# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
LAMB OF GOD – New American Gospel
| 02.10.2011

Papaz öldü, yaşasın kuzu!

Temelleri 1990′a kadar uzanan ancak ilk albümünü BURN THE PRIEST adı altında 1999′da çıkarabilen LAMB OF GOD, asıl patlamasını 2000 yılında çıkan ve Yeni Nesil Amerikan Metali olarak adlandırılan şeyin temel taşları arasında gösterilen bu çalışmayla yapmıştı. İşte BURN THE PRIEST zamanından berbat bir fotoğraf.

LAMB OF GOD etiketi taşıyan ilk ürün olan “New American Gospel”da, grubun bir sonraki albümü olan ve LAMB OF GOD sound’unu metal dünyasına kazıyan “As the Palaces Burn”ün temelleri diyebileceğimiz bir müzik duyuyoruz. Chris Adler’ın baskın davulu ve Mark Morton’ın PANTERA’yı da anımsatan, ancak teknik anlamında bunu daha ileri götüren kompleks rif tarzı, LAMB OF GOD’ın kendine özgü bir tını yakalamasının hazırlayıcıları konumundaydı.

Her ne kadar grubun albüm kitapçığında belirttiği üzere “New American Gospel” düşük bütçe sebebiyle çok parlak bir kayda sahip olmasa da, bugün bile grubun en iyi albümü olarak “New American Gospel”i gösteren geniş bir kitle de mevcut. Çoğu yorumda LAMB OF GOD’ın bu albümün ardından kendini ne denli geliştirdiği üzerinde durulsa da, ben bu tarz bir bakış açısına sahip değilim. Evet LAMB OF GOD gerçek kimliğini bu albümden sonra bulmuş ve sayısız hit üretmiş olabilir, ancak bu, “New American Gospel”in amatör bir ilk deneme olduğu anlamına da gelmiyor. “New American Gospel”, içinde sayısız cesur ve özgün deneme barındıran, en önemlisi de başka hiçbir grubun hiçbir albümüne benzemeyen bir tınısı olan bir iş olarak karşımıza çıkıyor.

BURN THE PRIEST adı altında çıkardıkları aynı isimli albümü dinlemiş olanlar, grubun o sıralarda daha çiğ, hırçın ve kontrolsüz bir güç ihtiva eden bir müzik yaptığını bilirler. Deathgrind, punk metal, grindcore, death metal gibi çeşitli tanımlarla anılan o albümdeki kimi unsurlar, mesela A Warning’deki delişmen blast kısmı gibi yerlerde karşımıza çıkıyorlar. The Subtle Arts of Murder and Persuasion gibi en vahşi, Pariah gibi en sert, Confessional gibi en sıradışı LAMB OF GOD şarkılarından bazılarını da içeren albüm, muhakkak ki grubun 2000 başlarındaki konserlerinde epey can yanmasına, kemik seslerinin duyulmasına yol açmıştır. A Warning demişken, o şarkının sonundaki aksak kısım ile MESHUGGAH’ın Corridor of Chameleons’ının breakdown kısmının dikkat çekici şekilde benzediğini de belirtmeliyim. Alttaki videonun 1.40′ta başlayan kısmını dinleyin, ardından da şuna bir bakın. Rifler farklı elbet, ama yapı anlamında baya bir benzerlik var.

Randy Blythe’ın şimdiki vokallerinden hayli farklı, daha bir scream, daha bir squeal’sal tatlar barındıran yorumu, albümü sonrasındaki LAMB OF GOD çalışmalarından ayıran en büyük etmen. “As the Palaces Burn” ile metal dünyasındaki en etkili vokalistler arasına giren Blythe’ın bu albümdeki yorumu, gruba katıldıktan hemen sonra çıkardıkları “Burn the Priest”teki yorumuna daha yakın ve çoğu yerde ne dediği hiç anlaşılmıyor.

“Burn the Priest”in ardından gruptan ayrılan gitarist Abe Spear’in yerine giren Willie Adler ile albüm kitapçığında adı sadece “Duane” olarak gözüken Mark Morton’un uyumları da gayet iyi. Neden Mark Morton değil de Duane derseniz, Duane, Mark’ın göbek adı ve sadece o ismi kullanma sebebini de sizler için araştırdım, bizzat kendisinden öğrendim.

Albümden sonra çıkan “Terror and Hubris” DVD’sinde, ikilinin o dönemki konserlerde yaptıkları bir “ritüeli” de görüyoruz. Adler ve Morton, The Subtle Arts of Murder and Persuasion’ı canlı çaldıkları sırada, zamanla bir gelenek halini aldıkları üzere, şarkının sonlarına doğru gelen zor bir rif sırasında enstrmanlarına değil, direkt olarak birbirlerinin gözlerine bakıyorlar. Nasıl çıktı, amacı ne belli değil ama bir konserde tesadüfen böyle bir şey olmuş ve onlar da bunu her konserde tekrarlamışlar. Alttaki videonun 2.55 civarından görülebilir.

Chris Adler da kısa süre sonra dünyanın sayılı metal davulcuları arasında anılacak stilini, bu albümde gayet güzel şekilde gösteriyor ve LAMB OF GOD için ne kadar önemli olduğunu, hatta diğer elemanların değişiyle gerek enstrüman ağırlığı gerek de gruba olan bağlılığı açısından “LAMB OF GOD’ın ta kendisi” olduğunu gözler önüne seriyor.

Son satırlara geldiğimizde, grubu son 2-3 albümdür bilen ve takip eden yeni nesil dinleyicileri, günümüz LAMB OF GOD’ı kadar bağlayamayabilirse de, içine girildiğinde “New American Gospel”in çok iyi bir albüm olduğu rahatça görülebilir. Yeni Nesil Amerikan Metali denen nanenin en sıradışı ve eski usul ile modernliği buluşturabilmiş örneklerinden biri olan ve bugüne dek 100.000′den fazla satan bu albümü, günümüz LAMB OF GOD’ını inatla metalcore olarak görmek isteyen ve küçümseyen kesim başta olmak üzere, suratına sağlam bir tokat yemek isteyen herkese öneririm. İçine girmesi herhangi bir LAMB OF GOD albümü kadar kolay olmayabilir, ancak tadını aldığınızda grubun daha en baştan nasıl yardıray şekilde başladığını göreceksiniz.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.36/10, Toplam oy: 101)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2000
Şirket
Prosthetic Records
Kadro
Randy Blythe: Vokal
Duane: Gitar
Willie Adler: Gitar
John Campbell: Bas
Chris Adler: Davul
Şarkılar
1. Black Label
2. A Warning
3. In The Absence of the Sacred
4. Letter to the Unborn
5. The Black Dahlia
6. Terror and Hubris in the House of Frank Pollard
7. The Subtle Arts of Murder and Persuasion
8. Pariah
9. Confessional
10. O.D.H.G.A.B.F.E.
  Yorum alanı

“LAMB OF GOD – New American Gospel” yazısına 13 yorum var

  1. as the palaces burn yazılsaydı keşke. bu albümde de güzel şarkılar var tabii. 7/10

    Ahmet Saraçoğlu

    @in the court of the crimson king, o da çıkar kısa süre sonra.

  2. Guinan says:

    O değilde Black Label lan!

    FaTal1ty

    @Guinan,+1

    şarkının sözlerinden 1 kelime anlamasamda o gitarla davulun
    uyumu beni benden alıyo

  3. Kıvanç says:

    Tek başına Black Label yeter abi. 9/10

  4. wikus van de merwe says:

    metal dünyasında kilometre taşıdır bu albüm.

  5. Milky Flames says:

    lamb of god ve turevlerini gunumuzun nu metali olarak goruyorum.dinlemesi bi o kadar guzel.

  6. karayansima says:

    Albüm içinde “Terror and Hubris in the House of Frank Pollard” diye dehşetmi dehşet bir sarkı barındırır. Hangi aklın ürünü bir parçaysa insanın canına okur.
    Grubun sevdiğim tek albümüdür ayrıca.

  7. ozan akis says:

    Ashes of the Wake ve As the Palaces Burn ile birlikte en sevdiğim albümüdür grubun. Pariah parçası çok özeldir ayrıca benim için. 10′u hakediyor.

  8. Deniz says:

    Albümü ve vokalleri çok sevsem de vokaller hakkında şunu söyleyebilirim: Black Label’ı coverlamak istedim ama vokalin önümde lirikler yazmasına rağmen nerde de dediğini çözemediğimden vazgeçtim.

    Berker İlhan

    @Deniz, vokal yapmasını denemeyi geçtim de senin gibi sözleri açıp okuyarak takip etmek istemiştim ama dumura uğrayarak kapadım sözleri :D

  9. den4x says:

    bu afedersiniz çok taşşaklı bir albüm. ilk 2 3 kelimeden birisi ayıplı olunca ana sayfada kabak gibi çıkıyor ama olsun. wrath ile birlikte en sevdiğim iki LoG albümü sanırım. hepsi acayip aslında da. yine içim dışıma çıktı dinlerken çıplak elle tomahawk dövmek istiyorum keşke müzik dinlerkenki bu öfke gerçekte de oluşabilse…

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.