Doksanların ilk yarısı İsveç sahnesinin butik başyapıtlarından biri.
Geçtiğimiz aylarda şehirler arası bir yolda araba kullanırken polis çevirmesine denk geldim. Arabayı sağa çektim, ehliyet ruhsat verdim, yola devam edecektim ki ehliyete bakan memur bey üzerimdeki EDGE OF SANITY – “Purgatory Afterglow” tişörtündeki grup logosunu görünce “Metallica” dedi, ben de gayri ihtiyari “ahah, Metallica değil” dedim. O da “O tarz bir şey işte” dedi, ardından tekrardan yola koyuldum.
Türk devletiyle EDGE OF SANITY’nin buluştuğu böyle minik bir anım olduğu için mutluyum.
Diskografinizde “Crimson” ve “Purgatory Afterglow” gibi albümler varken hâlâ başka bir albümünüzün en iyi işiniz olabileceğini sorgulatıyorsanız, önemli işler yapmışsınız demektir. EDGE OF SANITY İsveç death metal sahnesinin en özel, en butik, en underrated gruplarından biri ve kendi adıma konuşursam, EDGE OF SANITY seven insanlarla çok çabuk kaynaşabildiğimi, EDGE OF SANITY dinleyicilerinin genel müzik zevkine de güvendiğimi söyleyebilirim.
EDGE OF SANITY gerçekten de çok farklı, çok özgün, aşırı karakteristik işler yapan bir gruptu, bu yüzden de yaratılanı severim, EoS sevgisinden ötürü diyerek albüme doğru ilerleyelim.
EDGE OF SANITY kariyerine çok hızlı başlamış ve 1991’de “Nothing but Death Remains”i, 1992’de ise “Unorthodox”ı yayınlayarak İsveç death metal sahnesinin iddialı isimlerinden biri olacağını göstermişti. Üretimine hiç ara vermeyen grup 1993’te de “The Spectral Burrows” adlı bu şahane albümle kariyerinin ilk “en iyi EDGE OF SANITY albümü adayı”nı çıkarmıştı.

“The Spectral Sorrows” gerçekten çok çok iyi bir albüm. Melodik death metal, progresif death metal, old-school death metal unsurlarını çok başarılı şekilde yansıtıyor olmasının yanı sıra, bu albümde başvurdukları çok enteresan birtakım deneyler de var. Bunlara birazdan geliriz. “The Spectral Sorrows”la ilgili en önemli olay, albümdeki rifleri, melodileri bir kez dinlediğinizde, yıllar boyunca hiç dinlemeseniz bile ilk duyduğunuzda mutlaka anımsamanız. Gerçekten de çok akılda kalıcı, çok karakteristik melodileri, bu melodilerle oluşan bir atmosferi ve son derece groovy rifleri var. Bu rifler bazen tremolo melodiler şeklinde, bazen blues gamları üzerinden ilerleyecek şekilde, bazen de kafa sallatan dur kalklı rifler şeklinde karşımıza çıkıyor. Tüm bunları görmek için albümdeki ilk dört şarkıyı dinlemek yeterli oluyor aslında. “Darkday”, “Livin’ Hell, “Lost” ve “The Masque” bir melodik/progresif death metal albümünün yapabileceği en iyi açılışlardan biriyle dinleyiciye enfes bir yirmi dakika sunuyor.
Efsane çizer Dan Seagrave’in klasikleşmiş “şekilsiz, dünya dışı kaya formasyonları” temalı kapaklarından birini barındıran albümdeki diğer şarkılarda da bu ilk dört şarkının yaratıcılığını, akılda kalıcılığını bulabiliyoruz. Gerçekten de her şarkıda mutlaka akıllara kazınacak bir rif, melodi, olay var. İlk dört şarkıyı ayrı tutma sebebim ise albümün geri kalanında, beşinci sıradaki MANOWAR cover’ı “Blood of My Enemies”le başlayan çeşitli enteresanlıkların oluşu.
Gayet iyi bir cover olan bu şarkının dışında, albümdeki en büyük deneysellik olarak Dan Swanö’nün THE SISTERS OF MERCY tutkusundan kaynaklanan (şu da var) bir gotik rock/metal denemsi olan “Sacrificed”ı görüyoruz. Albümün geri kalanından tamamen bağımsız, kimilerine alakasız gelebilecek bir şarkı ve EDGE OF SANITY’nin sonradan yaşanacak parçalanmasına ve iki besteci arasındaki çekişmenin grubu yok oluşa götürmesini ilk kez belli eden eser olarak karşımıza çıkıyor.
Diğer bir deneysel şarkı, vokallerini diğer besteci Andreas Axelsson’un yaptığı hardcore/grindcore etkili “Feedin’ the Charlatan”. Dan Swanö’nün “Sacrificed”daki gothic vokalleri ne kadar iyiyse, Axelsson’un bu şarkıdaki vokalleri de bir o kadar acemice ve baştan savma. Ancak belli ki amaçlanan şey zaten buymuş. Bu şarkı da yine bahsettiğim besteciler çekişmesi sonucunda albümde yer aldığını düşündüğüm bir yapıt. Albümdeki genel havaya, atmosfere ters ve özellikle de kapanışı yapan harika atmosferli enstrümantal “A Serenade for the Dead” öncesinde tam anlamıyla at sikine kelebek durumunda.

“The Spectral Sorrows” doksanların ilk yarısında sadece EDGE OF SANITY gibi özgün karakterli bir grubun, kadrosunda Dan Swanö ve Andreas Axelsson gibi iki adamı barındıran bir topluluğun çıkarabileceği bir albüm. O dönem çıkan albümlere baktığımız zaman melodik tremolo rifler, atmosfer yaratan armonik melodiler, HM-2’yi suratımıza vuran gitarlar duyduğumuz başka gruplar var. Ancak melodi yazımı, vokal karakteri, akılda kalıcılık, maceraperestlik noktasında EDGE OF SANITY kadar özgün tınlayan belki de bir başka grup yok. Bu yüzden de “The Spectral Sorrows” melodik death metal ve progresif death metalin ilk örnekleri noktasında butik başyapıtlardan biri. İçinde tutarsızlık olarak değerlendirilebilecek şeyler var, ancak olayın özüne bakıldığında her anlamda muhteşem bir albüm.
Albüm bilgileri
- Dan Swanö: Vokal, gitar, piyano
- Andreas Axelsson: Gitar, bas, vokal (12)
- Sami Nerberg: Gitar
- Benny Larsson: Davul, perküsyon
- The Spectral Sorrows
- Darkday
- Livin' Hell
- Lost 0
- The Masque
- Blood of My Enemies (MANOWAR cover)
- Jesus Cries
- Across the Fields of Forever
- On the Other Side
- Sacrificed
- Waiting to Die
- Feedin' the Charlatan
- A Serenade for the Dead

Bir yanıt yazın