Bir grup geçmişini ve bugününü ancak bu kadar iyi bir araya getirebilir.
Bugün özel bir gün. Bugün Avrupa metalinin en önemli gruplarından biri olan BLIND GUARDIAN’ı konuk ediyoruz ve 25 yılı aşan BLIND GUARDIAN dinleyiciliği serüvenimin en mutlu günlerinden birinden sizlere seslenmenin keyfini yaşıyorum.
“A Night at the Opera” da dâhil olmak üzere BLIND GUARDIAN’ın 2002’ye dek yaptığı her şeyi çok seven, sonrasındaki albümlerde ise gruba olan ilgisini biraz yitirmiş bir insanım. Neden bilmem, “A Twist in the Myth”e bir türlü yeterli zaman ayıramadım ve bunun neticesinde 2000’lerdeki BLIND GUARDIAN benim için çok da önemli bir yerde konumlanamadı. Ne var ki bu adamların doksanlarda yaptıkları öylesine muazzamdı ki BLIND GUARDIAN ismi pek çoklarını olduğu gibi beni de daima heyecanlandırmayı, en azından bir merak uyandırmayı başardı. Bugünü özel, beni de mutlu kılan şeye gelirsek, “Twilight Orchestra: Legacy of the Dark Lands”i saymazsak BLIND GUARDIAN’ın tam 7 yıl aradan sonra tam teşekküllü bir yeni albümle döndüğünü görüyoruz. Gruptan hiç alışık olmadığımız türde bir kapak, pek çok farklı temaya temas ettiğini fark ettiğimiz şarkılar ve bir şekilde taptaze bir havayla önümüze serilen bir BLIND GUARDIAN’la karşı karşıyayız.
Evet, çok mutluyum, çünkü BLIND GUARDIAN’ın 2022 yılının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde bugüne dek bize sunduğu sayısız şeyi bir araya getirerek oluşturduğu; son derece modern ancak bir o kadar da doksanlar ruhuna bağlı bir albüm yarattığını görüyoruz. “The God Machine” içinde gayet yeterli dozda “Imaginations from the Other Side” da barındırıyor “Nightfall in Middle-Earth” de. Albümü dinlerken grubun gerçekten de iştahlı, tutku dolu bir yazım süreci geçirdiğini hissediyor, sanki bir anda “Into the Storm” veya “Bright Eyes” giriverecek gibi hissediyorsunuz.

Bunu sağlayan başlıca şey Hansi’nin bunca yıldır sesine çok iyi bakmış olması sonucunda o has, benzersiz BLIND GUARDIAN sound’unu ve karakterini ortaya koyabiliyor oluşu. Elbette ki bir “Nightfall” veya “Noldor”u ilk kez duyduğumuzdaki masalsı büyüleyicilikte değil, ancak o şarkılardan bu yana geçen 25 yılı çok da uzun bir süre değilmiş gibi gösteren profesyonellikte bir vokal performansı var. “Secrets of the American Gods”ın, “Violent Shadows”un nakaratı, bunlar çok değerli şeyler. 2023’e yaklaştığımız düşünüldüğünde daha da değerli şeyler.
Bunun yanında, grubun alametifarikası olan wah pedallı lead gitarları ve yırtıcı riflerle bezeli şarkılar da yapıları itibarıyla klasik BLIND GUARDIAN kimliğine çok yakın durarak albümün hem taptaze hem de nostaljik bir karaktere bürünmesini sağlıyorlar. Tazelik zaten sound’la, kapakla, kliplerle ve aralara sokulan senfonik dokunuşlarla yeterince veriliyor. Nostaljik tarafa baktığımdaysa her şarkıda cömertçe kullanılan thrashy riflerin BLIND GUARDIAN’ın speed metal ile power metal arasında dans eden kusursuz doksanlar portfolyosuna çok yakın durduğunu görüyorum. Sadece yapısal olarak değil, albümde grubun geçmişine selam çakan minik detaylar bile var.
Fark eden oldu mu bilmem ama “Blood of the Elves”in 01.50’sinde duyulan üç nota, açık şekilde “Traveller in Time”ın 01.11’deki üç notaya bir gönderme diye düşünüyorum. Bu 32 yıllık paslaşma bile grubun “The God Machine”i kendisiyle, kendi mükemmellikleriyle buluşma fırsatı olarak gördüğünün bir göstergesi.
Albümdeki şarkılara baktığımda her bir parçada övülecek bir dolu şey olduğunu görüyorum. Bence grubun uzun zamandır yazdığı en iyi şarkılardan bazıları, belki ileride konserlerin vazgeçilmezi olacak şarkılardan bazıları “The God Machine”de arzı endam ediyor. “Deliver Us from Evil”, Damnation”, “Life Beyond the Spheres” gibi ustalık kokan besteler BLIND GUARDIAN’dan başka kimsenin yapamayacağı şarkılar denizinde kendilerine yer buluyorlar. Karakteristik, özgün sound konusunda BLIND GUARDIAN gerçekten de çok başka, bambaşka bir yerde duruyor; kendini belli etmek için 1-2 nota veya tek bir vokal hecesi bile yetebiliyor.
Tüm bunları benzer şarkı örgüleriyle değil de her biri ayrıştırılır, akılda kalıcı bir dolu fikir içeren şarkılarla yapmış olmaları da “The God Machine”in uzun yıllar dinlenecek, akıllara kazınacak bir albüm olmasını sağlayan en önemli faktör. Zaten çok da kurcalamadan ortaya çıkan sonucun gayet doğal olduğu kanısına bile varmak mümkün: prime BLIND GUARDIAN ruhu, tutkulu bir Hansi Kürsch, zamanında yaptıkları mucizelerden beslenen Olbrich/Siepen ikilisi, olağanüstü güçlü bir prodüksiyon ve biraz da ekstra ilhamla “The God Machine” çok daha çaba sarf etmeden kazanan formülü çıkarmış ve cücelerin tahta kupadan bira içtiği taverna masasına çat diye vurmuş.
İşte tüm bu mutluluğumun, zamanında BLIND GUARDIAN seven ancak sonradan ilgisini yitiren arkadaşlarıma “yeni albümü dinle” deme isteği duymamım sebebi de bu. BLIND GUARDIAN burada sadece göstermelik bir köklere dönüşe imza atmak yerine köklerin zaten hiçbir zaman unutulmadığını; sadece bir süredir yeni dalların çıkmasına fırsat verdiklerini gösteriyor ve doksanlarda kendilerini zirveye çıkaran her şeyi bugün de aynı şekilde yapabileceklerini kanıtlıyor. Kapağını ilk gördüğüm andan itibaren içimde bir “ben bu albümü seveceğim” hissiyatı uyandıran “The God Machine”, beni belki de hazır olmadığım ölçüde memnun ederek benim için yılın en güzel sürprizlerinden birine dönüştü.

Pasifagresif’i bir süredir takip ediyorsanız metali ne kadar çok sevdiğim konusunda muhtemelen bir fikriniz oluşmuştur. “The God Machine” işte bu sevgi ve bağlılığın bam tellerine basan, derinlerdeki bir şeyleri tetikleyen, bu şeyi sadece müzik olarak gör(e)mememi sağlayan o kelimelerle anlatılamayan sihirli dokunuşları yapan albümlerden biri olarak dağarcığıma kazındı ve bu kadar tazecik olmasına rağmen yıllar boyunca benimle olacağını hissettiğim albümler arasına adını yazdırdı. Dinleyici, müzisyen ve müzik eleştirmeni olarak yaklaşık 20 yıldır içinde olduğum bu şeye dair ne kadar güzel şey varsa, bunları bana bir kez daha hatırlattığın, tazelediğin ve ateşin altına odun attığın için çok teşekkürler BLIND GUARDIAN. Harbiden teşekkürler.
Albüm bilgileri
- Hansi Kürsch: Vokal
- André Olbrich: Gitar
- Marcus Siepen: Gitar
- Frederik Ehmke: Davul
- Konuk:
- Barend Courbois: Bas
- Deliver Us from Evil
- Damnation
- Secrets of the American Gods
- Violent Shadows
- Life Beyond the Spheres
- Architects of Doom
- Let It Be No More
- Blood of the Elves
- Destiny

Bir yanıt yazın