Çocuk adam.
Metal kavramını hayatımın en önemli olaylarından biri hâline getirdiğim 1998-1999 yılları civarında kendime bir CD koleksiyonu yapmaya karar vermiş ve en sevdiğim, yeni tanışıp da beğendiğim grupların CD’lerini almaya başlamıştım.
Bazen haftada bir CD, bazen beş, altı CD’ye kadar alıyordum. Hatırladığım kadarıyla o sıralarda yerli CD’ler 5.000.000, yabancı CD’ler 10.000.000 TL’ydi; yanılıyorsam da bu ayarlarda bir şeydi.
O dönem en sevdiğim grup METALLICA olduğundan grubun tüm diskografisini teker teker almıştım. Ancak nedense “Kill ‘Em All”u sona bırakmıştım. Bunun sebebi de grubun daha ilk albümünden çok da iyi bir iş yapmamış olduğunu varsaymam ve albümün daha ilk adımlar olduğunu düşünmemdi.
Hatta albümü satın almaya giderken kafamda “muhtemelen çok da iyi değildir ama koleksiyon tamamlanmış olsun” gibi parlak bir düşünce olduğunu da hatırlıyorum. Albümü dinleyip de hasta olmama rağmen bu “ilk albümler çok da iyi değildir” düşüncesi nedense bir süre daha geçerliliğini sürdürdü.
IN FLAMES’in “Whoracle”ını satın alıp albümün hayatımda duyduğum en iyi şeylerden biri olduğuna karar verdikten sonra o zamana dek çıkmış olan “Colony” ve “Clayman”i de almış, “The Jester Race”i de yine “sonuçta ilk albüm, ne kadar iyi olabilir ki…
Ama koleksiyon tamamlasın” düşüncesiyle almıştım. Bu durumun kırıldığı grup ise “Vulgar Display of Power”ın ağzımı yüzümü sikmesi sonucunda bir anda aklımı başıma getiren PANTERA’ydı. PANTERA’yla tanışınca aşırı heyecanlanmış ve “METALLICA ve IN FLAMES’te ne düşündün ne buldun, PANTERA’da aynı mallığı yapma” düşünceleri eşliğinde “Cowboys from Hell”i alarak tabii ki de köpeği olmuştum.

ULCERATE incelemesinde tüm bunları neden anlattığıma gelirsem, ULCERATE gibi, GOJIRA gibi, CATTLE DECAPITATION gibi üçüncü, dördüncü albümünde geniş çaplı olarak tanınan ve patlayan grupların o patlama albümü öncesindeki işleri kimi zaman geri planda kalabiliyor. İnsan “bu grup adını bu albümle duyurduysa, demek ki öncekiler bu albümün yolunu yapıyordu, o yüzden bunun kadar iyi olmayabilirler” tarzı bir düşünceye kapılabiliyor. ULCERATE’le “The Destroyers of All” vesilesiyle tanıştığımdaysa bu tarz saçma bir fikre kapılmamış ve bir anda grubun o zamana kadarki külliyatını hatmetmeye ant içmiştim.
Eğer dinleyicilik sürecinizin bir döneminde benzer düşüncelere kapıldıysanız, hatta bunu ULCERATE özelinde yaptıysanız bunun ne kadar yerinde bir karar olduğunu görmek için muhtemelen “Drown Within”in ilk saniyelerini duymanız yeterli olmuştur. Kimi gruplar var; gerçekten de yukarıda bahsettiğim durumu bir noktada anlamlı kılabilecek süreçler izliyorlar. Örneğin DEATHSPELL OMEGA’nın ilk iki albümünde sonradan dönüşeceği manyaklığın belirtilerini o kadar da güçlü şekilde vermemiş olması gibi. Lakin ULCERATE özelinde, grup ilk andan itibaren nasıl bir sapkınlık sunacağını çatır çatır göstermeyi başarmıştı. “The Destroyers of All” ile tanınmış olsalar da “Of Fracture and Failure”da da, “Everything is Fire”da da resmen şov yapmışlardı.
Böylesi kompleks ve yıpratıcı bir müzik yapmak zaten yeterince takdire şayanken, bir de bu kafayı ilk andan yakalamış olmaları cidden muazzam bir şey. “Everything is Fire” özelinde konuşursak, albüm kesinlikle bir kendini bulma girişimi değil. Öyle ki, ULCERATE bu albümü “The Destroyers of All”dan veya “Vermis”ten sonra çıkarmış olsaydı da muhtemelen kimse şaşırmaz, grubun müzikal devinimini kafa karıştırıcı bulmazdı. Hatta ULCERATE “Stare into Death and Be Still”deki radikal kimlik yenilemesini yapmasaydı, “Everything is Fire” “Shrines of Paralysis”ten sonra gelen albüm bile olabilirdi.
Albüm ULCERATE’in bu açıdan ne kadar değerli olduğunu görmek açısından cidden numunelik bir örnek. Bugün “Everything is Fire”ın albüm çıktığı dönemde, 2009’da yazılan incelemelerine bakarsanız pek çok yorumcunun şaşkınlığını, böyle bir şeye hiç hazırlıklı olmadığını görebilirsiniz. Tam puan verenler, albümü kusursuz olarak niteleyenler, gelmiş geçmiş en iyiler arasında sayanlar… Elbet ULCERATE sonradan birtakım rafineleştirmeler, eğip bükmeler ile kendini daha da özel bir yere konumlandırdı ama bu albümdeki kaos, yıkım, şiddet de gerçekten dehşet verici düzeyde, korkutucu boyutta.

Bu albümü bu şekilde ele almak istedim; diğer ULCERATE albümlerinin incelemelerindeki gibi betimlemeler yapmak, teknik tarafları anlatmak istemedim. Çünkü bana kalırsa “Everything is Fire”ın asıl değerli tarafı bu; bu kadar uçlarda ve büyük oranda benzersiz bir grubun daha en baştan kafasını nasıl toplamış olduğunu göstermesi ve sanki 10 yıllık bir grubun dördüncü, beşinci albümü izlenimini vermesi. Sırf bu durum bile ULCERATE’in geçmişte yaptıklarına daha da hayran olmak ve gelecekte yapacaklarını daha da merakla beklemek için yeterli bence.
Albüm bilgileri
- Paul Kelland: Vokal, bas, sözler
- Michael Hoggard: Gitar, besteler
- Jamie Saint Merat: Davul, besteler
- Konuk:
- Oliver Goater: Gitar
- Drown Within
- We Are Nil
- Withered and Obsolete
- Caecus
- Tyranny
- The Earth at Its Knees
- Soullessness Embraced
- Everything Is Fire

Bir yanıt yazın