PENTAGRAM: Dünü, <span style="text-decoration: line-through;">bugünü</span>, <span style="text-decoration: line-through;">yarını</span>.
Kültürel ve tarihî anlamda Anadolu insanına ve Türk toplumuna ait bir şey olmayan ve dışarıdan ithal edilen kültürel kalemler arasında bile epey aykırı, kısmen eğreti duran metal, yetmişlerdeki Anadolu rock rüzgârından başlayarak; yurt dışındaki örneklerinden feyz alınarak oluşturulan ve seksenlerin sonlarından itibaren kelimenin gerçek anlamıyla “metal” olarak ülkemizde icra edilmekte olan bir müzik türü. Bu dönemde ortaya çıkan ve doksanların başlarında yaptıkları öncü işlerle Türk metalinin ateşini yakan gruplar arasından en uzun soluklusu, ülke çapında en başarılısı şüphesiz ki Türkiye ve metal dendiğinde akla gelen ilk grup olan PENTAGRAM.
Türkiye gibi bir ülkenin en büyük metal grubu olunca, uçlarda seyreden birtakım yorumlar da ister istemez beraberinde geliyor. Bir kesim farklı özelliklerinden ötürü PENTAGRAM’ı muhafazakârlığa varan bir bağlılıkla savunurken bir kesim ise onlardan utanmakla ve yaptıkları her şeyi değersizleştirmekle meşgul. Yaptığı müziğin hayranı olmasam da ülke metalinin gidişatında oynadıkları büyük rolden ötürü her albümlerini dinler, öyle ya da böyle yorumumu yaparım. “Unspoken”dan bu yana çıkardıkları albümlere baktığımda, incelemelerinin PA’da yayınlanmasının ardından bir daha hiçbirini dinlemediğimi ve hoşuma giden birkaç şarkılarına tutunduğumu görüyorum. Başarılı bir albüm olduğunu düşündüğüm ancak sonrasında grupla ilişkimi “albümden albüme” şekline gerilettiğim 21 yıllık “Unspoken”dan bu yana hoşuma giden, başarılı bulduğum ve kırk yılda bir de olsa dinlediğim tek bir PENTAGRAM parçası olduğunu (Geçmişin Yükü) söylersem grupla olan ilişkimi de kabaca özetlemiş olurum.
“Makina Elektrika”ya baktığımda, öncelikle PENTAGRAM’ın gömüldüğü kadar kötü bir albüm yaptığını düşünmediğimi söyleyerek başlayayım. İlk single “Bu Düzen Yıkılsın” yayınlandığında herkes gibi benim de midemden ağzıma acı su gelmişti ve duyduğum şeyden kesinlikle memnun kalmamıştım. Albüm çıktığında, sanırım bu ilk intibanın da etkisiyle insanlarda “Makina Elektrika”yı gömmeye yönelik bir hazırlık vardı ve pek çok yerde albümün ne kadar rezil ne kadar boş olduğuna ilişkin yorumlar gördüm. Yukarıda bahsettiğim diğer taraf da elbette ki albümün müthiş olduğuna dair yorumlar yapıyor ve PENTAGRAM fangirl/boy treni doludizgin ilerliyordu.

Albümü dinlediğimde kabak gibi gördüğüm ilk şey PENTAGRAM’ın geçmişten günümüze yaptığı neredeyse her şeye dokunan bir işe imza atmış olduğuydu. “Sur”da “Geçmişin Yükü 2.0” gibi bir şey yapıyor, “Pride”da doğrudan “Anatolia”ya gidiyor, “Revenant”ta ise thrash metal köklerini olanca açıklığıyla sergiliyordu. “Sensiz”de GHOST’un “Cirice”inden epey bir ilham alırken Cahit Berkay’ın da konuk olduğu “Damn the War”da ise TESTAMENT’a yakın duruyordu. “Ödenmez”de “Sonsuz”un yolundan giderken, finale de Phyrgian gamına boğulmuş bir “Seek and Destroy” cover’ı yerleştiriyordu. Normalde grupların yaptığı şeyleri başka gruplardan referanslar vererek tarif etme taraftarı değilim ve bundan olabildiğince kaçınırım. Ne var ki burada durum biraz daha farklı, o yüzden şimdi neden bu şekilde yaptığımı açıklayacağım.
“Makina Elektrika”, içindeki şarkılara ve temsil ettikleri dönemlere bakıldığında aslında başka bir isimle yayınlanması gereken bir albüm diye düşünüyorum. Gruplar bazen kendilerini kapsamlı şekilde temsil ettiğini, farklı dönemlerini yansıttığına inandıkları albümlerini kendi adlarıyla yayınlarlar. Bu açıdan bu albüm, adının “Pentagram” olmasını hak edecek düzeyde, tam teşekküllü bir PENTAGRAM albümü. Hem “Live at the Trail” demosunda söyleyen Bartu Toptaş’ı saymazsak grupta yer alan tüm vokalistleri içermesi hem de yukarıda bahsettiğim üzere grubun her dönemine atıfta bulunan şarkılar içermesi vesilesiyle “Pentagram” adıyla yayınlanabilecek bir yapıt. Eğer ta 32 yıl önce çıkan ilk albümün adı “Pentagram” olmasaydı, belki de grup bu seçeneği değerlendirebilirdi.
Bu durumun bir iyi bir de nötr etkisi var. İyi tarafı, sevin ya da sevmeyin ülkemizden çıkan en büyük metal grubunun farklı dönemlerini yansıtıyor olması açısından bir miktar retrospektif bir doğası var ve bu, özellikle de grubun çok uzun süreli dinleyicileri açısından olumlu bir şey. 1992’de “Trail Blazer”ı dinleyip “Oha bizim ülkemizden de böyle bir albüm çıktı!” diyen 45-50 yaş aralığındaki metalciler, “Makina Elektrika”daki “Revenant”, “Maymunlar Gezegeni”, “Damn the War” gibi şarkıları dinleyip tebessüm edebilir, eskilere gidebilirler. Aynı şekilde yukarıda bahsettiğim kimi şarkılar sayesinde 1999’a, “Anatolia”nın çıkar çıkmaz ortalığı salladığı o acayip günlere gidebilirler. Ben bu şarkılarda denenen, yapılan şeylerin samimiyetsiz olduğunu düşünmüyorum ve “Makine Elektrika”daki sertliğin içi boş, göstermelik bir sertlik olduğuna inanmıyorum.
Diğer yandan bu şarkılar, “Makina Elektrika”nın tam anlamıyla kendi karakteri olan, kendi yolunu çizen, misal bir “Unspoken” gibi sadece kendi olan bir albüm olmasının da önüne geçiyorlar. Bu da olayın kimisine göre nötr, kimisine göre olumsuz tarafı. Albümü dinlerken sürekli geçmiş referanslara gitmek, PENTAGRAM’ın çeşitli dönemlerinde ilham aldığı isimleri anımsamak bir yerden sonra bu albümün değerinin belli bir noktaya kadar çıkabilmesine neden oluyor ve bu yüzden de “Makina Elektrika” asla bir “Anatolia”, “Unspoken” seviyesine ulaşamıyor. Albümü defalarca dinledikten sonra, nasıl “MMXII” ile olan ilişkim “Geçmişin Yükü” ile sınırlı kaldıysa, bu albümle olan ilişkimin de “Sur”la sınırlı kalacağını hissediyorum. Kimi şarkılarını gerçekten sıkıcı bulduğum “Makina Elektrika” genel itibarıyla vasatın altında bir albüm olmasa da en azından benim için sadece “Sur”la yoluna devam edecek ve geri kalanı da büyük ihtimalle geleceğe kapak atamayan ortalama şarkılar okyanusunda kaybolup gidecek. Bu demek değil ki beğendiğim tek şarkı olan “Sur” dışında albüm çöp, ancak bana kalırsa PENTAGRAM hit’i olabilecek şarkıların sayısı epey az ve albümün başlıca günahını da oluşturuyor.

Musiki Cemiyeti’nden Mehmet Emrah Konya’yla yaptığımız Agresif Musiki podcast’inde grupları ele aldığımız bölümleri “Dünü, Bugünü, Yarını” ifadesiyle yayınlıyor ve grupların dününü, bugününü ve yarınını konuşuyoruz. “Makina Elektrika”yi bu ifadeye uyarlarsak karşıma sadece “Dünü” kısmı çıkıyor. PENTAGRAM’ın bugüne ilişkin karakterini, denediği yeni şeyleri, kendini aşma çabalarını göremiyorum ve dolayısıyla yarınına ilişkin de herhangi bir öngörüye varamıyor, tahminler yapamıyorum. Sonuçta PENTAGRAM’ın son derece kemik, hatları belirli bir sound’u var ve bunu esnetip türlü türlü denemeler yapmaları da zor. Ama insan ister istemez bir şeyler bekliyor. En azından heyecan verecek, “Oooo” dedirtecek, “Helal lan” dedirtecek bir şeyler arıyor. Şahsen ben arıyorum. 21 yıl önce çıkan “Unspoken”ın son şarkısı “For Those Who Died Alone”dan bu yana arıyorum.
Albüm bilgileri
- Gökalp Ergen: Vokal
- Murat İlkan: Vokal
- Ogün Sanlısoy: Vokal
- Hakan Utangaç: Gitar, vokal
- Metin Türkcan: Gitar
- Demir Demirkan: Gitar
- Tarkan Gözübüyük: Bas, geri vokal
- Cenk Ünnü: Davul
- Konuk:
- Cahit Berkay: Yaylı tambur
- Ozan Tügen: Klavye, geri vokal
- Bü Düzen Yıkılsın
- Sur
- Pride
- Revenant
- Sensiz
- Maymunlar Gezegeni
- Damn the Wa
- Dünya
- Ödenmez
- Seek and Destroy (METALLICA cover'ı)

Bir yanıt yazın