# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
JAYA THE CAT – The New International Sound of Hedonism
| 03.05.2013

Leş gibi bir ev, kırmızı gözler, gevşeyen sinirler.

Berca B.

Uzun bir aradan sonra herkese tekrar merhaba. Askerliğe hazırlık süreci, askerlik, askerlik sonrası normal hayata alışma dönemi derken baya bir süredir herhangi bir şey yazmayan biri olarak şu girişi bile yapmak zor olsa da, artık bir şeyler yazmam gerektiğini düşünüyorum zira yazılması/tanıtılması gereken tonlarca albüm birikti, ne hayvanlıklar geldi geçti de haberimiz olmadı, olduklarımızın da bu bollukta kıymetini bilemedik, ne dinleyeceğimizi şaşırdık-seçici davranamadık-yolumuzu kaybettik. Diğer taraftan yaz yaklaşıyor festivaller bir bir açıklanıyor, heyecan giderek yükseliyor. Metal kardeşliğini yeniden hissetmeye, hep birlikte tek yürek olduğumuz o tarifi olmayan atmosferi tekrar solumaya başladığımız şu coşkulu günlerde, ben de bu heyecan kasırgasına kayıtsız kalamadım ve artık ekipteki yerime geri dönmeye karar verdim… Kısacası, Ahmet (bşg.) kızmaya başladı.

Ne yalan söyleyeyim, tekrar yazma kararını baya bir önce alsam da bir başka soru kafamı uzun zamandır meşgul ediyordu: Ne yazacaktım? Bir yanda askerlik öncesi birkaç ay boyunca beni kendine adeta esir etmiş olan The Night Flight Orchestra, diğer yanda sapık gibi tutulduğum Trioscapes, öbür tarafta henüz üç albümle yeni-Led Zeppelin yakıştırmaları almaya başlayan Rival Sons, hemen ardında da “The Black Chord” ile aklımı alan Astra… Sanki normal sivil cümlelerini yanyana getirmeyi tekrar öğrenebilmişim de, hangi albümü yazacağıma karar veremiyormuşmuşum şeklinde gelişen bu olaylar dizisinde ise yardımıma nefis bir haber koştu: JAYA THE CAT @ NAYAH REGGAE BAR – ISTANBUL, mofos.

Evet, Türkiye’de dinleyenini bırak, henüz bilenine bile doğru dürüst rastlamadığım, 2007′deki çılgın albümleri “Late Night Transmissions with…”e halen tam anlamıyla doyamadığım, biricik reggae/rock grubum Jaya the Cat buralara geliyordu ve ben hala olan bitene anlam verebilmiş değilken bir de yeni albüm çıkardıklarını öğreniyordum. Bir süredir evde, işte, yolda, yemekte, duşta, içerken, takılırken, sistemler patlayıp iş yerindeki herkes stresten öldüğü sırada, “şu şarkıyı bir daha adam akıllı dinleyeyim ya” derken, kısacası herhangi bir yerde herhangi bir şey yaparken dinlediğim ve yine de doyamadığım bu albüm, artık yazmaya karar verdiğim yegane albüm olmuştu ve en sonunda…karşınızda “The New International Sound of Hedonism” (bundan sonra TNISOH diyeceğiz).

Bilmeyenler için hemen kısa bir özet geçecek olursak; Jaya the Cat, 2000 yılında reggae/ska etkili punk rock yapma gayesiyle Boston’da ortaya çıkan, tembellikten pek az albüm çıkaran, Amerika’da yeterince kolay ota bonza erişememekten olsa gerek Amsterdam’a yerleşen (düşünün adamlarda nasıl bir kafa varsa Amerika gibi bir yer bile yetmemiş), seneler içerisinde de müziklerinde gitgide reggae’ye daha fazla yer veren, sakinleşen bir grup. Bu mini biyografinin bir önceki ayağı olan “More Late Night Transmissions with…” albümünü de önceki kritiklerim arasında bulabilirsiniz.

TNISOH’a geri dönecek olursak, grup senelerdir yavaş yavaş yürüttüğü “daha fazla reggae’ye yer verme” çizgisinden sapmamış ve Jaya the Cat diskografisindeki en rahat, kasıntısız, artık iyice kafayı bulmuş ve salmış albümü yapmış. Genel olarak grupların kariyerlerinin başlarında icra ettiği müzik türünden hafif hafif sıyrılıp başta sularda yüzmeye karar vermelerini anlayışla karşılayan ve rahatsız olmayan biriyim fakat diğer tarafta olan ve bu tarz durumlara daha muhazafakar yaklaşan kişileri de anlayabiliyorum. Yine de Jaya the Cat’in benimsediği bu tavrın kimseyi rahatsız edeceğini sanmıyorum zira grup kariyerlerinin başındaki nispeten sert çizgide de bir şekilde o “laid back” atmosferini insana aşıladığı için ve müziklerinin diğer herhangi bir gruptan ayrılmasının başlıca faktörü bu olduğundan, bu atmosferin giderek çiçek misali daha da açılmasını “güzelliklerin iyice ortaya” olarak yorumluyorum. Umuyorum ki size de aynısı olacak.

Peki TNISOH’ta ne oluyor, bu atmosferi artıran etmenler nedir? İlk olarak, grubun karakterini yansıtan başlıca faktör, vokalist Geoff Lagadec, şimdiye kadar ki en varyasyonlu, en duygulu, en alıp götüren, kısaca en iyi işini çıkarmış. Amsterdam’daki mallar Amerika’dakinden kalite olacak ki, o bir şeylerden şikayet eden ve bunu gayet kırçıllı bir sesle bağıra çağıra yapan gitmiş; yerine olayları biraz daha kabullenmiş, uyum sağlayaman ama kendini yolunu da bir şekilde bulan bir adam gelmiş. Özellikle son albümden sonra iyice dünyayı turlamaya başlayan ve daha önce hiç görmediği yerleri gören grup da çevresinden etkilenmiş olmalı ki, albüm boyunca da sürekli bir “yolda olma” hissi kendini gösterir olmuş, bunun yanında da gittiği gördüğü yerleri şarkılarda över olmuşlar. Albüm boyunca kendinizi sabah yola çıkmış ve gün boyunca bir şeyler yaşayan, güneş en tepeye çıktığında değişik duygularda, akşam karanlığı bastıkça da başka duygularda olan bir adam gibi hissediyorsunuz. Bilmiyorum bunu kaç kişi hissetmiştir ama, sanki şarkılar ve playlist sıralanması bu konuda bilinçli bir tercihle oluşturulmuş, sabahın soğuğunda yola çıkmış gibi hissettiren şarkılar başlara, enerjinin kaynadığı şarkılar biraz daha ortalara, gecenin son birasını içiyormuşçasına tınlayan şarkılar da sonlara serpiştirilmiş.

Bunun dışında yeni albümde daha varyasonlu enstrümanların da kullanıldığını görüyoruz. Reggae’nin olmazsa olmazı “çı çın çıçın çıçın çıçın” gitarların üstüne kimi zaman hammond kimi zaman da daha modern efektler, bazen akordeonlar bazen de trompetler, saksafonlar şarkıları iyice süsler olmuş. Bu durum gitarların biraz daha geride kalmasına, riff’lerin azalmasına ve basılan akorların artmasına neden olmuş. Yani diyeceğim o ki TNISOH gitarların değil, tuşlu ve üflemeli enstrümanların alıp götürdüğü bir albüm olmuş. Tabi kimi istisnalar elbette var fakat en kaliteli ve alıp götüren şarkıların asıl kahramanlarının özellikle klavye ve trompet olduğunu söyleyebilirim.

Bir diğer farklı nokta, önceki albümlerde daha az gördüğümüz “rap” bu albümde kendine iyi bir yer etmiş. Rap diyince yazının şu anki kadarına kadar albümü biraz merak etmiş ancak rap kelimesinden sonra hevesi sönmüş olabilenler varsa diye söylüyorum, KORKMAYIN, bu albümde rahatsız edici hiçbir şey yok. Aklınıza bildik vıdı vıdı rap gelmesin, öyle bir şeyden bahsetmiyorum. Demek istediğim, nakarata veya köprüye kadarki kısımları biraz daha melodiden bağımsız, hızlı ve şarkı söylemekten ziyade konuşup bir şeyler anlatan bir teknik denemiş Geoff amca ve bu da gayet güzel oturmuş, biraz daha oturup dinlemeye, anlatın şeyi anlamaya çalışılmasıyla sonuçlanmış.

Geoff Lagadec ve Amsterdam’lı session müzisyenler haricinde kalanlar için söyleyebilecek pek bir şey yok. Gitarlara zaten değindik, onun dışındaki enstrümanlar ilgi çekmenin ötesinde, görevini yapan bir anlayışla takılmışlar. Belki bas, yürüyüşleriyle biraz daha dikkat çekiyor olabilir ama genele bakacak olursak kimsenin “of o davul naptı öyle” diyeceği bir yer olacağını sanmıyorum, ki zaten niyet de o değil. Jaya the Cat bu albümde de en iyi yaptığı şeyi yapmış ve melodilere/atmosfere ağırlık vermiş. Albüm boyunca genel olarak hissettiğiniz şey tembellik, mahmurluk ve rahatlık. Çılgın partiler olmasa da kırmızı gözlerin dolu olduğu, muhabbetin ve esprilerin aktığı bir arkadaş ortamı ev seansında albümün gayet güzel gideceğini söyleyebilirim.

Bu yazıya başladığım zaman tarihler baya bir öncesini gösteriyordu, havalar soğuktu ve henüz tişörtler giyilmeye başlanmamıştı. Şu an ise dışarısı cehennem gibi, televizyonlarda 1 Mayıs ve polis terörü gösteriliyor. Arada da mucizevi bir şekilde maalesef Jaya the Cat konserini kaçırdım ve şu an albümü dinlerken bir kez daha kendime lanet ediyorum. Yazıyı bitirirken de yaptığım bu büyük denyoluktan ötürü kendilerinden özür diliyor, bir sonraki albümlerinin çıkmasının bu kadar vakit almamasını umuyor ve kendilerinin çok kısa bir süre içerisinde buralara geri dönmeleri için yalvarıyorum. Sizleri de en kısa zamanda kendinize güzel bir ortam kurup Jaya the Cat ile rahatlamaya ve gevşemeye davet ediyorum. Cheerz.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.10/10, Toplam oy: 10)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2012
Şirket
Bomber Music
Kadro
Geoff Lagadec: Vokal, Gitar
Jan Jaap "Jay" Onverwagt: Bas, geri vokaller
David "The Germ" Germain: Davul
Jordi Newcastle: Gitar, geri vokaller
Johan "Leon" van 't Zand: Klavye
Şarkılar
1. Rebel Sound
2. Late Night Sonic Insurrection
3. Here Come The Drums
4. Bos En Lommerweg
5. Unconditional Love
6. Put A Boombox On My Grave
7. One Way Ticket Home
8. Thessaloniki
9. Peace And Love
10. Fake Carreras
11. Two Ships Passing
12. Date With A Needle
13. This Could All Go So Horribly Wrong
14. Thank You
  Yorum alanı

“JAYA THE CAT – The New International Sound of Hedonism” yazısına 10 yorum var

  1. Korhan Tok says:

    Yazıdaki şarkılar çok keyifliymiş ya. Bakayım ben bunlara. Eline sağlık Berca.

    Berca B.

    @Korhan Tok, eyvallah abi, kaçırmayalım böyle güzellikleri.

  2. Berca B. says:

    Arkadaşlar gördüğünüz gibi artık konuk yazarım, çünkü bütün Pasifagresif kadrosuyla çok pis kavga ettik, hepsi ultra şerefsiz adamlar…

    Şaka şaka, son paragrafta dediğim gibi yazıya başladığım zamanla bitirdiğim zaman arasında baya bir zaman farkı var. Yazıya başladığım zaman kritik yazmaya halen vakit ayırabilirim gibi duruyordu fakat daha sonra belli oldu ki o vakti bulamıyorum. Daha sonra Ahmet’le konuştuk ve konuk yazar olarak devam etmeme karar verdik. Yazı şu haliyle Ahmet hakikaten yazı yollamayışıma çok sinirlenmiş de beni hunharca kovmuş gibi durmuş ahah, ondan bir açıklama yapma gereği hissettim. Yoksa Ahmet’tir Batu’dur çok şeker adamlar. Bahadır biraz ibne ama

    Batuhan Bekmen

    @Berca B., ulan evime geldiğinde ben yerde yatıyorum, sana yatağı veriyorum. samimiyetsiz gibi “şeker adam” diyosun bana. olmaz olsun. :m

    Wormtongue

    @Berca B., Last.fm profiline baktım. Dostum tam Jamaikalı marijuana kaçaklarına benziyorsun :)

    Berca B.

    @Wormtongue, hahah eyvallah ama o imajdan çok uzağım şimdi. Şu aralar Kenya asıllı Amerikalı basketçi imajımla ortamlardayım.

    Bahadır Sarp

    @Berca B., Bu albüm de çok iyi lan. Eline sağlık konuk yazar. Bu sitede yalnızca çok iyilere yer olduğunu umarım anlamışsındır.

  3. reggae ile pek alakam yok ama bu adamların oluşturuğu karışımı cidden çok seviyorum. berca’nın gazıyla ilk albümü dinleyip hayran kalmıştım, kritikteki şarkılar bu albümün de yakın kalibrede olduğunu gösteriyo valla.

  4. Asil says:

    Super gruplar onermissin ozellikle rival sons.

    Berca B.

    @Asil, haklısın Rival Sons baya über grup olma yolunda albümler yapmaya başladı ama buralarda nedense pek ses getirmedi. Dışarda millet baya hastası halbuki

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.