# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
BORKNAGAR – Urd
| 22.04.2012

Kutsal kitap.

Berca B.

2004′te, uzun yıllar aldığım ve daha birkaç yıl daha alacağım Level dergisinin, o zamanlar metal dünyamın büyük bir kısmını dolduran İşgal sayfasını açtığım zaman yeni bir grupla tanışmıştım: Vintersorg.

Sayfada birkaç yıl içinde hayatımın albümlerinden biri olacak olan the “Focusing Blur” albümü tanıtılıyordu ve grup için daha sonra daha iyisini duymayacağım bir tabir kullanılmıştı; “black metalle sanat yapmak”. Gerçekten de Vintersorg öyle bir albüm yapmıştı ki, şeytanlardan iblislerden bir türlü yeteri kadar sıyrılamayan ve istisnalar hariç entelektüellikten uzak gözüken black metal dünyasına sözsel olarak fenden, astronomiden, dünyadan, doğadan bahseden ancak daha da önemlisi, müzikal olarak çok çok ince işlendiği belli olan bir başyapıt ortaya koymuştu. Tabi bu albümü salt black metal olarak anmak imkansız fakat black metal sınırlarından çıkmadığını inkar etmek de saçma olur.

Gel zaman git zaman, yanılmıyorsam birkaç ay sonra da Borknagar’ın “Epic” albümü çıkmıştı. Vokallerde yine Vintersorg’un olduğu albüm, tıpkı “Focusing Blur”ün Essence’ı gibi, “Epic” de inanılmaz bir şarkıyla açılıyor (Future Reminiscence), albüm “Focusing Blur” kadar olmasa da yine de aklımı alıyordu. O andan itibaren artık çok özel iki grubum vardı ve bu iki sanat grubunu yayabildiğim kadar çevreme yaymaya çalıştım ve ikisinin de her adımını takip ettim.

Sene 2012 olduğunda, ICS Vortex’in Dimmu Borgir’den ayrılmasıyla başlayan ilginçlikler serisi sonucunda Borknagar’ın vokal bakımından dünyanın en zengin grubu haline gelmesi ve yeni albüm “Urd”un duyurulmasıyla birlikte ilgili herkes korkuyla karışık bir heyecan duymaya başlamıştı haliyle. Bu heyecanın asıl sebebi elbetteki the Three Tenors’un Borknagar versiyonu olsa da, şunu söylemekten acayip mutluluk duyuyorum ki Urd müzikal anlamda da, grubun çıktığı tepe noktası olan Empricism’den beri gelen en iyi şey.

Öncelikle haftalardır bu albümden başka bir şeyi doğru düzgün dinleyemeyen biri olarak şunu söylemeyelim ki, Urd, şimdiye kadar kulaklarımı doldurmuş en epik 3-5 albümden biri olabilir. Borknagar albümlerinin çılgın bir coşkuyla, ani bir saldırı başlatmışcasına açılması geleneğini bozmayarak Epochalypse ile giren “Urd”, dinleyiciyi 53 dakika boyunca adeta bir kahramanlık masalının tam ortasına bırakıyor ve kitap gibi atmosferiyle etrafını sarıyor. Tabi albümde bu kadar yetenekli ve her birinin sesi diğerinden farklı, her biri birer karakter abidesi olan üç vokaliste sahip olunca böylesi epik bir albümün gelmesi kimse için sürpriz olmamıştır fakat enteresan olan durum şu ki, Borknagar albüm boyunca hiçbir zaman -yapsa da kimsenin şikayet edemeyeceği- uçan kaçan vokal şovlarına girmeden, vokalleri gayet usturuplu bir şekilde kullanarak ve asıl olarak Osytein G. Brun’un dehasından fışkıran beste ve düzenlemelerle bu epikliği yakalaması. Bu denli enfes 3 vokaliste sahip olup albümün tamamen vokalistler üzerine kurulmaması, vokalistlerin tüm albümün önüne geçmemesi, Osytein’in ne kadar becerikli ve kolaya kaçmayan bir besteci olduğunun kanıtı bence. Bu bakımdan vokalleri sona bırakıp önce müziği biraz daha irdelemeye başlıyorum.

“Urd”un bu denli ağır bir atmosferinin olmasının sebeplerine baktığımız zaman karşımızda iki ana etmen görüyoruz: beste düzenlemeleri ve elbette ki orkestrasyon. Kariyeri boyunca her zaman şarkı bütünlüğünü çılgın melodilere tercih etmiş bir grup olarak Borknagar, Urd’da bu özelliğinin kalite bazında doruklarına ulaşmış diyebilirim. Albümü bu kadar dinlemiş ve her notasını ezberlemiş biri olarak albüme baktığım zaman “of o nasıl bir gitar melodisidir allahım”, “böyle rifi yazan ellere kurban” denilebilecek çok fazla bir şey bulamıyorum (yine de the Winter Eclipse’i hariç tutayım zira albümün en iyi gitar işi bu şarkıda) fakat her şarkının her notasından, vokallerin arkasına serpiştirilmiş arpejlerden boş vuruşlara kadar her şeyin planlanmış olduğu, tıpkı bir yapboz gibi bir bütünün parçaları olduğu rahat bir şekilde hissediliyor. Her rif adeta cümle cümle yazılmış, şarkılardaki tempo değişiklikleri ustaca kullanılmış, daha önceki albümlerden farklı olarak Jens Ryland’ın melodik sololarına biraz daha fazla yer verilmiş, black metal ile progresiflik arasındaki denge eşine az rastlanır bir şekilde ayarlanmış ve sonuç olarak inanılmaz bir görkem, bir heybet ortaya çıkmış.

Melodi oluşturmaktan ziyade şarkı iskeletlerine yardımcı olan gitarları geçersek ve şimdilik vokalleri konudan hariç tutarsak, albümdeki çoğu melodinin, üç tenorun en az dikkat çekeni Lars Nedland’ın klavyesinden çıkan kilise korosundan, bilimum yaylıdan, piyanodan ve daha envai çeşit enstrumandan çıkma olduğunu söyleyebilirim. Özellikle seçilen klavye tonları albümün havasına muazzam katkı sağlıyor ki, Hammond org kullanılması 70′ler hard rock sound’unun hastası biri olarak beni acayip memnun etti. Bu bakımdan kimi zaman solo olaylarına girmeyen bir Jon Lord klavyenin başına geçmiş gibi bir hisse kapılabiliyorsunuz. Süper bir vokalist olduğu kadar süper de bir klavyeci olan (aynı zamanda süper de bir davulcu ama o Solefald’la ilgili bir konu) Nedland, şöyle bir düşününce Borknagar kariyerinin en iyi performansını Urd’da sergilemiş diye düşünüyorum.

Albüm çıkmadan önce beni en çok düşündüren ve şu güzel ortamı bir denyoluk yapıp bozmamasını umduğum davulcu David Kinkade’nin performansına gelirsek, çok şükür Universal’daki gibi bir hayal kırıklığına uğramadığımızı görüyoruz. Her ne kadar böylesi bebek gibi bir kadroya en yakışacak davulcu Asgeir Mickelson olsa da; gereksiz ayılıklarından, abuk sabuk yerlerde twin pedalına abanmasından, şarkının o anında ne alaka olduğunu kestiremediğimiz 250 bpm’lik tom-trampet arası arası ataklarından bir nebze olsun sıyrılmasıyla, David Kinkade de beklediğimin üzerinde bir performansı sergilemiş. Özellikle şarkıların bazı yerlerinde “vay, burayı iyi düşünmüş” dedirtse de, artık Amerikan kabzımallığından mı diyelim, kafasının beton kadar kalın olmasından mı diyelim, zamanında Malevolent Creation, Council of the Fallen’daki adamlarla takılmasından mı diyelim ne diyelim bilmiyorum ama duygu yüklü pasajlarda, tuşenin düşmesi gerektiği yerlerde bir türlü o ruhu, o atmosferi veremiyor maalesef. “Universal” ile “Urd” arasındaki farka bakınca Osytein Brun’un, adamın kafasına vura vura “ulan hayvan herif daha yumuşak çal şurayı, iki dakka abanma şu alete” çabalarının sonuç verdiği fark ediliyor, fakat dediğim gibi allahın kazması ne anlasın naiflikten, incelikten, bir türlü istenilen seviyeye gelemiyor Kinkade. Neyse ki bu albümden sonra kendi davul tarzı için biçilmiş kaftan Soulfly’a gitti de iki taraf da rahat etti. İstediği kadar abansın bundan sonra öküz.

Ve gelelim vokallere.

Şu anda metal dünyasında hangi grup bu yukardaki üç adamdan birini kadrosunda bulundurmak bir yana, tek bir şarkılık için bile olsa albümünde konuk etmek için can atmaz ki (sözüm sana, Borgir)? Hangi insan evladı şu üç adamdan en azından birinin sesine sahip olup ortamı kasıp kavurduğunu hayal etmez ki? Ve Oystein Brun, sen bu 3 adamı da tek bir albümde toplayabiliyorsun öyle mi? Büyük terbiyesizlik, her şeyden önce diğer gruplara ayıp, günah. Geyiği bir kenara bırakırsak, albümle ilgili en sevindirici durum daha önce de dediğim gibi, akılları alacak bir vokal kadrosuna rağmen albümde içi boş bir vokal masturbasyonu olayına girilmemesi ve üç adamın da sadece albümün atmosferini en tepelere taşımak için çaba göstermesi. Bunu yaparken de hepsinin de seslerine en uygun şarkılarda söylemeleri, hepsinin de uzun yıllardır görmediğimiz kadar iyi durumda olmalarını görmek apayrı sevinç kaynakları. Vintersorg’un şimdiye kadar bazen güçsüz kaldığını düşündüğüm brutal vokalinin artık sonunda şaha kalkması, albüm boyunca tek kelimeyle kusursuz olması ve özellikle Mount Regacy’de tamamen bir işitsel şova dönüşmesi, aynı şekilde son derece parlak ve görkemli temiz vokalinin artık altından kalkılamayacak kadar yüklü bir yoğunluğa ulaşması yetmiyormuş gibi; Vortex’in adeta bir enstrumanmışcasına kullandığı ipek gibi, özellikle Frostrite’ta görüldüğü üzere kilise korosuyla desteklendiği zaman iyice tanrısallaşan, kutsallaşan Viking sesi; gerçekten insanı ezen, ciğerini yakan, adama kendisini yetersiz hissettiren inanılmaz bir heybete dönüşüyor. Tüm bunların üzerine Lars Nedland’ın aşırı karakteristik ve aksanlı vokali kimi zaman bu iki canavara destek çıkarken, kimi zaman da yalnız başına kulakları doldururken tüm bu vokal yoğunluğuyla dinleyici de adeta hayal alemine dalıyor. Gerçekten, müziği bir resmin karakalem hali olarak düşünürsek, vokaller de bu resmin envai çeşit rengi rolünü oynuyorlar albüm boyunca.

Yeteri kadar uzattım, toparlama vakti geldi. “Urd”, masalsı atmosferiyle, seviyesine zor erişilir epikliğiyle, yüzlerce gruba yetecek yetenek deposuyla, bu deponun kusursuzca işlenmesiyle ve akılları alan kadrosuyla, çok inanılmaz şeyler olmadığı sürece bu senenin en iyi 3 albümünden biri olacaktır. Şu anda anlamak elbette mümkün değil fakat zaman içinde iyice kültleşebilecek, efsaneleşebilecek potansiyelde bir albümden bahsediyorum, umarım abartmıyorumdur. Gerçekten, uzun bir süredir hiçbir albüm bana “Urd” kadar yüklü bir duygu yoğunluğu yaşatmamıştı, görkemi ve kudreti karşısında çaresiz hissettirmemişti. Öne çıkan şarkıları saymaya kalksam saymadıklarım yüzünden günaha gireceğim, kutsal kitap gibi bir albüm olan Urd için yine de günaha girmeyi göze alıyorum ve Lars Nedland’ın albümde en çok ortaya çıktığı ve bir ressam edasıyla renklendirdiği the Beauty of Dead Cities’i, Vintersorg’un yorgun bir savaşçı gibi girdiği ve sonuna doğru dağlara taşlara haykırarak çılgın attığı the Earthling’i, Vortex’in ağızları açık bırakan güzellikteki vokaliyle can bulan Frostrite’ı ve iki vokalistin özellikle şarkının yarısından itibaren epiklikte çığır açtıkları Mount Regacy’yi herkese tavsiye edip huzurlarınızdan çekiliyorum. İyi dinlemeler.

9,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.66/10, Toplam oy: 122)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2012
Şirket
Century Media
Kadro
Vintersorg: Vokal
Oystein G. Brun: Gitar
Jens F. Ryland: Gitar
ICS Vortex: Bas, vokal
Lars A. Nedland: Piyano, klavye, geri vokal
David Kinkade: Davul
Şarkılar
1. Epochalypse
2. Roots
3. The Beauty of Dead Cities
4. The Earthling
5. The Plains of Memories
6. Mount Regency
7. Frostrite
8. The Winter Eclipse
9. In a Deeper World
10. Age of Creation (bonus)
11. My Friend of Misery (bonus)
  Yorum alanı

“BORKNAGAR – Urd” yazısına 42 yorum var

  1. Bu albüm Empiricism’den sonra dinlediğim en iyi albümü oldu Borknagar’ın. Yazıya kelimesi kelimesine katılıyorum ( Özellikle Kinkade’e değinilen kısım ve son paragraf). Bana yaşattığı o inanılmaz duygu yoğunluğuyla methiyeler düzmek istiyorum albüme ama hiç uzatmayım en iyisi. Empiricism en birinci olduğu için 9/10 :)

    ayrıca daha ikinci oydan trollenmiş albüm eyvallah :)

  2. bathory says:

    bu adamlar sırf sanat için yaratılmış gibiler vintersorgun yeri bende ayrıdır sanki hepsini bi yana koy zaten dediğin gibi Şu anda metal dünyasında hangi grup bu adamları kadrosunda barındırmak istemezki 9/10

  3. duraganyolcu says:

    Oystein ve Jens iyi ikili sözüm yok ama şu kadroda Jens yerine Ihsahn olsa…. hepimiz Allah’ı bulurduk heralde.

  4. Dilek says:

    Borknagar’ın her albümünü, sarkisini dinleyemiyorum ancak Empiricism’den sonra şimdi de URD’a taptim. Albümde begenmeden geçtigim sarki yok.
    Sıkılmadan loopa aldıgım The view of everlast’tan sonra şimdi Epochalypse, Roots, The beauty.. şeklinde sırayla sıkılmadan saatlerce götürebilicegim bi URD var.
    I’M THE EAARTHLING I’M THE EAAAARTLING’de choir vokaller, gaza gelmek. Özellikle de Roots’ta 4:23′e yaklasirken vintersorg giricek diye BAYAGI HEYECANLANIYORUM.

    2012′nin en iyi albümlerinden biri olucak benim için.

    Eline saglık berca tatlı kardisim.

    Dilek

    @Dilek, evet vintersorg yazmis olmam da ayri fail

  5. duraganyolcu says:

    Hatta bu vesileyle hayalimdeki black metal kadrosunu tam olarak paylaşayım:

    Vintersorg: Vokal
    Oystein G. Brun: Gitar
    Ihsahn: Gitar, vokal
    ICS Vortex: Bas, vokal
    Lars A. Nedland: Piyano, klavye, geri vokal
    Asgeir Mickelson: Davul

    Albümdeki özel konuklar: Mikael Akerfeldt (brutal falan da yapıyo olcak), Ivar Bjørnson, Arve “Ice Dale” Isdal

    ehehe..

    Ugur

    @duraganyolcu, o kadroyla bir grup kurulsa daha albüm çıkmadan kitleler heyecandan telef olur.Bir de garm falan olsa toplu kalp krizleri..

    bathory

    @duraganyolcu, davulda sanki frost yada hellhammer olsa daha iyi olur ama progressive black olcaksa doğru seçim tabi

    nordson

    @duraganyolcu, iyi de arkadaşım sen borknagar’a Ihsahn’ı dahil etmişsin. komik misin sen yoksa?
    töbe töbe..

  6. caglardurmaz says:

    Harika albüm .I am the earthling, I am the weaver of the Sun .Plains of memories de çok dingin ve rahatlatıcı bir şarkı adamlar aşmış I am the eartling.(Ayrıca yazarken loopta dinliyorum hala :D)

  7. Onur Altinay says:

    Ne güzel yazmışsın be keardşim. Nasırlaşmayan ellerine sağlık.

    Valla son 5 yıldır bu albümü dinliyorum. Hiç sıkılmadım lan. Her şarkıyı çok seviyorum, ayıramıyorum. Ama şöyle de bi şey var, Epochalypse çok başka bi şarkı. Three tenors’un hepsinin birden kulaklara giriştiği şarkı. Bir de albümde beni en çok etkileyen yer The Earthling’de sözler girdikten bir süre sonra choir olayının, Vintersorg’un mükemmel vokal melodisine verdiği destek. Orda resmen gözümü kapayıp göğe yükseliyorum. Herkesin de dediği gibi, Empricisim’den bu yana yapılmış en iyi iş.

    Empiricism: 11/10
    Urd: 10/10

    M

    @Onur Altinay, takıntılıyım,kusura bakma. Yorumları okurken gözüme çarptı. Son 5 aydır demek istedin sanırım. Zira zaten 2012 de çıkmış bir albüm.

  8. progressive says:

    Bayadır beklediğim bi kritikti.Albüm şahane olmuş çıktığından beri deli gibi dinliyorum.10/10.

  9. Ext_Aggression says:

    Bu albüm incelemesine kalıbımı basarım. Progresif ve Black Metal arasında bu kadar tutarlı çalınmaz. Enfes!

  10. b says:

    iyi incelenmiş, grubu tanıyan birisi tarafından yazıldığı çok belli. şarkılardan çok etkilendim. tartışmasız 10/10

  11. Empiricism’e tapan (baya tapıyorum yani, evreni o albümün yarattığına falan inanıyorum, o derece) biri olarak, Urd’u henüz tam anlamıyla dinlemiş sayılmam, hatta sadece 3 şarkıyı şöyle böyle dinledim, ancak yorum ve telkinlerden anladığım kadarıyla hakkaten iyi bir albümmüş, dinleyince daha detaylı yorum yapacağım.

    Ama Borknagar, e be Borknagar, demek ki sen Epic ve Universal’da beni sağlam hayal kırıklığına uğratmışsın ki, Universal’ı da, Urd’u da hemen yazmalıyım diye düşünmedim, ikisini de başkaları yazdı. :/

    Empiricism zamanlarında sorsalardı, “bi metal sitesi açacaksın ve yeni Borknagar albümlerini başkaları yazacak” deselerdi, “siktir lan” derdim. Ama işte umulmadık durumlar cereyan etti ki, öyleyken böyle oldu.

    Neyse, en azından Borknagar’ı seven ve bilen insanlar tarafından çok beğenilen, dolayısıyla benim de seveceğim yeni bir Borknagar albümümüz var, ne mutlu.

    Berca B.

    @Ahmet Saraçoğlu, Epic’in o kadar hayal kırıklığı yaratmasına şaşırdım, bence baya çılgın bir albüm o. Ama Urd’dan sonra Universal’ın baya zayıf bir albüm olduğuna kanaat getirdim ben de.

  12. Eline sağlık Berca bro. Yine roman gibi kritiklerinden birini yazmışsın.

  13. Mustafa Sakallı says:

    Kendisini sevmesem de Berca’nın kritiklerini çok seviyorum. eline sağlık, yakın zamanda dinlemeyi düşünmüyordum. Yıllandıracaktım ama canım çekti şimdi.

  14. Albümü sabahtan beri 5 kez dinledim. Çok güzel olduğu kesin, şimdilik Frostrite aklımı başımdan aldı.

    progressive

    @Ahmet Saraçoğlu, Daha fazla dinledikçe her şarkının nasıl şaheser olduğunu daha da anlıyosun.

  15. Mount Regency’nin hammond solosunda aklımı oynatıyorum resmen. Albümde o kadar çok güzel yer var ki hangisinden bahsedeceğimi unutuyorum. Böyle dinleyip denk geldikçe aklıma geliyor.

  16. Oblgoth says:

    Albüm her dinleyişte daha bir içine çekiyor insanı. Urd ile yatıp kalkar oldum.

  17. saw you drown says:

    Sanırım metal müzik tarihinde bu kadar abartılan başka bir grup yoktur.Sıradan bir grup.Ekstra pek özellikleri yok grubun.Bildiğin folk/black/progressive karışık bişeyler yapıyorlar ve bu taklit yoluyla gerçekleşiyor.

    Kendinden önceki birçok gruptan aşırı bir etkilenme var.Biraz ordan biraz burdan.Ortaya farklı gibi görünen birşeyin çıkması gayet normal.

    Grubun albümleri hakkında derin derin düşünüp şiir tahlili yapılıyor sanki.Bu da çok komiğime gidiyor:)
    Bu arada atmosfer atmosfer diye yırtınan gençler.Size tek bir sözüm var:

    Atmosfer yaratmak zor ve önemli birşey değil.

    Önemli olan müziğin, ruhunun derinliğine sanatsal bir şekilde özgün olarak işlemesi.

    Bu da bu grupta yok.Kötü grup değil kesinlikle.Dinlenebilir.
    Ama olmasa da olur.

    Ahmet Saraçoğlu

    @saw you drown, cool story bro.

    Batuhan Bekmen

    @saw you drown, “Atmosfer yaratmak zor ve önemli birşey değil.

    Önemli olan müziğin, ruhunun derinliğine sanatsal bir şekilde özgün olarak işlemesi.”

    İlk cümle baya gülünç. Ona diyecek bi şeyim yok.

    İkinci cümleye katılıyorum, ama ilk cümleyle bağlantılı söylediğin için o da pek referans alınabilir bir hale gelmiyor.

    Bence çok bodos bi yorum. “Taklit” dediğin grup, saydığın türlerin çoğunda daha önce pek atılmamış adımlar atan, şu ana kadar da pek kimsenin taklit bile edemediği bi sound’a sahip. kimi taklit ediyormuş bunlar?

  18. saw you drown says:

    Borknagar’ı dinlerken ve hissettiğim şey şu.Kendi kendi me diyorum.Acaba bu dinledğim Opeth’mi, yoksa Paradise lost’mu, Dimmu Borgır’mi, Ulver ‘mi ya da emperor mu?

    Yani demek istediğim müzikleri fena değil.Zira birden çok grubun ve türün karışımı gibi geliyor bana.Belki de özgünlük denilen şey bu.Belki de özgünler ve taklit değiller.

    Ama hissettiğim duygu değişmiyor.Bateri de olsun vokal de veya gitar da olsun, vs.çok etkilenmeye açık bir grup olmaları.

    Birde beğenilmeyen yorum ve düşüncelere bir saldırı bir linç girişimi keşke olmasa da rahat rahat düşüncelerimizi ifade edebilsek.

    Batuhan Bekmen

    @saw you drown, Kimsenin sana linç girişiminde bulunduğu yok ama ilk yazdığın ve şu yazdığın şeyi karşılaştırırsan neden “tepki” gördüğünü anlarsın muhtemelen.

    Şahsen ben Borknagar’ın saydığın grupların hiç birinin kopyası olduğunu düşünmüyorum. Hatta aşağı yukarı yakın tarihlerde kurulan bir grup olarak, oluşturulan İskandinav sound’unun net kurucularından biri olarak görüyorum. Yani sonuç ne olursa olsun ortada bir “taklit” durumu görünmüyor pek.

    saw you drown

    @Batuhan Bekmen, Grubun müziği sana, bana ya da başkasına çok zevk verebilir.Uçurabilir.Ancak ne olursa olsun grubun orjinal olmadığı kanısındayım.Bu bir fikir yobazlığı değil.Gerçekten inandırıcı gelmiyor bana.Birçok grubun en önemli en ekstra taraflarını alıp müzik yaparsan ortaya iyi birşey çıkması gayet normal ve birçok fanatik fanın’ın da olması gayet doğaldır.Bu gayet doğal birşey.Bir de ben o saydığım gruplarının kopyası demedim.O grupların her birinin bir özelliğini almış dedim.
    Bu arada İskandinav sound’u da oruspu oldu gitti.Hatırlatırım Borknagar 1995 yılında kuruldu.Ondan önce Venomlar,ulver’ler,bathory’ler, nice amon amarthlar,burzum’lar falan filan vs. vardı.Bu gruplar,borknagar yokken çoktan bir İskandinav sound’u kurmuşlardı bile.Grubun İskandinav sound’u ile alakası yok.İlk albümlerine birşey diyemem.Ama sonraki albümler de tamamen koptu.Kendi sound’u nu kurdu.İskandinav sound’unu değil.

    Batuhan Bekmen

    @saw you drown, Tamam da bu alınganlık nedir? Fikir yobazlığı falan da demedim, nereloloyor.

    İlk albümlerine bi şey diyemem nedir, ben de onlardan söz ediyorum. :) İskandinav sound’unun illa tek bir kolu olacak değil, adamlar da aldı bu sound’un bugün bildiğimiz, parmakla gösterediğimiz örneklerden birçoğuna imza attılar. Ortada bir “orospu olma” durumu yok ki, farklı kollardan farklı isimler tarafından ilerletilen bir durum var. Zaten ilk zamanlardan beri kolektif olarak ilerleyen bir kitleden söz ediyoruz. O yüzden böyle “O grup, bu grup, şu grup” diye ayırmak pek de manalı gelmiyor bana.

    Orijinallik konusunda da hiç katılmıyorum sana, özellikle “aldı yürüdü kendi sound’unu kurdu” dediğin zamanlarda grubun çıkardığı albümlerin ögelerini teker teker ayırıp, onları da bazı gruplara benzetmek de pek uygun bir hareket değil bence. Fikir ayrılığı diyelim.

  19. Exorsexist says:

    the winter eclipse çok acaip lan. 1, 2 dakika daha kısa olsa daha iyi olabilirmiş bence. Davul ve basları pek sevmedim. nerde tyr’in naif gezinişleri nerde vortex’in kaba dokunuşları. bir de lazare’nin sesi hepsinden üstün lan.

  20. Jester says:

    The Earthling hayatımda dinlediğim en iyi şarkı. Frostite de öyle. Winter Eclipse de öyle gibi. Roots’un sonu da aynı değerde. Empiricism’den daha çok sevebiliyorum bazen, ama yine de ayıramıyorum işte baba yüreği.

  21. M says:

    roots’u sadece sonu için kaç kere başa alıp dinlemişimdir sayamıyorum bile.

  22. GiantZillerIndo says:

    Vize olaylarını filan halledebilirsem Nivcörsi’ye gidip David Kinkade ile bi konuşucam. Neymiş derdi, sıkıntısı güzel güzel anlatsın hele. “Elin dursa ayağın durmuyor be evladım, bak biz çok üzülüyoruz senin bu durumuna; iki albümdür düzenli olarak şarkıların ebesine atlıyorsun” filan diye bir bir anlatıcam. Annesiyle problemleri falan vardı birkaç yıl önce(http://www.ultimatemetal.com/forum/borknagar/640057-ya-weirdest-thing-ive-posted-here-yet.html#post9494306) Hırsını davuldan alarak “bize bir şey anlatmaya çalışıyor” da olabilir. Neticede potansiyeli olan bir çocuk. Hepten uçuruma itmemek lazım. Adam harcamak kolay arkadaşlar; ben kazanma gayesindeyim.(Borknagar’a geri dönerse, bu sefer gider temizinden boğarım tabiy, her şey metal için. \m/ ) Bi elinde neskafe, öteki elinde de şıkkıdı şıkkıdı bi anahtar olan, koca totolu/topuklu rehberlik hocası tribine soktun ya beni; ilahi Borknagar. Sen çok yaşa :/

  23. Jester says:

    Şimdi düşündüm de Borknagar bir albüm daha çıkarırsa nolur acaba? Bu albümü ömrümün sonuna kadar dinleyebilecekken bir tane daha başyapıtla gelirlerse iyice taparım gruba.

    Ayrıca In A Deeper World’ün kıymetini bilmemişim, ayıp olmuş. Albümün en büyük vokal çılgınlığı o şarkıda. Vortex

    “In a fiery union with nature
    As one with every creature
    Rove the windy mountains
    Fall of the man, drain in the sand”

    derken kafayı yiyorum resmen.

    Ertuğrul Bircan Çopur

    @Jester, Hay yaşa ya. Albüm çıktığından beri en çok sevdiğim In a Deeper World sırf bu müthiş vokal bölümü yüzünden; gel gör ki kendime hiç yandaş bulamamıştım, aylar sonra sen yetiştin.

    Ben de uzunca zaman Jester nick’i kullandım, nick çekiyor demek ki bak ehah.

    Jester

    @Ertuğrul Bircan Çopur, Albümde öyle güzel ayrıntılar var ki, doyamıyorum ya. Mesela Epochalypse de Lazare’in vokale girdiği yerdeki back vokaller (büyük ihtimalle Vortex’in işi) bile bayağı hayran bırakıyor. Her türlü yancılığını yaparım bu albümün eheh.

  24. Beleg says:

    Hani diyoruz ya borknagar’ın farkı besteleri diye, harbiden öyle. Her anı tam otursun diye 2-3 yıl bekletilmiş sanki riffler. Ama bu albüm bambaşka. Urd’da borknagar müzikalitede ulaşılacak en uç noktayı geride bırakmış olmanın olgunluğuyla daha oturaklı, olgun ama bir o kadar da ihtişamlı ve epik. 3 vokalist olayına girmek istemiyorum zira neredeyse bir senedir dinlediğim albümde hangi favori yeri söylesem, neresinin şarkı sözünü yazsam bilmiyorum. In a deeper world’de ağzını açıp birkaç kelime söyleyen herkese buradan selam olsun. Hakikaten aşmış bir yetenek sergisi.
    Albümün tek kötü yanı bağımlılık yapması, hem de oldukça. Yolda dinlemeye başlıyorsunuz, eve gelip son notayı duyana kadar bazı şarkıları iki hatta üç defa dinliyorsunuz ve bu esnada yolu uzatmak için yaptığınız rota değişimlerini hatırlayamıyorsunuz bile.
    Bütünsel ve ihtişamlı. İşte borknagar’ın 2. şaheserini en kısa böyle tanımlayabiliriz.

  25. Mert says:

    Gruptaki vokalistleri eski işlerinden falan bilmeyen biri için baya baya zor ve karışık bir albüm. Noluyo lan, o kimdi, burayı kim söyledi, siktir lan bu nerden çıktılarla geçiyor albüm.

    Mert

    @Mert, gelmişken albümle ilgili duygularımı da belirteyim: ÇOK İYİ LAN. Bu kadar.

  26. Noumena says:

    İlginçtir, havaların soğumasıyla kendimi Urd’u özlerken buluyorum. Boş şarkıyı geçtim, içinde boş bir an bile bulunmayan bir başyapıt. Tür gözetmeksizin bir metal klasiği gözümde.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.