# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
KURT VILE – Wakin On A Pretty Daze
| 09.05.2013

Güzel günler bizim olsun.

1960’ların ikinci yarısında özellikle sevdiğim Tim Buckley, Donovan (Philips Leitch), LOVE gibi isimlerin ortaya sundukları kusursuzluklarla tanımına kavuşan, adından da anlaşılabileceği üzere saykedelik rock ve folk rock türlerini bir potada eriten saykodelik folk tatlılığının bu seneki en güzel örneklerinden birisi sanırım bu albüm. Bu seneyi bir kenara bırakırsam, son yıllarda, tür ayırt etmeksizin dinlediğim en güzel şeylerden bir tanesi, belki de en güzeli olabilir. Albümün sahibi, güzel insan Kurt Vile ise 2003’ten beri ortalarda. THE WAR ON DRUGS isimli grubuyla da 2008’den beri bir şeylerin peşinden koşturuyor. Ama bu sene, gerek grubuyla olsun gerekse solo albümleri olsun, kariyerinin en güzel, en kusursuz albümüne imza attığın söylemeliyim.

2008’den 2011’e kadar çıkardığı albümleriyle ortalamada ve ortalamanın biraz üzerinde sayılabilecek sularda yüzmüştü Kurt Vile, bana sorarsanız. Hepsi güzel albümlerdi fakat bugünkü albümün bıraktığı etkiyi bırakmamıştı hiçbiri. En azından hiçbirini arka arkaya bu kadar fazla kez dinlemediğimi biliyorum. “Wakin On A Pretty Daze” ise 70 dakikalık süresi boyunca dinleyiciye çok çok keyifli zaman geçirtiyor. En azından benim için böyleydi. Albümde dikkat çeken ilk nokta, Kurt Vile’ın önceki albümleriyle karşılaştırıldığında kendini belli eden değişim. Önceki çalışmalarında daha basit sayılabilecek temeller üzerine oturttuğu yine basit sayılabilecek besteler varken, bu albümde işi çok çok daha ilerilere götürme kararı almış. Zira albümdeki parçalar gerçekten çok iyi fikirlerle, ciddi bir emekle, ince dokumalarla dolular. Müzisyenlik kariyeri boyunca bildiği her şeyi kullanmakla kalmadığını, üstüne bir çok şey eklediğini söyleyebiliriz. Yani iyi ki bu kararı almış diyor ve çok sevdiğim müzisyenler arasına alıyorum Kurt Vile’ı.

“Wakin On A Pretty Daze” tür adına hemen hemen her şeyin bulunabileceği bir çalışma. Örneğin, albüm 9 dakikalık bir şarkıyla açılışını, 10 dakikalık bir şarkıyla kapanışını yaparken aralarda 3-5 dakikalık şarkılara da yer veriyor. Ve şarkılar uzun da olsalar kısa da olsalar değişmeyen tek şey sürelerinin inanılmaz doğru olması. Ne kısa şarkıları dinlerken “hemen bitti” diyorsunuz, ne de uzun olanları dinlerken “bitmedi bir türlü” tarzı bir gerilim yaşıyorsunuz. Özellikle hemen üstteki açılış parçasını dinlerken zamanın nasıl geçtiğinin anlaşılamaması ihtimali yüksek. Tabii olay sadece şarkı süreleri yüzünden de değil. Folk rock tanımının cuk oturduğu gayet sade ve duygu dolu parçalar, saykedelik havayı yaratan katmanlı parçalar, arkalara bol bol döşenmiş slide gitarlar, üst üste geçmiş akustik gitarlar, bazen biraz distortion, türlü enstrümanlar, asla kendini kasmayan, rahat bir vokal, hatta yer yer 80’lerin sessiz sakin pop müziğini anımsatan ufak bölümler; hepsi bir arada bu 70 dakikanın içinde kendilerine yer bulmuşlar, seçebilecekleri en güzel yerleri seçmişler.

Albümdeki enstrümantasyona da ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Birbiriyle kusursuz bir uyum içinde farklı şeyler çalan, üst üste döşenmiş enstrümanların bu kadar “birlik” halinde bulunması en çok hayran kaldığım noktalardan biri. Sadece “uyumlu” olmanın daha ötesinde tüm bu fikirler. Çünkü ortada boş bir uyum yok. Yer yer elektronik denemelerin de renk kattığı şarkıların üst üste geçmiş melodik yapılarını oluşturmak, bunu yaparken de ortaya bir “çorba” çıkarmamak adına gayet profesyonel bir çalışma olduğu bir gerçek. Ve en güzel yanı da bu detayların dinleyiciyi yormaması. Doğanın yalnız başına bulunduğu bir bölgede akan suyun berraklığı kadar akıcı şarkılar. Dinleyiciye sadece rahatlamak ve müziğin tadını çıkarmak kalıyor.

Bunca şeye rağmen Kurt Vile’ın müziğinde, gerek tür içinde, gerekse genel olarak “müzik” adına yeni bir şey olduğunu söyleyemem. Kimse de ondan böyle bir şey beklemiyordu zaten. Ve özellikle belirtmek istiyorum ki bu son iki cümleyi olumsuz anlamda kurmadım. Sadece ortada, türde kapılar açan, inanılmaz denemelerle dolu bir albüm yok. Vile’ın kullandığı her şeyi zaten duymuştuk. Aslına bakarsanız bu albümü böyle güzel kılan da belki bu gerçektir. Çünkü bu denli geniş yelpazedeki, ince ince işlenmiş bu müziği bu denli sade, ağızlara takılan halde yapmak, en başta müzikal anlamda büyük, gerçekten büyük bir olgunluk gerektiriyor. Yani ne yaptığınızın ve neden yaptığınızın farkında olmalısınız. Kurt’ün bunları çok iyi bildiğine eminim.

Albüm adına olumsuz bir şey yazamadım. Arada, diğerleri kadar öne çıkamayan parçalar da var evet. Fakat onları bile o kadar sevdim ki, kötü bir şeyler yazmaya kalksam muhtemelen “zorla eksik aramış” gibi görünecektim. Tek söylemek istediğim, müzikal anlamda yumuşak, kaliteli ve güzel vakit geçirmek isteyenlerin bu albümü kesinlikle kaçırmaması gerektiği.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.92/10, Toplam oy: 25)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2013
Şirket
Matador Records
Kadro
Kurt Vile: Vokal, akustik gitar, elektrik gitar, slide, synth, org, wurlitzer, klavye, perküsyon
Jesse Trbovich: Gitar, saksofon
Rob Laakso: Bas, gitar, E-Bow, davul, elektronik altyapılar
Şarkılar
1. Wakin on a Pretty Day
2. KV Crimes
3. Was All Talk
4. Girl Called Alex
5. Never Run Away
6. Pure Pain
7. Too Hard
8. Shame Chamber
9. Snowflakes Are Dancing
10. Air Bud
11. Goldtone
  Yorum alanı

“KURT VILE – Wakin On A Pretty Daze” yazısına 12 yorum var

  1. Berca B. says:

    İsmini ara sıra duysam da müziğini hiç bilmiyorum bu adamın, henüz kritiği okumadım şöyle bir resimlere, nota falan bakayım dedim önce. Şu 2. resimden direkt olarak önyargıyı kaptım diyebilirim. Ardından son fotoğraf bu önyargıyı iyice güçlendirdi. Bilmiyorum bu tarz promo fotolar kimlere hitap ediyor ama şöyle pozları bir erkeğe, hatta bırakayım erkeği herhangi bir insana hiç yakıştıramıyorum. Nedir abi öyle kırılgan gibi ama ilgiye de muhtaç gibi bakışlar, elini kolunu ovuşturmalar, üst dudağını iyice öne çıkarmalar falan. Bir insanın bu kadar yumuşamasını gerçekten hiç anlamıyor ve sevmiyorum. Bu kadar güçsüz ve narin gözükmenin anlamı nedir acaba. Dediğim gibi müziğinden hiç haberim yok, belki dinlesem çok severim ama şu ağız burun kırmalık tavırları yüzünden hep bir mesafe koyarım muhtemelen aramıza. Ve umarım kimse de özenmiyordur bu triplere. Normalde kimsenin nasıl davrandığı hiç umrumda olmaz ve karışmam ama bunun gibi dokunsak ölecekmiş gibi güçsüz gözükmenin de özenilecek hiçbir tarafı yok bence.

    niht

    @Berca B., Neden güçlü görünmek zorunda? Bu erkek egemen dünyanın en büyük hastalıklarından biri bence. Ben bu tutumu epey cinsiyetçi buluyorum. Kimse ona dayatılan cinsiyet şablonu içinde hareket etmek zorunda değil. Kimse bir şeylere karşı güçlü ve sert durmak zorunda değil. Zaten dünyanın en candan müziğini yapıyor adam, şarkıları vasıtasıyla gönlünü açmış tüm dünyaya. Gönlünden geçenleri olanca çıplaklığıyla seslendirirken promo fotoğraflarında “bakın ben çok sertim, üf müthiş erkeksiyim” pozları kesmesi inandırıcı ve anlamlı olmaz. Kaldı ki böyle yapması çok daha iyi. Siz de bıkmadınız mı sert, güçlü erkeklerden?

    Berca B.

    @niht, cinsiyetçi değilim, hatta tam aksiyim. Cinsiyetçi olmadığım “hatta bırakayım erkeği herhangi bir insana hiç yakıştıramıyorum.”, “Bir insanın bu kadar yumuşamasını gerçekten hiç anlamıyor ve sevmiyorum.” cümlelerinden anlaşılabilir bence. Erkeğe “güçlü, kuvvetli” imajı yakıştırılırken kadına “narin, kırılgan” imajının yakıştırılmasını kabul etmiyorum. Ben her iki cinsinden hayata karşı olabildiğince güçlü ve kuvvetli olabilmesini savunuyorum. Yani benim görüşüm erkeğin nasıl görünmesi gerektiğiyle ilgili değil, insanın nasıl görünmesi gerektiğiyle ilgili.

    Ama dediğim gibi kimsenin nasıl göründüğüne, nasıl davrandığına karışmayı sevmem. Burada da kimseye ahkam kesmiyorum “böyle olun şöyle olun” diye. Yaptığım şey, fotoğraflardan yola çıkarak bir bakıma bu konudaki fikrimi belirtmek. Evet, kimseye karışmıyorum ama bu tip tavırlardan da hiç hoşlanmadığımı ve kimseye yakıştıramadığımı söylüyorum. Bahsettiğim şey kasları abdominalleri şişirip Manowar pozları vermek değil, sadece hayata karşı bu kadar güçsüz ve mücadele etmekten acizmiş gibi durmamak. Eğer şarkılarındaki tavır da buysa, kendisinden uzak duracağım hepsi bu.

    Lex Luthor

    @Berca B., Yumuşak atın çiftesi pek olur derler yanlız… Köy pilici gibi duruyor olması zayıf biri olduğu anlamına gelmez…

    Çakı gibi kasılmak da hiçbir şeyin değil, ama zayıflığın maskelenmesidir bence…

    *”Ben sapına kadar erkeğim mesajı vermeye çalışmanın, tıpkı ben çok baştan çıkarıcı bir kadınım mesajı vermek gibi yetersizlikten kaynaklanmadığı ne malum?”

    *”Bıyığımız ve göğüs kıllarımızın bizi daha çok erkek yaptığına inanarak onları göstermek için yakası göğsüne kadar açık gömlek giyen erkekle, göğüslerinin iriliğini göstermek için üstsüz bikini giyen bir kadının birbirinden farkı yoktur. Her ikisinde de geri planında ileriye gitmekten korkan teşhircilik dürtüsü var.”

    *Prof.Dr. Nusret Kaya’nın Psiko-Tarih kitabından aynen alıntı…

    NOT: Kadınlardaki ”aşırı” dekoltenin sebebi çoğu zaman histriyonik bozukluktur… Türkçesi şu: ”Sadece” gösterir. Esas amaç ilgili-arzulu bakışları üzerine çekmek.. Benzer şeyler erkekler için, erkekliğin gerektirdiği durumlar için geçerli…

    SONUÇ: Haberdeki eleman bence son derece normal, samimi biri…

    Berca B.

    @Lex Luthor, arkadaşlar, ben 3 söylüyorsam siz 10 algılıyorsunuz. Benim bahsettiğim şey ne kasım kasım kasılmak, ne de sapına kadar erkek durmak. Bir önceki cevabımda konunun ne erkeklikle, ne kasla, ne de sertlikle ilgili olmadığını tam olarak anlatamadım herhalde. Olaya siyah-beyaz olarak bakmayın. Dünyada “kırılgan ve güçsüz gözükmek” ile “dünyanın en sert insanı gibi gözükmek” olarak sınırlandırılmış 2 davranış biçimi yok. Ben ilkini eleştiriyorum diye ikinciyi savunmuş olmuyorum. Kısaca benim bahsettiğim şeyi göğüs kıllarına, maskelemeye falan indirgemeyin. Orada değilim ben.

    Taa ilk yorumumda söylediğim gibi, bu arkadaşı sadece ismen biliyordum ve fotoğrafını gördüğüm anda bende bir “önyargı” oluştu. Bende çizdiği imajı belirttim, öyledir değildir bilmiyorum, dediğim gibi bendeki bir önyargı. Eğer bende çizdiği imajdaki gibi biriyse hiç işim olmaz, uzak dururum çünkü o tavırdan nefret ediyorum. Eğer o tavırda değilse de ne diyeyim kendisi için mutlu olurum.

    Özgür Durakoğulları

    @Lex Luthor, Normallik anormallik olarak değil de, (kazık gibi olmasa da) dik bi postür psikolojiye iyi gelir diye biliyorum. Ya da psikolojisi iyi olanların postürü dike yakındır, hatta ciddi sorunlar yaşayanlar bazen fizyoterapistlerden falan yardım alırlar bu konuda. Postürü sağlıksız olduğu için mi psikolojisi kötü, psikolojisi kötü olduğu için mi postürü kötüleşti, işte bütün mesele bu. :) (Tek bi fotodan da genelleme yapılamaz tabii de.)

    Lex Luthor

    @Özgür Durakoğulları, Prof. Dr. Erol Göka’nın son kitabı bu konuyla alakalı…

    Şimdi bulamadım ama bir ropörtajında: ”Vücudumuzu taşıma biçimimiz ruh halimiz hakkında ipucu verir…”diyordu

    Ruh halimizi ele verebilir ama, kişilik başka birşey..

    http://www.idefix.com/kitap/gercek-insanin-yuzunde-yazar-mi-murat-beyazyuz/tanim.asp?sid=WYEV408G10XT5IKH8CUJ

    Özgür Durakoğulları

    @Lex Luthor, “Ruh halimizi etkiler” diye iddialar da var, o da karakteri etkileyebilir tabii. Çok bilmiyorum da, böyle de söylendiğini duydum.

    DrAQA

    @Berca B., Kritiği okurken arkadaşım yanıma geldi, fotoğrafa baktı ve “şu tipleri dövmesi bir zevkli oluyor var ya!” dedi iştahla :D, arkadaşıma da sana da hak veriyorum usta, ben de böyle pozlara ayar oluyorum ancak elemanın tipe bakınca da buna başka bir poz gitmezmiş dedim yani. :)

    Aynı zamanda müzik de oldukça güzel, kritik de elbette.

    Ne kalender adamım lan ben. :)

  2. baha says:

    childish prodigy albümü kurt vile’ın hala en iyisi bana göre. bunu da dinledim çok saykodelik şarkılarla bezenmiş bir çalışma olmuş ancak çok fazla uzatmış şarkı sürelerini dinleyince bazen sıkıldım. smoke ring my halo’da çok iyiydi. kurt vile, ülkemiz dinleyicileri için daha yeni yeni gelişen serüvenlerinden birisi. indie dinleyicileri için ise baya popüler durumda. yani şu son dönemdeki hipster modunu taşıyan kitle için oldukça iyi. ancak freak train gibi bir beste bundan sonra gelmez.

  3. ismail vilehand says:

    Tumblr sayfam olsa sürekli bu çocuğun fotoğraflarını ve şarkılarını paylaşırdım. burdaki şarkıları da dinledim, hayatında hiç BİM’den alışveriş yapmamış entel kızların adamı resmen. Kurt Vile çok seviyorum diye sushi yemeye götürücen hepsini. neyse… bu arada Berca yerden göğe kadar haklı. adama muhalefet olmayın.

  4. Mert says:

    Abi güzel, baya güzel tamam da bi 10-15 dakika daha kısa olsaymış çok daha güzel olacakmış. Albüm tekdüze ve bayıcı bir sound var zaten, e bir de yetmiş dakka sürünce son üç dört şarkıda bayılıyorum artık. Elli dakka civarı olsa o tekdüzelik falan tam ayarında bir güzellik olurdu bak. Hele en sonda o Goldtone 10 dakka sürmüyo mu tam oh bitti derken.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.