# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
THE HAUNTED, Bronx (27.03.2009)
| 07.06.2009

“We need some water here…” ve mavi üzerine sarı haçlı thrash saldırısı

“Efsanevi At the Gates’in küllerinden yeni bir grup doğuyor” türü bir haber görmüştüm 1997 yılının bir kış gecesinde. Geçici olarak açıldığı belli tek sayfalık uyduruk bir internet sitesinde tek bir mp3 linki vardı. the_haunted_-_hate_song.mp3 yazıyordu sayfanın ortasında. 56K modemin renkli dünyasında, birkaç saatte indirebildiğim 3 küsür MB’lık bu şarkı, o dönemler Pantera ve At the Gates dışında pek de bir şey dinlemeyen bendeniz için gerçek bir şok etkisi yaratmıştı. Sonra albümler çıkmaya başladı ve “Bury Your Dead”ler, “Chokehold”lar, “Bullet Hole”lar, “Trespass”ler, “Hollow Ground”lar, “In Vain”ler geldi, onlar geldikçe biz dağıldık, biz dağıldıkça kirlendi dünya.

Uzun lafın kısası, The Haunted her şeyiyle sevdiğim ve yıllar boyunca tüm yaptıklarına tanık oduğum canciş gruplardan biri haline gelmişti. Grubu 2005 senesinde Kanada’da izleme zevkini yaşamış ve kendinden geçmiş biri olarak, konser haberini duymamla beraber narin bedenimi bir ürperti kaplamış, haberi okuduktan yaklaşık 2 dakika sonra internetten biletimi almıştım bile. Haftalar geçti ve konser günü geldi, gelmekle de kalmadı, çattı. İsterseniz gelin, hep birlikte bir bisiklete doluşalım ve o geceye gidelim. Bronx’un L şeklindeki evlere şenlik mimarisini ve sahnenin de bu L’nin sadece bir koluna dönük oluşunu göz önünde bulundurduğumuzda, grubun solunda kalan seyircinin The Haunted’ı profilden ileyecek oluşu aşikardı. Dahası kolonların da yine sahneye bakan kısma dönük oluşu, yan tarafın çok iyi ses ve görüntü alamayacağını anlamak için yetiyor, hatta bırakın yetmeyi, artıyordu.

Doğuştan çok zeki olduğum için hemen sahne önündeki tarafa geçtim ve sesin en iyi duyulabileceği yere kadar da uzaklaşıp beklemeye koyuldum. Yanımda da kardeş, hatta bir nevi baba site metal-pit’ten dostlarım Ufuk ve Uğur beyler vardı. One Kill Wonder tişörtümle gecenin odak noktalarından biri olduğumu söylememe gerek yok herhalde. Şıklığımla göz doldurduğum gibi, biramı içerken bir anda istemsiz olarak çok sesli geğirmem de gözlerden kaçmadı. Neyse böyle bir süre kaliteli vakit geçirerek beklerken, saatler 22.30′u gösterdi ve “Da Haunted in da house yo mothafuckas” nidaları eşliğinde grup teker teker sahneye çıktı. Sahne benim şu an bu yazıyı yazarken oturduğum koltuktan biraz daha büyük olduğu için, grup elemanları oldukları yere çakılı olarak durmak zorundaydılar. Lakin bu durum doğal olarak seyircinin pek umurunda değildi. Zira grup “Little Cage”le öyle bir girdi ki, adeta yer yerinden oynadı. Şahsen benim olduğum yerden ses son derece iyi duyuluyordu. İnsani boyutlardaki bir sahnede yerinde duramayan ve sürekli tepinen Dolving, böylesi bir kümeste mecburen eğilip kalkmakla yetiniyordu. Stage dive’ın gırla gideceğinin belli olduğu konser “The Drowning”le devam etti. Şarkıları iyi bildiği belli olan seyirci, “Trespass”le kendinden geçerken, “Trenches”a kadar tüm parçalar eşit oranda ilgi gördü. Özellikle “The Flood”, “Moronic Colossus”, “All Against All” ve “In Vain” tüm seyirciyi yarıp attı diyebilirim.

Arada yaşanan saçma bir kavga (güvenlik hışmı?), Dolving’in müdahalesi (“Calm the Fuck Down Olayı” ve “Büyük Leave İsyanı”) ile bertaraf edildi ve yerini tekrardan The Haunted’ın şeker tınılarına bıraktı. Klip parçası “Trenches”a “eh” denebilecek bir ilgi gösteren seyirci, “Dark Intensions” ve ardından da Per Möller’in coştuğu “Bury Your Dead”le tekrardan kendini şaşırdı. Konserin en az ilgi gören, benimse en çok coştuğum şarkısı, “Versus”un, hatta grubun bence en iyi şarkılarından olan damar ötesi “Rivers Run”dı. Benim için tümüyle bir sürpriz olan bu parça, cidden aklımı başımdan aldı diyebilirim.

Yine “Versus”tan “Faultline” ve devamında gelen “99″ ile “No Compromise”, konserin sonuna geldiğimizin de habercisiydi. Grup her konserinde olduğu gibi en sona sakladığı “Hate Song”u da çalarak, bence gayet iyi bir performans sergileyen seyirciye veda etti. Konserden sonra hemen mekandan çıktığım için görmedim ama anlatılardan, grubun konser bitiminde uzun süre sahnede kaldığını ve isteyen herkesle fotoğraf çektirdiğini, seyircilerle adeta tek yürek olduğunu, özellikle de Dolving’in genciyle yaşlısıyla can ciğer kuzu sarması olduğunu öğrendim. Güzel bir tavır, emeğe saygı.

Grubun performansına ve ileriye dönük düşüncelerime gelirsem, seyirci reaksiyonunu da göz önünde bulundurursak, öncelikle The Haunted’ın büyük, normal bir sahnede bir konser vermesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bir Parkorman’ı dolduramaz elbet ama 3-4 gruplu bir mini festivalde gayet şahane bir performans göstereceğine ve aynı düzeyde olumlu bir tepki alacağına eminim. Uni-rock yetkilileri umarım grubu yazın yapılacak ana festival için de düşünürler.

Konsere dönersek, sivri kişiliği ve zıpırlığıyla tanıdığımız Peter Dolving, normal şartlarda sahnede görebileceğiniz en hiperaktif karakterlerden biri olmasına rağmen, kendine ayrılan çük kadar yerde bile muhteşem bir performans sergiledi ve taraflı tarafsız (hö?) herkesin beğenisini topladı. Sessiz ve cool biraderler Anders ve Jens de, Björler soyadının verdiği ağırlığa uygun şekilde gayet mütevazı ve sağlam bir performans ortaya koydular. Metal tarihini en çok etkileyen birkaç kişiden biri olan Anders Björler’i sahnede görmek, eminim sadece benim yüzümü güldürmüyordu. Biliyorum herkes çok istiyordu ama, Marco Aro döneminde “Blinded by Fear”ı canlı çalan grup, Dolving’leyken At the Gates çalmıyor. Bunu bildiğimden zaten bir beklentim de yoktu, hayal kırıklığı da yaşamadım. Diğer gitarist Jensen, haki Explorer’ıyla ağızlardan salya akıtırken, saç ve sakalının beyazladığı gözlenen Per de davulun başında her zamanki gibi taş gibiydi (çalış babında).

Kapanışı yapalım. Sıkıntılı bir mekanda ve seyircinin bir kısmının çok iyi ses ve görüntü alamadığı bir ortamda yapılan, dünyanın sayılı gruplarıdan olan The Haunted’ın, önemine oranla çok ufak bir sahnede, harika bir performans sergilediği bir geceydi. Grubun mütevazı tavrı sayesinde gayet samimi ve iç içe geçen bir konserdi. Uni-rock’çılara bu girişimlerinden ötürü teşekkür ediyorum. Umarım dendiği gibi The Haunted’ı yazın, çok daha ferah bir ortamda, Arch Enemy’nin, Paradise Lost’un, Rotting Christ’ın, Amon Amarth’ın ve …ve çok daha fazlası!’nın yanında izleme şansını yaşarız.

Çalınan şarkılar:

1. Little Cage
2. The Drowning
3. Trespass
4. The Flood
5. The Medication
6. Moronic Colossus
7. D.O.A.
8. All Against All
9. In Vein
10. Trenches
11. Dark Intentions
12. Bury Your Dead
13. Rivers Run
14. Faultline
15. 99
16. No Compromise
17. Hate Song

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“THE HAUNTED, Bronx (27.03.2009)” yazısına 2 yorum var

  1. like fire says:

    bambaşkaydı bu konser. çok eğlenmiştim. setlist’te olmayan ama umarım çalarlar dediğim no compromise’ı da çaldılar. feci mutlu oldum. peter dolving gerçekten çok sempatik bir insanmış. takdirimi kazandı. “calm the fuck down” olayında baya bir güldüm :)

  2. duraganyolcu says:

    Rivers Run parçasını konserde çaldıklarına çok şaşırdım benim en favori Haunted parçamdır. Bi daha gelsinler de gideyim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.