# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
LAMB OF GOD – Ashes of the Wake
| 23.03.2010

Küllerinden doğan kuzu.

LAMB OF GOD’la ilk karşılaşmam 2000 yılına denk düşer. “New American Gospel”i duyup höst demiş, 2003′te çıkan “As the Palaces Burn” ile LAMB OF GOD’ı hayatta en sevdiği dört beş gruptan biri yapmış, “Ashes of the Wake”le de bu tutumumu sürdürmüştüm. Yıllar önce, gittiğim bir LAMB OF GOD konserinin yazısında “şunu hiç düşünmeden söyleyebilirim ki, şu an dünyada beni en çok heyecanlandıran grup LAMB OF GOD’dır” demişliğim bile vardır.

“Ashes of the Wake”, “Burn the Priest”i de sayarsak grubun dördüncü albümü bildiğiniz gibi. LAMB OF GOD’ın metalcore olmayan, tam thrash metal de olmayan, death metal de olmayan kendine özgü sound’u, şu meşhur “Yeni Nesil Amerikan Metali” tabirinin doğmasına vesile olan unsurlardan biri olarak göze çarpıyor. Grup “The New American Gospel”de yarattığı, “As the Palaces Burns”de manyakça geliştirdiği bu sound’u, “Ashes of the Wake”te iyicene oturtmuş ve duyulduğu anda LAMB OF GOOOOOD! diye bağırtacak düzeyde özgün bir hale sokmuştu. Grubu yeni PANTERA olmaya çalışmakla suçlayanlar olsa da, şahsen LAMB OF GOD’ın böyle bir amaçla yola çıkmadığına adım gibi eminim.

PANTERA haricinde yoğun SLAYER etkisi hissettiğim rifleri, artık metal dünyasının hatırı sayılır vokalistleri ve dahası frontman’leri arasında sayılan Randy Blythe’ın öküz vokalleri, LAMB OF GOD’ı bir anda dünyanın adı en çok anılan gruplar arasına soktu. Grubun asıl sahibi hüviyetindeki Chris Adler’ın modern metal davulculuğundaki yerini çok hızlı bir şekilde almasıyla da, grup çoğu dinleyicisine göre eksiksiz bir makine haline geldi ve tüm elemanlarının ayrı ayrı hayran kitlesi olan, tam anlamıyla kendi kimliğini taşıyan bir şekle girdi.

Tıpkı bir önceki “As the Palaces Burn” gibi, LAMB OF GOD’ın markası haline gelmiş pek çok şeyin yaratıldığı şarkılarla dolu olan albümde Laid to Rest’in ilk notasından başlayan bir yıkım hissi var. Jilet gibi gitarlar, konserlerde kafa koparan groove’lar, kayıtsız kalmayı imkânsız kılan bir güç ve farklı kimliklere sahip birbirinden orijinal besteler.

“Ashes of the Wake” müzisyenlik anlamında grubun “As the Palaces Burn”den bir adım ileri gittiği anlar da barındırıyor. Misal Hourglass’ın ortalarında giren Willie Adler imzalı rif, albümün çıkışı sırasında “bugüne kadar yazdığımız çalması en zor riflerden biri” diye duyurulmuştu. Kardeşi Chris’in markalaşan yönlerinden özgün kros kullanımı ve splash oyunları da önceki albümlere daha oturaklı ve adeta “Bu şarkılara daha iyi davul yazılamaz” dedirten cinsten. Bu davullar da yine LAMB OF GOD sound’unun oluşmasını sağlayan önemli elementler bildiğimiz gibi.

Aynı şekilde Mark Morton’ın önceki albümlere göre daha üstün bir müzisyenlik sergilediğini görüyoruz. Morton’un LAMB OF GOD’ın solo gitaristi kimliğini ilk kazandığı albüm de bu zaten. Bunda albüme konuk olan Alex Skolnick ve Chris Poland’ın da etkileri vardır belki.

Biraz daha detaya inersek, albüm Randy Blythe’ın 2000′li yılların en önemli ve ilham verici vokalistlerinden biri haline gelmesinin de tescili gibi. Hem ne dediği anlaşılan, hem dibine kadar yırtıcı, hem de karakterli olan bu vokaller, günümüzde hem yeni gruplar, hem de uzunca bir süredir müzik yapmakta olan kimi grupların vokalistleri tarafından taklit edilmekte. Albümle bir alakası yok, ama Randy Blythe’ın sadece dört saat yaşayıp ölen bir kızı varmış, bunu da albümle ilgili bakınırken öğrendim, belirteyim dedim. Hatta albüm kitaçığında şarkı sözleri yer almayan şu şarkıyı da kızına adamış. Belki de DVD’lerde ver röportajlarda izlerken hissettiğim, o içinde hep bir acı taşıyor hali de bundandır.

Albümde fazla kişi tarafından bilinmeyen bir adet de bonus parça var ki, grubun o ana dek yaptığı en farklı işlerden biri olması vesilesiyle buraya koyasım var. Duymayan vardıysa da duymuş olsun.

Şahsen “As the Palaces Burn”ü daha çok sevsem de, bu iki albüm arasında müzikal anlamda bir kıyaslama yapamıyorum. “As the Palaces Burn”ün çiğliği ve agresifliği daha cezbedici gelirken, bu albümün de oturaklılığı ve grubun sound’unu iyice benimsettiği iş olmasının verdiği bir güzellik var. O nedenle grubun en iyi albümü şudur diyemiyorum (Grubun en iyi albümü “As the Palaces Burn”dür).

Kanımca LAMB OF GOD, Amerika’nın 2000′li yıllar içerisinde MASTODON’la birlikte metal dünyasına hediye ettiği en önemli birkaç gruptan biri ve “Ashes of the Wake” de metalin 2000′lerdeki yüzü adına, ilerki yıllardan geçmişe bakıldığında adı anılacak albümlerden biri.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.55/10, Toplam oy: 255)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2004
Şirket
Epic Records
Kadro
Randy Blythe: Vokal
Mark Morton: Gitar
Willie Adler: Gitar
John Campbell: Bas
Chris Adler: Davul
Şarkılar
01. Laid To Rest
02. Hourglass
03. Now You've Got Something To Die For
04. The Faded Line
05. Omerta
06. Blood Of The Scribe
07. One Gun
08. Break You
09. What I've Become
10. Ashes Of The Wake
11. Remorse Is For The Dead
12. Another Nail For Your Coffin [Japonya bonus'u]
  Yorum alanı

“LAMB OF GOD – Ashes of the Wake” yazısına 66 yorum var

  1. Caner says:

    İlk 3 şarkı vahşet

  2. Emre says:

    Bu album dinlenirken etrafta sivri ve sert cisimlerin bulunmamasına dikkat edilmeli ayrıca metroda otobuste falan dinlerken etrafa psikopat gibi bakılıp masum insanlar korkutulmamalı

    Guinan

    @Emre, +1

  3. caksu says:

    Hourglass kafayı yedirmişti bir süre önce öğrenmeye çalışırken. O riffe youtube da falan vomit riff diyorlar, nerden geliyor bilmiyorum.
    Albümden 3 şarkının gitar destekli davul performansı var..
    http://www.youtube.com/watch?v=ixo6RwB5KWo
    http://www.youtube.com/watch?v=UoJ6Z0cubQw&feature=fvw
    http://www.youtube.com/watch?v=V4yD3oIVxV0&feature=related

  4. Burak says:

    Dinlerken RHaaaaaaaaAAAAAAAAAAAAA diye bağırasım çığlık atasım geliyo tüylerim diken diken oluyo, metroda otobüste ayaklarımı tutamıyorum kicklere yarım yamalak eşlik etmemeleri için. Çok pis yan etkileri var. Özellikle Laid to Rest’te console your seeeeeeeeeelf diye höykürüşlerinde dünyadan bir kaç saniyeliğine ayrılıp cehennemde tura çıkıyorum, alevlerin sıcaklığının yüzüme vuruşunu hissediyorum. 3 ay önce dinleyemezken 3 ay sonra bu denli tutkunu olmam da ilginç.

  5. heat says:

    oha ulan siteyi açar açmaz lamb of god çarptı neye ugradıgımı sasırdım daha yazıyı okumadan mesaj yazasım geldi its fuckin’ hopelessssss….

  6. heat says:

    bide neden on degilde dokuz hayatımda dinledigim en iyi albumlerden biri diyebilirim mesela rahat, bu albumu aşabilceklerini dusunmuyorum acıkcası mukemmel albüm

    Ahmet Saraçoğlu

    @heat, benim de dinlediğim en iyi almümlerden biri ama yazıda da dediğim gibi bence as the palaces burn daha iyi. Onda tamamen yeni bı lamb of god sound’u yarattılar, bunda onun üstüne koydular. O yüzden AtPB daha değerli benim için.

  7. baldur says:

    bu albümü aşarlar mı bilmiyorum ama en iyi lamb of god albümü budur.

  8. deathless says:

    çoğu arkadaşımı bilirim grubu pantera taklidi olmakla suçlayan,..ve çoğu arkadaşımı bilirim bu dediğinden çark edip iflah olmaz bir lamb of god hayranı olan….

  9. like fire says:

    Şahane albüm, ama ben de As The Palaces Burn’ü tercih ederim. The Faded Line, Hourglass, What i’ve become (aslında çoğu) feci hoşuma giderken, “Now you’ve got…” ve Omerta’ya artık tahammül edemiyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @like fire, Omerta beni de bayıyor artık, ama ilginç şekilde Randy’nin en sevdiği parça albümde ve genelde konserlerde de çalıyorlar.

    Emre

    @Ahmet Saraçoğlu, sadece ben değilmişim demek ki now you’ve got ve omerta yı sevmeyen.Ama now you’ve got.. ın klibindeki breakdown kısmı kulaklara gozlere ziyafettir o ayrı

  10. Exorsexist says:

    basit beste yapılarına rağmen acaip coşturucu müzik yapıyolar. ilk dinlediğim zamanlar hiç beğenmemiştim. bu sene yavaş yavaş dinlemeye, beğenmeye başladım. yine de uzun süre dinlemelik değiller.

    Berker İlhan

    @Exorsexist, aynen katılıyorum yorumuna

  11. enver yılmaz says:

    blood of the scribe’a dikkat etmek lazım

    Ahmet Saraçoğlu

    @enver yılmaz, aslında her şarkıdan tek tek bahsederdim yazıyı kendim için yazıyor olsaydım da çok uzun olur diye girişmedim o işe, çünkü cidden öyle bi Lamb of God gazım var ki hiç durmadan konuşabilirim LoG’la ilgili. :)

    Blood of the Scribe’ın 1.38′de giren rifi mesela. Lamb of God’dan başka kimsede göremeyeceğimiz bi şey. Manyak güzel. Ya da Break You’nun hayvan girişi, One Gun’ın 0.32′de çift krosa geçtiği yer, Remorse is For the Dead’in 3.24′teki öküz rif-davul manyaklığı, Ashes of the Wake’in 1.12 civarında her şeyin bi anlık susması, What I’ve Become’ın 2.03 civarında davulun küt diye susup tekrar girdiği an… gider de gider. Çok pis gazlardayım. :)

    Bi de bence Another Nail…’ın sonundaki melodik kısım önemli bi şey grup için. Yüzde yüz Lamb of God sound’unun kırıldığı ender anlardan biri.

  12. Blakkheim says:

    Son 10 yılın en iyi albümü listesine çok rahat girebilecek bir albüm. Hayatımda dinlediğim en özgün gitar-davul uyumlarından bazıları, her dinlediğimde kendimi duvara çarpasımı getiren hasta hasta vokaller, bu sertliğe bu melodiklik, hem de bu olgunlukla! daha ne olsun ulan?

    Tek sorun tüm core cu gençlerin de bu gruba hayran olması. Kimse sevmesin bi tek ben seveyim bu grubu:/

  13. sicko says:

    lamb of god’ı maalesef sikindirik modern metal soundunun baş temsilcisi olarak algılamaktan kurtulamıyorum ve birkaç güzel şarkısı olsa da tümden sevemiyorum.

    core’umu çiğ ve gerçek tercih ediyorum !

    Ufuk

    @sicko, sikindirik demeyelim de bugün yaşadığımız death-emo-core grup enflasyonunun sebebi diyelim. ben de durumdan pek memnun değilim. milletin ölüp bittiği as i lay dying, chimaira falan ucuz birer in flames, soulfly taklidi gibi geliyor. sanırım yaşlanıyorum :(

    Ahmet Saraçoğlu

    @Ufuk, ama öyle düşünürsen, deathcore için Dying Fetus’u, nu metalden tut da modern denen her türlü metal için Pantera’yı, metalcore için de At the Gates’i suçlamak lazım. Derine indikçe iner o konu.

    Pek çok yeni grup bu şekilde eleştirilebilir birilerinin çakması oldukları için, ama bence Lamb of God kendi sound’unu yaratmış bi grup. Yeni nesil Amerikan metali denen şey içindeki gruplardan bahsederken adı ayrı olarak anılası, kendi çakmalarını yaratan bi grup.

    sicko

    @Ahmet Saraçoğlu, kendi adıma bu saatten sonra tamamen orijinal müzik yapabilmek için dahi olmak gerektiğini düşünüyorum. yani orijinalitenin bir grubu sevmek için kriter olması günümüzde çok zor. lamb of god’ı sevmememin nedeni öyle ya da böyle çakma olduklarını düşünmem değil fakat gerçekten plastik ve boş modern metal olduklarını düşünmem. fikrim odur ki bundan 20 yıl sonra ( bahsi geçtiği için örnek olarak veriyorum PANTERA – C.F.H’in zamandan bağımsız bir klasik olması misali ) lamb of god’ın esamesi okunmayacak. yani örnek verdiğin gruplar gibi tamamen yepyeni tarzlar yaratmaktan çok uzak l.o.g.

    Ahmet Saraçoğlu

    @sicko, tabi canım LoG’un o tarz yepyeni bir şey yarattığı yok. Sadece özgünlük anlamında bi “Lamb of God sound’u” yaratmayı başardılar diyorum. Pantera’nın falan etkisiyle/önemiyle kıysalanamaz.

    sicko

    @Ufuk, benimki son derece öznel bir görüş. tabii ki kimsenin zevkini bağlamaz ve karışmak da haddime değil. fakat şahsi fikrime göre yoz modern metalin baş sorumlularından biridir.

    Ahmet Saraçoğlu

    @sicko, bana da bu anlayış garip geliyor mesela. Yoz ne demek? Bozulmuş mu demek? Her şey gibi sanat da değişir ve evrilir. Bu, ilk yapılanlar iyi, sonradan yapılanlar kötüdür anlamına mı geliyo yani? Tabii ki fikrine saygı duyarım, ama bi şeylerin değişmemesini beklemek ne kadar mantıklı bilmiyorum.

    sicko

    @Ahmet Saraçoğlu, yok bu yenilik ya da değişiklikle ilgili bir şey değil. eğer öyle olsaydı sadece metal bağlamında bakarsak gece gündüz saxon vs. dinlememiz gerekirdi :) yine örnekle açıklarsak mesela tüm bu yeni metal kavramını başlatan albüm machine head’in 95 tarihli burn my eyes albümüdür ve mükemmel bir albümdür. tekrar söylüyorum lamb of god’la ilgili görüşlerim son derece özneldir.

  14. janslore the celebrity says:

    Aferin sana.

  15. sicko says:

    metal dinlememin tek sebebi senden bu aferini kapabilmekti. şimdi anladım ki 20 yıllık emeğim boşa değilmiş. çok mutluyum ulu janslore.

    janslore the celebrity

    Estağfurullah sickocum. Ben de 22 senedir boşuna uğraşmamışım.

  16. Umut says:

    sicko’yu alnından öpüyorum.

  17. Umut says:

    Hiç şüphesiz milenyum sonrası metalci grubu.

  18. duraganyolcu says:

    dünyanın en kötü grubu.

    heat

    @duraganyolcu, bu mesajı gordukten sonra ne diyo lan bu denyo dedim kendi kendime laflar hazırladım bi sürü sonra wrath yazısı geldi aklıma:)

    blackroseimmortal

    @duraganyolcu, ewt ne ya böğrüyolar uff :(

    “bu mesajı gordukten sonra ne diyo lan bu denyo dedim kendi kendime laflar hazırladım bi sürü sonra wrath yazısı geldi aklıma:)”

  19. Sambalici says:

    biraz haksızlık oluyor bence, Lamb of God kadar “eski usül” kafayla müzik yapıp bu kadar popüler olabilen grup az. aşırı modern olmakla suçlanıp bu kadar ekstrem tepki almalarına şaşırdım açıkçası, gayet 80′ler thrash’i+klasik heavy metal+Pantera temelli bir grup.

    ha bana çok “leş” geliyor bazı Lamb of God şarkıları o ayrı, “Now You’ve Got Something To Die For” bu albümden güzel bir örnek. Ama ona karşılık da bir “Laid To Rest” var mesela.

    Ufuk

    @Sambalici, eski usül kafa diyorsan vokallere bak derim. 2000′lerden önce pek olmayan bir vokal tarzı. Anselmo, Cavalera falan var karşılaştırabileceğimiz ama onlar böyle değildi.
    http://www.youtube.com/watch?v=DvoP906H9CM
    Randy her tarafa fazlasıyla edit, fazlasıyla efekt koyduruyor. Kararında bıraksa ok ama bu kadarı hiç hoş değil. Bir de değişik vokal tarzları çıkardılar şimdi bu yeni gruplar. Yok inhaling scream diyorlar, pig style diyorlar vs vs. Bunları yapanlara eski usül demek biraz zor.

    Bir de davulları dinle. http://www.youtube.com/watch?v=XSzLboD-gMY
    Bariz bir mekaniklik. Metalik tonlar. Hiçbir analog hissiyatı yok. Her vuruş aşırı presiz (aşırı mükemmel, editlenmiş). Konserlerde trigger kullanımı arttı. Her single stroke’un, her ride vuruşunun ayrı ayrı duyulmasını isteyen davulcular türedi. Eskiden vuruşlar daha karambol olurdu. O ölçünün içinde yayılırdı yani. Creeping Death’in davullarını dinle mesela http://www.youtube.com/watch?v=pH4hvBSlWpw Kulağa çok daha doğal gelmiyor mu?

    Bir de beni çok rahatsız eden dinamik aralığı açma (compress) mevzuu bunlarda da var ama o zaten olmazsa olmaz oldu artık.

    Gitar ve bas soundu olarak 80′ler thrash’inden fazlasıyla etkilendiklerine katılıyorum. Özellikle de Testament’ten. Kopya çekme derecesinde. Ama o davullar, vokallerle ve dinamik aralıkla bu kadar oynanıyorken old school demek imkansız.

    Sambalici

    @Ufuk,
    Ben eski usül müzik derken genel yaklaşım açısından kastediyordum aslında, şarkı düzenlemeleri ve rifler açısından eski usül metale piyasadaki grupların çoğunluğundan daha yakınlar bence (breakdown mevzuları hariç), yoksa yaptıkları tür eninde sonunda yeni bir şey ona itirazım yok ama adamlarda bariz bir “klasik” metal etkisi olduğunu da görmek lazım.

    Randy bambaşka bir tartışma konusu zira Lamb Of God sevip Randy’e uyuz olan bir sürü insan var, kendi içinde bir vaka o. Phil Anselmo bu işlerin kralını yaptı/hala yapıyor o ayrı tabi.

    Davul ve trigger konusunda ben de isyanlardayım, birebir katılıyorum. World Painted Blood’ı çok matah bir albüm olmamasına rağmen o çoğunluğu canlı kaydedilmiş davul kaydı yüzünden seviyorum.

  20. Burak says:

    Mike Portnoy etkisi hisseden var mı Chris Adler’da benden başka? tom-kick kombinasyonlarından olsa gerek sanırım 2 davulcuyu benzetiyorum biraz biraz.

    Ufuk

    @Burak, bir önceki mesaja yazacaktım da yanlış anlaşılır diye silmiştim :) bahsettiğim editlenmiş davul olayını çıkaranlardan biri portnoy. dt soundundan hazzetmememin sebebi de o zaten. her vuruş tam olması gerektiği yerde. metal davul soundunun biraz daha karambol olması lazım bana göre.

    Burak

    @Ufuk, ya sound değildi benim bahsettiğim, bana acayip yakın geliyor çalışları nedendir bilemiyeceğim sadece sound olmasa gerek. tom-kick kombinasyonları 6′lı geçişler efekt zillerini kullanımları benzer gibi.

  21. Ömer Kuş says:

    O değil de Randy’i gülerken/gülümserken gören var mı hiç?

    Ahmet Saraçoğlu

    @Ömer Kuş, DVD’lerde falan gülüyo uçaktan paraşütle atlarken, kaykay yaparken.

    Bi de ben Unholy Allience turunda sokakta gördüm Vancouver’da, bisikletle önümüzden geçti bilet sırasında beklerken, gülüyodu. :)

    Exorsexist

    @Ömer Kuş, 2008 belgeselinde güldüğü kareler var, gördüm. gülüyor.

    Ömer Kuş

    @Exorsexist ve Ahmet, yüreğime su serptiniz valla. Hala öyle bir yeteneği var demek. :)

  22. caksu says:

    What I’ve Become 1.20 de giren bölümü ve sonrası cidden hareketsiz duramıyor insan.

  23. hihat says:

    Omertanın bu albümde ne işi var hiç anlamamışımdır

  24. duraganyolcu says:

    BEYLER BU NE?!!? http://www.youtube.com/watch?v=P0ZdwAxgH2w
    Colony cover’ı lan bu!
    Fake mi değil mi diye düşününce heralde değildir dedim. Yani çok uğraşmak lazım ama Randy’nin sesi bi acayip evet. Adamın açıklamasında da şöyle bir şey diyor:

    Aslında cover’ı ashes of the wake’e koycakmışlar da Chris ve Randy, dinleyicilerden gelen tepki üzerine tartışmışlar biraz. Sonra koymamaya karar vermişler. Ama şaşırdım lan. Oha

    Ahmet Saraçoğlu

    @duraganyolcu, bari sen inanma lan. :)

    duraganyolcu

    @Ahmet Saraçoğlu, ahah hacı bilmiyorum miksajdı editti bilmemneydi bu işlerden hiç anlamadığım için şüphe duydum ama heralde randy’nin sesine biraz benzeyen bol efektli ses ele verir gibi oldu ama eğer tuzaksa, çok pis yuttum.

  25. anonim says:

    evet şimdi ahmetle kavga edesim var :P

    grubun en iyi albümü budur.
    atpp. evet çiğlik agresiflik. katılıyorum özel bi havası var o albümün ama zirve albümleri budur.

    sacrament ile wrath albümlerinin hangisi daha dandik diye düşünürken kritiklerine bakayım dedim. notlara yani. wrath 10… yani ne bileyim yazarın görüşü tabii saygı duyuyorum da log diskografisinin en boş en tırt albümü bence. log bu albümle zirve yapmış, sonrasında da sıçıp batırmıştır bence.

    DÅÅTH var mesela. futility’ye as the palaces burn desek, the hinderers’a ashes of the wake desek… evet evet aynen öyle diyelim. futility’yi çok severim ama ben. atpp gibi değil (onu pek sevmem). ama işte ahmet’in atpp’yi tanımladığı gibi ben de bunları tanımlıyorum aynen. futility’nin çiğliği ve agresifliği, vokalin boğazından bir türlü sökemediği balgamıyla yaptığı vokaller. müthiş.. ve sonra the hinderers. zirve albümleri. 10/10. synthler riffler gene vokaller falan filan. ve sonra adı aklıma bile gelmeyen son albümleri. hatta yeni bi tane daha çıktı son 2 albümleri diyelim. boktan bir LoG olma çabası, kopyası. nefret ettim. sondan bi önceki albümlerini de wrath’e benzetmiştim niyeyse. yani onlar da log gibi sıçıp batırdılar bence.

    vokale gelelim. evet ne dediği anlaşılır, evet yırtıcı sayılır. ama “karakterli”den ziyade “adım hıdır maksimumum budur” vokalidir bence. ama ahmet’in dediği gibi ilham verici, taklit edilen bir vokalse vay babam var diyorum. hayır vokalini severim, bu albüme de yakıştığını düşünürüm ama… oovırreeytıd. şak, şak, şak şak şak!

    valla yorumları okumadan yazdım bu yazıyı. “hemen bi yorum sıçmam lazım” moduna girdim. kusura bakılmasın. grubun yılmaz savunucusu(?) falan varsa o da kusura bakmasın. bu albüme bayılırım. hatta abartmıyorum all-time top 10 listemde. 10/10… ama bendeki de biraz hayal kırıklığına bağlı çemkirme işte, idare edin.

    ahmet giriş cümlem şaka bu arada. beni haksız bulacaksın biliyorum ama lütfen bana laflar hazırlama :) (evet korkuyorum senden)

    duraganyolcu

    @anonim, wrath neden 10′du? Çünkü ilk kritik denememdi. Acemiydim. Ama yine de Wrath bence Sacrement’ten iyidir, ki sacrement’i de baya severim. Wrath’in tekrar kritiğini yapsam şimdi en az 7.5-8 verirdim.

    Ahmet Saraçoğlu

    @anonim, DAATH kısmına kadarki dediklerine aşağı yukarı katılıyorum. Sıçıp batırdı demem ben, yine güzel, ama düşüş olduğu da ortada. Sacrament yazısında “Grubun bugüne dek yaptığı albümler arasında en az hit barındıran, kısacası bugüne kadarki en sıradan yapıtları” demişim. Wrath de aşağı yukarı aynı düzeyde bi albüm.

    Bence Lamb of God’ın, tabi yine sürüyle grubun eline verir de, kendi içinde az geriye gitme sebebi, As the Palaces… ve Ashes…’da sound’larında hakim olan Slayer etkisinin sonradan Pantera’ya kaymış oluşu. (Pantera’yı Slayer’dan çok daha fazla severim)

    Böyle deyince bi acayip gelebilir ama dikkatli bakılırsa o iki albümdeki riflerde pek çok Slayer etkisi, Slayer’vari nota tercihi görülebiliyor. Ama bunu Slayer’a benzesin diye yapmadıkları için, bu durum sound’larında bi sivrilik, bi yırtıcılık yaratıyodu. daha agresif, daha vahşiydi o albümler. Ama Sacrament’ta daha bi Pantera seziyorum. Daha kalıptan rifler, Slayer müziğindeki o sivriliği de yaratan nahoş nota seçimlerinden uzak, daha klasik Amerikan bi sound. Belki o yüzden eski (New American Gospel de dahil) LoG sound’u kadar özgün gelmiyodur Sacrament. Wrath’de de -başka etkilenimlerin yanı sıra- aynı durum var. İlk dinlediğimde çok beğenmiştim ve hala da kötü olduğunu düşünmüyorum, ama 2-3 şarkı hariç çoğu şarkıyı 1 yıldır dinlememiş olabilirim. Sacrament için de bu geçerli. Oysa New American Gospel, As the Palaces… ve Ashes’ı düzenli olarak dinliyorum hala.

    Vokal konusu herkese göre değişir ama hem brutale yakın bi vokal yapıp hem de yorum katabildiği için, pek çok modern grupta ondan etkilenen vokalistlere rastlıyorum.

    illuminati

    @anonim, Wrath’i olsa olsa sen sevmiyorsun ama aslında çok olgun ve mükemmel bir albüm, bence hakkı 9/10′dur. Hiçbir parça öne çıkmıyor ama tüm parçalar aynı düzeyde ve çok kaliteli bir yapıt.

    Blastbeat

    @anonim, Bence Wrath gayet sağlam bir albüm,zayıf parça yok.Eski albümlerin kopyası değil,doldurma bi albüm değil.8.5-9/10 rahat diyorum.

  26. illuminati says:

    omerta neden Lamb of God’ın en ünlü parçalarından anlamış değilim, bence kötü bir şarkı

  27. Blakkheim says:

    Şu ashes of the wake in girişinden sonra yardırdığı bölümde bir yarım sus var ya, o esnada kardeşini filan boğdurtmaya karar verir insan yemin ediyorum. hastayım sana es kere. yürü be.

    işin kötüsü Lamb of God bu albümü aşamayacak gibi :(

  28. Genç yazar says:

    OMERTAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!!!!!!!!!!!!!!

  29. Burak Bostancıoğlu says:

    bu siteyi keşfetmekte gerçekten çok ama çok geç kalmış biri olarak söylemek isterim ki another nail for your coffin’in lamb of god tarzı bir grubun yapabileceği en deneysel parça olduğu görüşündeyim , ama altından kalkmışlardır orasıda güzel bir gerçek

  30. Number 13 says:

    Kafama sıçıyım bu güne kadar dinlemeyip çok geç kaldığım için itin köpeğin olam randy abi :(

  31. Ashes of the Wake says:

    What I’ve Become en sevdiğim Lamb of God şarkısı. Gerçekten mükemmel bir albüm. Lamb of God’un zirvesi.

  32. Salata says:

    VDOP ile birlikte dinlediğim en gaz albüm.. Böyle boğaz parçalayan, boyun kıran bi albüm daha yok. randy blythe’ın 2000lerin en iyi vokallerinden biri oluşu, groove saçan riffler, kafa koparan davul kullanımı.. Anlatılır gibi değil dostlar..

    DESTROY YOURSEEEEEEEĞĞĞLLLFFFF!

  33. ÖNCÜL says:

    Çıkalı 12 yıl olmuş, hala kudurarak dinliyorum.

  34. deadhouse says:

    Çok iyi albümler çıkıyor, iyi albümler çıkıyor, güzel albümler çıkıyor.

    Ama böyle taş gibi, sikip atan başyapıt albüm çok çıkmıyor sanki?

  35. killyourselfchuck says:

    Çok uzun zaman geçti ama yazıcam lan! Bu albümdeki davul sound’ una hastayım! öyle böyle değil. yani albümdeki her şarkı her vokal gitar tonu ses vs ataklar 10 üzerinden 10 ama en çok dinlemekten keyif aldıgım davul atakları bu albümde. Daha iyileride var biliiyorum ama herhalde şu hayatta en çok dinlemekten keyif aldıgım album budur. Zerre sıkılmıyorum, umarım bunu geçerler.

  36. Salata says:

    Laid to Rest’in sonunda ”If there was a day I could live..” diye başlayan kısımda arkada birkaç kere değişip tempoyu artıran davullara bayılıyorum

  37. SA says:

    Remorse is for the dead acayip bir şey. Uzun uzun tekrar edip devam eden son rif inanılmaz güzel. Rifin bir yerinde çok çok küçük bir es var. Her dinlediğimde oraya bayılıyorum. Zaten o rife gelene kadarki her yeri muazzam. Girişi olsun nakaratı olsun…

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.