Pek çok yerde yüzleri güldürüyor, yer yer çok bir ilginçlik sunmuyormuş gibi gözüküyor, ama bir şekilde kendini tekrar tekrar dinletiyor.
Farklı farklı ortamlarda 18 yıldır albüm incelemesi yazan ve ne mutlu ki bu konuda ilk günkü heyecanını bugün bile koruyan bir insan olarak, özellikle de son yıllarda, metal tarihini değiştiren eski ve büyük grupların yeni albümlerini incelemeye oturduğumda giderek artan bir burukluk hissediyorum. “Belki de bu, inceleyeceğim son X albümü olacak” fikri ister istemez kendini gösteriyor. Bunu son olarak “Repentless”ı incelerken yaşamış ve ne yazık ki haklı çıkmıştım. Daha bunun METALLICA’sı, MEGADETH’i, IRON MAIDEN’ı, bir dolu grubu var ve her yeni albümle birlikte o kaçınılmaz sonların yaklaştığını bilmek insanın tadını kaçırıyor. Dinleyicilik olayın bir tarafı, ancak bir albümü incelediğinizde kendinizden de bir şeyler katmış ve belki de kalıcı bir şey ortaya çıkarmış oluyorsunuz ve sevdiğiniz bir grup için bunu bir daha yapamayacak olma fikri insanı ister istemez üzüyor. Bu yüzden ben de de bir süredir bu tür efsanevi grupların yeni çalışmalarını sıradan bir albüm gözüyle değerlendirmek ve herhangi bir albüm gibi yorumlamaktansa “fırsatımız varken tadını çıkaralım” gözüyle görmeyi yeğliyorum. Dolayısıyla her ne kadar MEGADETH’in bu yeni albümünü de objektif şekilde inceleyecek olsam da albümün güzel taraflarını görmeye daha meyilli şekilde yorumlayacağımı tahmin ediyorum. Sonuçta bugüne bugün MEGADETH 39 yaşında, ben ise 41 yaşındayım ve yaşıtım diyebileceğim bu gruba biraz olsun iltimas geçme hakkını kendimde görüyorum.
MEGADETH şüphesiz ki metal tarihinin en ayrıştırıcı gruplarından biri. Sadece metal tarihinin en büyük grubu METALLICA’yla olan çalkantılı ilişkilerinden dolayı değil, müzikal değişimlerinden söylemsel noktalarına kadar MEGADETH’i ayrıştırıcı kılan sayısız ayrıntı var. Mustaine’in vokalleri kimisi için çok iyi, kimisi için dinlenemeyecek kadar kötü. Mustaine’in belli bir yaştan sonra dine sarılması ve buna bağlı söylemleri, siyasi konularda gençliğinden farklı konuşmaya başlaması pek çok kişi için kabul edilemez günahlar. Mustaine’in bunca başarısına rağmen bugün bile METALLICA’yı ağzından düşürmemesi pek çokları için aşırı derecede antipatik, hatta üstesinden gelemediği bir kompleksin belirtisi. MEGADETH’in ilk günden bu yana stabil bir kadroyu bir arada tutamaması grubun istikrarı açısından açık bir sıkıntı, Mustaine’in gruptan ayrılan elemanların arkasından yaptığı açıklamalar daha da büyük sıkıntı. Grubun yapı taşlarından biri olan David Ellefeson’un gençliğindeki günahlarından arınıp rahip olmasına rağmen karıştığı video skandalı, Mustaine’in Satanik söylemleri olan gruplarla aynı sahneyi paylaşmak istememesi ve onlara sıkıntı çıkarması, dahası her şeyini METALLICA’yla rekabet üstüne kuran Mustaine’in METALLICA’nın en kırılgan olduğu dönemde “Risk” gibi bir kariyer katiline imza atıp Marty Friedman gibi bir dehanın gruptan kayıp gitmesine izin vermesi gibi sayısız konuyla birlikte MEGADETH 39 yıldır olayların, tartışmaların merkezinde yer almış; “kaosa bağımlı” olmuş bir topluluk.

İsim ve noktalama işaretleri itibarıyla “So Far, So Good… So What!”a gönderme yapan “The Sick, the Dying… and the Dead!” öncesinde kopan yıllara varan tantanadan grubun köklerine döneceği, teknik tarafı ön planda, kompleks şarkı yapıları içeren sert bir thrash metal albümü yapacağı izlenimi edinmiştik. Dirk Verbeuren’in üstün davul becerileri belki de MEGADETH’i daha önce duymadığımız düzeyde sert bölümlerle karşımıza çıkaracak, Kiko Loureiro’nun karakteristik soloları ve yırtıcı riflerle MEGADETH belki de Big 4’un hayatta kalan en kodu mu oturtan, en metal, en thrash metal grubu olduğunu hepimize kanıtlayacaktı.
MEGADETH’in “Countdown to Extinction”la birlikte bürünmeye başladığı ve “Youthanasia”yla birlikte tam olarak üzerine giydiği heavy metal ceketiyle birlikte grubun şarkı yapıları da bu doğrultuda şekillenmeye başlamış ve sonrasında çıkardıkları daha thrash karakterli albümlerde dahi bu heavy metal şarkısı şablonu üzerinden ilerlemişlerdi. Sonuçta MEGADETH bu heavy metal/thrash metal kırması kimliği “Peace Sells… But Who’s Buying?”den beri barındırıyordu ve tıpkı METALLICA gibi onların bu denli büyümesini sağlayan şey de thrash metal çerçevesinden daha geniş şekilde düşünebilmiş olmalarıydı. Günümüze, metalin son 20 yılına baktığımızda thrash metalin büyük oranda statik, kalıpları fazlasıyla belli, çok bir ilginçlik yapılamayacak bir şekle büründüğünü ve artık “klasik bir tür” olarak algılandığını, günümüz gerçekleri için biraz eski kafalı kalmaya başladığını görüyoruz. METALLICA, MEGADETH gibi grupların bu düzeyde devleşebilmesini sağlayan şey de zamanında bu nakarat odaklı beste anlayışını yakalamış ve ekstremlik dozunu akılda kalıcılık kartıyla değiştirmiş olmalarıydı.
Bu yüzden şahsen MEGADETH’in sırf manyak bir davulcuya kavuştu, sırf Mustaine birilerine nazire yapma fırsatı buldu diye bir anda “Five Magics” gibi, “Polaris” gibi şarkılar yazmayacağının farkındaydım. Albüm belli ki sert olacaktı, ancak büyük sürprizler de beklemiyordum. “Die Dead Enough”, “The Scorpion” gibi akılda kalıcı süper nakaratlar ve birazcık da “Architecture of Aggression”, “Ashes in Your Mouth”, “Captive Honour” kırması bir şeyler olsa, aralara birazcık da “Endgame”in ve “Dystopia”nın heyecan verici anlarından bir şeyler atılsa aslında yeterli olabilirdi. Ha, Mustaine delirip “Skull Beneath the Skin”e falan göz kırpan bir şeyler sıkıştırsa elbette şikâyetçi olmazdım, ancak öyle beklentilerim yoktu.
Bu minvalde dinlediğim “The Sick, the Dying… and the Dead!”de tam olarak aradığımı bulduğumu söyleyebilirim. Albüm 2022 gerçekleri ve MEGADETH’in son 4-5 albümdür devam eden gidişatı itibarıyla düşünüldüğünde gayet makul bir noktada duruyor. Yeterince sertlik, yeri geldiğinde cayır cayır thrash, kafa sallatan pek çok bölüm ve genel olarak da sertlik taraftarı bir yaklaşımla bezeli albümde Mustaine’in -kimi dinleyicilerin takıldığı- vokal performansı da bence sıkıntılı değil.
İlk dinleyişten itibaren benim için albümde en çok öne çıkan şarkı “Dogs of Chernobyl” oldu. Akustikli girişi, enteresan atmosferi ve geri kalan detaylarıyla bence albümün farklı karakterdeki şarkılarından biri. Genel yapıya baktığımızda albümde thrash metal, heavy metal ve yer yer de hard rock karakterli riflerin bir arada kullanıldığını görüyoruz ve bu da doğal olarak akıllara “Countdown to Extinction”ı getiriyor. “Skin O’ My Teeth”, “High Speed Dirt” karakterine yakın şarkların olmasının yanı sıra albümde “Foreclosure of a Dream” gibi bir power ballad dahi yok. Bu da Mustaine’in genel olarak cayır cayır bir şeyler yapmak istediğini gösteriyor ki “The Sick, the Dying… and the Dead!” için seçilen iki cover şarkı da bunun göstergesi.

“The Sick, the Dying… and the Dead!”e ilişkin sıkıntı yaratan tarafa gelirsek, setlik açısından bence bir sıkıntısı olmayan ve olabileceği kadar thrash barındıran albümün akılda kalıcı nakarat konusunda bir miktar geri planda kaldığını düşünüyorum. İllaki bir “Trust”, bir “I Thought I Knew It All” veya “Train of Consequences” gibi nakarat yazsınlar diye bir derdim yok ancak albümdeki bazı şarkıları birkaç basamak yukarıya taşıyacak o sihirli Mustaine dokunuşunu aradığımı söyleyebilirim. Bunun çok önemli bir sorun olmadığını düşünür ve olumlu taraflara odaklanırsak, adını andığım ve Mustaine’e gırtlak kanseri teşhisi konmasıyla bağlantılı bir teması olan “Dogs of Chernobyl” ve “Mission to Mars” bence albümün en değerli şarkıları arasında. Bunların yanı sıra ortalamanın üstüne geçen ve yıllar sonra da dinlenebilecek en az 4-5 şarkı olduğu kanısındayım. İlk dinleyişte son derece gereksiz şekilde uzatıldığını düşündüğüm “Night Stalkers”ın Steve Digiorgio elinden çıkma çıplak bas kısmı bile birkaç dinlemeden sonra gaza getirebiliyor. Dirk’ün cazvari ataklarıyla süslediği, Kiko’nun akustik gitarlarla bezediği ve klasikleşmiş MEGADETH rif yapısını gayet iyi kullanan kimi şarkılarla “The Sick, the Dying… and the Dead!” ortalamanın üstüne çıkmayı ve enteresan şekilde “çok bir ilginçlik sunmuyormuş gibi gözükse de kendini tekrar tekrar dinletmeyi” başarıyor.
Sonuçta bu da bir ustalık. Dinleyici alışkanlığı, MEGADETH gibi bir gruptan iyi bir şeyler gelmesine yönelik beklentiler ve grubun da bunu elinden gelenin en makulü ile karşılaması neticesinde “The Sick, the Dying… and the Dead!”in bir MEGADETH dinleyicisini çok da üzmeyeceğini düşünüyorum. “Sonuçta MEGADETH işte, tek dinlemede albümü çözdüm ve tatmin olmadım” diye düşünenler varsa o “MEGADETH işte” kısmının tam da öyle olmadığını ve Mustaine’in albümün pek çok yerine gizli ışıltılar yerleştirdiğini kendilerine hatırlatmak isterim. Bence “The Sick, the Dying… and the Dead!” tek dinlemede notu verilecek bir albüm değil ve dinledikçe açılan, içerdiği thrash metal enerjisini karşı tarafa ağır ağır geçiren ve nihayetinde de “güzelmiş ha” tarafına geçmenizi sağlayabilecek türde bir yapıt.

Yazının başında albüme iyimser yaklaşmayı planladığımı söylemiştim ancak buna gerek olmadan, herhangi bir pozitif ayrımcılık yapmadan düşündüklerimi yazarak da albüme karşı olumlu hisler beslediğimi göstermiş oldum. Mustaine yeni bir açıklamasında “The Sick, the Dying… and the Dead!”in MEGADETH’in bir dizi sert albümden oluşacak albümler serisinin ilki olduğunu ve sadece bir başlangıç görevi gördüğünü söyledi. Bakarsınız bir sonraki albümde bahsi geçen o blast beat’leri duyarız ya da grubun “Take No Prisoners”vari dellenmelere giriştiğine tanık oluruz. Sonuçta 39. yılını geride bırakan, türlü badireler atlatan MEGADETH’in bu en güncel atılımını olumlu olarak görüyor ve hayranlık, ayılıp bayılma, hastası olma noktasına geçmesem de epey memnun kaldığımı ifade ediyorum.
Seninle büyük kısmı müthiş anılarla dolu 25 yıldır beraberiz, bundan sonra da aramızın iyi olması ümidiyle… Sağ ol, var ol MEGADETH.
Albüm bilgileri
- Dave Mustaine: Vokal, gitar, besteler, sözler
- Kiko Loureiro: Gitar, geri vokal, besteler (3, 4, 5, 7, 8, 10, 11, 12)
- Dirk Verbeuren: Davul, besteler (2, 3)
- Konuk:
- Steve Digiorgio: Bas
- Ice-T: Vokal (3)
- Sammy Hagar: Vokal (14)
- The Sick, The Dying… and the Dead!
- Life in Hell
- Night Stalkers
- Dogs of Chernobyl
- Sacrifice
- Junkie
- Psychopathy
- Killing Time
- Soldier On!
- Célebutante
- Mission to Mars
- We'll be Back
- Police Truck (DEAD KENNEDYS cover'ı)
- This Planet’s on Fire (Burn in Hell) (SAMMY HAGAR cover'ı)

Bir yanıt yazın