"Ortalık kan oldu, kusura bakmayın…"
Pasifagresif’i 2009 yazında açtığımızdan bu yana çok nadir de olsa çeşitli albümlerin tekrar incelenmesi gerektiğine dair yorumlar alıyoruz. Sitenin açılış döneminde yazılan, o yüzden de biraz amatör kaçan veya ilgili albümün hakkını vermediği düşünülen yazıları çok çok nadir de olsa yeniden yazmışlığımız var.
Bu isteğin en çok geldiği albüm ise uzak ara “De Mysteriis Dom Sathanas”. İlk olarak sonradan PA kadrosundan çıkan bir arkadaşımız tarafından 2009 Eylül’ünde incelenen bu albümü, ben de görülen lüzum üzerine yeniden inceleme ihtiyacı duydum. Yazan arkadaşımız Levent Mukan’a karşı bir saygısızlık yaptığımız düşünmesin, yazdığı yazı 15 yıldır sitede duruyordu, şimdi kendisine tekrardan teşekkür ederek bayrağı ben devralmış olayım.
Olayım olmasına da, bu işe girişmek için belki de en tercih edilmeyecek, yazan kişiyi en çok zorlayacak albümlerden birinden söz ediyoruz. Madem bunca yıl sonra yeniden incelenme ihtiyacı duyulacak kadar önemli bir albüm, madem daha kapsamlı bir incelemeyi hak ettiği düşünülüyor, o zaman benim üzerimdeki sorumluluk da doğal olarak artıyor.
“De Mysteriis Dom Sathanas”, muhtemelen, hatta şüphesiz ki, albüm öncesinde yaşanan olayların albümün kendisini aştığı bir numaralı albüm. Albümün müzikal tarafını iki sayfada yazıyorsanız, detaylara ne kadar girmek istediğinize bağlı olarak “De Mysteriis Dom Sathanas”ın çıkışına kadar uzanan süreci elli sayfayla bile anlatabilirsiniz. Sonuçta metal tarihinin en sansasyonel döneminden, hakkında kitaplar yazılan, belgeseller yapılan, filmler çekilen bir zaman aralığından, yaşanmışlıklardan, ruh hâlinden, aslında tam anlamıyla bir delilikten bahsediyoruz.

Euronymous, Varg Vikernes, Dead, Necrobutcher, Hellhammer, Attila Csihar, Snorre, Maniac, Messiah, Manheim ve diğer birtakım kişilerle ilgili olaylar otuz yıldır, sayısız kez, en ince detayına kadar anlatıldığından elbette ki bu yazıda “sonra Varg çok kızmış, gitmiş içeriden bıçağı almış”, “Euronymous merdivenlerden kaçmaya çalışmış” gibi şeyler anlatmayacağım. Olayın bu polisiye kısmı zaten ortada. Ben bu yazıda, bana bu sürecin daha ilginç tarafı olarak gelen psikolojik yansımalardan, MAYHEM’i ve doksanların başlarındaki Norveç’i saran tüm bu karanlığa rağmen asıl olayların merkezindeki kişilerin zihinlerindeki karanlıklardan bahsedecek ve sonra da albümün müzikal detaylarına da değinerek yazıyı noktalayacağım. “De Mysteriis Dom Sathanas”la ilgili her yerde, her dilde bir sürü kaynak var; bu yazı da Türkçedeki yakın dönem anlatılardan biri olsun, o bana yeter.
Öncelikle “De Mysteriis Dom Sathanas”ı özel yapan başlıca şey olan atmosferinden söz etmek istiyorum. Albümde klavye, altyapı vb. olmamasına rağmen son derece kendine özgü, hatasıyla sevabıyla ortaya çıkan bir hava var. Bunda Euronymous’un yazdığı riflerden tutun da Blackthorn olarak bilinen Snorre’nin black metal tarihini değiştiren tremolo rif tekniğini geliştirmesine kadar pek çok şeyin etkisi var. Hellhammer’ın Grieghallen’de kaydettiği davulların derinlikli sound’u, Euronymous’un ailesine albümden çıkarılacağı söylenen ancak çıkarılmayan Varg imzalı basların yer yer başrole geçmesi, Csihar’ın harbiden de büyük risk olarak nitelenebilecek vokalleri, daha pek çok şey… Bu bireysel unsurları sağlamış olsanız bile “De Mysteriis Dom Sathanas”taki gibi bir atmosferi yaratmanız yine de mümkün olmayabilir. Dolayısıyla ben bu albümün en tuhaf artılarından birini bu olarak görüyorum; bu öyle istenerek, bilinçli olarak yakalanacak bir şey değil. İçindeki eksiklerle, hatalarla birlikte meydana gelen, sadece o dönemde, sadece bu adamlar tarafından yaratılabilecek bir şey.

Olayın psikolojik taraflarından devam edersek, ilk olarak Dead’in 8 Nisan 1991’deki intiharını görüyoruz. Dead, bıraktığı notta şunları yazmıştı:
“Ortalık kan oldu, kusura bakmayın, bileklerimi ve boynumu kestim. Amacım ormanda ölmekti, böylece ben bulunana kadar birkaç gün geçmiş olacaktı. Ben ormana aitim, her zaman öyleydim. Bunu neden yaptığımı kimse anlamayacak. Az da olsa bir açıklama getirmem gerekirse, ben insan değilim, bu bir rüya ve yakında uyanacağım. Hava çok soğuktu ve kanım pıhtılaşıp durdu, ayrıca yeni bıçağım da körmüş. Bıçakla ölemezsem beynimi patlatacağım. Yine de bilmiyorum. Tüm şarkı sözlerimi ve paranın geri kalanını “Let the good times roll”ün yanına bıraktım (Ç.N.: “Let the good times roll” dediği şeyin bir kaset olduğunu tahmin ediyorum, bilen varsa düzeltsin). Kim bulursa alsın. Son olarak vedamı da “Life Eternal” ile yapıyorum. Nasıl kullanırsanız kullanın. / Pelle. Bunu şimdi değil, on yedi yıl önce yazmıştım.”
Dead böyle bir ruh hâliyle, “Life Eternal”ın sözlerini ardında bırakarak gitmişti.
İşte bundan sonrası enteresan. Çoğumuzun bildiği gibi Euronymous Dead’in ölümünü görüyor, bundan dolayı memnuniyet duyuyor, gidip bir fotoğraf makinesi alıp cesedinin fotoğrafını çekiyor ve ardından haberi Necrobutcher’a veriyor. Euronymous’ın böylesine öforiyle, adeta coşkuyla dolmasını, MAYHEM’in bu sayede daha çok konuşulacağını düşünmesini sağlayan bu olay, Necrobutcher tarafındaysa tiksinti, öfke ve üzüntüyle karşılanıyor, ki fotoğraf olayından dolayı Necrobutcher o anda gruptan ayrılıyor. Bu noktadan sonra MAYHEM’de kayış iyice kopuyor ve Varg tarafından öldürülmesine kadar olan süreçte Euronymous’un adeta tanrı kompleksine, güç sarhoşluğuna kapıldığına tanık oluyoruz. Deathlike Silence Productions’ı ve Helvete’yi kurmasından tutun da yaşanan her türlü olumsuzluğu black metale ve MAYHEM’e katkı sağlayacak bir artı olarak görmesi, çok yetenekli bulup kendi şirketine aldığı, “Burzum” ve “Aske”yi kendi şirketinden çıkardığı Varg’la zaman içinde düşmanlaşması ve daha pek çok olayla Euronymous gerçekten de olayların bu denli çığırından çıkması, belki de Varg’ın gereğinden fazla tahrik edilmesi gibi birtakım konularda büyük rol oynuyordu. Euronymous kendini ve yaptığı şeyi o kadar büyük görüyordu ki, röportajlarında çoğu dinleyicinin black metale yaraşır olmadığını ve bu yüzden de black metal dinlememeleri gerektiğini söylüyordu.
“Albüme (“Deathcrush”) büyük bir talep var, kara borsada 300 dolara satılıyor. Albüm ilk yayınlandığında sadece 20-30 kişinin albüme sahip olmayı hak ettiğini düşünüyoruz, ancak başka bir sürü beyinsiz de albümü satın almış.”

Ne var ki bu öyle göstermelik bir “mahalle abisi” veya “ortamlarda saygı duyulan büyüğümüz” durumundan çok daha fazlasıydı. O sıralarda ilk albümünü çıkaran DARKTHRONE, verdiği röportajlarda “savaş ilan ettik” gibi laflar eden Euronymous’tan öylesine etkilenmişti ki, “Soulside Journey” ile death metal olarak başladığı kariyerini, Euronymous’un mekânı Helvete’de takılmaya başladıktan sonra black metale çevirmişti. DARKTHRONE o dönemki açıklamalarında ilk albümlerini yok saydıklarını, “A Blaze in the Northern Sky”ın ilk albümleri olduğunu söylemiş hatta iki albüm daha çıkarıp üçlemeyi tamamladıktan sonra dağılacaklarını iddia etmişti. “A Blaze in the Northern Sky”ı MAYHEM’in “Deathcrush” EP’sini kaydettiği Creative Studios’da kaydeden DARKTHRONE’un albüm kitapçığına büyük harflerle yazdığı not da Euronymous’ın o dönem nasıl bir kanaat önderi olduğunun göstergesiydi:
“A BLAZE IN THE NORTHERN SKY, EBEDİYEN UNDERGROUND BLACK/DEATH METALİN KRALI EURONYMOUS’A ADANMIŞTIR!”
Yüz yüze görüştüğün, oturup muhabbet ettiğin bir insanı böyle görmek ve daha hayattayken böyle ağam paşam çekmek enteresan bir şey.
Dönemin genel havasından bahsettikten sonra artık albüme geçebiliriz. Şarkıların canlı çalınmaya ve yayınlanmaya başladığı zamanlar düşünüldüğünde, “De Mysteriis Dom Sathanas” tüm bu yaşananlardan dolayı kaydı da yayınlanması da gecikmiş bir albüm. Kilise yakmalar, gözaltılar, tutuklanmalar, hapis cezaları, cinayetler olmasaydı MAYHEM bu albümü iki yıl önce de çıkarabilirdi, ancak öyle olsaydı ne MAYHEM MAYHEM olurdu ne de bu albüm böylesine efsaneleşebilirdi. Albümdeki şarkılara bakınca, sadece kült bir albümde yer aldıkları için değil, gerçekten çok iyi oldukları için öne çıkan şarkılar görüyoruz. Esasında “De Mysteriis Dom Sathanas” daha çıkmadan DARKTHRONE ikisi black metal olmak üzere ilk üç albümünü çıkarmış, IMMORTAL ilk iki albümünü yayınlamış, BURZUM üç, SATYRICON bir, EMPEROR bir albüm çıkarmıştı. Dolayısıyla “De Mysteriis Dom Sathanas”ın gerçek black metalin ilk albümü olması gibi bir durum zaten yok. Ancak albümün yukarıda da bahsettiğim öyle bir aurası var ki, o dönemde o ortamda olan müzisyenlerin, grupların bile “De Mysteriis Dom Sathanas”ın çıkışı sırasında heyecanlandığını, şarkıların büyük bir kısmını zaten bilseler de albümü merakla dinlediklerini tahmin ediyorum.
Gurme bir black metal dinleyicisi olarak bundan yıllar önce Budapeşte’ye gittiğimde epey bir araştırma sonucunda Csihar’ın MAYHEM öncesindeki grubu TORMENTOR’ın kült demosu “Anno Domini”yi bulup satın almıştım. O demo ile 1989 yılı itibarıyla tam bir underground klasiğe imza atan TORMENTOR’dan MAYHEM’e geçen Csihar’ın “De Mysteriis Dom Sathanas”taki vokal tercihleri gerçekten çok enteresan. Abbath’ların, Gaahl’ların, Ihsahn’ların falan deli sikmiş gibi yırtındığı bir dönemde MAYHEM’in, sanki kendisini çevreleyen yeterince sansasyon, tartışma yokmuş gibi bir de herkesin beklediği ilk albümünde böyle vokaller kullanması bayağı enteresan karar. Sevmeyenlerin neden sevmediğini anlıyorum, ben zamanın ruhunu yansıtması adına seviyorum.
Performanslardan devam edersek, Hellhammer neden black metal tarihinin en iyi davulcularından biri olduğunu daha ilk andan gösteriyor. “Buried by Time and Dust”taki kondisyonu, her şarkıdaki delişmen atakları, bir dolu ayrıntıyla albümün parlayan taraflarından biri de Hellhammer abimiz. Kişisel performanslar dışında bestelerde de enteresan fikirler var elbet. Bunlar arasından benim için en çok öne çıkanlardan bazıları “Freezing Moon”un 4.24’ünde giren lead gitar, “Life Eternal”ın 4.00’te giren bas gitarları, “Cursed in Eternity”nin bitmesine 40 saniye kala bitiyormuş gibi yapıp 40 saniye daha hayvan gibi yardırması, daha niceleri…

Evet artık kapatalım. “De Mysteriis Dom Sathanas” black metalin şok unsuru, olayları, tartışması, şusu busu düşünüldüğünde şüphesiz ki black metal tarihinin en sansasyonel albümü. En iyisi, en önemlisi kişiden kişiye değişir, ancak tüm black metal kavramı içerisinden bu türü en iyi tanımlayan, en ikonik tek bir albüm seç deseler benim tercihim “De Mysteriis Dom Sathanas” olurdu. Bunu sağlayan şey elbette ki albümdeki müziğin de ötesinde, MAYHEM’in barındırdığı akıl almaz tartışmalar, olaylar, sansasyonlar. MAYHEM bu yönüyle sadece black metalle sınırlı kalmayıp metal dünyasının da adından en çok söz ettiren gruplarından biri olmayı başardı.

Ve bu sebepten ben, MAYHEM’in 9 Aralık 1990’daki İzmir konserini Türkiye sınırları içerisinde gerçekleşmiş en önemli metal olayı olarak görüyorum. Evet METALLICA’nın ilk kez geldiği efsane konser, Big Four’un gelişi, Sonisphere, üç günlük festivaller, daha pek çok güzel şey gördük. Ancak MAYHEM’in üç demo bir EP ile bundan 34 yıl önce ülkemize gelmiş olması bence bambaşka bir olay. Gerçekleşmesini sağlayan kim varsa tekrardan teşekkürler.
MAYHEM, sana da teşekkürler.
Not: 21.08.2024 tarihine kadar olan yorumlar önceki inceleme için yazılan yorumlardır.
Albüm bilgileri
- Attila Csihar: Vokal
- Euronymous: Gitar, besteler, sözler (5)
- Count Grishnackh (Varg Vikernes) : Bas
- Hellhammer: Davul, besteler
- Diğer:
- Dead: Sözler (1, 2, 4, 5, 6, 7, 8)
- Necrobutcher: Sözler (3), besteler
- Blackthorn: Söz düzenleme, besteler
- Funeral Fog
- Freezing Moon
- Cursed In Eternity
- Pagan Fears
- Life Eternal
- From The Dark Past
- Buried By Time And Dust
- De Mysteriis Dom Sathanas

Bir yanıt yazın