# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
BLACK SABBATH – 13
| 24.06.2013

Efsanelerin son vazifesi: 13.

Ömer Faruk YILDIZ (Emiroğlu)

Black Sabbath’ın ilk tekrardan birleşme hikâyesinin ve uzun zaman sonra albüm çıkarma teranesinin üzerinden tam 16 sene geçti. Hadi ilk 1997 birleşmesini saymayalım; zaten çok albüm getirecek bir birleşme değildi o. Biraz Rick Rubin’in gayreti ve hayranların gazı üzerine meydana gelmiş bir hareketti. E haydi 2006 devresini de saymayalım; çünkü Tony ve Geezer Dio efsanesine dayanamayıp Heaven & Hell projesine atılmıştı, gayet iyi de gidiyordu. Ki o hengâmede zaten Sabbath’tan bir iş çıkması da mümkün değildi. Malum Ozzy’nin Black Sabbath ismi için Tony’ye dava açması ve mahkeme süreci eşeğin kulağına su kaçırır cinstendi.

Black Sabbath’ın yeniden bir birleşme denemesi yapmasını sağlayan faktör Ronnie James Dio’nun vefatı olmuştu (nur içinde yatsın). Artık bu vefatın da ardından Sabbath üyelerinin herhangi bir mazeretleri kalmamıştı. Ve sonunda 11 Aralık 2011’de yani 11.11.11’de yeni albüm müjdesini nihayet verdiler. Bu tarihe kadar grup elemanları işi savsakladıkları için belki suçlanabilirler ama bu tarihten sonra albümün 2013’e tehir edilmiş olmasıyla alakalı grubun suçlanacak bir yanı yok sanırım. Çünkü malum Tony’ye konulan kanser teşhisi ve Bill Ward vakası grubu hafif de olsa sekteye bırakmıştı. Ama efsaneler ne olursa olsun kararlı ve istikrarlı bir vaziyette “ya şimdi ya hiç” demek suretiyle bu albümü yapacaklardı ve yaptılar da çok şükür…

Albüm hakkında kendine metalci diyen her mahlûkat ileri geri ağızlarına ne geldiyse konuştular. Albümün isminden tutun, elemanların albüm öncesi verdikleri demeçlere kadartenkit edilmedik şey kalmadı sanırım. Ta ki God Is Dead?single’ıhuzurlarımıza takdim edilene kadar… Parçayı dinleyenler şöyle bir afallama merhalesi içinde buldular sanırım kendilerini. Çünkü parça hakikaten halis muhlis bir Sabbath parçasıydı! Bunun değerlendirmede icabına bakacağız; ama Sabbath’ın bu hamlesiyle egosu yüksek, burnundan kıl aldırmayan beyefendileri çok iyi bir şekilde ters köşeye yatırdığını da gururla söylemek gerekir diye düşünüyorum.

Giriş

Değerlendirmeye başlarken şunu çok rahat söyleyebiliriz ki bu albümü dinleyen birinin; teknik yönden beğensin veya beğenmesin, bu eserin bir Black Sabbath sound’undan başka bir şey olmadığını ve olamayacağını tasdik etmemesi mümkin değildir. Evet yalan söylemeyeyim; gerek grup elemanlarının 40 sene evvelinden bugüne kadarki müzikal birikimleri ve tecrübeleri, gerekse adamların bir hayli ilerleyen yaşları sebebiyle bu albümün açıkçası çok verimli olmayacağı kanısı bende hep mevcut olmuştu. God Is Dead?’i ilk olarak dinleyince bile bu fikrim tamamıyla değişmedi. Sadece içimden bir “acaba” demekle iktifa ettim. Ama sonra grubun Avustralya konserlerinde hayranlara jest mahiyetinde ilk defa çaldığı yeni albüm parçalarını da şöyle bir kulak ucuyla duyunca artık kesin kanaatimi belirttim ve albümün sağlam olacağına kani oldum.

Gerçekten de parçaları sakin kafayla, mükerreren dinleyince sound’un mükemmelliğine varabildim. Bununla beraber prodüksiyona tek kelimeyle hayran kaldım. Rick Rubin gerçekten Ozzy’nin de söylediği gibi “ne yapmak istediğini çok iyi bilen” bir prodüktör vazifesi gördü. İnce eleyip sık dokuduğu sound’un berraklığından rahatça anlaşılabilir. Bu arada bir not ilave edeyim albümün kayıt süreciyle alakalı; benim de birçok fan gibi tereddütlü olduğum bir mesele olan Ozzy’nin vokalleriyle bilgisayar ile her hangi bir şekilde oynanmamış. Ozzy’nin anlattığına göre Rick, istediği vokali elde edene kadar Ozzy’yi tekrara tabi tutmuş. Bu da memnun edici bir dip not olsa gerek.

Albümün Artıları

Böyle harikulade bir albümün sayılamayacak kadar çok artısı vardır mutlaka.

İlk artısı başta da söylediğim gibi klasik Sabbathsoundu olan ağır ve kasvetli havanın parçalara tamamen sinmiş olmasıdır. Her ne kadar Geezer Butler albümün sound’u için “Heavy’den ziyade hard rock tarafı ağır basıyor” demiş olsa da dinleyene “bal gibi de heavy metal” dedirtmemesine imkân yok.

İkinci artısı da hem grup elemanlarının, hem de hayranların takdirle karşıladığı uzun süreli parçaların ekseriyette olması. Aslında albüm çıkmadan evvel tereddütlerimden biri de buydu. Bunlar kesin 3-4 dakikalık parçalarla “vur kaç” taktiği uygulayacaklar diye düşünmüştüm ama halt etmişim. Gerçekten tam istediğim ebatta olmuş albümün ağır topu niteliğindeki parçalar.

Üçüncü ve en önemsediğim artısı ise sadece sound olarak değil teknik yönden de Black Sabbath havasının yakalanmış olması. Bunu sağlayan en mühim unsur parçalarda Tony’nin riflerine enfes bir şekilde eşlik eden Geezer Butler’ın bas sound’udur bana göre. Geezer’ın basının bu kadar muayyen ve dolgun çıkmasını da yine Rick Rubin’inkaliteli prodüksiyonuna borçluyuz. Sabbath’ın bas sound’unu en beğendiğim albüm Master Of Reality idi. Bu albümdeki hoş prodüksiyonla bas sound’u o kıvamı yakalamış vaziyette bence.

Albümün eksileri diye bir kısım açamadım açıkçası. Çünki grup, benim şahsi beklentilerimi tamamıyla karşılayacak derecede bir iş çıkartmaya muvaffak olmuş. Bu faktörün yanında kıyıda köşede kalmış, mikroskopla görülebilecek bir iki hatayı da ayrıyeten bahis konusu yapmayı doğru bulmuyorum.
Kısaca Parçalar

End of the Beginning: İlk olarak 20 Nisan’da grubun Yeni Zelanda konserinde dinledik bu parçayı. Sonra da CSI’ın sezon finalinin ilk 2 dakikasında küçük bir kısmını izledik. Gerek yarım yamalak duyduğumda, gerekse stüdyo kaydını defalarca dinlediğimde oldukça beğendim bu parçayı. Özellikle parçanın 5:14 kısmında yavaşlayan temposu ve Ozzy’nin “Alright, ok” demesi parçaya oldukça hoş bir hava katmış gerçekten.

God Is Dead?: Malum ilk single ve başta da söylediğim gibi ters köşeye yatıran bir parça… Otuzuncu saniyeden sonra distortion’ın ve Geezer’ın enfes bass-line’ının girmesiyle insanı adeta büyüleyen ve 6:20’den itibaren hareketlenen temposuyla konser atmosferinde mükemmel bir coşturma kapasitesine sahip bir parça. Hoş klip için seçilmeye layık olup olmadığı hususunda tereddütlerim vardı ama sözlerinin manidarlığından ötürü seçilmiş olabileceği sebebiyle bu tereddüdü ortadan kaldırdım. Sabbath ne yaparsa candır…

Loner: Albümde hafif sound’lu ama hareketli tempolu parçalardan bir tanesi. Müzik yönünden seçici olanlar için vasat kabul edilebilir belki ama 4:20’den sonraki Tony’nin solosunu dinledikten sonra ben öyle diyemem şahsen.

Zeitgeist: Duygusal havasıyla ve akustiğiyle albümde ki tek slow parça. Ozzy’nin vokalinin belki de en başarılı olduğu parçalardan birisi aynı zamanda. Keza arkadan güzel bir hava veren davulu da beğendim. Ve son vuruşu yine Tony, yaklaşık bir dakikalık klasik gitar solosuyla yapmış. Beğendim gerçekten.

Age of Reason: Gerek mükemmel girişi ve parçayı başından sonuna kadar ihata etmiş dehşet gitar rifleri ile Age Of Reason bize,Tony Iommi’nin rif konusunda metal camiasında rakipsiz olduğunu öğretmektedir! İlerleyen yaşına ve son zamanlarda çektiği sağlık problemlerine rağmen Tony’nin hala formunu muhafaza ettiğini ve heavy metalin en baba riflerini ürettiğini bu parçada çok iyi anladım şahsım adına. Tek kelimeyle enfes… Keza üçüncü dakikadan sonra parçaya hâkim olan doom havası da dinleyeni adeta bir parçadan başkasına sürüklemiş hissi veriyor.

Live Forever: Albümde diğerlerine nazaran vasat bulabildiğim sadece iki parçadan bir tanesi Live Forever. Yani tek başına değerlendirildiğinde asla kötü değil; ama etrafındaki bir alamet mükemmel rifli ve dehşet sololu parçaların yanında biraz zayıf kalması gayet tabi. Aslında süresi biraz daha uzatılsaydı balladlar arasına girebilirdi ama kısmet diyelim.

Damaged Soul: Kendi zevk tercihim neticesinde albümün en güzel parçası olduğu fikrine kanaat getirdiğim bir yapıt olması sebebiyle biraz mübalağalı değerlendirebilirim. Başta söylediğim o klasik Sabbath sound’unu iliklerime kadar bana en çok hissettiren parça bu oldu açıkçası. Çünkü parçanın başından sonuna kadar Tony ile Geezer’ın eşsiz harmonisine şahit oldum. Hele bir de aralarda giren harmonica ve 4:32’deki basın yükselen distortionu da işin tuzu biberi olunca parçanın tadından geçilmiyor hakikaten. Eğer bu şarkıyı beğenemeyen varsa lütfen tekrar tekrar dinleyip zorla beğenmeye gayret etsin.

Dear Father: Başından itibaren parçaya hâkim olan doom havasına binaen albümün hatırı sayılacaklarından. Ve 3:55’ten 4:50’ye kadar süren hareketli kısım ise harikulade. Albüm çıkmadan evvel grubun stüdyo videolarını izlediğimde Ozzy bu kısma vokal yapıyordu, izleyenler hatırlar. İnanın bana o andan itibaren bu bölümün hangi parça içinde olduğunu merak edip durmuşumdur. Nihayet o parçayı buldum.

Methademic: Albümün en hareketli iki parçasından birisi Methademic. Bu kadar ağır havalı ve uzun müddetli parçaların arasına bir iki tane hızlı tempolu parçanın serpiştirilmesi güzel olmuş. Sabbath’ın asıl sound’u böyle diye bütün bir albümü ağır tempolu parçalara mahkûm etmek de iyi değil. Keza bu parçayla Tony ve Geezer harmonisinin tadına iyi bir şekilde varabileceğimizi de hatırlatmadan geçmeyeyim.

Peace of Mind: Live Forever ile birlikte vasat kategorisinde olan diğer parça da bana göre bu. Ama tekraren söylüyorum, diğer parçanın da kötü olmadığı gibi bu da kötü değil. Aksine riflerine ve vokallerine hayran kaldım da denilebilir. Ama bu konseptteki bir parçanın 3 dakika 40 saniye değil 6-7 dakika olması gerekiyordu ki iyice tadı çıksın. Yani parçanın tek noksan kısmı uzatılmamış olması diyebiliriz. Biraz vur-kaç türünden parça olmuş.

Pariah: Sakin girişiyle bize önce biraz nefes aldıran ve otuzuncu saniyede yükselen tempoyla beraber gelen müthiş rifleriyle soluğumuzu tekrardan kesen havasıyla sağlam bir parça. Geezer’ın albüm çıkmadan evvel söylediği hard rock havasını görebileceğimiz Loner ile beraber ikinci parça diyebiliriz Pariah için.

Naïveté In Black: Bu da grubun stüdyo videolarında tadımlık dinlettiği parçalardan bir tanesi. Sadece girişini dinleyebilmiştik videoda, ki parçaya aşık olmak için bu enfes girişi tek başına dinlemek yeter de artar. Methademic ile birlikte albümdeki hareketli ve gaz diyeceğimiz ikinci parça. Ozzy’nin bunu eğer söylerse konserlerde nasıl söyleyeceğini çok merak ediyorum.

Netice İtibariyle

Bu kadar uzun, daha doğrusu uzun olmayı hak eden bir kritiğin ardından albümün beni gerçekten tatmin ettiğini söylememem için elimde hiçbir sebep yok. Çünkü albümün hemen hemen her parçasında Sabbath’ın eski parçalarından bir iz buldum. End of theBeginning’de Black Sabbath’ı, Loner’da N.I.B’yi, Zeitgeist’da She’s Gone’ı, Damaged Soul’da Dio’lu albümlerden Over An Over’ı, Methademic’de Time Machine’ı hissettim. Eminim albümü dinleyenler benim bulduğumdan daha fazlasını parçalarda bulmuştur.

Evet, grubun Ozzy’nin paragözlüğü sebebiyle son zamanlarda çok ticarileştiğini düşünebilirsiniz; yine mali sebeplere binaen Bill Ward’a büyük bir haksızlık ettiğini de düşünebilirsiniz, ki ben de aynı şekilde düşünmüyor değilim. Ama oldukça sık kullandığım “yiğidi öldür, hakkını yeme”deyimini; bu albümü ister Sabbath fanı gözüyle, ister müzik eleştirmeni gözüyle, hangi nazarla olursa olsun dinledikten sonra dikkate almalısınız.

Ozzy’nin artık heavy metal solisti olduğunu düşünmeyen ve hatta “No Bill, No Sabbath” diyebilecek kadar radikal bir çizgi izleyen Sabbath hayranlarından, zamanında yaşanmış bütün olumsuzluklara rağmen en azından albümün hakkını teslim etmelerini beklerim.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.03/10, Toplam oy: 95)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2013
Şirket
Vertigo Records
Kadro
Geezer Butler: Bas
Ozzy Osbourne: Vokal, harmonica ("Damaged Soul")
Tony Iommi: Gitar
Brad Wilk: Davul
Tommy Clufetos: davul (Dirty Women)
Şarkılar
1. End of the Beginning
2. God Is Dead?
3. Loner
4. Zeitgeist
5. Age of Reason
6. Live Forever
7. Damaged Soul
8. Dear Father
  Yorum alanı

“BLACK SABBATH – 13” yazısına 13 yorum var

  1. Mechanix says:

    35 sene sonra tekrar birleşip masterpiece yapmak: Black Sabbath

    DeathoteK

    @Mechanix, aynen ;)

  2. DeathoteK says:

    dinle dinle doyamadığım albümler arasına girer mi girer =).
    hiç beklemediğim kadar güzel bir albüm koymuş agalar önümüze.. kritik içinde teşekkürler..

  3. saw you drown says:

    On numara albüm değil de 9 numara desek yeridir. Yani puan tam yerinde olmuş. Büyüksün Sabbath!

  4. bab-ı esrar says:

    bende BS hastası olarak albümü çok beğendim! kritikte güzel olmuş yazan eller dert görmesin ama şunu da söylemeden geçemiyeceğim Tony nasıl bu kültürün riff babasıysa Dio da kimsede olmayan türler üstü müthiş sesiyle(huzur içinde yatsın) çok ayrı yerde, tabi ki Ozzy li ilk 6 albüm benim için canan filandır ama kardeşim birleşme olduğunda grubun resmi internet sitesinde DIO lu albümleri ve Bill Ward lı fotoğrafları kaldırtmasıda (yosma karısıda yapsa fark etmez) bir o kadar moral bozucu oldu. Koskaca dağlar padişahı BS ye yakışmadı hatta utanç verici bir hareketti! onun için Ozzy nin ve yandaş medya karısına en derin sevgilerimi gönderiyorum…

    ManOmeR

    @bab-ı esrar, Ozzy konusunda söylediklerine son derece iştirak ediyorum. Sağolasın.

  5. ihsan says:

    albümü henüz üç kere dinleyebilmiş biri olarak söyleyeceğim ilk şey, albümün çok yoğun tınladığı olacak. 13 takip ettiğim kadarıyla the devil you know’dan daha olumlu karşılanmış. bense, şu an için aksi kanaatteyim.

    bugünü, kendimce black sabbath’a ayırdığımdan, sitedeki diğer kritiklere de bakındım. yazar için gördüğüm ortak eleştiri konusuna ben de katılıyorum. yazarın albüm kritiklerini mahkeme kararı havasında yazmasından mütevellit(!) okuyucu da yorgunluk, dikkat dağılması mevzubahis olmakta. mamafih, kritikte yazım hatalarına da rastladıkça tebessüme arka plan uzun solumalar doğuyor. sanırım, yazarın black sabbath heyecanıyla tek oturuşta yazması ve yazdıktan sonra kritiği kontrol etmemesinden dolayı bu tip hatalar çoğalmış. niyetimin yazarın üslubunu acımasızca yermek yahut heyecanını kaçırmak olduğu da düşünülmesin. sadece trt de schubert ya da stravinsky belgeseli izlemiyoruz. biraz daha geniş, ferahlatıcı bir tarz konsepte daha uygun düşecektir.

    bence, üslubunda kısmi değişikliklere gitmelisin. tabii hayat senin hayatın :)

    ManOmeR

    @ihsan, Kıymetli İhsan. Albümün The Devil You Know’dan daha olumlu karşılandığını neye istinaden söylüyorsun? Sitede malum albümün kritiği yok. Sadece benim Heaven & Hell hakkında yazdığım yazıda albümün kısa bir değerlendirmesi var. Herneyse, aksi kanaatte olduğunu söylediğine göre albümü pek beğenmemiş olmalısın.

    Keza kritiği bir anda yazdığım doğru; ama iyi ve teferruatlı bir kritik olması için normalinden biraz daha vakit ayırdım yazıya. Hatta göndermeden evvel kontrol de ettim. Yazı veya imla hataları gözümden kaçmış olabilir, inkar edemem. Ama neticede anlatmak istediğim bir şekilde anlaşılıyorsa pek sıkıntı yoktur diye düşünüyorum :))

    Yorum için teşekkür ederim ama albüm hakkında biraz daha değerlendirmeler yaparsan memnun olurum. Çünki şuana kadar albüme dair olumsuz kanaat getiren birine rastlamadım (eğer fikirlerin olumsuz ise tabi).

    ihsan

    @ManOmeR, the devil you know ile arasında olan karşılaştırmayı senin kritiklerine ya da sitedeki yorumlarlarla sınırlı tutmadan belirtmiştim. gerek arkadaşlar, gerek internet üzerinden okuduğum çeşitli yorumlar bu yöndeydi.

    black sabbath’ı doom metal diye kategorize edemeyiz. ancak ozzy’li ilk birkaç albümlük dönem, bu janrın kurallarının yazıldığı açık. 13′de ise yer yer debut albümleri (ki bence en karanlık eserleri) ve paranoid’deki basık, kasvetli hava fazlasıyla var. sonraki dönemlerinde baskın çıkan heavy metal tınısı da 13′e yedirilmiş. üstüne çalan elemanların katbekat artan enstrüman becerilerini de ekleyince mükemmel. ancak ozzy’nin duş esnasında kaydedilmiş vokalleri(!) ve grubun son dönemde iyice kaydığı , iyi de yaptığı, heavy soundundan sonra bu kadar doomy bir albüm kaydetmesini yadırgadım. sanırım, black sabbath denilince herkesin ilk dönem albümlerini anması etkili olmuş. bunun yanında, kimsenin değinmediği bir konu “blues”. led zeppelin kadar black sabbath’da bluesdan doğmuştur. madem ilk dönem gibi ses vermek niyetindelerdi, keşke iki-üç bluesy sos da fena olmazdı. tabi ki, her şey bir yana, 13 güzel bir albüm. dördüncü dinleyişimin sonunda yavaş yavaş gizli hitleri çıkarıyorum, tıpkı eski sabbath albümleri gibi.

    brad wilk’den de bahsedilmemiş, mesela. bill ward ilerlemiş yaşına rağmen böyle çalabilir miydi, bilemiyorum. geniş bir zamanında, dehumanizer’i de çiziktir :) seni bilmem ama bence, bs’nin saklı hazinelerinden birisi de o albümdür.

    ManOmeR

    @ihsan, Üstad Brad Wilk daha 45 yaşında. Yani diğer elemanların yanında dünkü çocuk bile denilebilir kendisine. Tabii ki Brad’in de yeni albümün inşasında az ya da çok tesiri olmuştur; benim yerime sen bahsetmiş oldun. Sağolasın… :))

    Evet Dehumanizer da en favori Sabbath albümlerimdendir. Yalnız o albümün davulcusu Vinnie Appice. Aslında Brad’in yerine onun gelmesini beklerdim ben, madem ki bahsini açtık :))

  6. ismail vilehand says:

    fazla şey söylemek istemiyorum, çok koyu bir BS fanıyım ama The Devil You Know gibi bir albümden sonra bu baya olmadı bence. kötü değil ama ne kadar BS adıyla olmasa da sapına kadar BS olan The Devil You Know bunu ayıptır söylemesi şeyinde sallar. gerekirse The Devil You Know kritiği de yazarım ama puan vermem o albüme. başka biri yazarsa da lütfen puan vermesin. “10/10 süper albüm yea” denecek tarzda bişi değil o albüm bence.

    ManOmeR

    @ismail vilehand, The Devil You Know’un yeri Heavy Metal camiasında elbette ki ayrıdır. Tony’nin rif ve soloları daha klas olmakla birlikte Dio’nun vokalleri her zaman olduğu gibi albüme mükemmel bir hava katmıştır. Ama bu albüm bir Black Sabbath projesi değil malumunuz; bir nevi süper grup projesinin mahsulü diyebiliriz…

    Dio’nun vokalleri Ozzy’ninkiyle asla mukayese edilemez zaten. Ozzy gerek paçavra sesiyle gerekse zayıf karakteriyle Dio gibi büyük bir üstadın tırnağı bile olamaz. Ne kadar Heavy Metal’e hizmet etmiş olursa olsun. Aynı şekilde 13 albümünü de The Devil You Know ile kıyaslamak yanlış olur bence. Zira Sabbath ekibi tarafından yapılmış bir albüm diye diğer Sabbath albümleriyle kıyaslanacak diye bir kaide yok.

    Black Sabbath dünden bugüne soundunu çok değiştirdi. Gelen her vokalist gruba farklı bir tarz kattı. Ama grubun en orijinal soundu kabul etmek gerekir ki Ozzy’li dönemdeki soundudur. Yanlış anlaşılmasın, bu soundun oluşumunun Ozzy ile bir alakası olduğundan değil. O müthiş soundu yaratanlar Tony ve Geezer ikilisidir.

  7. Ali Üçok says:

    Nerdeyse her şarkının eski bir şarkıya selam çaktığını farkeden tek ben miyim? (Örn: Zeitgeist, Planet Caravan; End of the Beginning, Black Sabbath; Loner, N.I.B vs)

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.