#ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ

MARTY FRIEDMAN – Dragon’s Kiss

Ahmet Saraçoğlu | 28.01.2026

Dave Mustaine’in dinler dinlemez Marty Friedman’ı MEGADETH kadrosuna aldığı, shred gitar tarihinin en önemli albümlerinden biri.

Müzik kariyerine 16 yaşında DEUCE ile başlayan Marty Friedman, ardından speed/heavy metal grubu HAWAII ile iki albüm çıkarmış ve akabinde o güne dek herhangi bir grupta yer almışlığı, bir albümde çalmışlığı olmayan 19 yaşındaki gitar fenomeni Jason Becker’la birlikte CACOPHONY’yi kurmuştu. CACOPHONY’yle ilgili detaylardan “Speed Metal Symphony” incelemesinde bahsettiğim için olayın o kısmını geçiyorum.

CACOPHONY 1988’de ikinci albümü “Go Off!”u çıkardıktan sonra Becker ve Friedman ayrı ayrı ilk solo albümlerini çıkarmış ve gitar dünyasını derinden sarsmışlardı. Jason Becker imzalı “Perpetual Burn” hem Becker’ın yaşı gereği hem de bu yaşta bu düzeyde gitar çalabiliyor olmasından dolayı doğal olarak daha büyük ses getirmiş ve bir anda tüm gözlerin Becker üzerinde toplanmasını sağlamıştı.

Marty Friedman ise ilk solo albümü “Dragon’s Kiss” ile yine epey bir dikkat çekmiş ve bu albümü dinleyen Dave Mustaine, Friedman’ı MEGADETH’e davet ederek metal tarihinde yer edecek bir olaya imza atmıştı. Marty Friedman bu albüm çıktığı sırada 26 yaşındaydı ve o zamana dek çaldığı gruplardan edindiği tecrübe sayesinde sadece bir lead gitarist değil, aynı zamanda bir besteci olduğunu da net şekilde göstermişti.

Bilenler bilirler, özellikle seksenlerin ikinci yarısında gitar dünyasında çok belirgin bir Shrapnel Records etkinliği vardı ve shred gitaristlerin albümlerini yayınlayan Shrapnel Records bu sayede metal tarihinde kendine has bir yer edinmişti. Tony MacAlpine, Vinnie Moore, Greg Howe, Ritchie Kotzen, Marty Friedman, Jason Becker gibi çok üst düzey gitaristlerin yanı sıra CACOPHONY ve RACER X gibi oluşumların albümleri de yine Shrapnel’dan çıkmıştı. Friedman’ın bu ilk solo albümü de şirketten çıkan en önemli işlerden biriydi ve Shrapnel Records’ın kadrolu prodüktörü diyebileceğimiz Mike Varney imzasıyla raflardaki yerini almıştı.

“Dragon’s Kiss”e baktığımızda Marty Friedman’ın shred dünyasını aşarak metal dünyasının tamamıyla tanışmasını sağlayan pek çok lead gitarist özelliğinin erken dönem örneklerini görüyoruz. Pek çok kişi Friedman’ın “Dragon’s Kiss”ini dinlemeden önce kendisinin “Rust in Peace”teki sololarına benzer şeyler duyacağını düşünebilir, ancak dikkatli dinlediğinizde göreceğiniz üzere Friedman’ın bu iki albümdeki solo tarzı arasında belirgin farklılıklar söz konusu.

Marty Friedman’ın solo tarzına baktığımızda gördüğümüz bazı karakteristik özellikler var. Bunlardan kısaca bahsedecek olursak, bir kere Marty Friedman sololarında chromatic yürüyüşleri çok sık kullanır. Chromatic yazım tarzı Dave Mustaine’in riflerinde de başka hiçbir metal grubunda olmadığı kadar çok görüldüğünden, ikisinin bu özelliği MEGADETH’te kusursuz şekilde eşleşmiş ve grubun doksanlar başındaki benzersiz sound’unu oluşturmuştu. Friedman’ın sololarında sıklıkla kullandığı şeylerden biri de birbirine bend’le bağlanan melodiciklerdir. Friedman sololarının akılda kalıcı olmasını sağlayan şeylerin başında bend’lerle birbirine bağlanan melodik anlar gelir. Çok teknik taraflara girmek istemiyorum, ama hazır bir shred albümünü inceliyorken biraz bahsetmek istiyorum. Jason Becker’ın çılgınca kullandığı 6 telli sweep’lerin aksine Friedman daha ziyade 3 telden çalınan diminished arpeggio’ları tercih eder. “Holy Wars… The Punishment Due” ve “Hangar 18”de sıklıkla gördüğümüz üzere phrygian dominant scale’den dairesel legatolar sayesinde akıcı sololar sunan Friedman, blues gamlarını Jason Becker’a göre çok daha fazla kullanmasıyla da kendi belli eder ve bu açıdan yer yer Vinnie Moore’a yakın durur. Bunların dışında Joe Satriani’nin de sıklıkla kullandığı ve Marty’nin muhtemelen Chris Poland’dan ilham alarak tarzına eklemiş olması muhtemel bir olaya da oktavlar arasında gidip gelen bazı yürüyüşlerdir. Bunu da “Rust in Peace”, “Countdown to Extinction” ve “Youthanasia”nın her bir yanında duyabiliyoruz. Son olarak, muhtemelen gitar tarihinin en çok upstroke kullanan, yani tele üstten değil alttan vuran gitaristi olan Friedman, bence kendisini en çok belli eden ve diğer pek çok gitaristten ayıran şey olan beklenmedik anlarda pentatonic’ten mixolydian’a hızlı geçişleriyle de yine kendini belli eder diyerek bu teknik analizi noktalayayım.

Yukarıdaki paragrafı normalde yazmazdım, ancak dediğim gibi fırsatını bulmuşken yazayım dedim, sıktıysa mazur görün.

Şarkılara baktığımızda Marty Friedman’ın seksenlerin shred gitaristleri arasında, solo albümünde metale en çok ağırlık veren isimlerden biri olduğunu görüyoruz. Enstrümantal shred albümleri dendiği zaman pek çoklarının aklına Joe Satriani’nin bluesy rif ve soloları, Steve Vai’ın sihirbazlıkları gelse de Marty Friedman “Dragon’s Kiss”de duygudan duyguya atlayan, ancak benzerlerinin aksine çok daha sert anlar barındıran bir müzik sunuyor. Hard rock’tan daha sert karakterli rifleri zaten her yerinde gördüğümüz albümün en uzun şarkısı olan “Forbidden City”nin 2.42’de bir anda resmen bir thrash metal şarkısına dönüştüğüne bile tanıklık edebiliyoruz. Bu gibi beklenmedik pek çok şey, Friedman’ın sadece çok iyi solo attığını göstermekle kalmayıp besteci yönünü de öne çıkarmaya çalıştığının açık göstergeleri.

Albümün ilk şarkısı “Saturation Point” ve özellikle altıncı şarkı “Jewel”da Jason Becker’ı duyma şansına da erişiyoruz ve özellikle “Jewel”, başlar başlamaz giren gitarlar sayesinde adeta bu albümden 4 ay sonra çıkacak “Perpetual Burn”deki Jason Becker klasiği, başyapıt, kusursuzluk abidesi “Altitudes”un ilk işaretlerini duymuş oluyoruz. Hatta buradan bağlayacak olursak, Jason Becker da “Altitudes”un 1.24-1.56 arasında çok net şekilde Marty Friedman’dan etkilendiği bir bölüm koyarak Marty’ye iade-i ziyarette bulunmuştu ve yıllar sonra da Marty Friedman “Altitudes”un o kısmını çaldığı bir video eşliğinde Jason’ın doğum gününü kutlamıştı. Hey gidi Jason be… Yine durduk yere üzüldük.

“Jewel”la ilgili enteresan bir olay var, iki gitarist bu şarkıyı havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken 10 dakika içinde yazıyorlar ve ikisi de şarkıyı çok beğenince bu şarkının kimin solo albümünde olacağına dair tartışmaya başlıyorlar, ancak sonra yazı tura atıyorlar ve şarkı Friedman’da kalıyor. Sonrasında Jason bir gün Marty’yi arıyor ve “Jewel’dakinden daha iyi bir melodi buldum ve solo albümüme koyuyorum” diyerek tatlı bir nispet yapıyor, ki o şarkı da “Perpetual Burn“deki “Opus Pocus” oluyor.

Tabii “Dragon’s Kiss” deyip sadece Marty Friedman’ı anmak olmaz. Albümde çalan davulcu Deen Castronovo da Friedman’ı çok iyi destekleyen, şarkılara renk katan davul yazımıyla “Dragon’s Kiss”in diğer bir parlak noktası.

“Dragon’s Kiss”in ardından CACOPHONY sonlanmış, yukarıda da dediğim gibi bu albümü dinleyen Dave Mustaine Marty Friedman’ı havada kapmış ve bu sayede MEGADETH, metal tarihinin gelmiş geçmiş en iyi albümlerinden biri olan “Rust in Peace”i çıkarmıştı. Şahsen Friedman’ın 1988’de çıkan bu albüm ile 1990’da çıkan “Rust in Peace” arasında solo yazımını çok geliştirdiğini, MEGADETH’in rif karakterinin de etkisiyle metal tarihinin en akılda kalıcı sololarından bazılarına imza attığını düşünüyorum. Hem bu gelişimin görülmesi hem de 80’lerin en önemli shred gitar albümlerinden birinin bilinmesi adına “Dragon’s Kiss”in dinlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Gitar çalmanıza, shred gitar albümlerine meraklı olmanıza gerek yok, zira burada amaç saniyede çok nota basmak değil, iyi müzik yapmak.

9/10
Albümün okur notu: (9,61/10, Toplam oy: 69)

Albüm bilgileri

MARTY FRIEDMAN – Dragon’s Kiss
Çıkış tarihi
1988
Şirket
Shrapnel Records
Kadro
  • Marty Friedman: Gitar, bas, besteler
  • Deen Castronovo: Davul
  • Konuk:
  • Jason Becker: Lead gitar (1, 6)
  • Maija: Piyano
Şarkılar
  1. Saturation Point
  2. Dragon Mistress
  3. Evil Thrill
  4. Namida (Tears)
  5. Anvils
  6. Jewel
  7. Forbidden City
  8. Thunder March

Yorumlar

“MARTY FRIEDMAN – Dragon’s Kiss” için 16 yorum var

  1. Rzeczom avatarı
    Rzeczom

    ‘amaç saniyede çok nota basmak değil, iyi müzik yapmak.’

    *dragonforce left the chat*

  2. seyfettin dursun avatarı
    seyfettin dursun

    En sevdiğim gitaristlerden biri olmasına ve albümdeki müzisyenlik arşa değer vaziyette olmasına rağmen, Marty Friedman’ın bu albümüne oldum olası ısınamıyorum. “Albümün yıldızı” diyebileceğim bir parçayı hala bulamadım ve ne zaman Marty’den bir şeyler dinlemek istesem elim hep “True Obsessions”a gidiyor. Bu vesileyle bir tur daha döndüreyim bari.

    1. Ahmet Saraçoğlu avatarı

      @seyfettin dursun, özellikle solo gitarist albümlerinde böyle farklı görüşler oluyor tabii. Aşağıda da “Loudspeaker” dendi, eminim “Scenes”i en çok seven bir dolu kişi de vardır.

    2. feel the groovity avatarı
      feel the groovity

      @seyfettin dursun, +1

      True Obsessions>Introduction>Scenes

      Introduction ve Scenes tamamen new age, TO ise new age + instrumental rock, daha çeşitli ve zengin. TO’daki Intoxicated’ın hastasıyım.

      1. seyfettin dursun avatarı
        seyfettin dursun

        @feel the groovity, aynı fikirdeyim hocam. “Intoxicated”, “The Yearning” ve (çok cheesy ama) “Last September” nefis şarkılardır. Keşke albüm Spotify’da da olsa:(

  3. Gariban avatarı
    Gariban

    Çok büyük gitarist ya… melodik zekası ilah seviyesinde, tuşesi karakteristik, tekniği de gayet iyi… Bir insan bir solo gitaristten başka ne ister ki :) Metal dünyasında hayran olduğum gitaristlerin başında geliyor Marty bambaşka bir seviye cidden. Bir metal grubu kurma hakkı verseler bu adamı gözü kapalı solo gitara koyarım 😅

    1. Alesta avatarı
      Alesta

      @Gariban, Kesinlikle… RIP ile tanımıştım Marty’i. Daha sonra perpetual burn’ü keşfedip cacophony’i keşfetmiştim ve Marty’nin grubu olduğunu görünce şaşırmıştım. Kendimi bildim bileli favori gitaristim ve lead gitardaki idolüm kendisidir. Ayrıca geçen ay da megadeth sayesinde kendisini görmek nasip oldu :)

      1. Gariban avatarı
        Gariban

        @Alesta, Ne mutlu :) umarım bir gün kendi şarkılarını çaldığı solo konserine tekrar denk geliriz. Stigmata Addiction, Steroidhead ile falan karşılıklı kafa sallamak nasip olur inş :)

  4. Kıvo avatarı
    Kıvo

    Türünün en iyilerinden. Diğeri de Becker’ın Perpetual Burn albümü bence. Forbidden City candır.

  5. Boba Fett avatarı
    Boba Fett

    Dave Mustaine harika bir müzisyen olmasının yanı sıra şahane bir scouting. Adam buluyor getiriyor.

  6. Kürşat avatarı
    Kürşat

    Çok çok iyi albüm… Ama en iyi Marty albümü kanımca Loudspeaker’dır, Ahmet ağabey bir ara da onu incelesin canını yiyelim.

    1. Ahmet Saraçoğlu avatarı

      @Kürşat, bir ara olur tabii.

      1. Kürşat avatarı
        Kürşat

        @Ahmet Saraçoğlu, çok makbule geçer abi. Marty Friedman’ın güncel soundunun temeli direkt o albüm. Sonrasında yaptığı tüm albümler de sanki o albümün geri dönüşümü gibi biraz. Şarkı yazımı olarak o, prodüksiyon olarak Tokyo Jukebox. Hakkını yemeyeyim en son çıkardığı Drama albümü daha çok True Obsessions gibi.

  7. Pneuma avatarı
    Pneuma

    Scenes ve intruduction ,sakin dingin. Scenes’da Kitaro’nun dokunuşları bile var. Hep çok merak etmişimdir. Bir insan bu kadar farkı kafalara nası giriyor diye. Bence Megadeth’ e daha iyisi gelmedi bir daha.

  8. Saturation Point avatarı
    Saturation Point

    Hem müziğe hem de davula bakışımı etkilemiş mükemmel bir albümdür. Ne varsa eskilerde var.

  9. Scream Bloody Gore avatarı
    Scream Bloody Gore

    En sevdiğim albümü. Zamanında İstanbul’da Jason Becker ve Michael Lee Firkins cdlerini bulabildiğim halde bunun cd sini edinmek için çok uğraşmıştım, İzmir’e gezmeye gittiğimde Kıbrıs Şehitleri caddesinde bir yerde denk gelince deli gibi sevinip hemen parayı basmıştım. O gün Testament – The Legacy cd sini de beraberinde almıştım, unutamadığım günlerden biri.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir