# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
BETWEEN THE BURIED AND ME, PERIPHERY, THE SAFETY FIRE – 25 Ekim 2012, Münih
| 03.01.2013

Ortalarda dur.

Ertuğrul Bircan Çopur

Başta Parkorman’daki ilk Unirock festivali olmak üzere, düzenlediği birçok konsere severek (hatta ayılıp bayılarak) katıldığım Unirock organizasyonunu bugün severek anmıyor olmamın (“sevmemek” hissettiklerimi anlatmak için yeterli değil gerçi; ama burası yeri ve zamanı değil) en büyük sebebi, BETWEEN THE BURIED AND ME ismi açıklandığı andan dakikalar sonrasında aldığım sahne önü kombine biletimi sonradan takriben 3 bira parasına okutmak zorunda kalmamdır. Maddî zararı bir kenara bırakıyorum, şu fani hayatta en çok sevdiğim gruplardan birini izleyecek olmanın heyecanının yerini hayal kırıklığına terk etmesinin bir karşılığını bana hiçbir şekilde ödeyemezler zaten.

Her neyse, “Colors” ile keşfedip sonrasında her albümünün ayrı ayrı köpeği olduğum BETWEEN THE BURIED AND ME’nin, bu sefer olduğum ülkeye gelmesini geçtim, aynı şehri ziyaret ediyor olduğunu duyunca aylar öncesinden biletimi aldım yine. Tarihten ders almadığımın apaçık bir göstergesi olan bu olayda neyse ki tarih bana bir de yaz okulu vermeye gerek görmedi ve konserin başına bir zeval gelmedi. Yurtdışında gittiğim ilk konser olduğu için, yazıyı biraz rotasından saptırıp, Türkiye’de gittiğim sürüsüne bereket konserle arada gördüğüm farkları da aralara sıkıştırmak istiyorum.

Hem biletin, hem afişlerin, hem de konserin olduğu mekanın internet sitesinde yazılan kapı açış saatinin, hatta ilk grubun çıkış saatinin bile neredeyse dakika sekmeden uygulandığına şahit olmak benim için çok şaşırtıcıydı ilk olarak. Türkiye’de her defasında “bu sefer gecikmez belki, öyle olursa ilk grubu kaçırırım, OLUR MU ÖYLE ŞEY” diyerek gittiğim ve istisnasız en az ikişer saat bekletildiğim konserlerden sonra, kapı açılış saatinden bir saat sonra gittiğim mekanda THE SAFETY FIRE’ın yarım saattir sahnede olduğunu öğrenmek oldukça ilginçti. Ne konserden önce, ne de konserden sonra tek şarkısını bile dinlemediğim grubun performansını oldukça başarılı bulduğumu da belirtmek durumundayım.

Davulcuları hemen turne öncesinde hastalanmış ve tanıdıkları başka bir grubun davulcusunun yardıma koşmasıyla iptal etmekten kurtulmuş grup, buna rağmen sahnede hiçbir aksaklık yaşamadı benim yetiştiğim 15 dakikalık süre boyunca. Belli ki onları izlemeye gelen bir güruh yoktu alanda; ama bu onların performansını düşürmekten oldukça uzaktı. Hiçbir şarkısını bilmeyen bir insan olan beni bile etkileri altına aldılar o kısa zamanda, ve BETWEEN THE BURIED AND ME öncesinde boyun egzersizlerine yardımcı oldular. Arkalarda izlediğim grubu bu kadar başarılı bulmamın sebeplerinden bir tanesi de muhtemelen alandaki harika ses sistemiydi.

Grubun son şarkısının sonuna gelmesiyle, alanı dolduran tüm kalabalığın bir anda mekanın önüne çıkması da şaşırdığım bir diğer nokta oldu. O an benimle beraber 13 kişi daha olsaydı, içeride rahatça çift kale maç yapabilirdik; ama o sayıya bile ulaştığımızı sanmıyorum grup ürünleri satılan standın önündekileri saymazsak. Tabii içerinin gerçekten sıcak olduğunu belirtmem lazım, bir süre sonra ben de attım kendimi dışarıya nefes alabilmek için.

THE SAFETY FIRE sahneden indikten tam olarak yarım saat sonra bu defa PERIPHERY belirdi. Daha önce defalarca “ben bunları dinleyeyim ya” deyip, yine aynı sayıda kez bu işi sonraya bıraktığım için, adı daha büyük de olsa, karşımda yine daha önce dinlemediğim (daha sonra da dinlemedim evet) bir grup vardı. Bu sefer biraz daha alanın ortalarına yanaşmıştım ve yine mükemmel ses sisteminin de yardımıyla, normalde yaşadığım “bilmediğim grup konserlerinde birkaç şarkıdan sonra müzikten kopma” sendromunu atlatmayı başardım. Kendinden önceki grup gibi toplamda yaklaşık 45 dakika sahnede kalan PERIPHERY, son albüm ağırlıklı şöyle bir playlist çalmış. Sonlara doğru mekandaki kalabalığın artık BETWEEN THE BURIED AND ME için sabırsızlandığını gördüklerinden olsa gerek biraz dikkatleri dağılmış olsa da, genel olarak taş gibi bir performans sergileyip bizleri yine yarım saatlik bir arayla başbaşa bıraktılar.

Turnenin önceki ayaklarının setlistlerine bakarken, BETWEEN THE BURIED AND ME’nin, “Parallax II: Future Sequence”‘tan bir şarkı haricinde, aynı şarkılarla performans verdiğini görmüştüm. Son albümden, “Astral Body”‘nin yanında çaldıkları parça ya “Lay Your Ghosts to Rest” ya da “Telos” oluyordu. “Telos”‘un, yayınlandığından beri yaklaşık yüz kere dinlediğim ve kesinlikle sevemediğim bir şarkı olmasından ve “Lay Your Ghosts to Rest”‘e bayılıyor olmamdan mütevellit, tercihlerinin bu yanda olması için yalvardım durdum kendi kendime. Benim bu yalvarmalarım arasında sahneye çıktılar ve “White Walls”‘un ilk saniyelerin duymamla beraber, bu yalvarmalarımın zerre önemi olmadığını farkettim. Hayatımın gruplarından biri karşımdaydı ve her türlü keyfini çıkartacaktım.

Yine grup arasında herkes dışarıya hücum ettiği (ve ben bu kez önde olmayı nefes almaya tercih ettiğim) için önümde yalnızca iki sıra vardı ve ben az zorlasam Tommy’nin bacağını sıkabilirdim (zamanında bunu Mikael Akerfeldt’e yapmışlığım var Ankara konserinde, ne elde ettin derseniz, bilemiyorum). “White Walls”‘un son dakikaları, şimdiye dek yalnızca iki konserde hissettiğim, gözlerimi kapatıp hafifçe havalandığımı hissetme anlarını yaşattı bana. Zamanında RIVERSIDE canlı performansta “Back to the River”‘ı PINK FLOYD’un “Shine on You Crazy Diamond”‘ına bağladığında böyle hissetmiştim bir, bir de CYNIC konserinin aşağı yukarı her anında.

Böyle mükemmel bir girişten sonra seyirciyi sertleştirip, o ruhanî havadan çıkartmak gerektiğini düşünmüş olmalılar ki, son albümün bence vasat şarkılarından “Astral Body” girdi. Yurtdışında maruz kaldığım ilk ergen pogosu da bu şarkıda kendini göstermiş oldu (yanlış anlaşılmak istemem bu noktada, pogo aktivitesine bir laf etmek değil maksadım, katılanların hemen hepsi ergenlik çağında oldukları için böyle bir tanımlama kullandım). Sonrasında gelen “Sun of Nothing”‘de “I’m floating towards the sun…” kısımlarının tüm seyirciler tarafından hep bir ağızdan söylenmesi tüyleri diken diken ediciydi. Burada en önlerde olmanın dezavantajını da fazlasıyla yaşadığımı söylemem gerekiyor maalesef. Orta ve arkalarda alabildiğim tertemiz sesi ön sıralarda almak mümkün değildi.

Bundan sonra durmaksızın “Disease, Injury, Madness”, maalesef ki “Telos” ve “Fossil Genera – A Feed from Cloud Mountain” çaldıktan sonra, grup sahne arkasına gitti ve bize de biraz nefes alma şansı doğdu. Zaten sıcak olan ortamda, deliler gibi bağırıp çağırıp kafa sallamakla oluşan ısı bizi mahvetmişti. Bu nefes alma şansı çok uzun sürmedi gerçi, ve banttan çalmaya başlayan QUEEN’in “Bohemian Rhapsody”‘siyle kendimize geldik. Bir noktadan sonra grup sahneye gelerek canlı şekilde şarkıya devam etti. Türkiye’de dahi herhangi bir yerde tecrübe etmediğim şekilde, çevremde binlerce insan (ben de dahil tabii) “BİSMİLLAH” diye bağırıyordu ve kalabalık sanıyorum gerçekten de kendinden geçmişti. “Böyle güzel bis mi olur lan” diye düşünürken ardından gelen “Mordecai” alandaki herkesi deyim yerindeyse paraladı, ve grup bu kez gerçekten sahneyi terketti.

Son albümü çok parlak bulmamamın ve “Hangi iki parçayı çalmasınlar son albümden?” diye sorsalar adını vereceğim iki parçanın çalınmış olmasının da etkisiyle konser, beklediğim gibi hayatımın en iyi konserlerinden biri olmadı. Bahsettiğim gibi, gerçekten hem benim, hem de alandaki kalabalığın kendinden geçtiği anlar oldu, ama sözgelimi benim subjektif olarak çok daha az sevdiğim MESHUGGAH’ın konserinin onda biri kadar etkilenmediğim bir konserdi bu. Bunda herhangi bir sahne şovu olmamasının ve benim maalesef şuursuz gibi en önde izleyip şarkıları istediğim kadar net duyamamamın da etkisi vardır elbet.

Bundan sonrası için kulağıma küpe olacak bir şey ortaya çıkarttı en azından bu konser: Ortalarda dur.

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“BETWEEN THE BURIED AND ME, PERIPHERY, THE SAFETY FIRE – 25 Ekim 2012, Münih” yazısına 4 yorum var

  1. Mert says:

    BTBAM “günümüz bohemian rhapsody’si” benzetmesini benimsemiş galiba :D

  2. Afiş çok güzelmiş. Teşekkürler yazı için.

  3. Taylan Müslüman says:

    Ben de izledim bu konseri, ama ön-orta arası bir yerlerdeydim ses konusunda sıkıntı yaşamadım. Nedense Münih’te gittiğim konserleri az kişi izliyormuş gibime geliyor, İstanbul olsa daha kalabalık olur gibi hep. Gerçi tabi şehir nüfusları farklı epeyce, ama yine de Almanya olunca bu tarz müzikleri dinlemeye gelen insan sayısı daha fazla olur diye düşünüyor insan, pek de değil oysa.

    Ertuğrul Bircan Çopur

    @Taylan Müslüman, Bu konserde ben de aynı şeyi düşünmüştüm, niye bu kadar az kişi var burada diye. Sonra Meshuggah konserinde kalabalıktan alana zor girince biraz fikrim değişti :)

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.