# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
PAIN OF SALVATION – Road Salt One
| 20.07.2010

İçine girdiğin küçük kaygan deliği…

Bir grubun veya albümün yazısını yazmadan önce boş Word sayfasına normalden ne kadar fazla bakıyor ve nasıl gireceğinizi düşünüyorsanız, muhtemelen o grubu veya albümü o derece önemli görüyorsunuzdur. Benim için bu tarz grupların ve albümlerin sayısı pek de fazla değil.

Bu olayın bir üst kademesiyse, yazıyı nasıl yazacağınızı Word sayfasıyla yüzleştiğiniz sırada değil, ilk dinlediğiniz zamandan itibaren düşünmeye başladığınız albümler. Az sonra bahsetmeye çalışacağım albümü ilk duyduğum andan itibaren, yazıyı nasıl yazmam konusunda düşünüp duruyordum. Şu ana kadar olan birkaç satırlık kısımda hiçbir şey dememiş olmamdan, bu konuda en ufak bir yol alamadığımı anlamış olmalısınız. O yüzden pes edip aklıma geleni yazıyorum.

PAIN OF SALVATION dünyada eşi olmayan bir grup. Daniel Gildenlöw’ün etkilenimlerini belli eden ancak bunu olabilecek en üst seviyede özgünlükle sunduğu tarzı, onu müzikâl anlamda bir “deha” yapmaya yetiyor. Diskografisine baktığımızda neredeyse her albümüyle yön değiştiren ve farklı bir grup hüviyetine bürünen PAIN OF SALVATION, her albümü bir başkasınca en iyi olarak görülen eşsiz diskografisinin son ürününü, bugüne kadarki en tartışmalı promosyon kampanyalarıyla destekledikleri “Road Salt One” ile verdi.

Her yeni albümüyle dinleyici kitlesinde kayıplar ve yeni katılımlar yaratan grup, “PAIN OF SALVATION gibi” demeyi imkânsız kılan farklılıktaki albümler arası yolculuğuna “Road Salt One”da da devam ediyor.

Denebilecek ilk şey, “Road Salt One”ın bir metal albümü olmayışı. Prorgesif rokc demekte bile zorlandığım (bak diyemedim) albüm, grubun bugüne kadarki en minimal, en sade, en çiğ, en kirli, en canlı, en yanı başınızda, en seksi, en ter kokan, en domestik albümü. Bir prova odasına girip takılan müzisyenler havası hissettiren “Road Salt One”, kirli sound’u ve bu domestik havasıyla 70′ler rock’ını anımsatan, ancak grubun kendi karakteristiklerini de içinde barındırmasıyla yine eşi benzeri olmayan yerlere giden bir çalışma olarak göze çarpıyor. Grubun Eurovision’a katıldığı parça olan Road Salt’u ilk duyduğumdaki endişelerimi sanırım birçok PAIN OF SALVATION hayranı paylaşıyordu. Albüm çıktığında sağda solda duyduğum “Güzel ama PAIN OF SALVATION gibi değil” yorumları, ilginç şekilde albüme olan ümidimin bir anda yükselmesini sağlamıştı. Demek ki grup yine beklenmedik, yine başkaları tarafından düşünülmemiş, benzeri olmayan bir albüm yapmıştı. Zaten PAIN OF SALVATION “nasıl” ki “PAIN OF SALVATION gibi” şeklinde bir cümle kurulabilsin?

Hayatta yapmamız gereken seçimler ve bu seçimlerin getirdiği yeni seçim zorunluluklarını işleyen albüm, sözel açıdan bakınca bir hayli feromon salgılayan, cinselliği duygusal ve fiziksel anlamda en açık şekilde betimleyen bir yön çiziyor. Duygusal anlamda grubun zirvelerinden olan Sisters gibi bir başyapıtı, yakında -muhtemelen- gayet açık saçık bir klibini göreceğimiz Where It Hurts gibi bir acı patlamasını içinde barındıran albüm, diğer yandan Curiosity gibi eğlenceden ölen bir şarkıyı da hiç tereddütsüz gözümüze gözümüze sokabiliyor. Tüm bu değişkenliği 70′lerin blues’u, hard rock, progresif rock ve pop müzik gibi bir farklı müzikâl etkilenimler sarmalı içerisinde sunan “Road Salt One”, tüm bu zenginiğiyle bile açık görüşlü sayısız dinleyicinin dikkatini çekecektir diye düşünüyorum.

PAIN OF SALVATION elinden çıkma albümler arasında, bugüne kadarki en Daniel Gildenlöw albüm olarak da göze çarpan “Road Salt One”da Gildenlöw gitarların çok büyük bir kısmını, tüm basları, albümün ilk yarısındaki piyano ve klavyeleri ve son olarak da ikinci ve altıncı şarkılardaki davulları çalıyor. Bu açıdan, PAIN OF SALVATION’ın en “grup sound’lu” albümü olmasına rağmen en tek kişi elinden çıkma albümü de oluyor “Road Salt One”.

Daha fazla uzatmadan söyleyebilirim ki, “Road Salt One”, PAIN OF SALVATION’ın en güzel ve özel albümlerinden biri olmakla kalmayan, 2010′un en iyileri arasına muhakkak ki giren, insanı bir progresif metal/rock grubundan beklendiği şekilde ayılıp bayıltmasa da bambaşka duygulara sürükleyen nefis bir çalışma. İlk dinlememde aşık olduğum “Road Salt”, Ekim’deki yancısıyla nasıl bir noktaya gidecek bilmem, ancak benim en çok dinleyeceğim PAIN OF SALVATION albümlerinden biri olacağı kesin. Tıpkı “Entropia”, “One Hour By the Concrete Lake”, “The Perfect Element I”, “Remedy Lane”, “12:5″, “Be” ve “Scarsick” gibi.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.98/10, Toplam oy: 65)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2010
Şirket
InsideOut
Kadro
Daniel Gildenlöw: Vokal, gitar, bas (1, 12 hariç), davul (2, 6), keyboards
Johan Hallgren: Gitar, geri vokal
Fredrik Hermansson: Klavye
Léo Margarit: Davul, geri vokal

Konuklar:
Jonas Reingold (THE FLOWER KINGS) : Bas (1)
Gustaf Hielm (Eski-MESHUGGAH, eski-PAIN OF SALVATION): Bas (11)
Şarkılar
1. No Way
2. She Likes to Hide
3. Sisters
4. Of Dust
5. Tell Me You Don't Know
6. Sleeping Under the Stars
7. Darkness of Mine
8. Linoleum
9. Curiosity
10. Where It Hurts
11. Road Salt
12. Innocence
  Yorum alanı

“PAIN OF SALVATION – Road Salt One” yazısına 26 yorum var

  1. b says:

    prog metalde tek sevmediğim grup varsa o da pain of salvation’dır. hoş onlar artık bambaşka bir müzik yapıyor. zamanında remedy lane, the perfect element gibi şaheserler yapmışsa da scarsick ile iyice gözümden düşen bu topluluk bu son albümüyle de beni şaşırtmıyor. çok fazla şey yazmak istemiyorum aksi takdirde yazdıklarım negatif düşüncelerden ileri gitmez. gildenlöw’ün vokal içerisinde anlam veremediğim aniden bağırmaları beni sinir hastası yapmaya yetiyor. bu grubun eski halini özlüyorum. yeni hali ise beni ilgilendirmiyor. bir daha dinleyeceğimi zannetmiyorum daniel gildenlöw’s pain of salvation’ını. :)

  2. Aeonian_Lich says:

    Beni de artık cezbeden bir grup değiller. ayrıca ton karakteri olarak tamam, ama yani eskilerin soundunun çok benzerini kullanmak, teknolojiden faydalanmamak bana bir hayli saçma geliyor. Doyurmuyor bu albümün soundu beni, dediğim gibi Eloy da mesela geçen sene bir albüm çıkardı. Ton karakterleri çok mu farklıydı? hayır, ama ses hacmi ve genel prodüksiyon gayet doyurucuydu. Eminim bu Astra gibi ya da POS’ın bu albümü gibi takıntılı bir oldschoolluk hadisesi, sadece bana gülünç gelmiyordur. Bir Pink Floyd, bir King Crimson müzisyenleri 2000′lerde işe başlasalardı, eminim ki farklı bir sound anlayışıyla müzik yaparlardı.

    thefakefloydian

    Önceki EP’yi baya sevmiştim. Albüme başlarda ısınamasam da zamanla sevdim. Çiğ soundu albüme yakıştırmakla beraber bunun çokta orijinal bir fikir olmadığı konusuna katılıyorum.

  3. Gençay Aytekin says:

    Pain of Salvation söz konusu olduğunda sound’dan bahsederken albümün konseptini de göz önünde bulundurmak lazım bence. Scarsick’in konseptini bilmeyen ya da umursamayan birçokları için o albüm oldukça vasatmış gibi duruyor, ki değil. Benzer durum Road Salt One için de geçerli. Yani ortada takıntılı bir oldschool’luk durumu yok bence. Daha ziyade konsepte ve albümdeki anlatılan hikayelere bir bakıma soundtrack olma gayesi var.
    Ayrıca Astra’da durum bambaşka. Adamlar zaten yola 70′lere öykünerek çıkmışlar. Pain of Salvation’ın durumu Astra’ya göre çok farklı.

    Albüme gelirsek, sevdim albümü. Çıktığı günden bu yana da birçok kez dinledim. Diğer albümlere göre çok da el üstünde tutamam bu albümü açıkcası. Bazı şarkılar şahaneyken diğerleri öyle çok da çekmedi beni. Albümün soundu’nun doyurucu olmadığına da bir nebze katılıyorum bu yüzden. Ama yine de bir Pain of Salvation albümü bu albüm ve dinledikçe gözden kaçan noktalar farkedilecek ve daha çok benimseyeceğim bir albüm olacaktır eminim ki.

  4. Aeonian_Lich says:

    Ya benim derdim ton karakteriyle değil. Sound hacmiyle daha çok. Yani şey gibi, eski stil bi film çekiyosun mesela. Tamam siyah beyaz yapabilirsin, ama görüntüyü blur’lemek, distorte etmek gibi bana saçma geliyor. O öykündüğün filmi yapanlar, bugün yapsalardı öyle yapmazlardı bana kalırsa. Benim fikrim bu yönde.

  5. Exorsexist says:

    scarsick ve sonrası çok bayık gelmeye başladı. yazık oldu koskoca pos’a. konseptleri batsın.

  6. hiç says:

    eski zamanları benim için çok daha güzeldi.rtn’de geldiklerinde grubu yeni yeni dinliyordum.konserde şaşkın ama beğenen gözlerle izlemişti çoğu insan.son albüm beni hiç cezbetmedi.beğenenlerde neyini beğendi anlayamadım.

  7. Berca B. says:

    Ben de eski günlerin hatrına çok uğraştım didindim fakat her seferinde albüm inanılmaz bayık ve sıkıcı geldi. Bir de Sisters her yerde acayip övgüler alıyor ama bende doğal bir bağışıklık var heralde, bir türlü işlemedi bana şarkı.

  8. Berca B. says:

    Ayrıca “ben her enstrumanı çalarım” arkadaş sendromundan da acayip tiksindim. Bir albümde tek bir kişi hem vokalleri yapıp hem gitarları hem basları hem davulları hem de klavyeleri çalıyorsa bu grup değil, solo projedir. Tamam müziğin yazım aşamasını kimselere bırakmıyorsun da, bari bırak gruba aldığın elemanlar enstrumanlarını çalabilsinler.

  9. hen says:

    Bugün aklıma geldi lan, “Road Salt vardı ya onun kritği niye çıkmadı ki?” diye =)

    @Aeonian_Lich, Peki ya çekeceğim şey kendi içinde bir espiri barındırıyorsa örneğin? Ne bileyim reklam filmi çekiliyor mesela, aynı Charlie Chaplin filmlerindeki gibi her şey, görüntüden tut içindeki espirilere kadar. Bunların hepsi bir konsept uğruna yapılıyor tabi ki ve izleyici de bunu biliyor ve bu farkındalıkla izliyor. Kimse demiyor ki “e bu daha önceden yapıldı?”.

    Bu albümde de 70′ler esinitsi var olan bir şeyi yeni bişeymiş gibi ortaya atmak ya da “ya biz bu tarz müziği o kadar çok seviyoruz ki çıkamıyoruz içinden aga=)” gibi bişey değil. Bu sound, bu bestelere, bu konsepte yani bu albüme özel. O bahsettiğim “espiri” nin asıl sebebi bu sound. Nasıl Disco Queen’de öyleyse, nasıl Spitfall’da öyleyse burda da öyle. Sallıyorum Metallica’nın 80lerdeki müziğine çok öykünüp ayınısını yapmaya çalışan bir grup olabilir ve böyle bir sürü albüm çıkarabilirler ve biz hala 2010 yılında olabiliriz =D Ama burada Pain of Salvation “aynı sözleri” yazmayacağı “aynı konsepti” oluşturmayacağı ve aynı ruh haliyle aynı besteleri bir daha yapmayacağı için bu sound’u da tekrar etmeyecek. (Son olarak, Planet Terror filmi vardı mesela, onu da bu konuya örnek gösterebilirim belki daha açıklayıcı olur, ben tam anlatamadım: http://www.imdb.com/title/tt1077258/)

    Scarsick de dahil tüm albümlerini çok severim, ama şu anki ruh halimle bu albüme Scarsick’e, Be’ye, PE’e dediğim gibi “oha süper” diyemiyorum. Daniel ne yaparsa iyi yapıyor, bu tarza bu konuyu da güzel yedirmiş ama kişisel olarak şu aralar Ahmet Saraçoğlu’nun süper bir şekilde tariflediği “grubun bugüne kadarki en minimal, en sade, en çiğ, en kirli, en canlı, en yanı başınızda, en seksi, en ter kokan, en domestik albümü” olan bu albümü duygusal olarak çekecek durumda hiç değilim açıkçası. En istemediğim konuyu seçmiş grup diyebilirim. O yüzden 7.5 veriyorum kendimce.

    Aeonian_Lich

    @hen, Eğer ki ciddi bir progresif grubuysan, 1 saatlik bir espri yapman bana göre doğru değil. bak o film örneğimi iyi oku, 70′ler ruhu, analog sound falan gibi şeyler değil, başka birşey beni rahatsız eden. güçlü vokaller var, teknik çalınmış enstrümanlar var, ama sound kupkuru. Olmamış, etkilemiyor. espriyse o zaman Frank Sinatra gibi söylesin, ya da ne bileyim 70′lerin vokalistleri gibi. O anlamsız bağırmalar ne alaka? 70′lerde var mıydı o alternatif metal bağırışları? Bence Gildenlöw koptu gitti, haberiniz yok. USA’ye bi ton giydiren, 11 Eylül saldırısının daha gününde resmi sitesinde işte aranızdan iyileri tenzih ederim, ama kendiniz kaşındınız” hatta “hakettiniz” e getiren bişey yazan adam, Obama geldiği gün çiçeklerle karşıladı, işte herşey süper olacak ben de ABD’ye koyduğum ambargoyu kaldırıyorum, oh herşey düzeldi” ye getirdi olayları. Uçmuş gitmiş adam, ama allahtan artık bu adam peygamberden öte saçmalamaya başlayan çok yetenekli bir müzisyen’e doğru inmeye başladı çıta.

    Aeonian_Lich

    @Aeonian_Lich, amma rezalet bir türkçe kullanmışım, vallahi sıcaklardan oldu hep :D

    hen

    @Aeonian_Lich, Yok iyi gidiyodu da son cümleyi anlayamadım bi tek =D

    Ya abi ben de “süper soundu var” demiyorum, amacının taklit veya kolaya kaçmak olmadığını düşünüyorum sadece. Bi de sen film örneğinde “siyah beyaz yaparsın ama görüntüyü distorte etmezsin mesela” diyosun, e adam da onu yapmış bence. Ama şimdi de “niye her şey eski moda değil o zaman?” diyosun =D Ben olsam ben de koca albümü böyl yapmazdım belki, orası onun tercihi. Ama bence “70leri almanın kuralları” gibi bişey koymaya gerek yok. “Ya tam alsın ya hiç almasın” gibi bişey olmasın, dilerse bi kaşık alıp oturabilsin yerine. Herkese yetsin 70ler. Şeker de yesinler.

    Albümde benim de “mıh” dediğim oldukça yer var. 7 mi 7.5 mu diyip 7.5 dedim. Bağırma eleştirine bişey demiyorum. (öyle bi oldu ki lütfediyorum da bişey demiyorum sanki, öyle değil=) )

    ABD olayına da bişey diyemiyorum Obama zamanları falan hiç takip edemedim biliyo musun, araştırcam oraları sana laflar hazırlarım belki daha sonra=D

    Aeonian_Lich

    @hen, Eloy’un son albümünü ve Road Salt’ı açın aradaki farka dikkat edin, başka da birşey demiyorum. Ton karakteri değil, ses hacmi ve gücü yok. Bana gülünç geliyor bu oldskul saplantılar. kendimce bu fikrim de çok yerleşmiş biçimde. Astra’yı da dinleyince aynı tepkiyi vermiştim. Kuru, zevksiz bir ton. MArillion gidiyor yeri gelirse remaster ediyor eski albümünü, ama bizim 21. yy çocukları öykünüyorlar da öykünüyorlar. Fikrimi tekrarlıyorum, sizce King Crimson, ITCOTCK’i bugün çıkarsalardı o soundu mu kullanırlardı? (Ton karakterinden, analog yaklaşımdan bahsetmediğimi yineleyeyim)

  10. Ahmet Saraçoğlu says:

    Pain of Salvation’ın konseptlere göre hareket etme olayı var aslında özellikle son albümlerde. Remedy Lane’de Macar bir kızdan bahsediyo olması dolayısıyla Balkan müziğine atıflar yapması, Be’de yine konsept gereği sanki bir dünya müziğiymişçesine sayısız enstrüman kullanmaları (imago nere, nihil morari nere), scarsick’te disco queen’den tut spitfall’a kadar hep konsepte hizmet eden şeyler.

    yani ortada megadeth’in risk’i gibi “pain of salvation x olmuş” tarzı bir durum yok. adamlar uzaya koloniler kurmayı işleyen bi albüm yapsalar belki tüm albüm sadece klavye ve vokal olacak, bilemeyiz.

    road salt’ta da gündelik yaşam ve sıradan insana indirgenmiş bir konsept olduğu için, enstrümanlar ve genel olarak parçalar daha minimal, daha şatafatsız. bu yüzden sound’u da ona göre basitleştirmiş, adeta pastel tonlu bir hale getirmişler. yine o yüzden ki bu minimalizm ve sıradan insanın kırılganlığı gereğince albümün büyük kısmından daniel ve muhtemelen tüm albümü tek başına yazdığı gitarı sorumlu.

    Diğer elemanların işlerini neden üstlenmiş bilinmez, ama Pain of Salvation müziğinden sorumlu olan kişiden bahsedince, “artise bak her şeye bulaşmış” demek bence anlamlı değil. sonuçta tüm bu farklı konseptlerden tutun da bazı albüm tasarımlarına, kitapçıklardaki fotoğraflara kadar “PoS = Daniel” gibi bi olay zaten başından beri var.

    Şahsen, atıyorum bir Opeth’i “Mikael ve dostları” olarak indirgemem ama Pain of Salvation’ı bu şekilde özetleyebilirim.

  11. baldur says:

    bir progressive metal grubunu tarzını değiştirip yumuşadı ya da piyasalaştı diye eleştirmek bence dinlenen tür olan progressive müziği bilmemek ya da çok iyi anlayamamakla eşdeğerdir.

    progressive sanırım türkçe’ye deneysel diye çevrilen bir kelime. yani bu yeni şeyler deneme , yeni soundlar, konseptler yaratma, müziğe yön verme ve modern dünyaya ayak uydurma üzerine kurulu bir müzik türü progressive.

    pos, disco queen diye şarkı yaptı, hakikaten discolarda çalınsa sırıtmayacak bir şarkı. pos’un pop şarkısı yapması, pos’un pop grubu olduğunu göstermez. eğer basitse, piyasalaştı diye eleştirilebilir, gruptan soğulanabilir (bu da kişiden kişiye değişir tabii, böyle olmalı demiyorum)

    progressive müzik hakikaten sınırları olmayan ve diğer metal-rock türleri gibi belli kalıplara konamıyor.

    mesela opeth,dream theater, pain of salvation, porcupine tree, ve cynic diyelim. bu 5 grup için de progressive metal desek kimse bir şey demez değil mi, belki cynic için prog/death, porcupine tree için de progressive rock denebilir. sonuçta progressive adı altında çok rahatça adlandırabiliriz bu türü.

    bu 5 grubun soundları o kadar farklı ki, hepsi kendine özgü diyebilirim. hepsi de yarattıkları tarzın öncüleri ve kendi tarzlarını oluşturabilmiş gruplar. bu grupların hepsini birden belli bir seviyenin üzerinde dinleyen bir dinleyici, bu gruplardan alınan birer şarkıyı vokalsiz olarak dinlese, hangi şarkının hangi gruba ait olduğunu anlar. burada demek istediğim bu 5 grubun da aynı tür adı altında yer almasına rağmen birbirlerinde olduça farklı müzik tarzlarına, soundlarına ve atmosferlerine sahip olması.

    pos, pop da yapabilir rap de yapabilir ama bunu piyasa olmak içni yapıyorsa zaten basitleşmiş ve “bozmuş” diyebiliriz o zaman belki haklı olabiliriz ama diğer türlü pos’un ya da başka bir grubun sınırları aşmasına, tarzlarını değiştirmesine “bunlar bozmuşlar” demek bence basite kaçmaktır. tarz değişimi oturtulursa ve grup üyeleri bu değişimde samimiyse zaten beğenirsiniz eğer ön yargılı değilseniz.

    pos’u çok da dinlemeyen biri olarak genel bir yorum yapayım dedim.

    not: disco queen’i çok seviyorum:)

  12. Deniz Can Karaca says:

    Pain Of’u çok seven arkadaşlarımdan biri “yazık oldu gruba” diye yorumladı, müzik zevklerimizin her zaman paralel olduğu yakın bir arkadaşım ise “şahane olmuş” dedi albümü sorduğumda. Kız arkadaşım “sarmadı” dedi, ben ise mütemadiyen dinliyorum. Albüm kritiklerinin zaten insanlara “albüm aldırma” gayesi güttüğü zamanlar çok geride kaldı, hala CD’lere para vermeyi düşünenler, kritik okumak yerine albümü bir şekilde elde edip, kendileri kritik edip CD’sini almaya karar veriyor ya da vermiyorlar. Benim fikrimi merak edenler de bilsin ki, Pain Of Salvation Daniel Gildenlöw’ün önderliği yolunda, Daniel’in sevdiği – istediği tarzdaki müziğine devam edecek, fanlar arasındaki bölünmeler de sürecek, her çıkardığı yeni albümü daha az kişi sevecek, ama ilerde Pain Of Salvation’ın değeri daha iyi bilinecek. Kendilerinden bekleneni, popüler olanı yapmayı seçmedikleri bu albümlerin değeri ileride anlaşılacak, çünkü böyle, “beklentiler gözetilmeksizin” üretilen müzik zamandan bağımsız olarak büyür, yaşar ve klasikler arasına girer. (Milletin itin götüne soktuğu Load’un nasıl zaman içinde “Load şahane albüm ama St. Anger’la ağır sıçtılar” mertebesine terfi ettiğini hatırlayınız), bu bağlamda, beklentileri karşılamak için yapılmış Death Magnetic ileride ancak alelade bir Metallica albümü olarak kabul edilirken, zamanı geldiğinde Load’un hakkı tesilm edilecek, aynı Six Degrees of Inner Turbulence’in, Scarsick-Road Salt’un, Leucocyte’ın vesaire’nin hakkının teslim edileceği gibi.

    Aeonian_Lich

    @Deniz Can Karaca, We’re just people ;)

    Load’ı çıktığı anda beğenmiştim örneğin, büyük genellemelerden kaçınmak lazım. Bence bu albümü ilerde kimse hatırlamayacak, “I’m just people” ;)

  13. caksu says:

    No Way’in extended versiyonu varmış lan.

    There is now way that you can fuck her like I can.
    Oh no, you’re simply not that kind of man.
    ‘Cause sometime when she’s screaming no,
    She really wants for you to go, go, go.

    Bu nedir lan ehauehe

  14. hen says:

    http://youtu.be/_h6YCf6qqqU

    caksu

    @hen, “This video is private.
    Sorry about that.”

    hen

    @caksu, ya yeni albümden tadımlıklar vardı. yalan olmuş vidyo

  15. saw you drown says:

    Biri entropia’yı da kritiklese süper olacak.

    Berker İlhan

    @saw you drown, hatta birisi de Perfect Element I’ı

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.