# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DEATHSPELL OMEGA – Paracletus
| 26.11.2010

Kutsal olan her şey…

Ertuğrul Bircan Çopur

Metal müziğin, belli kalıplar içinde icra edilmekle en çok itham edilen kolu Black Metal olmuştur hep. Aslında çok da haksız olmayan bu ithamları kırmak için Folk-Black, Death-Black gibi etkileşimli türleri icra edenler dışında çaba gösteren de fazla olmamıştır aslında. Favorilerim arasındaki birkaç grup bile, bu çabayı göstermek yerine müzik tarzlarını kaydırmayı tercih etmiştir hatta. Bu kalıplar içinde mükemmel işler yapanlar elbette olmuştur; Taake gibi, Darkthrone gibi, Marduk gibi. Ve hala, bu gruplar, tüm icra kabiliyetlerine ve ortaya çıkardıkları muazzam eserlere rağmen, her an ortalama bir metal dinleyicisi tarafından “Abi tüm bilekmetal grupları aynı müziği yapıyor yae” suçlamasına maruz kalabilirler. Sebep aşağı yukarı her zaman, black metalin duygusuz ve amaçsız bir müzik olduğu iddiasıdır.

Deathspell Omega, işte tüm bu iddiaların çürüdüğü noktadır. Yukarıda bahsettiğim tüm kalıpların içinde başlayan bir müzik kariyeri, “Inquisitors of Satan” albümünden sonra bambaşka bir yöne sapmıştır. Gayet ortalama bir debut albüm olan Infernal Battles’dan sonraki Inquisitors of Satan her ne kadar bariz bir ilerleme olsa da, yine sıradan, ama başarılı bir Black Metal icrasıydı. Bu albümden sonra ise artık zurna zırt dedi, ve Deathspell Omega’yı en çok saygı duyulan black metal grupları arasına sokan süreç başladı.

Bildiğiniz gibi gruptan Shaxul’un ayrılışıyla Hasjarl’ın yanına Mikko Aspa isimli etine dolgun Finli abi geçiyordu ve “Inquisitors of Satan”ın çıkışından yalnızca iki sene sonra “Si Monumentum Requires, Circumspice” adlı muazzam bir albüm çıkartıyorlardı beraber. Bu albüm, aynı zamanda Deathspell Omega’nın Paracletus ile tamamladığı üçlemesinin de başlangıcını işaret ediyordu. “Si Monumentum Requires, Circumspice”in en önemli özelliği, Deathspell Omega’nın artık “başka bir black metal” yapmaya başlıyor olmasıdır bence tabii. İki sene öncekinden bambaşka bir hale gelmişti grup, ve gerek Tanrı – İnsan – Katolik Hristiyanlık ve bunların çürümesi üzerine olan kutsal kitapvari sözleriyle, gerekse koro pasajlarıyla perçinlenmiş atmosferiyle, alışılmışın çok dışında bir black metal icra ediyordu. Aradan sadece bir sene geçmişken çıkartılan Kénôse EP’si ise, “Si Monumentum Requires, Circumspice”deki değişimin aslında buzdağının görünür kısmı olduğunu anlatıyordu üçlemeyi bozmadan. Müzikal yapı olarak metalin en siyah haline neredeyse hiç dokunmayan, teknik death metal (özellikle Gorguts) rifleriyle (yapı bakımından benzer demeye çalışıyorum tabii, çalıntı değil) beslenen bir EP idi Kénôse.

2007 çıkışlı “Fas – Ite, Maledicti, In Ignem Aeternum” ise üçlemenin ikinci ayağıydı.”Si Monumentum Requires, Circumspice”de Şeytan üzerine yoğunlaşan konsept, bu kez İnsan üzerine kayıyor; ismini bir Ortaçağ Morality Play’den (Everyman) alan albüm, insanın din kisvesi altındaki yozlaşmasından ve çürümesinden bahsediyordu. Müzikal anlamda ise Kénôse’ye nazaran black metale bir dönüş vardı. Albümü tanımlayacak en iyi kelimenin “Kaos” olduğunu düşünüyorum, zira inanılmaz, kaotik bir davul performansı ile bezenmişti baştan sona, ve ciddi bir emek harcanmadıkça dinleyiciye bir şey ifade etmeyebilecek bir yapısı vardı. Bu kaos havasının, tıpkı “Si Monumentum Requires, Circumspice”deki Şeytanî tüyler ürperticiliğin belli bir amaç için yaratılması gibi, insanın dinler sebebiyle tarihi boyunca içine düştü kaosun bir yansıması olarak yaratıldığını düşünüyorum.

Lafı (daha) fazla uzatmamak için aradaki “Chaining the Katechon”, “Mass Grave Aesthetics” ve “Diabolus Absconditus” eserlerinden bahsetmiyorum, ama her biri yirmişer dakika civarındaki süreleriyle Deathspell Omega evrimini daha iyi anlamaya yardımcı olabilirler.

Üçlemenin son ayağı ise, bu kez daha uzun bir bekleyişten sonra 2010 yılında elimize geçti; “Paracletus”. Kelimenin türevi olan Paracletos; ’yardım eden’ anlamında, daha çok Kutsal Ruh için kullanılan bir kelime. Bu durumda Tanrı’nın ruhu olarak ele alıp, üçlemenin son ayağını olan Tanrı’yı elde ediyoruz. Şahsi düşüncem ise konseptin aslında, iddia edildiği gibi Şeytan-İnsan-Tanrı ilişkisinden ziyade, Hristiyanlığa ve teslis inancına bir gönderme olduğu. Deathspell Omega’nın gerek kullandığı alıntılarda, gerekse kendi sözlerinde Şeytan ve Tanrı kavramları fazlasıyla iç içe geçmiş durumda baştan beri, ve “Si Monumentum Requires, Circumspice” kapağındaki tüm dünyanın üstünde oturan bebek figurü, bu kavramların ikisini birden içine alan bir üst formu ifade ediyor bana göre. Bu durumda; “Fas – Ite, Maledicti, In Ignem Aeternum”, ‘Oğul’ yani insanı, Paracletus ise hristiyanlık ve judaizm’deki asıl anlamıyla Kutsal Ruh’u temsil ediyor oluyor konsept olarak. Dediğim gibi bu tamamen şahsi düşüncem, ama liriksel bir açıdan baktığımızda bana oldukça mantıklı gözüküyor. Bu noktada “Paracletus” booklet’ini açan sözlerin de ‘…anyone who speaks against the Holy Spirit will not be forgiven, either in this age, or the age to come. (Matt. 12:32)’ olduğunu belirtmek istiyorum, albümün Kutsal Ruh bahsini güçlendirmek üzere.

Her neyse, baştan belirtelim ki, Deathspell Omega her albümdeki değişimine rağmen, kendine has bir tarz yaratmayı başarmış eşsiz bir grup. Bu harmoni içindeki değişim, Paracletus’da da devam ediyor. Fazlasıyla “Fas – Ite, Maledicti, In Ignem Aeternum”dan fırlamış gibi duran Devouring Famine’i bir kenarda tutarsak, bu albüme gelirken de farklılıklar kaydedilmiş. “Fas – Ite, Maledicti, In Ignem Aeternum”un baştaki ve sondaki Obombration’ları dışında neredeyse hiç düşmeyen temposu, yerini daha ağır bir olgunluğun zaman zaman ışıkları çaldığı bir atmosfere bırakmış. Özellikle Apokatastasis Pantôn ve Epiklesis II’de kimi zaman son dönem Sólstafir tadı bile alınabilecek Post-Black Metal etkilerine rastlamak mümkünken, Wings of Predation ve Devouring Famine gibi şarkılarda ise hala alabildiğine kaos içinde bulabiliyor insan kendini. Albümün Epiklesis’ler dışında en kısa şarkısı olan Have You Beheld the Fevers? ise daha klasik black metal normlarında, patır kütür başlayan ve biten bir şarkı, “Si Monumentum Requires, Circumspice”deki yeniden kaydedilmiş Drink the Devil’s Blood gibi, diğer şarkılardan ayrı duran bir yapısı var.

Bunların yanında, atmosfer olarak (bence bu konuda zirveleri olan) Kénôse ile yarışabilecek bir albüm var karşımızda. Mikko Aspa’nın genelde sakin bir monotonlukla icra ettiği brutal vokali bile, atmosferi desteklemek için bazen çığlık seviyesine yükseliyor Abscission’da olduğu gibi. “Si Monumentum Requires, Circumspice”de Carnal Malefactor’ın riflerinin yarattığı tüyler ürpertici nefret hissini, bu kez daha melodik riff’lerin önüne koyulmuş nevrotik vokallerle yakalamayı başarmışlar zaman zaman. Hatta ve hatta, Dearth’ün başındaki, neredeyse Peste Noire tonlarında gitar kullanımı da grubun farklı teknikleri kendi müzikleri içine yedirmedeki anlamsız başarısının kanıtı gibi. Ne yapsalar yakışıyor başka deyişle.

Kulağınıza çarpacak noktalardan bir diğeri ise bas gitarın bu defa şarkılarda ciddi anlamda yer tutmaya başlaması. Bilmiyorum önceki Deathspell Omega albümlerinden sizi etkilemiş bas partisyonları var mıdır, şahsen benim pek yoktu. Bas kullanımının daha önce Deathspell Omega müziğinin temel unsurlarından biri olduğunu söylemek zor. Durum “Paracletus”da farklı, özellikle düşük tempolu anlarda gitarın yalnızca bas ve davulun uyumunu destekleyen bir unsur olarak kullanıldığını görebiliyoruz. Güzel.

Şarkı süreleri bundan önceki kayıtlara göre epey kısalmış; üç şarkı ve 36 dakikalık Kénôse, ne bileyim tek şarkı 22 dakikalık “Chaining the Katechon”dan falan sonra, 10 şarkı ve 42 dakikalık “Paracletus”, normal müzik sürelerine dönmüş gibi. Şunu da belirtmek lazım tabii, şarkıların tamamı birbirine bağlanıyor başlangıç ve bitişleriyle. Hal böyle olunca da albüm sanki tek bir şarkıymış gibi akıp gidiyor. Bu da başına oturunca bitirmeden kalkmanızı mümkün olmaktan çıkartıyor aslında. Zaten sürükleyicilik açısından şu anda black metalin zirvesindeki, hatta tüm metal dünyasının zirvesindeki birkaç gruptan biridir bence Deathspell Omega; gerek Kénôse’de olsun, gerekse bahsettiğim yirmişer dakikalık diğer parçalarında olsun, hiçbir zaman bir dinlememezlik, bir sıkma hissi yaratmaz. “Paracletus”da da bu kural aynı şekilde devam ediyor.

Gelinen şu aşamada, Deathspell Omega’nın tür içindeki diğer gruplarla karşılaştırması sanıyorum ki oldukça manasız kaçacak. Zira Black Metal kisvesi altında değerlendirilse de, daha önce bahsettiğim gibi, Deathspell Omega artık “başka bir black metal” icra ediyor. Papağan gibi tekrarlayıp durduğum “türün kalıpları”nı yıkmış, kendi standartlarını oturtmuş bir halde şu anda; ve bu standartlara yaklaşan, yaklaşmaya aday olan bir grup gözükmüyor ufukta Orthodox BM camiasında. “Paracletus” ise, bu standartları biraz daha yukarıya çekiyor.

Metalin en habis, en günahkâr halini dinlemek için, tarihin en etkileyici metal gruplarından birinin eserine buyrun. Buyurmadan önceyse, ahiretin tanımını bir de onlardan okuyun:

“You were seeking strength, justice, splendour!
You were seeking love!
Here is the pit;
Here is your pit!
Its name is Silence.”

havitetty

Not: Aşağıdaki ilk on iki yorum, yazı “DEATHSPELL OMEGA yeni albüm detaylarını açıkladı” haberi için yazılmış, haber sonradan birtakım dış güçler tarafından kritik rütbesine terfi ettirilmiştir.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.86/10, Toplam oy: 177)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2010
Şirket
Norma Evangelium Diaboli
Kadro
Mikko Aspa: Vokal
Hasjarl: Gitar
Khaos: Bas
Şarkılar
1. Epiklesis I
2. Wings of Predation
3. Abscission
4. Dearth
5. Phosphene
6. Epiklesis II
7. Malconfort
8. Have You Beheld the Fevers?
9. Devouring Famine
10. Apokatastasis Pantôn
  Yorum alanı

“DEATHSPELL OMEGA – Paracletus” yazısına 75 yorum var

  1. Ahmet Saraçoğlu says:

    Laaaaaaaaaaaan!

  2. Avcı says:

    Bu kadar tepki gösterilecek bir grup mu bu?

    Şahsen albüm kapağını gördükten sonra içim karardı.

    Batuhan Bekmen

    @Avcı, Daha bile fazlası bence. Akıl mantık almaz bi grup, öyle diyeyim.

    kantele

    @Avcı, Doğuş’un albüm kapaklarına bakarak kararan içini açabilirsin.

  3. Exorsexist says:

    sarsılarak ve titreyerek okudum haberi.

  4. Exorsexist says:

    ayrıca Si Monvmentvm Reqvires, Circvmspice ile başlayan üçlemenin son parçası olduğunu eklemek isterim.

  5. Ahmet Saraçoğlu says:

    Deathspell Omega kapaklarını yapan kişinin Opeth logosunu da yapan kişi olması.

  6. Blakkheim says:

    Bu kış da güzel geçecek. DSO, Enslaved oh oh.

  7. Mardukcan says:

    güseeeeel

  8. havitetty says:

    O kadar heyecanlandım ki şu an.

    ALLLLAAAEEEEEEHHH.

    (Ortodoks BM grubuna ALLAH diye yorum yapmak. Gidiyorum.)

  9. heat says:

    hiç sevmediğim bi grup bunlarda

  10. janslore the celebrity says:

    eh be sonunda. başka hiçbir şeyin anlamı kalmadı artık.

  11. burzum says:

    buna içilir…şaheserlerine bir yenisi daha eklenecek sanırım…

  12. Avcı says:

    Koca kritikde bir grup resmi olmaz mı yahu? :/

    Batuhan Bekmen

    @Avcı, Grubun hiç resmi yok.

    Avcı

    @Batuhan Bekmen, Canlı çalarken resmi olur o zaman.Hee canlı performansları da yoksa bir şey diyemem.Ama eğlencesine “kendin çal kendin oyna ” bir grup olarak görürüm.

    Batuhan Bekmen

    @Avcı, Canlı da çalmıyorlar.

    Enver Yılmaz

    @Batuhan Bekmen, ahahah başta geyik sandım hakkaten öyleymiş.

    nordson

    @Avcı, amma sulu bişeysin sen ya. heryere yetişme bari :(

  13. Ahmet Saraçoğlu says:

    kritik çok iyi olmuş eline sağlık.

    havitetty

    @Ahmet Saraçoğlu, Teşekkür ederim. Albüm o kadar büyüledi ki beni, istesem de kötü bir şey yazamazdım herhalde hakkında eheh.

  14. Exorsexist says:

    bu albüm bana nedense acaip bir şekilde lost’un bitişini hatırlatıyor. üçlemenin sona erişi baba oğul ve kutsal ruhun birleşmesi, arayış, sorgulama vs.
    müzikal olarak çok çok üst düzeyde. fas veya kenose’den iyi olduğunu zannetmiyorum. melodik, melankolik belki teknik sayılabilir. keşke ekstra 10-15 dakika daha olsaydı dedirtiyor. Abscission dso’nun yazdığı en iyi şarkı olabilir.

    Batuhan Bekmen

    @Exorsexist, Son cümlenin aynısını Phosphene ya da apokatatfdsaas panton için söyleyebilirim. hatta epiklesis için de söyleyebilirim. malconfort bi de.

    aa dur lan a chore for the lost var…

    peki ya III?

    aaa sola fide II var.

    görüleceği üzere çabucak vazgeçtim.

    Ama bence üçlemenin en iyi parçası olmuş (kenose dahil olmak üzere).

    Ahmet Saraçoğlu

    @Batuhan Bekmen, first prayer gibisi yok.

    Batuhan Bekmen

    @Ahmet Saraçoğlu, bak hala.

    havitetty

    @Batuhan Bekmen, Üçleme + Kénôse’nin en iyi parçası olarak benim en büyük adayım Carnal Malefactor doğrusu.

    Sonrasında II ve Apokatastasis Pantôn var. Repellent Scars of Abandon & Election?

    Lakin Abscission da çok acaip bir şey. Neyse zorlamayalım en iyisi.

  15. nordson says:

    havitety- kritik çok iyi olmuş eline, emeğine sağlık. 10-15 dakika daha uzun olmalı fikrine bende katılıyorum. black metal felsefesini layıkiyle sürdüren, oldukça dolu ve türü ciddiye alan kesimin baştacı albümlere imza atmaları benim gözümde onları yüksek kılıyor. albüm için notum 9. puanı kısalığı için kırdım. 2011′de 20 küsür dakikalık bir EP çıkarıp gönlümüzü almayı bilirler diye düşünüyorum.. çalış, içerik, “feeling” süper. yılın “black metal” albümü..

    Ahmet Saraçoğlu

    @nordson, yılın black metal albümü konusunda watain’inkini de o kadar kolay kestirip atamayız bence.

    nordson

    @Ahmet Saraçoğlu, haklısın başa başlar. The Ruins Of Beverast 2010′u boş geçirdiğine göre ipi ikisi göğüsler.

    Ahmet Saraçoğlu

    @nordson, onları hiç dinlemedim bak. hatta ismini bile duymamıştım. hangi albümünü tavsiye edersin?

    nordson

    @Ahmet Saraçoğlu, tek kişilik bir proje TROB. “Rain upon the Impure” benim favorim. 2009′da çıkardığı “Foulest Semen of a Sheltered Elite”ı ise hala sindirmeye çalışıyorum.

    burzum

    @Ahmet Saraçoğlu, ahmet abi’ye kesinlikle katılıyorum…lawless darkness gibi bir albümü unutmak çok yanlış olur…tabikide belus albümünüde unutmayalım…

    havitetty

    @nordson, Teşekkür ederim.

    Albümün uzunluğu öyle çok da kısa değil bence, FAS’la yalnızca 4 dakika var aralarında. Bir kere dinleyince kesmemesi tamamen albümün sürükleyiciliğiyle alakalı bence. Bu sorunu da üstüste onlarca kez dinleyerek çözebiliyoruz eheh.

  16. Ugur says:

    Nasıl hayvan bir grup olduklarını ve Paracletus’un nasıl hayvan bir albüm olduğunu şahsen anlatamıyorum.Puanım konuşsun: 10/10

  17. nekropunk says:

    outrosu bile yeter lan döndürüp döndürüp outroyu dinliyorum.

  18. maya veil says:

    yani yazar alınmasın. onu kırmak yermek muhalefet amaclı degil bu soyleyeceklerım. ama sahsen ben sevmedım yazıyı. okuması zor cok fazla kelıme var. cok fazla entel. okurken sıkıldım acıkcası. samımı dııl. belkı grubu sevmıyorum ondan da olabılır. nse kızmasın bana ama ole.

    nordson

    @maya veil, tarkan albüm çıkarmış onu dinle. sıcacık çok samimi.

    havitetty

    @maya veil, Yok kırılmam tabii ki de, ‘çok fazla entel’ nasıl bir eleştiridir onu anlamadım. DsO gibi ciddi bir grubun albümünü yazarken aynı ciddiyette bir yazı yazmaktı amacım zaten, ‘DsO for Dummies’ başlığı atıp ‘güzel albüm yæ’ deyip geçmek değil.

    Okuması zor kelimelerden de kasıt hangileri bilemiyorum, lakin Türkçe’de olan kelimeleri bir yazıda kullandığım için eleştiri almak bambaşkaymış. ‘kolay kelime’ ile ‘zor kelime’ arasındaki farkı merak ettim doğrusu.

    Neyse, beğenmemiş olabilirsin tabii ki sonuç olarak, yine de teşekkür ederim.

    maya veil

    @havitetty, çok fazla entelden kastım cumlenin devamında da dediğim gibi samimi olmama hissi veren sureklı yinelenen album adları tarihler grup elemanlarının isimlerinin benim yazıda cok fazla okuması zor kelime var dıye dusunmeme sebep oldu. deathspell omega sevmem ama sizin yazılarınız yorumlarınıza istinaden grup hakkındakı fıkrımın degısecegını dusunup yazıyı okudum. acıkcası bana gore sadece ilk ve son paragraflardı rahatca okunup bana hımm dedırten. albumun ve grubun kronolojık anlatımından cok sızde uyandırdıgı hıssıyat ve kullandıgı turlere ve olculere, agırlık vermenızı tercih ederdim. son olarak asıl ben anlayısla karsılayıp bu sekılde olumlu bır cevap verdıgınız ıcın tesekkur ederım.

    nordson

    @maya veil, ulan ne mantık ha! adam pek tabii grubun albümlerinden, şarkı isimlerinden bahsedecek yazısında. DSO latince veyahut eski dillerden şarkı isimleri seçtiğinden sana zor kelimeler gelmiş olabilir. ama biraz araştırırsan hepsinin karşılığı olduğunu bulabilirsin (ben öyle yapıyorum). atmasyon şeyler değil hiçbiri tarih, teoloji göndermeleri. ve samimi olmak için köyde dayısıgilin yaptığı yoğurt hakkında konuşacak değil heralde. son bir şey; samimiyet & DSO ilginç bir ikili kanımca..

    not: ben havitetty’nin avukatı değil, yazdığı bu güzel ve doyurucu yazının hakkı yenmesin diye uğraşan bir pasifagresif izleyicisiyim.

    nordson

    @havitetty, biz sana inanıyor ve bu şekilde devam etmen konusunda arkanda olduğumuzu söylüyoruz (değil mi pasifagresif?).

    havitetty

    @nordson, Sağol nordson hem sözlerin hem de yazıyı savunuşun için :)

    Yazıyı maya veil’ın sözlerinden sonra tekrar okuyunca, çok fazla sayıda şarkı-albüm ismi olduğunun farkına vardım ben de aslında, ama grupla ilgili bilgi vermek için bunun güzel bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi amacım for dummies bir yazı yazmak değildi, bu yüzden DsO’yla daha önce hiçbir tanışıklığı olmayan ya da dinleyip beğenmemiş insanlara yönelik bir yazı değil bu. Üçüncü paragrafın ‘bildiğiniz gibi’ diye başlıyor olmasından belli ettiğimi tahmin etmiştim.

    Ugur

    @maya veil, okumaya üşendim demiyorsun da…

  19. Ahmet Saraçoğlu says:

    “cok fazla kelıme var”.

    wow… just… wow…

    maya veil

    @Ahmet Saraçoğlu, kelıme dııl fazla olan…. okuması zor olan kelıme dedım.

    Ahmet Saraçoğlu

    @maya veil, ha ok.

    Blakkheim

    @Ahmet Saraçoğlu, bu seneki oscar ödül töreni geldi aklıma. Dublajlı seyretmek zorunda kalanlar daha iyi anlayacaklardır
    “Gerçekten inanılmaz, gerçekten ama gerçekten…vauv gerçekten.”

  20. “Çok fazla entel” nasıl bir eleştridir yahu?

  21. burzum says:

    yazı kesinlikle anlaşılması zor bir yazı değil aksine gayet başarılı bir yazı…asıl anlaşılmayan şey deathspell omega dır…emek verip dinlemezseniz albüm size sıradan gelebilir.ama emek verip dinlerseniz işte o zaman saf karanlık içinize işler ve sizi küçücük bir hücreye kapatıp kapıları sonsuza kadar kapatır……bu arada dikkatimi çeken nokta albüme an itibari ile 31 kişi oy vermiş ve böyle şahane bir albüm için oldukça düşük bir puan…acaba herkes dinleyip mi oy veriyor yoksa ön yargı ile yaklaşıp daha dinlemeden puan düşürmek için mi puan veriyor???keşke albüm sindirilmeden puan verilmese…

  22. caksu says:

    Yazı gayet güzel ama okumanın zorluğu kısmına katılabilirim. İfade bence de sağlam değil de buna takılıp verilen tepki abartı geldi. İsimlere aşina olmamak tabi sorun.
    Herneyse. Si’den aldım geliyorum hacı. Dendiği kadar var.

  23. Blakkheim says:

    Doğru düzgün bir Kenose’ye bayılmış, az biraz da Fas’ı seven bir insan olarak diyorum ki, Paracletus s.ker, akıllı olun. Muhteşem olmuş albüm oha. Epiklesis ler, Wings of

    Blakkheim

    @Blakkheim, ne kadar gaza geldiysem artık, yorumu yarım bırakıp postladım direk. ahuha

    Ahmet Saraçoğlu

    @Blakkheim, haha. “wings of… yeter bu kadar bastım gitti!”

  24. Sambalici says:

    daha önce deathspell omega dinlememiştim ama bu albüme bu kadar çok kişi bekleyince madem bakayım dedim, abovv bu ne böyle. ambale oldum resmen, şahane bir şey. başka alemlerden, başka evrenlerden geliyor adamların müziği, çok acayipmiş abi, kalite standardı fezaya ulaşmış dayılarda.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Sambalici, “başka alemlerden, başka evrenlerden geliyor adamların müziği”

    budur.

  25. the kidd says:

    nefis kritik olmuş, elinize sağlık.

    “entel” olacak ama Paracletus, İslam ulemasının
    Muhammed’in İncil’de halihazırda müjdelendiğini söylerken dayandıkları isim.

    DSO sünnetli mi tartışmasının zamanıdır.

    Batuhan Bekmen

    @the kidd, hahah cidden güzel tespit bak.

  26. havitetty sağolsun grubu dinlemeye başladım, black metal ve türevleri merak saldığım şu sıralarda adamlar ilaç gibi geldi. hakkaten muhteşem bir grupmuş

  27. Her açtığımda muhteşemliğini yeniden kanıtlıyo albüm. Üçlemenin en iyisi bence.

  28. onedback says:

    Bu albümün soundu çok kaotik,içinde boğuyo beni

  29. saw you drown says:

    Hiçbir çığlık phosphene de ki çığlık kadar korkunç gelmemişti.Bazen kelimeler ölür,bu albüme de söyleyecek hiçbirşey yok.Sadece dinlemek lazım.

  30. BEHERIT says:

    Beherit i ilk duyduğumda bundan hastalıklı müzik olmaz demiştim,ama Beherit DEATHSPELL OMEGA yanında AC\DC gibi kaldı.Bu nasıl bir müzik,bunlar nasıl sözler amk?Hele şu Diabolus Absconditus şarkısındaki sözler nasıl bir insanüstülük.3 arkadaş bir araya geldik çeviremedik.Ne dediğinden,neden bahsettiğinden anlayamadım.Manyak gibi merak,manyak gibi takıntı yaptım kaç gündür bu şarkıyı,sözlerini.Metal-archives de “ezoterik,gizemli,çok derin sözler”demiş bırakmış,beni daha çok kudurttu namussuzlar.Çok şey istemiş olacağım ama bu şarkının sözlerini çevirebilecek varsa bir el atsın şuna lütfen.En azından tam çeviri olmasa da ne anlattığından bahsederse ona da memnun kalırım.Sitede çok iyi ingilizce bilen,donanımlı,kültürlü kişiler olduğunu düşündüğüm için burada bahsediyorum.İlgilenen arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim.Beni triplere sokan lyricide yazayım…
    “Death is the most terrible of all things; and to maintain its works is what requires the greatest of all strength.” – Hegel

    Would it all be absurd? Or might it make some kind of sense? I’ve mad myself sick wondering about it. I awake in the morning – just the way millions do, millions of boys, girls, infants and old men, their slumber dissipated forever… These millions, those slumbers have no meaning. A hidden meaning? Hidden, yes, “obviously”! But if nothing has any meaning, there’s no point in my doing anything. I’ll beg off. I’ll use any deceitful means to get out of it, in the end I’ll have to let go and sell myself to meaninglessness, nonsense: that is man’s killer, the one who tortures and kills, not a glimmer of hope left. But if there is a meaning? Today I don’t know what it is. Tomorrow? Tomorrow, who can tell me? Am I going to find out what it is? No, I can’t conceive of any “meaning” other than “my” anguish, and as for that, I know all about it. And for the time being: nonsense. Monsieur Nonsense is writing and understands that he is mad. It’s atrocious. But his madness, this meaninglessness – how “serious” it has become all of a sudden! – might that indeed be “meaningful”? My life has only a meaning insofar as I lack one: oh, but let me be mad! Make something of all this he who is able to, understand it he who is dying, and there the living self is, knowing not why, it’s teeth chattering in the lashing wind: the immensity, the night engulfs it and, all on purpose, that living self is there just in order… “not to know”. But as for GOD? GOD, if he knew, would be a swine. He would entirely grasp the idead… but what would there be of the human about him? Beyond, beyond everything… And yet farther, and even farther still… HIMSELF, in an ecstasy, above emptiness…

    Cognitive activity: God comes to be known in ways that originate in God solely
    God is nothing if He is not, in every sense, the surpassing of God:
    in the sense of common everyday being, in the sense of dread,
    horror and impurity, and, finally, in the sense of nothing…

    He is mystery, indeed he is the absolute mystery
    Divine disclosure is in direct proportion
    To the degree of divine concealment
    Intensification of revelation equals
    To increasing of God’s hiddenness
    Descent of the Deus Absconditus
    Vere tu es Deus Absconditus

    The unreservedly open spirit – open to death, to torment, to joy -, the open spirit, open and dying, suffering and dying and happy, stands in a certain veiled light: that light is divine. And the cry that breaks from a twisted mouth may perhaps twist him who utters it, but what he speaks is an immense alleluia, flung into endless silence, and lost there.

    Shall my only victory be available in conscience?
    Why is absence the proof, when I demand palpable presence?
    There is enough light to enlighten the elect and enough darkness to humble them.
    There is enough darkness to blind the reprobate and enough clarity to condemn them,
    And make them without excuse.

    Our perception is subject to the fissure of concupiscence
    Woestruck am I realising that the light cast on this
    Chiaroscuro world is partial and selective
    Division, election and predestination
    Enabled by grace or left to one’s own device…

    Anguish is only sovereign absolute. The sovereign is a king no more: it dwells in low-biding in big cities. It knits itself up in silence, obscurring its sorrow. Crouching thick-wrapped, there it waits, lies waiting for the advent of Him who shall strike a general terror; but meanwhile and even so sorrow scornfully mocks at all that comes to pass, and all there is.

    From very high above a kind of stillness swept down unpon me and froze me
    It was as though I were borne aloft in a flight of headless and unbodied angels
    Shaped rom the broad swooping of wings, but it was simpler than that.
    I became unhappy and felt painfully forsaken, as one is when in the presence of God.

    She was seated, she held one leg stuck up in the air, to open her crack
    Yet wider she used fingers to draw the folds of skin apart.
    And so her “old rag and ruin” loured at me, hairy and pink,
    Just as full of life as some loathsome squid.
    “Why”, I stammered in a subdued tone, “Why are you doing that?”
    “You can see for yourself”, she said, “I’m God”.

    No use laying it all up to irony when I say of here that she is GOD. But GOD figured as a public whore and gone crazy – that, viewed through the optic of “philosophy”, makes no sense at all. I don’t mind having sorrow derided if derided it has to be, he only will grasp me aright whose heart holds a wound that is an incurable wound, who never, for anything, in any way, would be cured of it… And what man, if so wounded, would ever be willing to “die” of any other hurt?

    If there is nothing that surpasses our powers and our understanding,
    If we do not acknowledge something greater than ourselves,
    Greater than we are despite ourselves,
    Something which at all costs must not be,
    Then we do not reach the insensate moment towards we strive
    With all this is in our power and which at the same time
    We exert with all our power to stave off.

    I can utter no word, O my God, unless I be permitted by Thee,
    And can move in no direction until I obtain Thy sanction.
    It is Thou, O my God, Who hast called me into being through the power
    Of Thy might, and hast endued me with Thy grace to manifest Thy cause.

    The act whereby being – existence – is bestowed upon us is an unbearable surpassing of being, an act no less unbearable than that of dying. And since, in death, being is take away from us at the same time it is given to us, we must seek for it in the feeling of dying, in those unbearable moments when it seems to us that we are dying because the existence in us, during these interludes, exists through nothing but a sustaining and ruinous excess, when the fullness of horror and that of joy coincide.

    As I waited for annihilation, all that subsisted in me
    Seemed to me to be the dross over which man’s life tarries…

    “Diabolus Absconditus”: the conjunction of intellect in psychotropic-altered
    senses supported by insinsted and archaic sounds.

    mardukcan

    @BEHERIT,

    öncelikle pislik ile hastalıklı kelimelerini argo manasında bile bir ayıralım.

    mesele beherit’in müziği tam pisliktir. deicide çok serttir bazen leşleşir, marduk adamın a.qor, ruh hastası olan da suicidal black metal gruplarıdır. bir de benim bir boka bnzetemedğim, ne isaya yarar ne musaya hasta bir müzik yapan enslaved var.

    Deathspell Omega için kendine has benzersiz bir müzik yapıyor, tek kelime ile ifade etmek Türkçe ile mümkün değil. Belki yunanca, latince, arapça gibi kadim dillerde karşılığı vardır, bilmiyorum. Atmasoferik, temposu birden bire değişebilen ama saçmalamadan , arada jaz ile klasik müzikten de beslenen son derece zor bir müzik türü.

    Şarkı sözlerine de çok takılmamak lazım. daha aklı başında söz yazan black metal grubu görülmemiştir çünkü konsept akıl dışı. Tercümesi de o kadar zor değil ayrıca (grammer olarak). Sadece çok cins kelimeler ve fransızca ile latince kullanılmış arasıra

  31. Mert says:

    Hayatımda gördüğüm en inanılmaz albüm kapağı diyebilirim. Bakmaktan kendimi alamıyorum mala döndüm.

  32. P L A G U E says:

    Çok başka bişi bu ya…yani insan neden böyle bi albüm yapar, bu gücü nereden bulur?

  33. akanker says:

    Gruba yeni yeni ısınıyorum da o son şarkı nedir öyle ya

  34. Tartışma konusundaki önümüzdeki cuma ne kritiği olsun sorusundan sonra dün akşam “baştan sona DsO diskografisi dinleme” turlarımdan birine daha çıktım.

    1999-2008 arası bitti, şu an “Mass Grave Aesthetics” dinliyorum, o bitince de “Paracletus” var ve bugüne dek 1000 kez dinlediğim albüm için resmen şimdiden heyecanlanıyorum. Nasıl bir şeydir… 34. yoruma aynen katılıyorum.

    şeyh hulud

    @Ahmet Saraçoğlu, son şarkıya kadar bir şekilde sağ salim gelebiliyorum ama Apokatastasis Panton her seferinde koparıyor işi, öldüğümde mahalledeki bütün camilerden çaldıracağım, öyle bir hayalim var.

  35. Backbone says:

    @Ahmet Saraçoğlu, black metalden hiç haz etmeyen biri olarak Kénôse ve Paracletus türe karşı bir tık iyi bakmamı sağlayan şeyler oldu. Bir de Alsıreyt’i deneyelim bakalım

  36. backmind says:

    yıl oldu 2018, yine açtım yine dinliyorum. bu kadar karanlık ve ulvi bir icraat için ne olması gerek, acaba çocukluklarında ne yaşadılar üst komşuları el mi verdi bunlara acaba, deli sorular

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.