıkan büyük albümlerin çoğunun sound’u bu şekilde olduğu için, boktan şeyleri bir kenara ayırmanız gerekiyor.

Önceki sorunun ikinci kısmı olarak; Jamie’nin tarzı ve geçenlerde Decibel için yaptığı playlist’e bakılırsa, caz müziğin ULCERATE’in sound’unda gizli bir rol oynadığı söylenebilir. Kendisi ile yapılan bir röportajda, şarkıların çoğunun provalarda, neredeyse doğaçlama bir şekilde yazıldığını okuduğumu hatırlıyorum. Cazın doğaçlama kültürüne maruz kalmak, stüdyoda geçirdiğiniz zamanları nasıl şekillendiriyor?

Caz müziğin yalnızca davul konusunda bir ilham kaynağı oldu ve ULCERATE’te çaldığım şeyleri etkilediği pek söylenemez. Tek başımayken ineklediği bir şey sadece, haha. Doğaçlama konusu da, canlı performanslarda bunu çok yaptığım için oluşmuş olabilir. Melodilerde veya şarkı aranjmanlarında bir caz yaklaşımı benimsediğimizi söyleyemem. Çok doğaçlama yapıyoruz ama bu yalnızca caza özgü bir nitelik değil.

Diğer gruplardan söz açılmışken, yeni gruplar arasından favorilerin neler? Önerilerin var mı?

Tabii, yakın zamanda birçok harika albüm piyasaya çıktı. WIFE (İrlanda), AOSOTH (Fransa), SVART CROWN (Fransa), NERO DI MARTE (İtalya), PALLBEARER (ABD), SHALLOW GRAVE (Yeni Zelanda), ASCENSION (Almanya).

Son sorumuza geldik. Geleneksel sorumuz olarak, röportajın manşetine koymamız için bize ilgi çekici bir manşet cümlesi söyler misin?

Aklıma utanç verici olmayan hiçbir şey gelmiyor maalesef. Cevabı bu işi benden daha iyi bilen sizlere bırakıyorum!

Zaman ayırdığın için sağ ol Jamie, son sözlerini alalım.

Bu harika ve derinlikli sorular için çok teşekkür ederim. Neden bahsettiğini bilen birileri tarafından sorulan böylesi kapsamlı soruları cevaplamak her zaman için büyük bir zevktir.

Kendinize iyi bakın!

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“ULCERATE” yazısına 16 yorum var

  1. desqpio says:

    that post gave me cancer. şaka bi yana ellerinize sağlık, pek “yoğun” bir röportaj olmuş. vermis’i adam akıllı dinledikten sonra jamie’nin önerdiği gruplara da bir göz atacağımdır evet.

    gorod

    @desqpio, nero di marte’den başlarsan adamlara saygın bi kat daha artar.

  2. Ömer Taş says:

    Bu herifler ilerde efsane olacak ahanda yazdım buraya

  3. owlboss says:

    Bir grup bir röportaja ancak bu kadar yakışır yahu, emeğinize sağlık abiler! Böylesine yoğun bir röportaj okumadım desem doğrudur herhalde. Sorular süper, cevaplar süper, en önemlisi PASİFAGRESİF süper. (Ulan vallahi siteyi övmekten utanır oldum bee.)

  4. oz says:

    Bu grubun müziğini tam olarak algılayamıyorum ama dinlerken epey zevk aldığım kesin. Onlarca defa dinlemişimdir albümlerini, o alışma hissini yakalayamadım bir türlü. Her seferinde yeni bir şeyler dinliyormuşum gibi oluyor, sanırım bu iyi bir şey bu.

  5. Alondate says:

    Shining, Dan Swanö ve şimdi de Ulcerate. Bu güzel röportajlar için size ne kadar teşekkür etsek azdır. Sorular ve cevaplar gerçekten çok güzel olmuş bu sefer. Bir kerede okuyuverdim elinize sağlık. İlerde bir hypocrisy, benighted ya da lacrimas profundere röportajı görmek de harika olur

    Ahmet Saraçoğlu

    @Alondate, arada Obituary de yaptık, gözden kaçmasın. :)

  6. patognomonic says:

    James ile Metallica röportaji istiyoruz (oha)

    Edgucation

    @patognomonic, Adamlar albümü 10 yılda bir yapıyor artık ropörtajı 2023 te yaparlar :D

    atoutlemonde

    @patognomonic, o biraz tuzlu olabilir

  7. ZaFeR says:

    Sorulan sorular ve tabiki cevapları açısından okuduğum en enteresan ve güzel röportajlardan biri oldu.

  8. çaksu says:

    Dogmatik, kendine hizmet eden yasalar ile iradesizlerden beslenen tiranlığın omurgasızlığı ve korkaklığı.

    Ehe.

  9. Evelin says:

    bahsettiği gitar yapıları bu olabilirmi acaba :D https://soundcloud.com/vildhjarta

  10. Görkem Şahin says:

    Harika bir röportaj olmuş, emeğinize sağlık.

  11. Lefthandpath says:

    beklediğim röportajdı. harika olmuş her zamanki gibi.

  12. Avcı says:

    Kasım ayında Atina ve Selanik’e gelecekler.Acaba Türkiye’ye gelmek için bir şeyler yapılabilir mi?

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.