Towards the dead archaic heavens: Zamanın ruhu ve bir daha tekrarlanamayacak değerler üzerine.
Bugün bana “Ölene kadar tek bir grubu dinleyeceksin, yoksa artık Kendrick Lamar, OTYKEN ve THE HU’dan başka bir şey dinlemene izin vermeyeceğiz” deseler, “Sikerler yalnız. Tamam o zaman bi saniye… Doksanlardaki IN FLAMES ulan!” der kaçarım. IN FLAMES’i içinde böylesi bir yere konumlandırmış, kalbimde tahta oturtmuş bir insanım. Yaşı grubun 2000 sonrasına yeten ve öncesindeki albümlerini sonradan dinleyen, IN FLAMES’i 2000’lerdeki o grup olarak bilen kitle için bu belki tuhaf kaçabilir, ancak “Colony”leri, “Clayman”leri çıktıkları dönemde dinlemiş, grubu sahnede “Artifacts of the Black Rain”, “Moonshield”, “Jotun” falan çalarken izleyebilmiş benim gibiler için doksanlardaki IN FLAMES çok büyüktür. ÇOK büyüktür. Yaşattıklarının eşi benzeri yoktur.
THE HALO EFFECT diye bir grup kurulduğunu gördüğümde ilk düşündüğüm şey “Hmm, neden acaba?” oldu. DARK TRANQUILLITY dolu dizgin giderken, IN FLAMES başka kafalarda da olsa yolunu bulmuşken Mikael Stanne’nin böylesi bir projede yer almasının nasıl bir gerekçesi olabilirdi ki? Eski IN FLAMES’e en çok benzeyen şey olan DIMENSION ZERO bile yıllara önce rafa kaldırılmışken “Ekibi yeniden topluyoruz” kıvamındaki bir girişimin sebebi ne olabilirdi, gerçekten merak konusuydu. Yayınlanan ilk single Mikael’in vokalleri nedeniyle doksanlardaki IN FLAMES’den ziyade modern bir DARK TRANQUILLITY ayarındaydı. Sonraki şarkılarda doksanlar IN FLAMES’inden tatlar bulsak da “Oha be işte 29384 yıldır beklediğim, özlediğim şey” gibisinden bir düşüncem, hissim olmadı.
THE HALO EFFECT’le ilgili olarak gerçekleşebilecek en sıkıntılı şey, grubun yapmacık bir IN FLAMES nostaljisi yapması olurdu. Sonuçta grupta Strömblad gibi melodik death metal tarihinin en unutulmaz melodilerini yazan adam var. IN FLAMES’in efsane kadrosundan insanların yanı sıra, doksanların başlarından itibaren İsveç sahnesinin içinde yer almasına rağmen IN FLAMES’in modern yüzünü temsil eden Niclas Engelin gibi biri de var. Dolayısıyla ortaya çıkacak şeyin sanki 2000 sonrası IN FLAMES’e tepki niteliğinde bir şey olmayacağı, “Food for the Gods”lar, “December Flower”lar, “Embody the Invisible”lar duymayacağımız da ortadaydı. Gerçi bana “Pinball Map”ler, “Bullet Ride”lar bile yeterdi ama işin içinde Stanne de olunca ve takvimler 2022’yi gösterince onları bile bulamayacağımı tahmin ediyordum.

“Days of the Lost” ile ilgili esas konu, bence grubun IN FLAMES’ten ziyade DARK TRANQUILLITY’ye benzemesi. Misal “The Most Alone”u, “Shadowminds”ı, “Gateways”i alıp “Moment”a koysanız zerre sırıtmaz. Strömblad ve beste sürecinde yer alan diğer IN FLAMES elemanlarının böylesi beklenmedik şekilde bir araya gelip DARK TRANQUILLITY’nin mevcut hâline yakın şarkılar yazma sebebini cidden anlamış değilim. Şarkılar kötü değil elbet, sıkıcı da değiller ama “Neden?” sorusunu sormadan da edemiyorum. Bir DARK TRANQUILLITY şarkısı gibi başlayan, verse kısımlarını yine DT karakteriyle kuran, klavye destekli bir DT nakaratının ardından araya giren bir Strömblad solosuyla yapılmak istenen nedir, tam anlayabilmiş değilim.
“Days of the Lost”un sıkıntılı tarafı da tam olarak bu. Başka bir şeylerin gölgesinde vücut buluyor olması. Üstelik de bu başka bir şey grubun %’80’ini oluşturan IN FLAMES’e değil, %20’sini oluşturan DARK TRANQUILLITY’ye daha yakın.
İyi taraflara baktığımda THE HALO EFFECT’in bende yarattığı etki, ağzıma bir miktar eski IN FLAMES balı çalmasından mütevellit bana “Colony”, “Clayman” açtırması oluyor. IN FLAMES’in doksanlardaki albümlerini binlerce kez dinlemiş, hatmetmiş, tamamını gitarda çalan, kısacası adım gibi bilen bir dinleyici olarak 20 yıldan uzun süre sonra yapılan bu şarkılarla eski IN FLAMES açlığımı dindirecek değilim elbet. Her şeyin yeri, zamanı var ve o günler o zamanlarda yaşandı, birtakım hayatlar değişti, birtakım hayatlarda izler bırakıldı ve bitti.
YouTube’da gördüğüm “THE HALO EFFECT albümünü dinlediğimde ağladım, tüylerimin ürpermesine engel olamadım, eski IN FLAMES geri döndü” gibi yorumların IN FLAMES’le eski IN FLAMES ortadan kalktıktan sonra tanışan insanlar tarafından yapıldığını tahmin ediyor olmam da bu sebepten. Ben 2000 yılında Akmar’a uğrayıp “Whoracle” CD’sini almış, oradan ehliyet kursuna gitmiş, akşam evde albümü dinleyip aklımı kaçırmış ve ertesi gün Akmar’a koşup “Colony”, “Lunar Strain” ve “The Jester Race” CD’sini alıp gerçek bir IN FLAMES müridi olmuştum. Böyle bir ortamda THE HALO EFFECT’ten etkilenmek de çok kolay olamıyor elbet.
Tüm bunlar içerisinde daha da enteresanı, albümdeki “en doksanlar IN FLAMES şarkı” diyebileceğim “Days of the Lost”u veya “Feel What I Believe”i dinlediğimde aklıma öncelikle doksanlar IN FLAMES’i değil, doksanlar IN FLAMES’ini THE HALO EFFECT’ten 17 yıl önce gayet iyi yansıtan NIGHTRAGE geliyor olması. Gerçekten de “Days of the Lost” ve benzeri şarkıları NIGHTRAGE ikinci albümünden beri zaten yapıyor; tek fark bu kez “sahibinin” gelmiş olması ve bu şarkıları zamanında o unutulmaz melodileri çalan parmaklardan dinliyor olmamız.
Hazır konusu açılmışken, o parmakların sahibi olan Jesper Strömblad’ın yıllardır kurtulamadığı alkol sorunu yüzünden THE HALO EFFECT’in konserlerinde de yer almıyor oluşu gerçekten can sıkıcı bir durum. Adam büyük oranda bu sebepten IN FLAMES’ten ayrıldı, DIMENSION ZERO’yla zaten bir şey yapmıyor, ardından THE RESISTANCE’la dönüp onu dağıttı, promo fotoğraflarında bile yer almadığı CYHRA diye bir grupla saçma sapan bir müzik yapıyor ve şimdi de bunca heyecanla ve böylesi bir kadroyla kurulan THE HALO EFFECT’in yeni albüm turnesinde bile yer alamıyor. Yıllar önce yazışmış, röportaj için anlaşmıştık. Günü, saati her şeyi belliydi ancak o saatte hazır olmama rağmen kendisi gelmedi. “Jesper selam, istersen başka bir tarihte yeniden ayarlayalım” mesajlarımı gördü, cevap bile vermedi. Röportaj falan tabii ki önemli değil, o iyi olsun yeter. Ama böylesi yetenekli, metal tarihinde bir şeyleri değiştirmiş bir adamın kendini göz göre göre harcıyor olması cidden üzücü. Dedim belki THE HALO EFFECT’le yeni bir sayfa açıyordur, ancak adam daha albümün ilk turnesinde bile yer almıyor. Yazık ediyorsun Jesper, harbiden yazık ediyorsun kendine. Daha kötü bir haber alacağız diye endişeleniyorum.
Yıllardır endişeleniyorum.
Hepsini ölçüp tarttığımda kafamda şu düşünce beliriyor: Biz bazen “Keşke şu grup eskiye dönse, onu o yapan şeyleri yapmaya tekrar başlasa” gibi şeyler söylüyor, bu tarz nostaljik kafalara giriyoruz. THE HALO EFFECT elbette ki doksanlardaki IN FLAMES ayağınıza geldi gibi takılmıyor ve günümüzün modern IN FLAMES’ine de nispet niteliği taşımıyor, ancak şu albümde bulunan ve IN FLAMES’in doksanlarda yaptığı şeylere en yakın duran şarkılara baktığımda bile IN FLAMES’in artık o dönemlerde yaptığı şeylere benzer şeyler yapmasının kolay olmadığını ve yanlış olacağını görüyorum. Gerçekten de her şeyin bir yeri, zamanı var ve zamanında yaratılan değerler, belki de artık yaratıl(a)madıkları, tekrarlan(a)madıkları için değerliler.

THE HALO EFFECT, bu tür besteleri gözü kapalı yazabilecek bir arkadaş grubunun hem biraz para kazanmak hem tekrar ortamlara dönmek için başlattığı hoş bir proje, ancak benim gibi kaşarlanmış melodeath dinleyicileri için sanırım bundan daha fazlası da değil. Düşünenlere, gerçekleştirenlere sonsuz saygım var -ki zaten albümde de gayet güzel şarkılar var- ama ben “Clad in Shadows”dan, “Dead God in Me”den, “Jester Script Transfigured”den, “Coerced Coexistence”tan, “Square Nothing”den devam.
Albüm bilgileri
- Mikael Stanne: Vokal
- Jesper Strömblad: Gitar, klavye (1)
- Niclas Engelin: Gitar
- Peter Iwers: Bas
- Daniel Svensson: Davul
- Konuk:
- Örjan Örnkloo: Klavye
- Erika Risinger: Keman (9)
- Johannes Bergion: Çello (9)
- Matt Heafy: Geri vokal (9)
- Jonas Slättung: Geri vokal (5)
- Shadowminds
- Days of the Lost
- The Needless End
- Conditional
- In Broken Trust
- Gateways
- A Truth Worth Lying For
- Feel What I Believe
- Last of Our Kind
- The Most Alone

Bir yanıt yazın