# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
KAMELOT – Silverthorn
| 25.11.2012

Kamelot bitti, pire oldu

Özgür DURAKOĞULLARI

Ve öyle bir sıçradı ki, beklentileri fersah fersah aştı “Silverthorn” albümüyle. Birçok metal grubunda, vokalistin önemi “bilmemkim=bilmemhangi grup” tesirinden çok uzak olur, ve topluluklar vokalistlerini o ya da bu biçimde değiştirdiğinde, ufak veya orta karar hasarlarla bu hadiseler atlatılır, grup kaldığı yerden devam eder. Bazı topluluklarda ise –örneğin Kamelot, Nightwish- vokalist grubun adeta temel bir yapı taşıdır, ve gruptan bu elemanı çıkarmanız en iyi ihtimalle “tehlikelidir”.

Bu tehlike, mistik bir tapınaktan bir heykelin göz çukurundaki değerli elması almanız, ve kısa sürede sizle birlikte o yapının yerle bir olmasına sebep olmanızdan tutun, cennet bahçesinden yasak meyveyi yeyip tüm müzik camiasına zarar vermenize kadar farklı kötü neticeler doğurabilir.

Biraz konu hakkında spekülasyonları arttıralım; grubun vokalisti aynı zamanda başka enstrümanları da çalma, prodüksiyonla ilgilenme artı tüm bestelerden sorumlu olma gibi görevleri de üstleniyorsa (örneğin OPETH, PAIN OF SALVATION) ve birden bire grubu bırakmaya karar verirse ne olacağının tam kestirilemeyebilir. Buna yakın bir örnek STRATOVARIUS’tan Tolkki’nin ayrılması denebilir belki, çünkü STRATO’nun yapıtaşı elemanı bariz biçimde kendisiydi. Grup başka bir çok yetenekli ve özgün –ama Tolkki stilinde çalan- gitaristle kadroyu takviye ederek devam etmeyi seçti; ve Tolkki gidince grubun tapınağının yıkılmama sebeplerine gelirsek, bence ilk olarak STRATO’nun çok kalıplı ve tahmin edilir bir tarzı olması, ve grubun bunu öyle ya da böyle devam ettirmeye karar vermesi bunu engelledi. Yeni gitarist enstrümanıyla farklı cümleler de kursa, aynı epiklikte eserler verme yolunda devam ediyor. Ama mesela bir gün ola ki Akerfeldt OPETH’ten ayrılmaya karar verirse ne olur sorusuna o kadar farklı ihtimaller sayılıp dökülebilir ki, tahmin etmesi zor. Birincisi “top benim, yeterince oynadım, topumu alıp eve gidiyorum” deyip grubu mühürleyebilir herifçioğlu, ikincisi kendisi izin verirse, multi-yetenekli bir eleman gruba dahil edilerek devam edilebilir, ama bu durumda da ihtimal kolları daha da dallanıp budaklanabilir. Gelen yeni eleman, OPETH’in mirasını mı devam ettirme yolunu seçer, yoksa kendini gruba göre şekillendirmek yerine, grubu mu kendine göre bambaşka yönlere çeker bilinmez mesela. Yoksa, yeni eleman “her şeyle ben ilgileneyim” modundan uzak durup, diğer müzisyenlerle iş bölümünü mü arttırır ya da.

Muhabbeti KAMELOT’a bağlarsak, Roy Khan topluluğun kurucu elemanı olmasa da, grubun yükselip metal dünyasının tarzındaki en önemli birkaç grubu olmasında aslan payına sahip elemanıdır. Öncelikle, kendisinin vokal tarzı çok özgündü, ve ağırlıkla kendisinin yazdığı vokal melodileri yıllar geçse de bıkılmadan defalarca dinlenecek lezzetteler. İkincisi, grubun imaj olarak en önemli figürü de kendisiydi, genç kızların hasta olması bir yana, sahne karizmasından etkilenmeyen insan evladı azdır Roy’un. Üçüncüsü, ailesinin Norveç’de olması, ve grubun işlerinin genelde ABD’de dönmesi neticesinde, sürekli ama sürekli uçakla bir oraya bir buraya gitmesi bakımından, grup için en çok fedakarlık gösteren eleman da kendisiydi diyebiliriz.

Vücudu ve psikolojisi aşırı yıprandığından, Khan’ın müzik sektöründen ayrılması neticesinde KAMELOT için keskin bir viraja gelinmişti. Turnelerde topluluğa yardımcı olan Fabio Lione, sahne karizması olarak KAMELOT’un mirasını devralabilecek bir adam değildi, aynı şekilde tecrübesiz ve isimsiz bir vokaliste böyle bir miras devretmek de çok riskli olabilirdi, ne kadar yetenekli vs. olursa olsun. Tommy Karevik ise, hem konserlerde konuk vokalistleri olarak rol almıştı, hem karizmatik, deneyimli ve iyi bir vokalistti, hem de az çok şöhretten payını almıştı SEVENTH WONDER ile. Dolayısıyla, çoğumuzun şaşırmadığı bir seçim yaptı KAMELOT onu seçerek.

Ama şaşırtan durum, henüz toplulukla yaptığı ilk albümde bu kadar iyi bir iş çıkartması oldu Tommy’nin. Albüm başladığında, sanki Roy Khan’ı dinliyorum sanmıştım ve pes kısımlarda sesini o kadar benzetmiş ki, şaşırmamak elde değil. Taklit gibi başlasa da, git gide kendi stilini KAMELOT dinamikleriyle uyumlu halde sergilediği bir performansı var Karevik’in “Silverthorn”da. Seri ses kaydırmalarını, SEVENTH WONDER’daki kadar yapmamış, ama albüme imzasını atarcasına, birkaç öldürücü kısımda başarıyla uygulamış vokalist. Vokal partisyonlarının yazımına katkıda bulunmuş mudur bilmiyorum, (sanırım bulunmuş) ama Khan’ın yazdıklarını aratmayacak kalitede vokal melodileri var albümde. Song For Jolee’de ise, KAMELOT’u en özel kılan şey olan ballad şarkılarda da güven verici, içleri ısıtıcı, gönül tellerini titretici bir performans gösteriyor Tommy.

Son iki albümde olduğu gibi, “Silverthorn”da da, Youngblood’ın gitarcılığındaki gelişim son sürat devam ediyor. Harikaya yakın kalitede soloları, ve parçaların ruhuna tam giden rifleriyle, gitarların da vokaller kadar etkili bir yerde durmasına ön ayak oluyor Thomas. (Eski gitarcılığı Gençkan’ın kendini kontrol edemeyip klasik gitarla elektro solo atabilmesi kadar facia değildi tabii, ama çok ileriye götürdü ve idare ederlikten oldukça iyiye getirdi adam gitarcılığını.). Klavyeci Oliver Palotai’nin büyük bir hayranı olsam da, adamı fazla “görev adamı” şeklinde kullanmışlardı “Poetry for the Poisoned”da. Bu albümde biraz daha önde olan, ve daha fazla kullanılan klavyelere rastlıyoruz. Davullar ve baslar da, KAMELOT müziğinden beklediğimi tam olarak karşıladı diyebilirim, özellikle çok iyi tonlanmaları albümün dinlenebilirliğini yükseltiyor bu enstrümanların.

Yine prodüksiyonun büyük bölümünden Miro ve Sascha Paeth sorumlu, ama Youngblood’ın söylediği üzere, en çok masraf ettikleri kayıt bu olduğundan, 3 ayrı stüdyoda ve onlarca ses mühendisi ve benzeri pozisyonlarda çalışan kişiyle çalışılmış, ve harika bir ürün sunulmuş önümüze tüm bunların neticesinde. Özel sesli Elize Ryd’i dinlemek ise her zaman büyük bir keyif.

Tüm albümü çok beğendim, ama “Song for Jolee” ve “Veritas” şarkıları biraz daha ön planda benim için. Bazı albümleri “şu şarkı şöyle, bu şarkı böyle” şeklinde tanıtmayı sevmiyorum aslında ve bu albüm onlardan biri. KAMELOT için yeni bir dönem başladı, ve çok güçlü de bir başlangıç oldu bu. Roy Khan’ın da umarım sağlığı sıhhati yerindedir ve bıraktığı mirasın bu denli özenle ve iyi muhafaza edilip, üstüne de katıldığını görmek onu memnun ediyordur. Şu anda Conception dinliyorum, ne güzel bir gruptu o da. Keşke Khan müzik endüstrisine o grupla dönse, ortalığın bir tozunu attırsalar Ostby ile.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (6.82/10, Toplam oy: 33)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2012
Şirket
Steamhammer Records
Kadro
Sean Tibbetts: Bas
Thomas Youngblood: Gitar
Casey Grillo: Davul, perküsyon
Oliver Palotai: Klavye, orkestrasyon
Tommy Karevik: Vokal
Şarkılar
1. Manus Dei
2. Sacrimony (Angel of Afterlife)
3. Ashes to Ashes
4. Torn
5. Song for Jolee
6. Veritas
7. My Confession
8. Silverthorn
9. Falling Like the Fahrenheit
10. Solitaire
11. Prodigal Son
12. Continuum
  Yorum alanı

“KAMELOT – Silverthorn” yazısına 15 yorum var

  1. Tibbetts, Youngblood, Grillo, Palotai, Karevik.

    Hepsinin soyadı birbirinden tekinsiz. Ne yersiz yurtsuz, özünü ceddini belli etmeyen soyadlarınız var lan sizin.

    Lefthanpath

    @Ahmet Saraçoğlu, hahaha aynen:)

  2. hihat says:

    Tolkki gittiğinde Stratovariusun yıkılmadığı görüşüne katılmıyorum. Tolkkisiz çıkan albüm beste anlamında çok başarısızdı bence. Silverthorn u da beğenemedim. notu 5

    Aeonian_Lich

    @hihat, Sıkı bi Strato takipçisi değilim, ama zaten Tolkki ayrılmadan da ivme baya aşağılardaydı diye biliyorum, “Polaris” in ve sonraki albümün de genelde fena bulunmadığını gözlemlemiştim orada burada.

  3. b says:

    stratovarius tolkki’nin gidişiyle ivme kaybetmiştir tepetaklak düşmüştür ancak kamelot karevik’in gelişiyle daha da büyüyecek bu belli. bir sürü kız “khan gitti ama karevik geldi bu çok önemli. karevik khan’ı aratmaz” gibilerinden bir sürü mesaj yazmışlar. özetle silverthorn en beğendiğim üçüncü kamelot albümü. diğerleri ghost opera ve black halo. bilmiyorum insanlar ne arıyorlar ki bu grupta? besteleri mi beğenmiyorlar vokalisti mi beğenmiyorlar anlamadım. besteler gayet iyi, üzerinde zaman harcanmış belli. torn, song for jolee, solitaire gibi şarkılar mükemmel ötesi bence. japon baskısında leaving to soon diye bir şarkı var o da mükemmel. özetle karevik noktayı koymuş. konserlerde seyircinin tepkisi çok iyi ona karşı. ghost opera’daki şarkıları da mükemmel yorumluyor hele the human stain’i nefis söylemiş. helal!

    10 üzerinden 9′u rahat çakarım ben. :)

  4. b says:

    solitaire, the human stain, blücher ve memento mori ile birlikte en iyi kamelot şarkısı olmaya aday. çok farklı melodik düzenlemesi var. akıp gidiyor.

  5. junkman afatsum says:

    kesinlikle çok iyi albüm. yeni vokalisti önceden bilmediğim için vasat bir albüm bekliyordum ama tepe taklak oldum çünkü albüm bir şahane, 9/10 işler benden. bu arada ”Prodigal Son” çok kral parça herkes dinlemeli.

  6. Baybora says:

    Çoğu kişinin tipik power metal albümü diye adlandırdığını duydum,kapak da rezalet ayrıca. Ama bu kritikten sonra indirip bir dinleyeceğim,eline sağlık.

  7. b says:

    kamelot’a “tipik power metal” grubu diyenlerin ilk önce bu grupla stratovarius’u rhapsody of fire’ı, gamma ray’i, hammerfall’u, nocturnal rites’ı dragonforce’u bir karşılaştırmaları gerek. bir kere bu grubun şarkıları arasında memento mori var, the human stain var, blücher var, bu şarkılar bir power metal grubuna göre çok teknik çalışmalar, zor ayrıca. symphony x’e power metal denmesi gibi bu gruba da böyle demek araştırmamak iyice dinlememek öyle yorum yapmak demektir. cinderella’ya da bugün glam metal diyenlere güldüğüm gibi onlara da kızıyorum.

    tipik power metal albümler işte bunlar:

    stratovarius – episode, visions
    gamma ray – somewhere out in space
    virgin steele – invictus
    vicious rumours – word of mouth
    primal fear – jaws of death
    freedom call – stairway to fairyland
    iron savior – iron savior
    rhapsody of fire – legendary tales
    nocturnal rites – in a time of blood and fire

    kamelot’un son albümü bunlara göre progresif kalır. progresif metal değil sadece yukarıdaki albümlere nazaran progresif yanlış anlaşılmasın. o kadar basit adlandırılamaz. arada ince çizgi var.

    Ahmet Saraçoğlu

    @b, stratovarius – episode <3

  8. sambalici says:

    ben beğenmedim albümü ya, sacrimony’yi fazla sevmemden dolayı da olabilir. genelde beğenildiğinden dolayı bi ara adam gibi full dikkat, sıfır önyargı ile dinleyeceğim zira beklentim büyüktü bu albüme dair.

    ha ayrıca kreivik de süper bir arkadaşmış ama bana kalırsa khan>kreivik. zaten khan>*saysam herkesi kızdıracak bi dünya isim* ama neyse ehehe.

  9. saw you drown says:

    Roy khan ayrıldığı haberini duyduğum günden beri kamelot dinlememeye karar vermiştim. Roy khan’ın sesi haricinde ısınabileceğim hiçbir vokalistin olamayacağını düşünüyordum. Yalnız silverthorn bana bu laflarımı tamamen yediren bir albüm oldu. Halen de albümde bazen khan’ı arasamda alıştım artık karevik’in sesine. Zaten pekte ses tonunun farklı olduğu söylenmez. Biraz da taklit khan taklidi söz konusu. Albümü günlerdir dinliyorum ve tek kelimeyle bayıldım. Solitaire ise tek kelimeyle bir başyapıt bence. Açıkçası khansız böylesine kaliteli bir albüm beklemiyordum. Power metal pek sevmem ama kamelot ender sevdiğim power metal gruplarından olduğu için ne yazık ki khansız’da dinleyecem artık kamelot’u:)

    Özgür Durakoğulları

    @saw you drown, Bunun bir yeni başlangıç olduğunu göz önünde tut derim. Elbette Khan’la başladığında da grup zirvesinde değildi, git gide geliştiler. Bence bu bir başlangıç, ve daha da iyi olacaklardır. :)

  10. Rashid says:

    Power Metal dinlemeyi seven biriyim ve Kamelot belki de en fazla sevdiğim power gruplarından biridir. Roy gittikten sonra baya ümidi kesmiştim gruptan ama Tommy adeta ilaç gibi geldi gruba. Albüm çıktığı zamanlarda dinlemiştim ama nedense burayı yazmaşı unutmuşum. Şimdi Haven’i dinliyorum ve Kamelot bence çok güzel bir yolda ilerliyor. Bu arada Eliza Ryd gibi güzel sesli bir vokalin Amaranthe gibi saçma bir “modern metal” tanımlı grupta olması da beni acaip sıkıyor.

  11. deadhouse says:

    Roy Khan’ı özlüyorum. T. Karevik iyi bir vokalist. Ona 9 veriyorsam Roy Khan’a 15 veririm. Onun yeri ayrıydı.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.