# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
AGALLOCH – Ashes Against the Grain
Konuk Yazar | 22.01.2012

Tarih tekerrür edebilir ama insanlar geçmişe dönemez.

Hayatımızı daha renkli, dünyamızı daha güzel, daha canlı yapan, bize yaşama sevinci veren kimi öğeler vardır. Bir sevgili, çok sevilen ama uzun süredir görüşülememiş olan dostla yapılan uzun soluklu bir sohbet, ilk maaş ile yakın çevrenize aldığınız hediyeler bunun en güzel örneklerindendir mesela. Bu güzellikler yaşadığımız hayatı bir anda bambaşka bir boyuta taşımasa da, çoğu zaman hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen, küçük bir tebessüm oluşturmayı başarır yüzümüzde. Fakat, hayat her zaman bu kadar şirin değildir.

Bazen öyle anlar gelir ki, gerçekten hayatınız açısından dönüm noktası değerindedir. Saatlerce, belki günlerce onu düşünürsünüz. Bunu sizin dışınızda bu kadar önemseyen de yoktur pek. Gerek arkadaşlarınızla, gerek ailenizle konuyu paylaşıp, fikirlerini sorduğunuzda söyledikleri şey ‘’Senin hayatın, sen ne karar verirsen arkandayız’’ ya da bunun türevlerinden biri olur genellikle. Hâl böyle iken, insanın fikirleri çok fazla değişir. Hem de öyle fazla değişir ki, olay kişinin kendine olan güvensizliğine kadar gidebilir. Her insan evladında yoktur bu, ama olanlarında ise oldukça yoğun bir takıntıdır. Bu takıntı yüzünden çoğu şeyi yapmakta geç kalır ve sürekli pişman olurlar. Daha doğrusu, verdikleri kararların arkasında durabilecek bir yapıları olmadığı için, sürekli bir pişman olma eğilimi halindedirler. Örneğin; birkaç gün önce ciddi anlamda bir karar almış ise, ertesi gün mutlaka büyük bir pişmanlık yaşıyordur. Aradan bir müddet daha süre geçtiğinde ise, ‘’Oh be, iyi ki böyle yapmışım’’ rahatlığıyla dolaşıyor ve bu kısır döngüyü devam ettiriyordur.

Hayal kırıklıkları:

Aylardan Ekim. Sabahın 9’undan bu yana devam eden bir yağmur var dışarıda. Hani, anlam veremediğiniz halde içinizin pır pır ettiği anlar vardır ya, o günlerden birisini yaşıyorum şu an. Elimde ki kalemlerle arka fonda çalan parçanın ritmine eşlik ediyorum, kedimle dans ediyorum, bunun gibi tonla salakça şey yapıyorum sabahtan beri. Mutluyum. 1 aydır ölümüne beklediğim halı saha maçı için sadece dakikalar sayıyorum. Son 65 dakika falan olsa gerek. Birazdan arkadaşlarımın kapıya dayanacağından emin olduğumdan, kalan azıcık boş vaktimi de TV izleyerek geçirmeyi umuyor ve uzanıyorum ki; sadece 3 dakika, 3 dakikacık sonra telefonum çalıyor. Cevap veresim de yok hiç. Zar zor sehpaya uzanıp, telefonu elime alıyorum.

‘’+Efendim dayı.
(Naber, napıyorsun, nasıl gidiyor hayat vs.)
-Müsait misin oğlum?
+Iıım evet dayı.
-Dükkana kadar gelsene bir. Naci amcanlar gelmiş, gitmeden seni de bir görelim diyorlar.
+Eee tabii, 15 dakikaya kadar ordayım dayıcığım.’’

Söz konusu başkaları olduğunda her türlü bahaneyi üretip, olaylardan yırtmalarını sağlayabiliyorken, niye kendim için aynı şeyi yapamıyorum diye paralıyorum kendimi. Hızla kıyafetlerimi değiştirme işi ile uğraşırken gözüm aynaya kayıyor. Az önce evin içerisinde taklalar atan adamdan eser yok. Kötü bir anı olarak kalıyor akıllarda.

Pişmanlıklar:

Üzerimde öyle bir üşengeçlik hâli var ki bugünlerde, artık bana zarar vermeye başlıyor. Silkelenip kendime gelmeliyim, bunun farkındayım ama hâlâ neyi bekliyorum bilmiyorum. Hayatımın hiçbir evresini bu kadar boş ve anlamsız geçirmemişimdir herhalde. Yapmam gereken şeyleri yapmak yerine sürekli erteliyorum ve bundan dolayı içim çok huzursuz. Beynimin bir köşesinde sürekli gerçekleştiremediğim, yapamadığım, söyleyemediğim şeyler geziniyor. Her yerde o düşüncelerle karşılaşıyorum. Okulda, çarşıda, evde ve özellikle yastığa başımı koyduğumda… Üzücü elbette ama sadece canım sağ olsun demekle yetiniyorum.

Mutsuzluklar:

İşin ilk günü. Her birey gibi yeni bir ortam ve yeni arkadaşlar edineceğim için sevinçten içim içime sığmıyor olmalı değil mi? Ama olmuyor. Evden ayrılışımın üzerinden geçen ilk 24 saatin verdiği burukluğa rağmen, beklentileri karşılamak adına sahte bir tebessüm ile dolaşıyorum tüm gün. Eminim ki birazdan telefonum çalacak ve yarı ağlamaklı ses tonuyla annem nasıl olduğumu soracak. Telefonumu kapasam, daha fazla telaş yapacağını bildiğimden her şeyi olabildiğince doğallığına bırakıyorum. Ve birkaç dakika sonra…

Keşke diyorum… Keşke şu an iş yerinde zilyon tane ilaç hazırlamak yerine, küçük ama sıcacık odam da, ailem ile vakit geçiriyor olsaydım.

Gülümsemeler:

2012’in ilk saatleri. Gece 2 falan olsa gerek. Evden 3 ay uzak kalmamın ardından tekrar yatağımda tepinebiliyor olmak mutluluk verici. Pencereden dışarıyı seyrediyorum bir süredir. Her taraf bembeyaz kar… Hâlâ da yağıyor. Zaman zaman tipiye dönüşüyor rüzgâr şiddetini artırınca. Pencere aralığından giren rüzgârın uğultusu, sanki bir şeyler fısıldıyor kulağıma. Sesi net duyabilmek için camı açtığımda buz gibi bir hava… Yüzüm kaskatı kesiliyor. Hemen kapıyorum pencereyi.

Salona doğru adımlıyorum yavaş yavaş. Her zamanki gibi ‘’Simon’’ (kedim) etrafta koşuşturuyor. Bayağı büyümüş kerata. Bıraktığımda 3 aylık falandı. Kucağıma alıp, içeri doğru ilerliyorum. Bayağı da ağırlaşmış. Ama hâlâ tüyleri yumuşacık. Salona girer girmez cam kenarındaki Mp3 çalarım gözüme çarpıyor. Bir sandalye ile birlikte pencerenin kıyısına çörekleniyorum hemen. Gecenin bu saatine rağmen cadde hâlâ insan kaynıyor. Kulaklıklar kafaya geçtiğinde bir mutluluk kaplıyor içimi… Gülümsüyorum.

Sayılı kez dinlediğim, her şarkısında ayrı bir anım olan, belki de hayatıma direkt olarak etki etmiş sayılı albümlerden birisini; ‘’Ashes Against the Grain’’i başlatıyorum bir kez daha. Çalmaya başlayan müzik bir şeyler düşünmeye itiyor beni. Düşünüyorum… ‘’Acaba bugüne kadar başıma gelen tüm olumsuzluklar da bu tepkileri vermeli miydim?’’ Bilmem. Bilemiyorum. Daha önceleri , hep yanımda iyi bir dost olarak yer almış, kötü zamanlarımın vazgeçilmez yoldaşı olan ‘’Agalloch’, bu kez anılarımı canlandırmaya başlıyor gözümde. Kahve doldurmak için mutfağa yöneliyorum. Belli ki bu gece uzun olacak…

Itachi

9,9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.03/10, Toplam oy: 38)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2006
Şirket
The End Records
Kadro
John Haughm: Vokal, gitar, davul
Don Anderson: Gitar
Jason William Walton: Bas
Chris Greene: Davul
Şarkılar
1. Limbs
2. Falling Snow
3. This White Mountain on Which You Will Die
4. Fire Above, Ice Below
5. Not Unlike the Waves
6. Our Fortress Is Burning... I
7. Our Fortress Is Burning... II - Bloodbirds
8. Our Fortress Is Burning... III - The Grain
9. Scars of the Shattered Sky (Our Fortress Has Burned to the Ground)
  Yorum alanı

“AGALLOCH – Ashes Against the Grain” yazısına 13 yorum var

  1. Agalloch ile tanışma albümü.Falling Snow’u her dinleyişimde gözlerim dolar.Müthiş bir yapıt.

  2. Ben de bu albümle Agalloch ile tanışmıştım. Dinlemeye kıyamadığım albümler kategorisinde , sanki sürekli dinlersem o büyü kaybolacak diye korkuyorum.
    Yazı çok güzel olmuş, kendimden bir şeyler yakaladığım için de ayrıca mutlu oldum. Geçtiğimiz hafta içinde “Pale Folklore” albümünü dinlerken siteye baktım ve “Ashes Against The Grain” albümünün kritiğinin olmadığını gördüm, ben mi karalasam acaba bir şeyler derken yazıyı görmek gülümsetti beni :)

  3. blackroseimmortal

    İnsanın gününün içine eden mükemmel bi albüm. Sırf bu yüzden 5 kere dinlemişliğim yoktur.

  4. Yıllar boyunca dinlediğim neredeyse tek albüm. Kusursuz, başyapıt.

  5. Kemal

    Benim grupla tanismam Pale Folklore ile olmustu ve giristeki She Painted Fire.. sarkisi baya bi aklimi almisti o zamanlar. Bu albume ve Mantle e uzun bi sure yanasmadim heralde Pale Folklore kadar iyi olamazlar diye.. Buyuk salaklik.. Iki albumde ezdi gecti beni.

    Ozellikle bu albumun sonundaki ucleme.. Kelimeler yetersiz..

  6. karayansima

    Kelimeler yetersiz kaldı şimdi.

  7. Our Fortress Is Burning… II – Bloodbirds hayatımda dinlediğim en iyi 5 şarkı arasına girer sanırım, öyle mükemmel, öyle bayılıyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @havitetty, en iyi x. diyemem ama ben de ölüp bitiyorum ona. manyak bi şey.

    Itachi

    @havitetty, Bende en iyi diyemem ama beni ağlatmayı başarmış 3 şarkıdan biridir. Muazzam bir atmosfere sahip gerçekten.

  8. Mr Shred

    Agalloch benim kendime sakladığım gruplardan yalnızca biri.

  9. Bu albümü de manipüle ederek puanını düşürmüşler ya daha ne diyeyim !?

  10. swedish

    Reklam olacak biraz ama :Hammer ‘a LP si gelmiş cillop gibi arşivlik duruyor.Para bulun abi bana

Yorum Yazın

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.