# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
JOURNEY – Trial by Fire
| 13.04.2011

Ahşap kapıdan…

Özgür DURAKOĞULLARI

Öncelikle kritiği nasıl bir ruh durumunda, ve ne dinlerken yazdığımla başlayayım. Gecenin 02.30’unda, siteyi o o akşam ve gece takip edenlerin görüp “bu adam deli galiba” demelerine yol açabilecek, malavuranga’nın Falkenbach kritiği altı başta olmak üzere çeşitli başlıklarda yaptığım geyiklerden sonra yatmaya karar verip, yatakta dönerken ilham gelmesi neticesinde kalkıp yazıyorum. Tuhaf bir yazı olacak, ve şu anda gelen ilhamlar ve bölük pörçük birkaç ön düşünce dışında neler yazacağımı ben de henüz bilmiyorum. İşi daha da tuhaflaştıran, benim için duygusal ve yer yer melankolik etkileyeciliği üst düzey şarkılar barındıran bir albüm hakkında yazarken, Angra gibi üst düzey pozitif, neşeli, ruh yükseltici bir power metal grubu dinliyor olmam. Enerji içeceği içip depresif bir aşk şiiri yazmak gibi absürt bir durum bu sanırım. Ve Still She Cries isimli şarkı dışında, kritiğini yaptığım albümden parça dinlemeyeceğim yazma esnasında; onu da yeri geldiğinde (ona özel bir paragraf yazarken) dinleyip bu tecrübenin farklı ilham kapıları açmasını umut ederek devam edeceğim yazıma.

Sitedeki Baha Özer’in (ki “Trial By Fire” ile beni o tanıştırmıştır) yazdığı diğer Journey kritiğini de okuyalı çok oldu, ve bir daha okumak istemiyorum, en azından bu kritiği yazmam bitene kadar. Ama kendisi iyi bir yazardır, her yazısını da zevkle okuyarak bana kattıkları şeylerin keyfini çıkartırım. Ama (dinlemem için) kafama kaka kaka (kaka evet) bir hal olduğu yeni dönem Journey albümlerini hala pek dinlemiş sayılmam. O bakımdan hiç şovenizm kokan ahkamlar kesemeyeceğim, ya da oradan buradan grup hakkında bilgiler okuyayım da böylesi dev bir grubu çok iyi bildiğim sanılsın egoizminde değilim. Aslında diğer yönden, belki de böyle yapmalıydım, ya da en azından bu albümün kritiğini tam hakkıyla yapabilmek, doyurucu bir içerik sunabilmek için 1 hafta kadar okumalar yapıp bilgimi ve algımı genişletmeliydim grup hakkında. Ama şu anda bu kritiği yazmak o kadar istiyorum ki, belki de farklı bir zamanda yazsam daha kötü olurdu her şey.

Journey her daim saygı görmüş, fanlarının ise vazgeçilmez gruplarından biri olmuştur. Ha “fansa zaten vazgeçemez, saçmalama” diyebilirsiniz, ama bu fan kelimesinin altı özellikle metal camiasında pek dolu ve şaşmaz olmayabiliyor, ve çoğu böyle durumda benim de “vazgeçilmezlik” kriterlerime çok az grup ayak uydurabildiğinden, bırakın altın çok dolu olmamasını, bazen sepetin altının delinmesi bile hoşuma gidebiliyor. Sonuçta müzik birincil bir ihtiyaç olmaması yanında, müzisyenler / gruplar da kimsenin, annesi gibi, hatalarına, kötülüklerine vs. rağmen her daim seveceği, her dönemini koşulsuz kabullenip fanlığa devam edeceği bir konumda olmamalılar. Obsesif Metallica fanlarının da gruplarına yöneltilen, aklı başında ve sağlam temellere dayansa dahi, her eleştiriye “Metallica’ya bok atınca madalya takıyorlar” otomatikliğinde cevap vermeleri bana hiç de sağlıklı gelmiyor örneğin. “OLMAZ OLSUN ÖYLE FANLIK!!!” (Ya da olsun canım bana ne.)

Yalnız şunu fark ettim ki böyle gidersem kritik devasa uzunlukta olacak, biraz daha sadede gelme odaklı devam edeyim. Demiş olduğum gibi Journey’in defalarca dinlediğim ve tam olarak sindirebildiğim tek albümü bu olduğu için dar bir eksende yazıyorum. Ama yine Baha’nın “şunu da dinlemelisin” ittirmeleriyle birçok albümlerindeki önemli balladlarını dinlemişliğim var. Kısaca “Bu adamlar ballad yapmayı biliyorlar!”

Angra da sıktı. Daha doğrusu yazı gittikçe şizofrensi bir yapıya kaymaya başladı, hatta bipolarlığı da aşıp tripolarlığa doğru gitmeye başladı yazı sağlıksızca. Zira bir yandan enerjik power metal dinliyorum, aklımda çok duygusal bir albüm var, yazı ise son derece kognitif bilinç kullanımı gerektiriyor. Neyse, baştaki sözümü yutup (çocukları uyutup) açtım bile “Trial By Fire”ı, asıl kritiğe de geçelim o halde. Kısa sürecek, baştan söyleyeyim.

Albüm çok enerjik, ama bir o kadar da ruhlu olan, eserdeki ikinci favorim olan Message Of Love parçasıyla açılıyor. Steve Perry’nin buğulu, derin ama güçlü vokalinden etkilenmemek mümkün değil. İşte gerçek bir yorumcu dinlediğinizi anladığınız bir tecrübe yaşıyorsunuz bu adamı dinlerken. Kendisi ballad’larda daha bir usta, ama hareketli parçaların da hakkını veriyor. Tabii ki 70’lerden beri istikrarlı bir çizgiyle piyasada olan grubun 90’ların ortalarındaki bir kaydının profesyonelliğini sorgulamanız çok zorlaşıyor. Şu anda aklımı, hafızamı zorluyorum. Ama aklıma negatif hiçbir şey gelmiyor albümle ilgili. Back vokal düzenlemeleri ve icraları, (gitar soloları başta olmak üzere) enstrüman çalınımları, vokaller, albüm kapağı; yani her şey o kadar profesyonel, yer yer naif ve ruh dolu ki anlatamam. Ah o albüm kapağı. Ah o ruh. Ah o huzur. Birazdan açıyorum Still She Cries’ı. Bakalım bu sefer neler hissettirecek bana. Ben de merak ediyorum açıkçası.

Şu anda oğlak dönencesine yakın, tropik bir adadayım, ama sıcaktan mayışmış olan içimi ılıklaştıran bir akşamüstü serinliği ve tatlı bir rüzgar var. Kulübem denize 20, kumsala 10 metre uzaklıkta. Gün batımını seyretmek üzere, tembelce kitabımı okuduğum yatağımdan kalkıp, gerinip ahşap kapıyı açıyorum ve karşımda portakal rengi dev bir güneş var. Refleks olarak gözlerimi kırpıştırıyorum, ama birkaç kırpıştan sonra ışığın gözlerimi rahatsız etmekten çok uzak parlaklıkta olduğunu fark ediyorum, ve vücudum da o kendini koruma stresinden çabucacık kurtulup manzaranın büyüsüne kapılmakta tereddüt etmiyor, rahatlıyor, dinginleşiyor. Denize ve güneşe doğru yürümeye başlıyorum, yalnızca birkaç adım sonra beyaz (sarı değil) kumsal, tropik iklim toprağına karışmaya başlıyor.

Terliklerimi çıkartıyorum, ve palmiye ağaçları arasında kumların toprağı git gide daha fazla örttüğü bir zeminde tembelce ama dik bir vücutla ilerliyorum. Ayağıma sert bir dal denk geliyor, ama o çok tanıdığım, her karesinin imajlarının beynimde ve ruhumda olduğu habitatta, bana zarar verecek hiçbir şey olmadığını biliyorum, hatta bundan eminim. Aniden artık güneşle veya çevremle fazla ilgilenmediğimi fark etmem üzere, aklıma birdenbire bu parça geliyor.

İşte bu habitatta bana zarar verebilecek tek şey tüm aklımı ve ruhumu kaplıyor, oysa ki az önce “hiçbir şey yok” sanıyordum, hatta bundan emindim. Az mı dinlemiştim o çirkin şehirlerde, az mı derinlere dalmıştım eşliğinde. Az mı düşlemiştim düşlerimi, az mı sarılmıştım düşlerimde, ve tutunmuştum düşüşlerimde. 3 aydır dinlemiyorum bu şarkıyı, belki de dinlemekten korkuyorum. Ama birazdan dinleyeceğim.

Bu sefer onunla özdeşleşmiş acılarım, hayal kırıklıklarım, aşklarım bizi yalnız bırakacaklar. İşte o zaman saf bir kusursuzluk ruhumu saracak. Saf ruhumu. Gözlerim yaşarmayı bile reddedecekler. Çünkü kusursuzluk ve insan ruhu arasına girmesine tek izin vereceğim şey müzik çalarım olacak.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.83/10, Toplam oy: 23)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1996
Şirket
Columbia
Kadro
Neal Schon: Solo gitar, vokal
Steve Perry: Vokal
Jonathan Cain: Klavye, ritim gitar, vokal
Steve Smith: Davul, perküsyon
Ross Valory: Bas, vokal
Şarkılar
1. Message Of Love
2. One More
3. When You Love A Woman
4. If He Should Break Your Heart
5. Forever In Blue
6. Castles Burning
7. Don't Be Down On Me Baby
8. Still She Cries
9. Colors Of The Spirit
10. When I Think Of You
11. Easy To Fall
12. Can't Tame The Lion
13. Trial By Fire
14. Baby I'm Leaving You
15. I Can See It In Your Eyes
  Yorum alanı

“JOURNEY – Trial by Fire” yazısına 11 yorum var

  1. masteroforion says:

    Neal Schon kadar iyi gitarcı az bulunur.

    Bahadır Sarp

    @masteroforion, katılıyorum.

  2. b says:

    müzik tarihinin, rock tarihinin kusursuz albümlerinden bir tanesidir. bir journey fanıysanız frontiers, eclipse gibi klasiklerin yanına mutlaka trial by fire’ı yerleştirirsiniz. bu albümde kimler yok ki? kadro tam anlamıyla canavar. steve perry henüz ayrılmamış, deen castronovo öncesi steve smith’in o düzeyli davul atakları ve her şeyden önemlisi duygu. bu albümdeki her şarkı her journey ve dolayısıyla müzik dinleyicisinin hatıralarını barındırır, o yüzden önemlidir o yüzden vazgeçilmezdir. favorilerim var. tabii ki en başta still she cries, when i think of you, easy to fall, castles burning … yazı çok güzel olmuş. 10/10

    (neal schon gibi gitarcı evet az bulunur. her notada duygu.)

  3. steve says:

    süper inceleme olmuş. ben de çok severim bu albümü. ama size komik bişey söyleyeyim, amerikadaki journey fanlarını tam olarak 2 ye ayırır bu albüm. seven kadar nefret eden de vardır çok depresif diye. steve perry nin grubu tamamen etkisi altına albüm niteliğindedir raised on radio ile birlikte. o yüzden balladlar çok ağırlıktadır. tüm şarkılar 3 hafta içinde yazılmıştır. grubun 10 yıl aradan sonra çıkardığı ilk albüm olduğu için dünyada journey e olan ilgiyi o yıl için(1996) sıçratmıştır. diğer sıçrama için bakınız: glee nin don t stop believin’i coverlaması. steve perry siz journey neden olmaz sorusunun cevabı benim gözümde bu albüm. saygılar.

    Aeonian_Lich

    @steve, Teşekkürler, ama en çok da yazıda hayli eksik olan tarzda bilgilendirmelerde bulunduğun için. :) Depresif duygular var elbette, ama estetize sound ve olgunluk bence “sanatsal bir tecrübe”den öte yıkıcı, dibe vurdurucu etkiler barındırmıyor. Still She Cries parçası mesela, yani tamam çok duygusal falan ama ne kadar kusursuz bir sanat yapıtı!

  4. journey kapağı anasayfadaki buhransal kapaklar arasında sirk gibi parlıyo lan.

  5. Hangi albümü dinlesem diye kararsız kalmışken bu yazıyı hatırlayıp bu albümü açtım. Kulaklarını çınlatayım dedim Aeonian_Lich. Selamlar.

    Aeonian_Lich

    @Bahadır Sarp, Aleyküm selam. Ne albüm ama. :)

  6. Bu albümden bi şarkı değil tabi ama, şarkının iyiliği ile klibin kötülüğü arasında uçurum var resmen. Hele elemanların enstrüman olmadan el kol hareketleri yapması falan, eminim en azından birkaçının tadı kaçmıştır Perry’nin arkasında o anlamsız hareketleri yaparken.

    http://www.youtube.com/watch?v=LatorN4P9aA&ob=av2e

    şarkı efsane tabi o ayrı.

  7. steve says:

    Phttp://www.youtube.com/watch?v=idE1lsqG2Vc

    klip steve perry nin gruptan ayrılmasına ve turneye çıkamamalarına neden olacak sakatlığından sonra çekilmiştir. çekim aralarında steve perry’nin sakat kalçasına buz koymuşlar sürekli. bu bilgilerden sonra şarkıya gelecek olursak, bir başyapıt.. grammy adaylığı vardır 1996 yılında bu şarkının, yine o yıl journey’in grammy ödüllerinde bu şarkıyı çalması istenmiş, ancak steve perry sakat olduğu için çalamamışlardır..

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.