# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SOEN – Cognitive
| 09.04.2012

Sözleriyle kavramsal.

Mikael Akerfeldt, Maynard James Keenan, Steven Wilson, Mariusz Duda, Jonas Renkse gibi isimlerin bugün rock/metal dünyasına nasıl etki ettiğini gözlerimiz görüyor kulaklarımız duyuyor. Bundan takriben 10 sene evvel bambaşka gruplar revaçtayken bugün bu saydığımız isimlerin üyesi olduğu müzik toplulukları onbinleri yüzbinleri peşinden sürüklüyor. Yıllar önce Opeth kurulduğunda Jonas Renkse’nin Katatonia’sı ile paralel bir sertlikte müzik icra etmekteydi. Sonra iki toplulukta apayrı yönlere gitti ama Katatonia son iki albümünde Opeth’den etkilenmeyi bir görev bildi. Opeth yıllar sonra Akerfeldt’in artık taptığı Steven Wilson ile müzikal birlikteliğe girdikten sonra “Blackwater Park” ile değişimin sinyallerini verdi. Kimileri için Porcupine Tree’nin Steven Wilson’ı Opeth’i yerin dibine sokmuş o eski müzikal kimliğinden uzaklaştırmıştı. Kimileri ise bu düşünceye pek rağbet etmedi “onlardan ne çıksa dinlerim abi” düşüncesiyle her çıkan albümünü başyapıt kabul etti. Mariusz Duda ise bütün bunları uzaktan izleyerek ülkesi Polonya’nın en değerli gruplarından birisinde yani Riverside’da insan psikolojisinin o gizemli taraflarını çözmeye çalıştı ve derinlere indikçe indi. En sonunda ne oldu? O da Steven Wilson’dan etkilendi ve çerçeveyi genişletti. Bu isimlerin en dışında duran ve diğer isimlerin içine pek karışmamaya çalışan Tool adlı grubun her şeyi Maynard James Keenan ise A Perfect Circle adlı müzikal proje ile modern rock müziğin sınırlarını koymaya çalıştı ve bunu başardı da. Zaten bunu başarmasaydı biz Tool hakkında her çıkan yazıya ilgiyle bakmaz çıkacak olan yeni albüm haberlerini ağzımız açık okumazdık.

Bu isimler aslında tahmin ettiğimizden de çok hayatımıza girmiş durumda. Şu son zamanlarda çıkan Soen adlı grupta bunun son halkası. Yukarıda yazmış olduğumuz isimler şimdiki Soen adlı grupta bir sentez olarak belirmiş duruyor hem de her şeyiyle. Martin Lopez benim müzikal birikimine taptığım ve Opeth’in kesinlikle kaybetmeyeceği türden bir müzisyen bir davulcuydu. Güney Amerika kökenli olması onun müzikal birikimlerinin ne kadar da geniş bir çerçevede yer aldığını kanıtlarken, “Ghost Reveries“deki o perküsyon ile yaptıkları, caz ve dünya müziğine ilgi duyuşu bile onun ne derece iyi bir müzisyen olduğunu gözler önüne seriyor. Steve DiGiorgio keza kalburüstü heavy metal gruplarında sergilediği o performanslarla hakiki bir müzisyenlik gösterisi sergiliyor ve isminin geçmesi bile bu projeyle ilgilenmemizi söylüyor adeta. Soen bu iki önemli müzisyeni bünyesinde taşırken vokalist olarak tıpkı Mikael Akerfeldt’in vokallerinin neredeyse aynısını yapıyor diyebileceğimiz Joel Ekelöf’ü görüyoruz, ancak bana göre böyle bir benzerliğin eksi noktaları da mevcut. Gitarlarda yer alan Letonyalı gitarist Kim Platbarzdis kısmen alternatif soslu modern tonlamalarla giderken ve üzerinde de yoğun Tool ve A Perfect Circle gibi topluluklardan aldığı o hissiyatı da eklediğimizde pek özgün bir kimlikle karşılaşmıyoruz. Vokalist Joel Ekelöf Akerfeldt olmadığı zamanlarda biraz iyi söylemekte ancak zaman zaman ya Mariusz Duda oluyor ya da Jonas Renkse. Bu da diğer bir handikap bu grup için.

Soen’in neden bu tarz bir projeyle ortaya çıktığını anlamak güç olsa da bütün benzerliklerine rağmen iş bestelerde bitiyor. Çünkü albümün atıyorum eğer %70’i başka gruplara benziyorsa diğer geri kalan kısmında özgünlük aramak bir dinleyici için çok zor bir olay. Liriklerinde insan ve insan doğasının yarattığı kavramsal-karanlık düşünceleri işleyen Cognitive içerisinde bir parça Opeth, bir parça Riverside ve bir parça Katatonia’nın “Soil’s Song” zamanlarını hatırlatan bir yapıda olduğu ama yoğunlukla Tool’un o modern üslupsal yapısını içerisinde barındırdığı teknikal bir müzik sergiliyor. Eğer besteler bir parça iyi olmasaydı bu proje güme gidebilirdi fakat bugün bu grubun etkilendiği isimleri insanlar zaten dinliyorlar hatta o kadar çok dinliyorlar ki o grupların birisinden parçalanıpta kopmuş Martin Lopez isminin bu grupta yer alması bile başlı başına ilgilenilmesi gereken bir olaydır. Steve DiGiorgio’yu Soen’de daha önceki yer aldığı gruplardan çok farklı bir tondan dinliyoruz. Bunun sebebi ise müziğin oldukça alternatif ve modern yapı içermesi yüzünden kendi tonunu bile değiştirdiğini görüyoruz. Kimimiz için bu olmamış olsa da ben beste kaliteliliği üzerinde durduğumdan çok sorun yok diyebiliyorum. Bazı şarkılarda mesela “Fraccions’ta Tool, “Ideate’te Riverside etkileri oldukça yoğun, “Delenda’da ise Katatonia’yı oldukça fazla duyarken küçük bir parça sıkıntı duyabiliyoruz ancak Lopez’in ön planda olduğu “Last Light”, “Oscillation” ve şarkının sonlarındaki perküsyon vuruşlarını duyabildiğimiz deneysel tatlı “Slithering” adlı şarkıyı dinlerken de bir parça takdir edebiliyoruz. Hele hele en sondaki nakaratıyla devleşen “Savia’ya ne demeli? İnanılmaz etkileri üzerinde taşıyan bir şarkı olmuş.

Bu tarz müziğin içerisine çok fazla farklı enstrümanları yerleştiremiyorsunuz ancak Lopez gibi çok çeşitli müzikler dinleyen bir müzisyenden de böyle perküsyon soslu değişkenlikler daha çok istiyoruz. Eğer bu albüm çok fazla Tool, Opeth, Katatonia hatta hatta daha da ileri gideyim Smashing Pumpkins (bazı zamanlarda “Mellon Collie and the Infinite Sadness” albümlerindeki tatları da buldum çünkü.) olmasa çok daha nitelikli olabilirdi. Bazı dinleyicileri için ise bu durum çok önemli olmayabiliyor onlar çok daha zevkle dinleyebiliyorlar.

Bugün herkes bu grubun Tool’a benzediğini konuşup duruyor, ancak her şeye rağmen Martin Lopez gibi bir ismi yeniden dinlemek de büyük bir zevk bana göre. Opeth sensiz olmuyor be!

Baha ÖZER

7,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.02/10, Toplam oy: 57)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2012
Şirket
Spinefarm Records
Kadro
Martin Lopez: Davul
Steve DiGiorgio: Bas
Joel Ekelöf: Vokal
Kim Platbarzdis: Gitar
Şarkılar
1. Fraktal
2. Fraccions
3. Delenda
4. Last Light
5. Oscillation
6. Canvas
7. Ideate
8. Purpose
9. Slithering
10. Savia
  Yorum alanı

“SOEN – Cognitive” yazısına 12 yorum var

  1. oh yes! says:

    Çok iyi özetlenmiş, güzel bir kritik olmuş.

  2. Güzel bir yazı olmuş, eline sağlık.

    Aslen ben taliptim bu albüme ama olsun, benim yazacaklarımdan daha hayırlı oldu muhtemelen haha. Pek sevdiğim bi albüm olmadı benim. Bir türlü sadece kendi ismi ile anılamayan, yanında diğer grupların adını da taşımak zorunda kalan bir grup imajı veriyor. Ki grup üyeleri bunun çok üstünde bir kalibredeler bence.

    Albümün güzel anları yok değil ama parmakla gösterebileceğim bir sürü benzerlik, hatta “aynılık” olması hiç hoşuma gitmedi. Hatta albümde tamamen sevdiğim tek şey ise Lopez’in müthiş davul performansı oldu. Onun dışında vokaller, yazıda da değinildiği gibi, pek özgün bir karakter barındırmıyor.

    Bu albüme, DiGiorgio ve Lopez’i aynı projede görmenin verdiği sevinci aşma noktasına geldiğimde 5,5-6 civarı bir şey verirdim ben muhtemelen. Hayal kırıklığı oldu benim için. Bestelerin kaliteli olduğunu da pek düşünmüyorum, öne çıkan parçalar dışında çok fazla filler var bence.

    desqpio

    @Batuhan Bekmen, şu yoruma nasıl katılıyorum anlatamam. o yüzden böyle bırakayım en iyisi. evet.

    Gençay

    @desqpio, Al benden de o kadar. Savia süepr bir şarkı yine de, onu da ekliyim.

  3. “Savia” son zamanlarda en çok dinlediğim şarkılardan biri. Hele o nakarat! Eline sağlık.

  4. Osman says:

    Batuhan Bekmen’in dediklerine katılıyorum, müzikal anlamda diyebileceğim herşeyi demiş. Ancak eklemek istediğim şeyler var. Kapak bile çok “Tool”. Şarkı sözleri ve adları da aynı şekilde. Albümde özgün olan tek şey Martin Lopez’in davulu.

    Şimdi gelelim yazıda hiç katılmadığım yerlereee…

    …“onlardan ne çıksa dinlerim abi” düşüncesiyle her çıkan albümünü başyapıt kabul etti.”

    Ben kendi adıma konuşuyorum, Opeth’in Blackwater Park’tan sonra çıkardığı Ghost Reveries ve Watershed dışındaki hiçbir albümünü başyapıt olarak kabul etmiyorum. Ama Heritage, geçen senenin en iyi 3 albümünden biriydi, keza Damnation, senesinin en iyi albümüydü (tamamen sübjektif). Senin dediğin gibi yapan tabi vardır, ama fanları “Morningrise Opethçisi” veya “Steven Wilson Opethçisi” diye bölmemek lazım.

    Albümün tek sorunu özgünlüğü değil. Çok Tool sevmem, Tool’dan pek bişey de anlamam. Ancak sanki beste olayı da biraz kısır. Portnoy’un son grubu Flying Colors’ı dinlerken hiçbir “beste” problemi göremedim. Adamlar Foo Fighters, Rush, Porcupine Tree, Camel birleştirip önümüze koymuş. Baya gideri var o albümün, kritiğini bekleriz.

    b bir “konuk” yazar için fazla iyi. Eline sağlık.

  5. flying dirty clouds says:

    Martin Lopez & Steve DiGiorgio gibi acayip saygı ve hayranlık duyduğum iki müzisyeni böyle Tool çakması (üzgünüm ama bildiğin taklit) bir projede (grup da diyemedim) gördüğüm için üzüldüm bir müziksever olarak.

    p.s. Tool hastası bi insanım.

  6. Korhan Tok says:

    Bir süredir sebebini kendime dahi doğru dürüst açıklayamadığım bir şekilde takip etmeyi bıraktığım ama bir yandan merak etmeye devam ettiğim rock/metal aleminde tam da bu ilgisizliğimin başladığı dönemlerde, sebebini kritikte çok net bir şekilde anladığım üzere adını bir çok yerde duyduğum bir grup Soen. Soil’s Song benzeri besteler olması ilgimi çekti, müziğe odaklanmayı başardığım anda ilgileneceğim albümle.

    Katatonia’nın son iki albümüyle Opeth’e benzemeye çalıştığına (veya en azından bunun kasıtlı bir hareket olduğuna) çok da katılmamakla birlikte albümden neler bekleyip neler beklemem gerektiğine dair net bir fikre sahip olduğum, güzel bir kritik olmuş. Ellere sağlık.

  7. Strakosch says:

    İşin içinde opethin o’su oldu mu steve digiorgio allahsalı bile bişey ifade etmiyo.

  8. ihsan says:

    ben albümü gayet beğendim. ancak albümü dinlerken, “gerçeği ve daha klası varken, neden yapay olanına meyledeyim?” gibisinden bir sorunsal patlak veriyor ki, bu durum müzikten alınan zevkinde önüne geçiyor.

    aslında bu, progressive müzik dinleyicisinin “orjinal ve yenici olacak” temelli düşünceleri ile alakalı. iki üyesi, celebrity ve fazlasıyla yetenek sahibi olan bir gruptan; illa ki emprovize-progressive müzik beklemek, doğru değil diye düşünüyorum. başta dediğim gibi, cognitive çok şeker bir albüm. sanırım grup üyeleri için de rastgele değil bilinçli bir tercih olmuş, bu sound dalgası. bknz. martin lopez: “We are inspired by Tool but I consider them not only a band but a genre. Besides that, I really don’t think there’s anything to argue about, we make good music whoever it would remind you of. Some people tend to dislike rather than like and are looking for faults instead of seeing music for what it is, good or bad”

    son olarak, vokaller çok yüksekten, çok önde kaydedilmiş. halbuki vokalin sesi biraz daha alçaltılabilir, digorgio’nun güzellikleri ayen beyan göze sokulabilirdi.

    dipnot: albüme benden de 7 işler. Canvas’da favorim.

  9. Ufuk Sönmez says:

    soen röportajıyla grubu keşfettikten sonra geldim buraya. beyler ben sizin kadar opeth, katatonia ve tool’un son dönemlerini takip etmediğim için izlediğim 2 klip parçası da benim kulağıma güzel geldi. sizin kulağınız heralde hemen yakaladı benzerlikleri ve yadırgadınız doğal haliyle. bir yandan kopyacılık ve benzerlik eksi puan, diğer yandan güzel besteler artı puan. enteresan bi durum.

    kritik de bu arada şukela olmuş da baha özer arkadaşımız neden kadrolu, ssk’lı yazar statüsünde değil bunu merak ediyorum, acaba kendisi mi istemiyo bilmiyorum ama demin baktım dünya kadar kritik yazmış (hatta saydım 36 tane) ve çoğu progresif rock-metal gruplarıyla alakalı. bu adam niye hala konuk yazar statüsünde yazıyo beyler, göbek adı semih mi yoksa yedek bırakıyosunuz adamı :D yönetim istifa beyler :D

  10. Kaan says:

    Yeni Tool albümü bekleyenler için çok güzel atıştırmalıklar bunlar, severek dinledim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.