NAZİLLİ PİDE SALONUNA HOŞGELDİNİZ EKMEK HAMURU BULUNUR
“Arkadaşımdın
Birlikte bir şeyler planlıyorduk
Her şey saf ve masumdu
Ta ki beni sarhoş ettiğin o geceye dek
Bana bir garip baktın…”
Böyle şarkı sözü yazan grubun ben fanı olurum, tişörtünü alsam mı diye bir an düşünürüm, en olmadı sitemde tanıtımını yaparım aga. Yıllar yılı yok metafizik satanizm, yok septuagint temelli ultranasyonalizm, yok tufan sonrası kozmogonik mitler, yok Enok’un Kitabı, yok Barton Silindiri, valla yetti billa yetti, canıma tak etti…
Bana böyle dümdüz, geçen hafta sonu yaşadığı ve “Bora orada sana çok yanlış yaptı” tadında özetlenebilecek sözler yazan gruplar lazım. SORRY… işte benim o açlığımı dindiren, temelinde “derdini sikeyim” hissini barındırsa da mikro bağlamda çok insani noktalara eğilen, arkadaş ortamında yeni tanışıp çok hoşlandığın ve masum gelecek hayalleri kurduğun kişinin o gece en yakın arkadaşınla anal seks yaptığını öğrendiğinde karnına oturan ağrı gibi gerçek bir grup.
Sizi bilmem ama ben “All That Died Was My Innocence” SORRY…’cisiyim. “Innocence.Love.Sadness” gibi diğer albümlerinde de istediğim, arzuladığım o 2003-2008 arası MySpace, Last.fm, DSBM blogu perişanlığını bulsam da o ilk albümde yer alan sözlerin akıllara durgunluk veren düzlüğüne, hiçbir metafor kullanmadan “Arkadaşlarım ne kadar şanslı olduğumu söylese de ben böyle hissetmiyordum, bir anlık zevk için ilişkimize ve geçmişimize ihanet ettin” gibi WhatsApp mesajı tadındaki yavanlığına karşı büyük bir zaaf duyuyorum.

SORRY… 20 yaşındaki İngiliz bir hanım ve bir de Yunan eleman tarafından kurulan bir DSBM/post-punk oluşumu. Grup fotoğrafından göreceğiniz üzere hanım kızımızın üzerinde MAKE A CHANGE… KILL YOURSELF’in “Fri” albümünün sweatshirt’ü var ve albüm kapağından anladığımız kadarıyla grup kendini sefilliğe, perişanlığa, toplumdan dışlanmışlığa adamış durumda. Bu hissiyattan, yani talihsiz, yetersiz, anlaşılamamış, dışlanmış, içine kapanık, toplumdan soyutlanmış olmaktan epey keyif alıyor olacaklar ki son üç sene içerisindeki dördüncü albümlerini çıkarmış durumdalar. Vokalist hanım 20 yaşına kadar ne yaşadıysa -elbette ki pek çok travmatik şey yaşamış olabilir, küçük görmüyorum, zorbalık yapmıyorum- belli ki anlatacak, içini dökecek, şikâyet edecek pek çok şeyi var.
Müzikal olarak SORRY…’nin en yakın durduğu grup net olarak LIFELOVER. İsveçli grubun o monoton, tekdüze perişanlığı SORRY…’nin ellerinde hiç de fena olmayan bir tribute düzeyinde yansıtılıyor. Onun dışında APATI, NOCTURNAL DEPRESSION, TRIST, bir tık NONE ve “Brave Murder Day” KATATONIA’sından da izler bulmak mümkün. Diğer yandan, yazarken bu kadar eğlensem de SORRY…’nin şakasız övülecek birtakım yanları da var. Orijinal fikirler değiller, insanda en yakın köprüye gitme isteği yaratacak kadar empati kurdurtmuyorlar, ancak misal açılış şarkısı “Its Always Painful to Say Goodbye”ın blast beat’li özbeöz black metal kısımları, tüm bu goygoyun dışında değerlendirildiğinde hiçbir falso barındırmıyorlar. Benzer şekilde “Fallen Tears of Internal Anguish”in girişinde çok net şekilde görülen 1996-1998 arası KATATONIA worship de yine sevdiğimiz türde olaylar ve eleştirilecek bir yanları yok.
SORRY…’ye karşı özel ilgi duymamı ve sevgi beslememi sağlayan dümdüzlük de yine “Drowned in Misery”de çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor. “Ebedi Istırabın Dökülen Gözyaşları”, “Veda Etmek Daima Acı Verir” ve “Duygusal Olarak Yok Edilmiş” gibi şarkı isimlerine bakmaya doyamıyorum ve “NAZİLLİ PİDE SALONUNA HOŞGELDİNİZ EKMEK HAMURU BULUNUR” gibi aşırı dolambaçsız isimler koymaları karşısında büyüleniyorum.

Yazı boyunca SORRY…’yi alttan alta küçümsediğimi, ironik dokunuşlarla kendimce dalga geçtiğimi düşündüyseniz kısmen haklısınız. Evet, SORRY…’nin elle tutulur olmayan bir dolu olayı var ve goygoy yapmaya çok müsait bir oluşum. Ne var ki depresif müzik adına gerçekten, samimi olarak güzel bulunabilecek tarafları da var. Bence “Drowned in Misery”nin ilk dört şarkısı, grup biraz daha karizmatik sunulsa gayet de başarılı görülebilecek DSBM şarkıları. Bu dört şarkı daha havalı bir grup ismi ve albüm kapağıyla karşıma çıksaydı belki de hiç böyle bir yazı yazmayacak, sadece müziğe odaklanacak ve albümü övecektim. Sonraki şarkılarda ilgimi kaybetmiş, baymış olsam da albümün bu ilk 15 dakikasında bence sıkıntı yok.
Yukarıda bahsettiğim 2003-2008 arası depresif black metal odaklı MySpace, Last.fm, DSBM blogu perişanlığını seviyorsanız, nostaljik tatlar almak için dinleyebilirsiniz.
Albüm bilgileri
- A.W.: Vokal, sözler
- Dimitris: Gitar, besteler
- Konuk:
- Sergio G.: Gitar (1)
- The Black Monolith: Piyano (8)
- Apathy L.: Bas
- S.: Davul
- Its Always Painful to Say Goodbye
- Fallen Tears of Internal Anguish
- Razor Deep in the Centre of the Problem
- The Distance That Torn Us Apart
- Emotionally Destroyed
- Drowned in Misery
- Don't Go (HAPPY DAYS cover)
- Lethe

Bir yanıt yazın