Son yıllarda, yaşadığım çevrenin hızla çürüdüğünü, üzerime doğru çöktüğünü izliyorum. Yerler izmarit dolu. Parklarda çekirdek kabuğu, bira şişesi, cips paketi peyzaj ögesi olmuş. Kaldırıma park eden arabalar yüzünden yola inip yürürken kafamdan “şimdi önümden bir sokak köpeği fırlar, otobüs direksiyonu kırar, ben de arada gider miyim” hesapları geçiyor. Metroda kulaklık takmadan TikTok videoları izleyenler, inenlere yol vermeden binmeye çalışan et yığını sabrımı sınıyor. Apartmanın otoparkından çıkacağım ama üç ayrı “park etmeyiniz” tabelasını siklemeyen birisi yine çıkışa araba park etmiş. Sahibini bulmak için dakikalarca uğraşıyorum. Lütfedip geldiğinde bir özür bile dilemeyen o pişkin ifadeyi görünce içime patlıyorum. Misantropinin kıyısına sürüklenip içimdeki ilkel öfke tetiklenirken bu albüm imdadıma yetişiyor. Şehirli cehennemin, tahammülsüzlüğün bu yılki soundtrack’i olarak listemde yerini alıyor.
Norveç black metal sahnesinin URGEHAL, DJEVEL, KOLDBRANN, SARKOM gibi demirbaş oluşumlarından üyeleri barındıran JORDSJUK, beklenenin aksine bir nostaljik anma grubundan ziyade; ne yaptığını bilen, türün dinamiklerine hakim elemanların bir araya geldiği bir black metal makinesi gibi çalışıyor. İlk uzun metrajlı albümleri olan “Naglet til livet”, benim gibi death metal kökenli olup black metalin içinde o punk/thrash enerjisini ve “riff” saldırganlığını arayan seçici dinleyiciyi avucuna almayı çok iyi başarıyor.
JORDSJUK müziğinden bahsederken URGEHAL referansından kaçınmak imkânsız. Özellikle gitar işçiliğindeki groove hissi, kafa sallatan orta tempo ritimler ve ardından gelen hızlı rifff saldırısı “Goatcraft Torment” dönemine göz kırpıyor. Grubun beyni Renton, bir röportajında “Teknik karmaşayı bir kenara bırakıp, o eski, kirli ve basit rifleri geri getirmek istedik” derken aslında tam da benim gibi dinleyicilerin duymak istediği şeyi tarif ediyor. Haliyle ben de albümü dinlerken sık sık istemsizce yüzümü buruşturup kafa sallıyorum.
İşin vokal ve atmosfer tarafında ise ibre KOLDBRANN’a doğru kayıyor ve Mannevond faktörü tam bu noktada albümün kaderini belirliyor. Performansı, KOLDBRANN günlerini aratmayacak derecede zehirli. Yine her zamanki kendine has tarzıyla, sanki şarkı söylemiyor da net telaffuzuyla Norveççe kelimeleri dinleyicinin suratına hece hece tükürüyor. Renton’un da belirttiği gibi, “bu rifflerin üzerine, dinleyiciyi rahatsız edecek kadar gerçekçi ve tehditkâr bir ses lazımdı” ve Mannevond bu görevi fazlasıyla yerine getiriyor.
Albümdeki tüm şarkıların söz ve müziği Eirik Renton’a ait. Fantastik kaçışlara yaslanmak yerine, kişisel travmalar, hastalıklı düşünce kalıpları ve sosyal çürüme albümün tematik omurgasını oluşturuyor. Grubun ismi de bu yaklaşımı destekliyor. Norveççede “arazi hırsı” veya “toprak açlığı” gibi eski bir anlama gelse de, kelimeleri ayrı ayrı okuduğumuzda “Jord” (Toprak/Dünya) ve “Sjuk” (Hasta) kelimelerinin birleşimiyle ortaya çıkan “Hasta Dünya” çağrışımı, albümün vurguladığı o çürümüş dünya tasvirine cuk diye oturuyor.
Prodüksiyon tarafına geldiğimizde işin rengi ilginçleşiyor. Miks masasında Kurt Ballou’nun oturduğunu görüyoruz. Renton, standart bir metal prodüktörü yerine hardcore/punk sahnesinden gelen Ballou’yu özellikle seçtiklerini söylüyor. İlginç bir bilgi olarak da Ballou’nun davul kayıtlarını analog bir teypten geçirip daha sıcak ve doğal olmalarını sağladığını ekliyor. Mastering aşamasında Brad Boatright’ın katkısıyla, yalnızca iki gitar kaydı kullanılarak oluşturulan yoğun gitar duvarı, günümüz metal prodüksiyonunda sıkça rastlanan “quad-track” yöntemine girmeden etkileyici bir sonuç vermiş. Bas gitar ise drive’sız, sade bir tonla da olsa gayet duyulabilir şekilde sound’a destek veriyor. Son tahlilde, stüdyo temizliğinde tınlayan ama sanki grup karşınızda çalıyormuş hissi veren organik bir sound ortaya çıkmış.
Sonuç olarak JORDSJUK, tekerleği yeniden icat etmiyor ama o tekerleği alıp hırsla kafamıza fırlatıyor. “Naglet til livet”, kısa, vurucu ve boş şarkı barındırmayan yapısıyla 2025’in en dikkat çekici safkan black metal işlerinden biri. Eğer riff odaklı ve direkt bir black metal albümü arıyorsanız ve hepsinden önemlisi, evden çıktığınızda gördüğünüz o sosyal çürüme, yozlaşma ve saygısızlık midenizi bulandırıyorsa, JORDSJUK bu öfkeyi kusmak için şu an en doğru adres.
Eline sağlık. Senden inceleme okumayı özlemişim. Yazının ilk paragrafında nasıl dolduğun belli oluyor ve bu albüm de bu doluluğu kusmak için gayet iyi bir araç.
Çok sağolun. Siteyi ilk açtığımızda üniversite son sınıftaydım, boş vaktim boldu, kendimce bir şeyler karalayabiliyordum. Sonra doktora, iş güç derken müzik dinleyecek zamanı bile zor bulur oldum. Son zamanlarda biraz daha denge kurabildim, o yüzden arada boşluk buldukça bir şeyler yazmaya çalışayım dedim. Dönemsel boşluğum bitene kadar Ahmet’in de yükünü hafifletmek adına belki birkaç tane daha kritik gelebilir.
Eline sağlık. Senden inceleme okumayı özlemişim. Yazının ilk paragrafında nasıl dolduğun belli oluyor ve bu albüm de bu doluluğu kusmak için gayet iyi bir araç.
Eline sağlık ilk paragraf her günümüzün bir özeti olmuş. Albüme henüz bakma fırsatım olmadı yazıdan az çok kafamda bir şeyler çağrıştırdı.
Böyle bir yazıyı okuyunca albümü oturup dinledim… keşke daha çok yazabilsen buraya, ifadelerinde kendimi buldum.
Çok sağolun. Siteyi ilk açtığımızda üniversite son sınıftaydım, boş vaktim boldu, kendimce bir şeyler karalayabiliyordum. Sonra doktora, iş güç derken müzik dinleyecek zamanı bile zor bulur oldum. Son zamanlarda biraz daha denge kurabildim, o yüzden arada boşluk buldukça bir şeyler yazmaya çalışayım dedim. Dönemsel boşluğum bitene kadar Ahmet’in de yükünü hafifletmek adına belki birkaç tane daha kritik gelebilir.
08.01.2026
@hysteresis, gelsin lütfen, baştacı
09.01.2026
@hysteresis, senin kaleminden bir “Vomitory – Blood Rapture” okursak fişek gibi oluruz fişek.