Gerçek olan her şey ölümsüzdür.
Oğuz Sel
Yıl: 1995. Yer: Hakkâri/Yüksekova.
Ben: İyi günler abi, Cartel’in kaseti var mı?
Kasetçi 1: Yok kardeş.
Ben: İyi günler abi, Cartel’in kaseti var mı?
Kasetçi 2: İki üç tane gelmişti, hepsini sattım, şimdi yok.
Ben: İyi günler abi, Cartel’in kaseti var mı?
Kasetçi 3: Grup Kardelen mi, var var.
Ben: Yok Kardelen değil, Cartel.
Hangi gündü, okuldan önce miydi, sonra mıydı, inanın hatırlamıyorum. TRT’nin kadim programı “Gezelim Görelim” misali, babamın görevi nedeniyle bir o şehre bir bu şehre gittiğimiz için o zamanki son durağımız olan Yüksekova’da en büyük eğlencelerimden biri, televizyondaki müzik programlarını takip etmekti. İki senedir bulunduğumuz bu memlekette Deniz Arcak’ın “Vurur” klibini izleyip gereksiz bir hüzne de bu şekilde boğulmuştum, Mirkelam’ın “Her Gece” klibini de bu yolla görmüş, sonra kasetçiye “koşup” Mirkelam’ın ilk kasetini satın almıştım. Aslına bakarsanız yazının girişindeki diyalogların yaşanma nedeni biraz da buydu. Çünkü daha önce Kenan Doğulu’nun ilk albümünü de Barış Manço’nun “Müsaadenizle Çocuklar” albümünü de (kaset olarak tabii) bu kasetçi abilerden almıştım. Televizyonda karşıma çıkıp beni daha 13 yaşındayken bir savaş makinesine çeviren Cartel adlı bu ne idiği belirsiz gençler topluluğunun da bir kaseti olabileceğini düşünüp kasetçilerin yolunu tutmuştum ama aktardığım üzere elim boş dönmüştüm. Hatta bu vesileyle Grup Kardelen diye bir müzik topluluğu olduğunu da öğrenmiştim. Birkaç ay sonra döneceğim Mersin ve sonra Adana’da Cartel tişörtleri ve hoodie’leriyle sokaklarda fink atacak bir Cartel manyağına dönüşeceğimden; ezberlediğim Cartel şarkılarıyla okulda, sokakta, evde rap yapacağımdan habersizdim tabii. Cartel’e dair yığınla anım var ama bu defa anı yerine grubun nasıl ortaya çıktığından ve albümdeki şarkılardan biraz bahsedeceğim. Kimdi bu sert çocuklar, neden öfkelilerdi, bu kadar ilgi çekici şarkıları nasıl yaptılar?

Aralarında amcamın da bulunduğu yüz binlerce insan, 1961’de Türkiye ile Federal Almanya arasında imzalanan Türkiye-Almanya İş Gücü Antlaşması neticesinde Almanya’nın Berlin, Frankfurt, Hamburg, Köln gibi kentlerine, işçi olarak gitti. İkinci Dünya Savaşı sonrasında özellikle zorlu işlerde çalıştıracak işçi bulamayan Almanya’ya işçi gönderen sadece Türkiye değildi ama en zorlu koşullarda çalışıp barınan (barınmaya çalışan) şüphesiz Türklerdi. Bunu mübalağa olsun diye veya bir başka amaçla yazmıyorum, zira değil 1960’larda, 1980’li yıllarda bile Türklerin çalışma koşulları berbat durumdaydı. Bunun böyle olduğunu, kanıtlarıyla ortaya koyansa o dönemin başarılı araştırmacı gazetecilerinden Günter Wallraff’tan başkası değildi. Bir Türk kılığına girip adını da Levent Ali Sinirlioğlu olarak değiştiren gazeteci, Almanya’daki Türk işçilerle birlikte çalışmaya başladı. Türk işçilerin yaşadığı sömürüyü, ne denli tehlikeli işlerde güvensiz şekilde çalıştıklarını ve aldıkları düşük ücreti ortaya çıkardı. Wallraff’ın “En Alttakiler” kitabı, Türklerin çalışma koşullarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Türkiye’nin işçi göndermesinin en temel nedeni, giden Türklerin orada yeni bir medeniyet görüp ülkelerine kültürlü ve Alman çalışma disiplinini kazanarak dönmeleriydi. Elbette oradayken ülkeye gönderecekleri dövizler de Türkiye’ye ekstra bir getiri sağlayacaktı. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve İkinci Dünya Savaşı’nın kabaca 15 yıl sonrasında Almanya’ya, ortalama iki yıllığına diye giden “misafir” Türk işçileri, Alman siyasiler, antlaşma gereği Türkiye’ye göndermek istediler. Fakat işçilere alışan, onlara dil öğreten, iş öğreten işverenler, onları göndermek istemediler. Durumu işçilerle konuşan işverenler, bekledikleri gibi Türk işçileri Almanya’da kalmaya ikna ettiler. Başlarda uzun süre boyunca Almanya’da yaşayacağını düşünmeyen ve memleket hasretiyle yanıp tutuşan işçiler, yaşayabilecekleri kadar parayı yanlarında tutup geri kalanını ailesine, akrabalarına gönderdiler, hasret dolu mektuplarıyla birlikte… Aile ve çocuk hasretiyle başa çıkamayan işçiler, ailelerini Almanya’ya getirmeye, henüz bekâr olanlar ise Almanya’da evlenip çocuk sahibi olmaya başladılar.
Belki işçi, belki çiftçi çocuğu olan Almanya’daki Türk işçilerin çocukları, anne-babalarıyla aynı kaderi yaşamadı ve doğrudan Alman okullarında iyi sayılabilecek bir eğitim aldılar. Ancak bu durum, Almanya doğumlu çocukların, kimlik krizi yaşamalarına neden oldu. Evde Türkçe konuşan, sokakta arkadaşlarıyla Almanca konuşan, sosyokültürel olarak Alman ama özünde Türk olan bu çocuklar, Alman mı, Türk mü oldukları noktasında zaman zaman bocaladılar. Günler günleri kovaladı ve Türkiye’de 12 Eylül darbesi gerçekleşti. “Sakıncalı” sanatçıların, haklarında çıkarılan tutuklama kararından kurtulmak için sığınacakları ilk liman, Almanya oldu. Hem sağ (Ozan Arif) hem sol cenahtan (Cem Karaca) gelen sanatçılar, ideolojilerini de müziklerini de Almanya’ya taşıdılar. Almanya’da yaşayan ve kimlik krizi yaşayan ikinci kuşak Türk gençlerinden bazılarına bu durum, ileride üretecekleri eserlerde önemli ilhamlar verecekti.
Almanya’da yaşayan Türkler için hayat, her ne kadar Günter Wallraff’ın ortaya çıkardıklarından sonra maddi ve sosyokültürel açıdan iyileşmiş olsa da hiçbir zaman mükemmel hâle gelmedi. Kültürel olarak kendi içlerinde yaşayıp giden ve çoğunlukla getto olarak nitelendirilebilecek yerlerde ikâmet eden Türklere, 1970’li yılların sonlarından itibaren ırkçı Neo-Naziler saldırmaya başladılar. 1979’da Hamburg’da Ramazan Avcı’nın katledilmesiyle başlayan ırkçı saldırıların arkası kesilmedi. 1988’de Bavyera kasabası Schwandorf’ta üç Türk ve bir Alman vatandaşının, yapılan kundaklama neticesinde evde hayatlarını kaybetmelerini 1992’de Schleswig Holstein eyaletine bağlı Mölln kasabasındaki kundaklama takip etti. Bu ev kundaklamasında üç Türk daha hayata gözlerini yumdu. Çok değil, bir yıl sonraysa hatırlandıkça iç burkan bir başka kundaklama olayı gerçekleşecekti. Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Solingen kasabasında bir eve yapılan kundaklama sonrasında üçü çocuk toplam beş Türk katledildi.
Yaşanan bu travmatik olaylar, ikinci kuşak Türk gençlerini derinden etkiledi. Kendini Türk olarak tanımlayan gençler, 1980’lerden itibaren kendilerini ya çeşitli sportif faaliyetlere ya da sanata adadı ve sorunlarını bu yollarla ifade ettiler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD askerlerinin ilk geldiği ve gelirken kültürlerini de getirdikleri Nürnberg; soul ve funk gibi müzik türlerinin ülkeye yayılmaya başladığı kent oldu. 1980’lerde ise hip hop kültürü de Almanya’ya bomba gibi düştü. Ancak Almanlardan ziyade ikinci kuşak Türkler bu kültürü benimsediler; bu kültürü ortaya çıkaran, horlanan ve azınlık konumundaki ABD’li siyahiler gibi. Sokakları grafitilerle donatıp breakdance yapan ve kendilerince rap müzik eserleri üreten Türk gençleri, ilk etapta İngilizce sözlerle müzik üretseler de konumuz olan Cartel’i oluşturan önemli isimlerden Alper Ağa’nın ilk projesi King Size Terror, Nürnberg’de faaliyet göstermeye başladı. Farklı etnik kimliklere sahip grup üyelerine kucak açan King Size Terror, aynı zamanda bir rap grubu olup ilk Türkçe sözlü rap müzik parçasını üreten ekip olmayı da başardı. Evet, aklınıza Gökhan Semiz’in başı çektiği Grup Vitamin’in ürettiği birbirinden absürt ve eğlenceli rap parçaları gelebilir. Hatta Parla Şenol’un “Dam Üstünde Saksağan” adlı ilginç yapıtını da rap eseri şeklinde değerlendirebilirsiniz. Ama bugün anladığımız anlamda ilk Türkçe rap parçası, King Size Terror’ın 1991’de yayımladığı “Bir Yabancının Hayatı” adlı eserin 1.52’den itibaren başlayan kısmıdır.
King Size Terror, Cartel’i oluşturan üç gruptan biri olan Karakan’ın da doğuşuna vesile oldu. 14-15 yaşlarında farklı müzik türleriyle tanışan ama bir yandan da Türk müzik eserlerinden kopmayan Kâbus Kerim, çeşitli mekânlarda başladığı DJ’lik kariyerini, Alper Ağa ile tanışmasının ardından King Size Terror altında sürdürdü. 1991’de yayımlanan ilk Türkçe rap parçası olan ve ileride “Defol Dazlak” parçasına dönüşecek olan “Bir Yabancının Hayatı” şarkısı sonrasında Türkçe rap alanında daha fazla şarkı yapmaya başlayan ve artık Karakan’a dönüşen oluşum, “Defol Dazlak” kayıtlarını kendi olanaklarıyla yayımladı. Tabii aklınıza bir plak şirketiyle anlaşma gibi bir şey gelmesin. Grup, hazırladıkları CD’leri, alışveriş yaptıkları marketlere bıraktılar. Markete ekmek, peynir almaya gelen vatandaşlar da ilgilerini çekerse bu CD’yi satın aldılar. Hem bu CD’nin etkisi hem de katıldıkları ve farklı Türk rap gruplarıyla tanışmalarını sağlayan yerel hip hop jam’lerdeki iyi performansları sayesinde Karakan’a, Karakan adıyla albüm yapma teklifi geldi. Ellerinde çok sayıda parça olmadığı için teklifi getiren şirkete, “Başka Türk rap gruplarıyla iş birliği yaparak albümü hazırlayabilir miyiz? diye soran Karakan, şirketten olumlu yanıt alınca daha önce tanıştığı altı farklı rap grubuyla iletişime geçti ve nihai noktada Erci E ve Cinai Şebeke ile birlikte albüm yapmaya karar verdi. Temel hedefleri Almanya’daki sorunlarını dile getirmek ve kendilerini ifade etmek olan rap gruplarının arasında çok ciddi bir sinerji oluştu. Ayrıca Solingen’de yaşanan ırkçı saldırı, ortaya çıkan yeni grubun enerjisini de yer yer kızgınlığını da besledi. Albümü, Türkiye’deki müzikseverler için değil de Almanya’daki gençler dinlesin diye hazırlayan ve adı Cartel olarak belirlenen grubun niyeti, yıldız olmak veya çok para kazanmak değildi. Öyle ki Kâbus Kerim’in sözlerine göre albüm kapağında hiçbir grup üyesinin bulunmaması, kapağın Türk bayrağını andırır şekilde tasarlanması, grubun logosunda ay bulunması ve Cartel logosunun çevresinde Türk motiflerinin yer alması, yapımın bir Türk albümü olduğunu vurgulaması ve dikkat çekici hâle gelmesi adına yapılmış. Albümün pek satacağını düşünmeyen ve “önemli olan yapabilmek” diye düşünen Cartel, Almanya’da küçük bir etki yaratsa da asıl patlamasını Türkiye’de yaptı.

Klip çekimlerini 1994’ün sonlarında yapıp stüdyo çalışmalarını 1995 nisan ayında başlatan Cartel, grubu temsil eden ve her bir grup üyesinin en az bir kere mikrofon gerisinde bulunarak seslendirdiği “Cartel” parçasıyla küçük büyük herkesin ilgisini çekti. Şarkının özelliği, yazının başlarında bahsettiğim sağ cenahın, 1980 darbesi sonrasında Almanya’ya gitmek zorunda kalan önemli sanatçılarından Ozan Arif’in, Turgut Özal’ın kızı Zeynep Özal’la evlenen davulcu Asım Ekren’i eleştirdiği “Nereden Aldın Bu Parayı” adlı parçanın sample’ları üzerine inşa edilmesi ve akılda kalıcı nakaratla donatılmasıydı. Cartel’i oluşturan grup ve sanatçıları tanıtma parçası da olan eser, “Cartel” albümünün içerdiği diğer parçaların nasıl olacağına dair fikir de veriyordu.
1995 yılından bu yana hâlâ sıkılmadan dinlediğim albümde beş adet Karakan parçası, üçer adet Erci E ve Cinai Şebeke parçası bulunuyor. Projeye en hazırlıklı olan ve albüme dâhil ettikleri parçaları bir süredir farklı sample’lar ve altyapılarla farklı mecralarda söyleyen Karakan, albümün yıldızı konumunda. Albümün ortak parçasından sonra başlayan “Çek Bir Fırt”, Karakan’ın gölge karakteri Ahmet Ölmez İşçitürk’ün sample bulma, altyapıya yedirme ve yaratıcı işler çıkarma konusundaki uzmanlığının -diğer Karakan parçalarında olduğu gibi- bir göstergesi. Önceleri Karakan’ın kadrolu üyesi de olan ve artık Almanya’da stand-up’çılık yapan İşçitürk, altyapısını hazırladığı eserlerde yalnızca 1970’ler ve 1980’ler Türk müziğine hâkim olduğunu ispatlamıyor aynı zamanda Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın başı çektiği Devekuşu Kabare’nin tiyatro eserlerini de ne derece bildiğini neredeyse her Karakan şarkısında gösteriyor. “Çek Bir Fırt”ta, Devekuşu Kabare’nin “Reklamlar” adlı tiyatro oyununda, Selim Naşit’in konuşma kesitini kullanan İşçitürk, “Araba Yok”ta ise “Deliler” adlı oyunun en komik bölümlerinden biri olan “Galaksi Taksi”nin unutulmaz repliklerini şarkıya yediriyor. Olabilecek en akıllıca Doğu-Batı sentezini bu yolla gerçekleştiren Karakan, “Barış Manço Changed My Life” tişörtüyle televizyon programlarına katılacak kadar Barış Manço hayranı olan Kâbus Kerim’in de katkılarıyla hemen her parçalarında birer Manço eserinden sample kullanıyor. “Çek Bir Fırt”ın başlarındaki org sesleri, Manço’nun “Yeni Bir Gün” parçasından; ilk yarısı erotik diğer yarısı didaktik “Evdeki Ses” ise “Lambaya Püf De” şarkısından alınma. Karakan’ın içeriğiyle de genel dokusuyla da en karanlık eserlerinden biri olan “Kan Kardeşler”deki meşhur kasvet yumağı org sesi ise Esin Afşar ve Kurtalan Ekspres’in “Güneşe Giden Gemi” parçasından geliyor. Karakan’ın elinden çıkan her bir şarkının dikkatlice yazılmış, akılda kalıcı ve farklı temaları temsil eden, yer yer tebessüm ettiren, yer yer can sıkan sözleri bulunuyor. Yazının sonsuza doğru uzamaması adına şarkılara uzun uzun değinmeyeceğim ama bugün itibarıyla her Karakan şarkısını, sözlerine eşlik edecek kadar ezbere bildiğimi söyleyeyim.
İki eleştirel bir de eğlence odaklı üç parçayla “Cartel” albümüne katkıda bulunan Erci E, tek tabanca takılan bir rapper olarak öne çıkıyor. Sample ve altyapı zenginliği bakımından Karakan’a göre daha zayıf olsa da parçalarının içine yerleştirdiği İngilizce bölümlerle mesajını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefleyen Erci E, yerel enstrümanları da parçalarına katmaktan çekinmiyor. Daha önce bahsettiğim, ikinci kuşak Türk gençlerinin yaşadığı kimlik bunalımına “Türksün” ile mercek tutan sanatçı, bugün daha bir aptal kutusuna dönüşen televizyonu da “Televizyon” parçasıyla ele alıyor. “Party” ise teknik açıdan da içerik bakımından da yeterli bulmadığım bir eser maalesef.
“Cartel” albümünün en atarlı üyesi olan ve bunu adıyla da gösteren Cinai Şebeke, yapıma, yaklaşık 8 dakikalık “Yetmedi mi?” ve “Der Weg Den Du Gehst” adlı Barış Manço sample’lı parçalarla dâhil oluyor. Ancak grubun en sert ve tavizsiz hâli, şüphesiz “Posse Attack” parçasında ortaya çıkıyor. “Cartel” parçasında olduğu gibi tüm grup üyelerinin en az bir defa kendi meşreplerince flow’a katıldıkları parça, albümde, “Hani Bana Para” ile birlikte zurna sesi duyduğumuz ikinci şarkı olma özelliği taşıyor. Ayrıca şarkının girişindeki gerilimli yaylı bölümünün, albümün çıktığı dönemde ana haber bültenlerinde, terör saldırıları aktarılırken de kullanılmışlığı var. Cinai Şebeke, görece kalabalık kadrosuna rağmen şarkılarında tüm üyelere daima yer vermiyor. Mesela albümü kapatan uzun isimli Almanca parça, sadece Olcay lakaplı Alman grup üyesi tarafından seslendirilirken zaman zaman mantıksız ve ciddi olayım derken komikleşen sözler içeren “Yetmedi mi”de Olcay da Kübalı Babalu da bulunmuyor.
Bir rap gurusu olmadığım için “Cartel”deki tüm şarkıların altyapılarının kalitesi, sözlerin müzikle ve gidişatla uyumu gibi konularda derinlemesine ahkâm kesmem mümkün değil ama albümün inanılmaz bir başarı elde ettiğini belirtmeden geçmek istemem. Wiki sayfalarından görebileceğiniz albüm satış sayılarını, grubun kazandığı ödülleri, verdikleri stadyum konserini, MTV’ye çıkmalarını filan anlatmayacağım. Ama şunu eklemeliyim. “Cartel” albümü Türkiye’deki dinleyiciler için tam bir gurur vesilesiydi. Yaşı ileri olan ve rap müzikle ilk defa tanışanlar, “Çocuklar özlerini unutmamışlar, sazlı sözlü çağdaş müzik yapmışlar, ne güzel.” derken Almanya’daki Türkler de “Bizim yerimize konuştunuz, dertlerimizi dile getirdiniz.” dediler.

Zamanında dinlemekten kaset bantlarını eskittiğim/ezdiğim için toplam üç defa kasetini aldığım (o zamanlar Discman’im yoktu) “Cartel” Türk müzik tarihinin en nadide örneklerinden biri. Türkçe sözlü rap’i ilk defa bu kadar geniş kitlelere tanıtan, türle alakalı olan olmayan herkesin diline “Cartel, bir numara, en büyük! Cehennemden çıkan çılgın Türk!” sözlerini dolayan, eskiden bu yana var olan “Alamancı” yaklaşımını kıran ve Almanya’daki insanların da ciddi sorunlarının olduğunu haykıran bu samimi, “gerçek” ve “ölümsüz” albümü, türler üstü bir eserler bütünü değerlendiriyorum. Kâbus Kerim’in de dediği gibi “Gerçek olan her şey ölümsüzdür.”
Albüm bilgileri
- KARAKAN
- Kerim Yüzer (Kâbus Kerim)
- Alpertunga Köksal (Alper Ağa)
- ERCİ E
- Erci Ergün (Erci E)
- CİNAİ ŞEBEKE (DA CRIME POSSE)
- M. Ali Aksoy (M. Ali)
- Abdurrahman İnce (Çelik Bilek Apo/İnceefe)
- Miguel Perelló (Babalu)
- Ole Peter Jeß (Olcay)
- Cartel (CARTEL)
- Çek Bir Fırt (KARAKAN)
- Party (ERCİ E)
- Hani Bana Para (KARAKAN)
- Yetmedi mi? (CİNAİ ŞEBEKE)
- Evdeki Ses (KARAKAN)
- Türksün (ERCİ E)
- Araba Yok (KARAKAN)
- Posse Attack (CİNAİ ŞEBEKE)
- Kan Kardeşler (KARAKAN)
- Televizyon (ERCİ E)
- Der Weg Den Du Gehst (CİNAİ ŞEBEKE)

Bir yanıt yazın