# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SWALLOW THE SUN – Emerald Forest And The Blackbird
| 15.02.2012

Karlar düşer, düşer düşer ağlarım.

Atkımın bittiği yerle şapkam arasındaki boşluktan gördüğüm dünya bembeyaz. Telefonumun boş ekranı üstünde en son Google grafiklerde ya da bir reklam panosunda gördüğüm kartanesi var. İtiraf etmeliyim baya şaşırdım şekline. Ben sembolik bir şey sanıyordum o şekli. Böylesine güzel bir kar insana yazma isteği veriyor. Dolaşma isteği verdiği gibi…

Durum böyle olunca ben de vurdum kendimi yollara. Bu yazıyı da müzik çalarıma kaydediyorum. Hava epey soğuk ama üstümdeki montu aşamayan bir soğuk bu. Ben daha derine işlemesini istiyorum. Bu yüzden kulağımda Swallow the Sun’ın son albümü var. Emerald Forest and the Blackbird.

Albüm güzel bir kadın sesiyle ve epey uzun bir şarkıyla açılıyor. Nightwish grubundan Tarja Turunen yerine gelen Anette Olzon ile düet yapılan şarkı peşin peşin bize ne kadar yogun bir albüm geleceğini gösteriyor gibi. Aynı güzel sesi 4. şarkıda da bulmak mümkün.

Black Metalvari brutal vokaller ve bunların arkasındaki karanlık melodiler yerini sık sık doom bölümlere bırakıyor. Genelde gitarlar agresif ya da çarpıcı varyasyonlardan çok tamamlayıcı bir unsur olarak kullanılmış. Akılda kalıcı distortion gitarları bulmanın pek mümkün olmadığı bir çalışma.

Özellikle albümdeki karamsar hava ve progresif etkiler albümü sıradan bir Death Metal albümü olmaktan çıkarıyor. Ritim gitar gibi kullanılan klavyeler albümün atmosferini tamamlayan en büyük unsur. Albümde en beğendiğim taraf şarkılardaki agresifliği ara ara başka partilerle dengelemeleri. Sıkça duyduğumuz havalı clean gitarlar ve akustik gitarlar vuruculuğu arttıran en önemli bir diğer unsur.

Hüzünlü bir albüm. Kesin olarak söyleyebileceğimiz şey bu aslında. Barındırdığı duygu genelde hüzün ve bunun dışa vurum yollarından biri olan saldırganlık. Çok üzgün giden bir şarkı pat diye brutal patlamalara dönüşebiliyor. Hazırlıksız yakalanıyorsunuz. Sonra sizi o büyülü atmosfere geri getiriyor.

Albümün eksi tarafı, birbirine çok benzer özellikte geçişlerin kullanılmasından dolayı kimileri için sıkıcı olabilmesi. Yaz düşmanı bu albüm grubu tanıdığım albüm oldu ve benden tam 8 puanı kaptı.

Not: Gönül isterdi ki bu yazıyı karlar erimeden okuyun. Başka kışlara artık.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.63/10, Toplam oy: 32)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2012
Şirket
Spinefarm Records
Kadro
Mikko Kotamaki: Vokaller
Juha Raivio : Gitarlar
Markus Jamsen: Gitarlar
Matti Honkonen: Bas Gitar
Aleksi Munter: Klavye
Kai Hahto: Davul
Şarkılar
1. Emerald Forest and the Blackbird
2. This Cut is the Deepest
3. Hate, Lead the Way!
4. Cathedral Walls
5. Hearts Wide Shut
6. Silent Towers
7. Labyrinth of London (Horror pt. IV)
8. Of Death and Corruption
9. April 14th
10. Night Will Forgive Us
  Yorum alanı

“SWALLOW THE SUN – Emerald Forest And The Blackbird” yazısına 4 yorum var

  1. Kylesa says:

    En sevdiğim grup logoları sıralamasında ilk 5tedir bu grup.

  2. Itachi says:

    Önceki albümlerine oranla daha yumuşak ve güzel, baya güzel bir albüm. Hate, Lead the Way ve Night Will Forgive Us favorim.

  3. Oğuz says:

    maalesf the morning never came,hope ve new moon için hissettiklerimi bu albüm içn hissedemedim.Albüm kritiği için gösterilen emek önemli ancak kritiği yazan arkadaş grubu bu albümle tanımasaydı aynı görüşleri paylaşazmazdı.Albüme gelince clean vokaller fazlaca kullanılmış bu güzel zenginlik açısından güzel ancak vokalistin sesi şarkıdaki atmosferi karşılıyamıyor yani yetersiz bence,amorphisten tomi ve opethten mikael i bilenler ne demek istediğimi anlayacaklardır.

  4. mahmut says:

    new moon’dan sonra kendilerini tekrarlamamaları için neler yapacaklarını kara kara düşündüğüm swallow the sun bu albümle beni benden aldı. öncelikle şunu söylelemliyimki daha önceki sts albümlerinden tamamen farklı olarak akustik pasajlarla süslenmiş akustik pasajlar eşliğinde müthiş bir tona sahip bas gitarın dahada bi içinize işlediği mükemmel bi albüm yapmışlar. prodüksiyon ve kapağa fazladan diyecek bişeyim yok mükemmel.özellikle ‘cathedral walls’ta anette’nin sesi biyerlere alıp götürüyo insanı. so alone.. dedikten sonra götürdüğü yerde tek başınıza kaldığınızın farkına varıyosunuz. şuan favori parçalarım arasında yer alan brutal vokal içermeyen ‘this cut is the deepest’ çok başarılı. son zamanlarda çıkan doom metal guruplarından farklı sounduyla sıyrılan sts bu albümle karakteristik bi sound yakalamış. bu albümü doom metale gönül veren doom metalden iyi anlayan herkesin başucu yapacağından eminim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.